Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Yargıtay

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Yargıtay haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yargıtay haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yargıtay Başkanı Kerkez: Teknoloji insanın yerinde değil, yanında olmalı Haber

Yargıtay Başkanı Kerkez: Teknoloji insanın yerinde değil, yanında olmalı

Yargıtay Başkanlığı’nda düzenlenen Adli Yıl Açılış Töreni’ne Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, bakanlar, siyasi parti temsilcileri, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve Yargıtay üyeleri katıldı. Törende konuşan Ömer Kerkez, güçlü bir devletin temel unsurlarından birinin vatandaşların adalete duyduğu güven olduğunu söyledi. Hakimlerin karar verirken herhangi bir baskı veya beklentiden uzak hareket etmesi gerektiğini belirten Kerkez, özellikle sosyal medya etkisinin yargı kararlarına yansımaması gerektiğine dikkat çekti. “Geciken adalet, adalet değildir” Yargılamaların yalnızca hukuki veya matematiksel bir işlem olarak değerlendirilemeyeceğini ifade eden Kerkez, her dosyanın arkasında gerçek insanların ve hayatların bulunduğunu söyledi. Kerkez, yargının temel görevinin yalnızca hızlı karar vermek olmadığını belirterek, “Yargının görevi hızlı karar vermekten ziyade zamanında karar vermektir” değerlendirmesinde bulundu. Hakimlerin doğru, gerekçeli, anlaşılır ve makul sürede karar vermesinin yanı sıra adil bir sonuca ulaşmasının önemini vurgulayan Kerkez, uyuşmazlıkların mahkemeye taşınmadan çözülmesi için arabuluculuk ve uzlaştırma mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Tarafların kendi iradeleriyle ulaştıkları adil çözümlerin toplumsal barışa da katkı sağlayabileceğini belirten Kerkez, insanların birbirini anlamasının ön yargıları azaltacağını ve çatışmaların önüne geçebileceğini ifade etti. Yapay zekâ yargının araştırma imkanlarını artırabilir Bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişimin yargı sistemini de etkilediğini belirten Kerkez, Türkiye’nin UYAP başta olmak üzere dijital adalet uygulamalarında önemli bir altyapıya sahip olduğunu söyledi. Elektronik dosya sistemleri, dijital mevzuat ve içtihat veri tabanları, elektronik tebligat, e-Duruşma ve SEGBİS gibi uygulamaların yargının çalışma yöntemlerini önemli ölçüde değiştirdiğini belirten Kerkez, teknolojinin amacının yargıyı kendisine bağımlı hale getirmek değil, adalet hizmetlerinin daha etkin yürütülmesini sağlamak olması gerektiğini kaydetti. Yapay zekânın milyonlarca yargı kararını kısa sürede analiz edebileceğini belirten Kerkez, bu teknolojinin benzer içtihatların bulunması, dosyaların sınıflandırılması, tekrarlanan işlemlerin azaltılması ve hakim, savcı ile avukatların araştırma süreçlerinin geliştirilmesinde kullanılabileceğini söyledi. “Teknoloji insanın yerinde değil, yanında olmalı” Yapay zekâ sistemlerinin kullanımıyla birlikte yeni hukuki soruların da ortaya çıktığına dikkat çeken Kerkez, bu sistemlerin hangi verilerle çalıştığının bilinmesi gerektiğini ifade etti. Sistemlerin şeffaf ve denetlenebilir olması, kişisel verilerin korunması ve temel hakların güvence altında tutulmasının zorunlu olduğunu belirten Yargıtay Başkanı Kerkez, teknolojinin insan unsurunun yerini almaması gerektiğini vurguladı. Kerkez, “Teknoloji hızlı olabilir ama sağduyu gösteremez. Veri sunabilir ama sorumluluk üstlenemez. Benzer kararları bulabilir ama vicdani kanaat oluşturamaz” ifadelerini kullandı. “Kanunların herkese eşit uygulanması önemli” Konuşmasında hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik konularına da değinen Kerkez, yalnızca iyi kanunlar çıkarmanın yeterli olmadığını, bu kuralların benzer olaylarda istikrarlı ve eşit biçimde uygulanmasının da büyük önem taşıdığını söyledi. Hukuk kurallarının açık ve belirli olmasının yanı sıra uygulamada da tutarlılığın sağlanması gerektiğini belirten Kerkez, vatandaşların güven duyduğu, etkin ve güçlü bir adalet sisteminin oluşturulmasının temel hedef olması gerektiğini ifade etti. Yargıtay Başkanı, teknoloji kullanımından yargılamaların süresine, adalete erişimden kanunların uygulanmasına kadar tüm başlıkların ortak amacının daha güçlü, etkin ve güven veren bir adalet sistemi oluşturmak olduğunu vurguladı.

Cevdet Yılmaz: Türkiye Yüzyılı’nı adaletin yüzyılı yapacağız Haber

Cevdet Yılmaz: Türkiye Yüzyılı’nı adaletin yüzyılı yapacağız

Yargıtay Başkanlığı’nda düzenlenen törende konuşan Yılmaz, güçlü bir devlet yapısının temel unsurlarından birinin adalet olduğunu ifade etti. Kanunların herkes için eşit uygulanmasının, güçlünün hukukla sınırlandırılmasının ve vatandaşların haklarının güvence altına alınmasının devlete duyulan güven açısından önem taşıdığını söyledi. “Yargıyı vesayetçi yapılardan arındırdık” 2002 yılından bu yana gerçekleştirilen reformlara değinen Yılmaz, hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve adalete erişimin kolaylaştırılması amacıyla çeşitli düzenlemelerin hayata geçirildiğini belirtti. Askeri yargının kaldırılması, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının getirilmesi ve Kamu Denetçiliği Kurumu’nun oluşturulması gibi adımları hatırlatan Yılmaz, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü kaydetti. Yılmaz ayrıca uyuşturucu kullanımının farklı suç türleriyle bağlantısına dikkat çekerek, bağımlılıkla etkin mücadelenin hem hukuk hem de infaz sisteminin üzerindeki yükü azaltabileceğini söyledi. Yeni yargı paketlerine dikkat çekti Türkiye Yüzyılı Yargı Reformu Stratejisi kapsamında adalet sisteminin daha hızlı ve öngörülebilir hale getirilmesini hedeflediklerini belirten Yılmaz, 11’inci ve 12’nci Yargı Paketleriyle çeşitli düzenlemelerin hayata geçirildiğini aktardı. Duruşmalar arasındaki sürenin zorunlu durumlar dışında üç ayla sınırlandırıldığını belirten Yılmaz, istinaf aşamasında da hedef süre uygulamasının devreye alındığını söyledi. Uzun süren soruşturma ve davaların nedenlerinin tespit edilmesi amacıyla yeni mekanizmalar oluşturulduğunu ifade eden Yılmaz, vatandaşların gecikmelere ilişkin başvurularını iletebilmesi için “Alo Adalet 135” sisteminin hizmete alınacağını açıkladı. Hakim ve savcı sayısı 26 bin 667’ye yükseldi Yılmaz, 2002 yılında yaklaşık 9 bin 349 olan hakim ve savcı sayısının 26 bin 667’ye çıkarıldığını, toplam adalet personeli sayısının ise 61 binden 208 binin üzerine yükseldiğini bildirdi. Yargı hizmetlerinde dijitalleşmenin de sürdüğünü belirten Yılmaz; UYAP'ın geliştirilmesi, e-Duruşma uygulamasının yaygınlaştırılması, e-Avukat sisteminin etkinleştirilmesi ve bazı adli işlemlerde yapay zeka destekli uygulamaların kullanılmaya başlanacağını ifade etti. “Terör prangasını ülkemizin gündeminden çıkarıyoruz” Konuşmasında terörle mücadele sürecine de değinen Yılmaz, terörün Türkiye’ye uzun yıllar boyunca ekonomik ve toplumsal maliyet yüklediğini söyledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu “Terörsüz Türkiye” vizyonuna vurgu yapan Yılmaz, terör sorununun kalıcı şekilde ülke gündeminden çıkarılmasının hedeflendiğini belirtti. Bu süreçte şehitlerin hatırasına ve gazilerin hukukuna dikkat edilmesi, devletin temel niteliklerinin korunması ve tüm adımların hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde atılması gerektiğini ifade etti. Suriye mesajı Yılmaz, bölgesel gelişmelere ilişkin değerlendirmesinde ise Suriye’deki gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirterek, ülkenin toprak bütünlüğünü koruyan ve tüm kesimleri kapsayan bir yönetim anlayışından yana olduklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye’nin hem ülke içinde hem de bölgede barış, istikrar ve toplumsal bütünlüğü güçlendirmeye yönelik çalışmalarını sürdüreceğini belirterek, daha adaletli bir dünya için mücadele etmeye devam edeceklerini ifade etti.

Adalet Bakanlığı, konkordato başvurularında mahkeme veznesine yatırılacak gider avansına ilişkin yeni tarifeyi yayınladı. Haber

Adalet Bakanlığı, konkordato başvurularında mahkeme veznesine yatırılacak gider avansına ilişkin yeni tarifeyi yayınladı.

Adalet Bakanlığınca hazırlanan Konkordato Gider Avansı Tarifesi, bugünkü Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeyle, konkordato talebinde bulunanların başvuru sırasında mahkeme veznesine yatırması gereken gider avansının kapsamı ve asgari tutarları yeniden düzenlendi. Tarifeye göre konkordato gider avansı; tebligat ve posta giderlerinin yanı sıra bilirkişi ve konkordato komiseri ücretleri, ilan bedelleri, iflas giderleri ile dosyanın istinaf ve Yargıtay aşamalarındaki gidiş-dönüş giderlerini kapsayacak. İFLASA TABİ BORÇLULAR İÇİN 68 BİN 900 LİRA Başvuru sırasında, bildirilen alacaklı sayısının üç katı tutarında tebligat gideri ödenecek. Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanacak yedi ilan için asgari 2 bin 600 lira, Basın İlan Kurumu’nun resmi ilan portalındaki 7 ilan için ise ilgili tarifedeki asgari tutar esas alınacak. Ayrıca 50 adet iadeli taahhütlü posta ücreti ile bir bilirkişi için belirlenen asgari ücretin üç katı tutarında ödeme yapılacak. Konkordato komiseri için geçici mühlet süresini kapsayacak şekilde beş aylık ücret, aylık asgari 3 bin 380 lira üzerinden hesaplanacak. Diğer iş ve işlemler için de 1.690 lira gider avansı ödenecek. İflasa tabi borçlular açısından bunlara ek olarak 68 bin 900 lira iflas gideri yatırılması gerekecek. İflasa tabi olmayan borçlular yönünden ise mahkeme, belirlenen gider avansında indirim yapılmasına karar verebilecek. KULLANILMAYAN TUTAR İADE EDİLECEK Yargılama sonunda gider avansının kullanılmayan kısmı, hükmün kesinleşmesinin ardından talep edene iade edilecek. Hesap numarası bildirilmişse ödeme elektronik ortamda yapılacak; hesap numarası bildirilmemişse tutar PTT aracılığıyla adreste ödemeli olarak gönderilecek. Yargılama sırasında yatırılan avansın yetersiz olduğunun anlaşılması halinde eksik miktar, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 120’nci maddesi uyarınca tamamlatılacak. Yeni tarife, 15 Mart 2018’den sonra yapılan konkordato taleplerinde uygulanacak.

9 yaşındaki Gina’nın ölümüyle ilgili dava yeniden başladı: Yargıtay kararı sonrası kritik duruşma Haber

9 yaşındaki Gina’nın ölümüyle ilgili dava yeniden başladı: Yargıtay kararı sonrası kritik duruşma

Küçük Gina’nın ölümüyle ilgili dava yeniden görüldü Kilis’te büyük yankı uyandıran Gina Mercimek cinayeti davası, Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden mahkeme gündemine geldi. 9 yaşındaki Gina Mercimek, 4 Nisan 2023 tarihinde okuldan çıktıktan sonra evine dönmemiş, ailesinin yaptığı aramalar sonuç vermeyince durum polise bildirilmişti. Arama çalışmalarının genişletilmesi üzerine ekipler, küçük kızın cansız bedenini mahallede bulunan bir su kuyusunda bulmuştu. Yapılan incelemelerde Gina’nın boynuna briket bağlanarak kuyuya atıldığı ve cinsel istismara maruz kaldıktan sonra öldürüldüğü belirlenmişti. Cansız bedeni su kuyusunda bulunmuştu Polis ekiplerinin yaptığı çalışmalarda, Gina’nın kaybolduğu bölgedeki bazı kişiler mercek altına alınmıştı. Küçük kızın yakınlarının şüpheleri üzerine inceleme yapılan evlerden birinin bahçesindeki su kuyusunda arama gerçekleştirilmiş ve Gina’nın cansız bedenine ulaşılmıştı. Olayın ardından ev sahibi Hüseyin Boğuç ile arkadaşı Azittin Altınöz gözaltına alınarak tutuklanmıştı. Sanıklar hakkında “canavarca hisle insan öldürme”, “çocuğun cinsel istismarı” ve “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. Yargıtay kararı sonrası süreç yeniden başladı Yerel mahkeme tarafından yapılan ilk yargılamada sanıklardan Hüseyin Boğuç hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş, Azittin Altınöz ise beraat etmişti. Ancak Gina Mercimek’in ailesinin karara itiraz etmesi üzerine dosya Yargıtay’a taşındı. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi, yaptığı inceleme sonucunda yerel mahkemenin kararını bozdu. Yüksek mahkeme, beraat eden sanığın da cezalandırılması gerektiği yönünde değerlendirme yaparken, diğer sanık hakkında verilecek cezanın da en üst hadden uygulanması gerektiğine hükmetti. Bu kararın ardından dava yeniden görülmeye başlandı. İki sanığın tutukluluk hali devam edecek Kilis 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen yeniden yargılama duruşmasına sanıklar, cezaevlerinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı. Duruşmada Gina Mercimek’in ailesi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatları ve taraf avukatları hazır bulundu. Sanık Hüseyin Boğuç, önceki savunmalarını tekrar ederek suçlamaları kabul etmedi ve beraatini talep etti. Diğer sanık Azittin Altınöz de suçsuz olduğunu öne sürerek tahliye istedi. Mahkeme heyeti, her iki sanığın da tutukluluk halinin devamına karar verdi ve duruşmayı ileri bir tarihe erteledi. Aile avukatından açıklama: Hukuk mücadelemiz sürecek Duruşmanın ardından Gina Mercimek’in ailesinin avukatı Sümeyye Gökçe açıklamalarda bulundu. Gökçe, yerel mahkemenin kararına karşı hukuki mücadele başlattıklarını belirterek, Yargıtay’ın bozma kararının önemli olduğunu ifade etti. Gökçe, “Yerel mahkeme kararına itiraz ettik. Yapılan itirazlar sonucunda Yargıtay, beraat eden sanığın da cezalandırılması ve diğer sanığa verilecek cezanın en üst hadden uygulanması gerektiğine hükmetti” dedi. Yeniden başlayan yargılama kapsamında her iki sanık hakkında da tutuklama kararının sürdüğünü belirten Gökçe, davanın bir sonraki duruşmasının 2 Ekim tarihinde görüleceğini açıkladı.

Yargıtay'dan Emsal Karar: Hayalini Kurduğu Ev Başkasına Satılan Tüketicinin Hakkı Korundu Haber

Yargıtay'dan Emsal Karar: Hayalini Kurduğu Ev Başkasına Satılan Tüketicinin Hakkı Korundu

Hayalini Kurduğu Ev Başkasına Satıldı Yıllarca çalışarak kendi evine sahip olmayı hedefleyen bir tüketici, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında yapılan bir binadan daire satın aldı. Yüklenici firma ile yapılan anlaşma sonucunda evine kavuşan vatandaş, yeni dairesine taşındı. Elektrik, su ve doğalgaz aboneliklerini üzerine alan tüketici, evinde yaşamaya başladı. Ancak bir süre sonra büyük bir şok yaşadı. Oturduğu dairenin aynı anda başka bir kişiye satıldığını öğrenen vatandaş, tapu işlemlerinin tamamlanması için yüklenici firmadan talepte bulundu. Ancak yüklenici şirketin tapu devrini sürekli ertelediğini belirten tüketici, hakkını aramak için mahkemeye başvurdu. Daire İkinci Kez Satıldı İddiası Mağdur tüketici, 1. Tüketici Mahkemesi'ne açtığı davada, satın aldığı dairenin yüklenici firma ile sürekli ticari ilişki içinde olan bir emlakçıya devredildiğini ileri sürdü. Davacı, söz konusu satış işleminin gerçek bir satış olmadığını, mal kaçırma amacı taşıyan muvazaalı bir işlem olduğunu savundu. Dilekçesinde; Tapu devrinin yapılma şekli, Satış işleminin aynı tarihlerde gerçekleştirilmesi, Taşınmazın gerçek değerinin çok altında gösterilmesi, Yüklenici firma ile emlakçı arasındaki ticari ilişkinin bulunması gibi unsurların kötü niyet göstergesi olduğunu belirtti. Tüketici ayrıca emlakçının tapu devri sırasında dairede kendisinin oturduğunu bildiğini, buna rağmen taşınmazı satın aldığını ve iyi niyetli bir alıcı olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti. Bu gerekçelerle dairenin emlakçı adına olan tapu kaydının iptal edilerek kendi adına tescil edilmesini talep etti. Emlakçı "Haberdar Değildim" Savunması Yaptı Davalı emlakçı ise mahkemeye sunduğu savunmada, daireyi tapuda malik görünen kişilerden satın aldığını belirtti. Davacının daha önce bu daireyi satın aldığından haberdar olmadığını iddia eden emlakçı, kendisinin de yüklenici firma tarafından mağdur edildiğini savundu. Emlakçı, yaşanan süreç nedeniyle savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu belirterek davanın reddini talep etti. Tüketici Mahkemesi İlk Alıcının Hakkını Korudu Dosyayı inceleyen 1. Tüketici Mahkemesi, emsal niteliğinde bir karara imza attı. Mahkeme, davalı emlakçının "taşınmazı görmeden satın aldığı" yönündeki savunmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı değerlendirmesinde bulundu. Kararda, taşınmazın fiilen başka biri tarafından kullanıldığının bilinmesine rağmen yapılan tapu devrinin iyi niyet kapsamında değerlendirilemeyeceği belirtildi. Mahkeme, davanın kabulüne karar vererek ilgili bağımsız bölümün davalı emlakçı adına bulunan tapu kaydının iptal edilmesine ve ilk alıcı tüketici adına tesciline hükmetti. Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay Kararı Onadı Davalı emlakçı, yerel mahkemenin kararını istinaf yoluyla taşıdı. Ancak Bölge Adliye Mahkemesi, yapılan inceleme sonucunda itirazları reddetti. Dosyanın temyiz edilmesi üzerine konu Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin önüne geldi. Yargıtay, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun bularak onadı. Yüksek Mahkeme, taşınmazı daha önce adi yazılı sözleşme ile satın alan, bedelini ödeyen ve fiilen teslim alan kişinin hakkının korunması gerektiğine dikkat çekti. "İyi Niyetli Tapu Alıcısı" Değerlendirmesi Yapıldı Yargıtay kararında, Türk Medeni Kanunu'ndaki iyi niyet ilkelerine vurgu yapıldı. Bir taşınmazın başkası tarafından kullanıldığını bilen veya bunu bilmesi gereken kişinin iyi niyetli kabul edilemeyeceği ifade edildi. Yüksek Mahkeme, tapuda malik görünen kişinin her durumda korunamayacağını, somut olayın şartlarının değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Özellikle taşınmazda fiilen yaşayan kişinin varlığı, satış sürecindeki olağan dışı durumlar ve taraflar arasındaki ticari ilişkilerin iyi niyet değerlendirmesinde önemli olduğu kaydedildi. Konut Alıcıları İçin Önemli Hukuki Güvence Yargıtay'ın verdiği bu karar, özellikle müteahhitlerden veya arsa payı karşılığı yapılan projelerden konut satın alan vatandaşlar açısından büyük önem taşıyor. Uzmanlara göre karar, tapu işlemleri tamamlanmadan konut teslim alınması halinde ortaya çıkabilecek risklere dikkat çekse de, gerçek hak sahibinin korunması açısından önemli bir örnek oluşturuyor. Karar aynı zamanda, taşınmaz satışlarında yalnızca tapu kaydına değil, fiili kullanım durumuna ve satışın koşullarına da bakılması gerektiğini ortaya koyuyor. Yargıtay'ın bu yaklaşımı, benzer uyuşmazlıklarda ilk alıcının hakkının değerlendirilmesinde emsal oluşturabilecek nitelikte görülüyor.

Yargıtay’dan emsal karar: Sendika başkanına sosyal medya yorumu yapan işçi tazminatsız kovulamaz Haber

Yargıtay’dan emsal karar: Sendika başkanına sosyal medya yorumu yapan işçi tazminatsız kovulamaz

Bursa’da bir otomotiv fabrikasında 14 yıl boyunca çalışan işçinin sosyal medya paylaşımı nedeniyle işten çıkarılmasıyla başlayan hukuk mücadelesi, Yargıtay’ın verdiği kararla yeni bir boyut kazandı. İşçinin, üyesi olduğu sendikanın genel başkanına yönelik yaptığı yorum nedeniyle iş sözleşmesi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II maddesi kapsamında feshedildi. Ancak Yargıtay, işverenin tazminatsız fesih gerekçesini yeterli bulmadı. Sosyal medya yorumu işten çıkarılma gerekçesi oldu Olay, Bursa’daki bir otomotiv fabrikasında çalışan işçinin sosyal medya hesabındaki bir yorumuyla başladı. İddiaya göre işçi, bağlı bulunduğu sendikanın genel başkanı hakkında eleştirel ifadeler içeren bir paylaşım yaptı. Fabrika yönetimi ise söz konusu yorumun şirketin etik kurallarına aykırı olduğunu ve işyerindeki çalışma huzurunu bozduğunu ileri sürdü. İşçiye gönderilen fesih bildiriminde, sosyal medya paylaşımının şirketin kurumsal kimliğine zarar verdiği, etik ilkelerle bağdaşmadığı ve iş barışını olumsuz etkilediği belirtildi. Bu gerekçelerle iş sözleşmesi, işçinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmeden sona erdirildi. İşçi mahkemeye başvurdu İşten çıkarılan çalışan, fesih işleminin hukuka aykırı olduğunu savunarak İş Mahkemesi’ne başvurdu. İşçi, söz konusu paylaşımı yapıp yapmadığını dahi hatırlamadığını, ancak tazminatsız şekilde işten çıkarılmasının kanuna aykırı olduğunu belirtti. Davacı çalışan, kıdem ve ihbar tazminatlarının kendisine ödenmesini talep etti. Fabrika yönetimi ise işçinin sendika başkanına yönelik "patronun kölesi, patron ne derse onu yapar" şeklinde ifadeler kullandığını, bu sözlerin hakaret niteliğinde olduğunu ve işyerindeki huzuru bozduğunu savundu. İş Mahkemesi işçiyi haklı buldu İş Mahkemesi yaptığı değerlendirmede işçinin sosyal medya paylaşımını dikkate aldı ancak bu paylaşımın haklı fesih sebebi oluşturmadığı sonucuna vardı. Mahkeme kararında, 4857 sayılı İş Kanunu’nda işverenin haklı nedenle fesih sebeplerinin sınırlı şekilde düzenlendiğine dikkat çekildi. Sendika başkanına yönelik eleştiri niteliğindeki sözlerin bu kapsamda değerlendirilemeyeceği belirtilerek, işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığına hükmedildi. Bölge Adliye Mahkemesi farklı karar verdi Kararın istinafa taşınması üzerine dosya Bölge Adliye Mahkemesi’nin önüne geldi. BAM, işçinin paylaşımının şirket etik kurallarına aykırı olduğunu ve işyerindeki çalışma barışını olumsuz etkilediğini belirterek ilk derece mahkemesinin kararını kaldırdı. Bölge Adliye Mahkemesi, davanın reddine karar verdi. Bunun üzerine işçi kararı Yargıtay’a taşıdı. Yargıtay: Haklı fesih şartları oluşmadı Dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, emsal niteliğinde bir karara imza attı. Yüksek Mahkeme, işçinin sendika başkanına yönelik ifadelerinin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-e maddesinde düzenlenen "doğruluk ve bağlılığa uymayan davranış" kapsamında değerlendirilemeyeceğine hükmetti. Yargıtay kararında, işçinin söz konusu ifadelerinin işveren açısından haklı fesih oluşturacak ağırlıkta olmadığı belirtildi. Ayrıca işveren tarafından, paylaşım nedeniyle toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin olumsuz etkilendiği veya işyerindeki çalışma düzeninin bozulduğu yönünde somut bir kanıt sunulamadığı vurgulandı. İşçinin kıdem ve ihbar tazminatı hakkı kabul edildi Yargıtay, işverenin haklı fesih iddiasını ispatlayamadığına karar verdi. Kararda şu değerlendirmelere yer verildi: "Sendika Başkanına yönelik söyleminin işveren açısından 4857 sayılı Kanun’un 25/II-(e) hükmünde yer alan doğruluk ve bağlılığa uymayan eylem boyutunda olmadığı değerlendirilmiştir. İşyerindeki çalışma barışının bozulduğu olgusu da dosya kapsamına göre sübut bulmamıştır." Bu gerekçelerle Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararı bozuldu ve işçinin kıdem ile ihbar tazminatına hak kazandığı kabul edildi. Sosyal medya paylaşımları için önemli emsal Yargıtay’ın kararı, çalışanların sosyal medya paylaşımları nedeniyle işten çıkarılması konusunda önemli bir örnek oluşturdu. Kararla birlikte, işverenlerin sosyal medya içeriklerini doğrudan haklı fesih nedeni olarak kullanamayacağı, yapılan paylaşımın iş ilişkisine somut ve ciddi bir zarar verip vermediğinin değerlendirilmesi gerektiği ortaya konuldu. Uzmanlara göre karar, ifade özgürlüğü, sendikal haklar ve işverenin yönetim hakkı arasındaki dengenin belirlenmesi açısından da önem taşıyor.

CHP'nin Mutlak Butlan davası Yargıtay'a gitti Haber

CHP'nin Mutlak Butlan davası Yargıtay'a gitti

Edinilen bilgilere göre dosya, saat 11.30 sıralarında UYAP üzerinden Yargıtay'a ulaştırıldı. İncelemeyi Yargıtay yapacak Dosyanın Yargıtay'a intikal etmesiyle birlikte süreç yüksek mahkemenin inceleme aşamasınageçti. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararının hukuka uygun olup olmadığını değerlendirecek.İnceleme sonucunda yerel mahkemenin kararını onayabilir, bozabilir ya da dosya hakkındafarklı bir değerlendirmede bulunabilir. Dava neyi kapsıyor? CHP'de uzun süredir tartışmalara konu olan dava, partinin 38. Olağan Kurultayı'ndaki usulişlemleri ve alınan kararların hukuki geçerliliğine ilişkin açıldı. Davada talep edilen "mutlak butlan", hukuki açıdan bir işlemin baştan itibaren geçersizsayılması anlamına geliyor. Gözler Yargıtay'ın kararında Dosyanın Yargıtay'a gönderilmesiyle birlikte gözler yüksek mahkemenin belirleyeceğiinceleme takvimine çevrildi. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, daha önce yaptığı açıklamada, adli tatilin başlayacağı 20Temmuz'dan önce Yargıtay'dan karar beklediklerini söylemişti. Özel, bu tarihe kadar kararçıkmaması halinde CHP'nin seçimlere katılımına ilişkin hukuki belirsizlik yaşanabileceğiniifade etmişti. Yargıtay'ın dosya hakkında adli tatil öncesinde karar verip vermeyeceği ise henüz netlikkazanmadı. Öte yandan, Yargıtay'ın yerel mahkeme kararını bozması halinde, Kemal Kılıçdaroğlu'nungörevlendirilmesine ilişkin tedbir kararının kaldırılması ve görevinin sona ermesi ihtimali degündeme gelebilecek.

Bülent Arınç : Karar yetki, görev ve usul bakımından yanlış Haber

Bülent Arınç : Karar yetki, görev ve usul bakımından yanlış

Cumhuriyet Halk Partisi için çıkan mutlak butlan kararı üzerine görüşlerimi açıklamak isterim. Bu konu CHP’nin iç meselesidir. Taraflar, şikayetçiler, mağdurlar ve şüpheliler CHP’lidir. Bu meselede prensip olarak bir tarafı ilzam etmek gibi bir düşüncem yoktur. Merhum Erbakan… — Bülent Arınç (@bulent_arinc) May 26, 2026 "Kararı yetki, görev ve usul hukuku bakımından yanlış buluyorum" Bülent Arınç, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararını incelediğini belirterek kararın hukukiyönüne ilişkin eleştirilerde bulundu. Arınç, "Ben, BAM Dairesi'nin 20 sayfalık kararını okudum. Bir hukukçu olarak bu kararı yetki,görev ve usul hukuku bakımından yanlış buluyorum" dedi. Bugüne kadar Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu ve ilgili konularda YSK dışında hiçbirhukuk mahkemesinin karar vermediğini belirten Arınç, söz konusu kararı "konjonktürel birkarar" olarak nitelendirdi. "Asıl vahim olan kararın ihtiyati tedbirli verilmesidir" Arınç, kararın içeriği kadar ihtiyati tedbirli verilmesini de eleştirdi. "Kararı konjonktürel bir karar niteliğinde görüyorum. Asıl vahim olan bu kararın ihtiyati tedbirliolarak verilmesidir" diyen Arınç, kararın tedbir konulmadan da verilebileceğini ve Yargıtaydenetiminden geçip kesinleşmesi hâlinde gerekli işlemlerin sorunsuz biçimdeyürütülebileceğini söyledi. Arınç, yaşanan kaos ortamının da ihtiyati tedbir kararındankaynaklandığını savundu. "Yargıtay bir an önce karar vermeli" Bülent Arınç, bu süreçte Yargıtay'a önemli bir görev düştüğünü vurguladı. Arınç, "Bütün bu durum karşısında Yargıtay'a düşen görev, bir an önce hukuka ve hakkaniyeteuygun bir karar vermesi ve tedbirin kaldırılmasıdır" ifadelerini kullandı. "Bu karar bir partiyi işlevsiz hale getirebilir" Arınç, kararın bir parti kapatma kararı olmadığını ancak sonuçları itibarıyla ciddi siyasi etkilerdoğurabileceğini belirtti. Kendi siyasi geçmişine atıfta bulunan Arınç, üç partisinin Anayasa Mahkemesi tarafından, birpartisinin ise 12 Eylül darbesiyle kapatıldığını; başka bir partinin de kapatılmaktan tek oy farklakurtulduğunu hatırlattı. Arınç, "BAM kararı elbette bir parti kapatma kararı değildir; ancak sonuçları itibarıyla bir partiyiişlevsiz hâle getirmek, içini karıştırmak ve gücünü yok etmek sonucunu doğurabilecek birkarardır" dedi. Erbakan örneği verdi Arınç, açıklamasında merhum Necmettin Erbakan'ın parti kapatma süreçlerindeki tavrına dadeğindi. Erbakan'ın hiçbir zaman sokağı, taşkınlığı ya da şiddeti teşvik etmediğini vurgulayan Arınç,"Alınan kararı üzüntüyle karşılar ve 'büyük davamız yanında bunun nokta kadar değeri yoktur'diyerek yoluna devam ederdi" dedi. "Hukuk ve sabırla yola devam ettik" AK Parti'nin kuruluş sürecine ve siyasi mücadele geçmişine de değinen Arınç, partinindarbeler, muhtıralar, tehditler ve kumpaslara karşın hukuk ve sabırla yoluna devam ettiğinisöyledi. Arınç, "AK Parti'yi kuran kadro, nice darbeler, muhtıralar, yol kesmeler, tehditler ve kumpaslararağmen yıllardır milletin güvenini taşıyor" dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında dile getirilen geçmişteki "muhtar bile olamaz"söylemlerini hatırlatan Arınç, bugün gelinen noktayı hukuka ve millete duyulan güvenin birsonucu olarak değerlendirdi. "Müdahaleler demokrasinin yolunu keser" Arınç, açıklamasının sonunda bu tür yargısal ve siyasi müdahalelerin yalnızca siyasi partileredeğil, genel olarak siyaset kurumuna zarar verdiğini ifade etti. Kendi deneyimlerine dayanarak konuştuğunu belirten Arınç, "Bu tür müdahaleler, siyasipartilerden daha çok başta siyaset kurumu olmak üzere kurumların işlevsiz kalmasına vedemokrasinin yolunun kesilmesine yol açar" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.