SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yoksulluk

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Yoksulluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yoksulluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Özgür Özel: Emeklinin Tabağında Yemek Yok, Katar Emiri’nin Altın Tabaklarını Sergileyecekmiş” Haber

Özgür Özel: Emeklinin Tabağında Yemek Yok, Katar Emiri’nin Altın Tabaklarını Sergileyecekmiş”

Özel, şunları söyledi: “80’İNCİ MİTİNGDE DENİZLİ’DE ON BİNLER MEYDANI DOLDURDU” “Değerli arkadaşlar, son grup toplantımızdan bu yana hep beraber yoğun bir çalışma sürecinin içinde olduk. Bir yandan İstanbul, Beykoz’da 79’uncu eylemimizi yaptık. Ardından pazar günü Denizli’de 80’inci eylemde yoğun bir yağışın altında, tüm gün boyunca yağmur yağarken, ‘Acaba bu miting iptal olacak mı? Mitingi iptal edecek misiniz?’ diyenlere şöyle söyledik: ‘Bu yağmurda miting olmaz, mitingi iptal etmek lazım. Ama bu yağmurda eylemin en güzeli olur, en etkilisi olur’ dedik. 10 binler meydanı doldurdu. Denizli’de o yağmura rağmen Türkiye’deki herkesin direnme umudunu, mücadele azmini diri tutan Denizli’de ve civarından bize katılan herkese, Denizli örgütümüze, belediye başkanlarımıza, büyükşehir belediye başkanımıza yürekten teşekkür ediyoruz. 2026 yılında mücadeleyle, mücadeleyi büyüterek, bir santim eğilmeden, bir adım geri atmadan, bir kelime eksik konuşmadan hakkımızı aramaya, mücadeleyi sürdürmeye ve iktidara yürümeye hep beraber devam edeceğiz.” “RAUF DENKTAŞ’I RAHMETLE ANIYORUZ” “Vefatının 14’üncü yılında Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kurucusu, ömrü Kıbrıs davasıyla geçmiş, sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş’ı bir kez daha minnetle anıyoruz. Her Kıbrıs’a gittiğimizde ailesini ve kabristanı ziyaret ediyoruz. Bir kez daha ailesine buradan saygılarımızı, selamlarımızı yollarken, kendisine de Allah’tan gani gani rahmet diliyorum.” “BEYAZ BASTON YASASINA İHTİYAÇ VAR” “Bugün aramızda elbette emekliler var. Uzun konuşacağız. 7 - 14 Ocak haftası, Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası. Biz beyaz bastonluların farkındayız. Beyaz bastonluları görüyoruz. Bastonlarını kaldırıyorlar. Ayağa kalktılar. Türkiye görsün beyaz bastonluları. Aradaki emekliler birazcık açılırsa onları görelim. Onların farkında olmak lazım; trafikte, kaldırımda farkında olmaz lazım. Sarı çizgiler onlar için tek başlarına toplumsal yaşama katılabilmelerinin teminatı. Sarı çizgilere dikkat etmek, park ederken dikkat etmek, kaldırımlarda esnafımızın dikkat etmesi, onların yollarını tek başlarına bulmalarına katkı sağlayan sarı çizgilere özen göstermek lazım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak engelli dostu, görme engelli dostu bir belediyecilik anlayışını tüm belediyelerimizde uygulamaya çalışıyoruz. Bu konuda tüm yerel yönetimlere düşen görevlerin bir kez daha altını çiziyorum. Ayrıca beyaz bastonun standartları var. Uzun yıllardır mücadele edildi ama mutlaka bir Beyaz Baston Yasası’na ihtiyaç var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ihtiyacın da farkındayız. Tüm grupları Beyaz Baston Yasası’nı çalışmak ve hep birlikte yasalaştırmaya davet ediyorum.” “İFTİRALAR, HAKARETLER VE CHP’Yİ SUÇLAYAN BİR DİL VAR” “Diğer taraftan biraz önce söyledim. Birazdan emeklilerle ilgili çok kapsamlı, uzun ve bütün meseleyi çözüm önerileriyle birlikte konuşacağımız adeta emeklilere özel bir grup toplantısını yapacağız. Ancak bir yandan Adalet ve Kalkınma Partisi’nde grup toplantısında teknolojik imkânlardan yararlanıp, ülkenin Cumhurbaşkanı sıfatıyla gelip de burada bir partinin Genel Başkanlığını yaparken, Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partiye iftiralar, hakaretler ve dönüp dolaşıp Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendinde olanı, kendi yaptığını şimdi CHP yapıyormuşçasına CHP’yi suçlayan bir dil var. Sayın Erdoğan’a hep söyledim, ‘Eğer hak etmediğimizi duyarsak, hak ettiğini duyarsın’ dedim. Şimdi hep birlikte bir hak ettiğini izleyelim. Sonra tekrar birlikteyiz. İşte hak etmediğini duyan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hak ettiği cevabıdır. Bundan sonra böyle. Duyan duymayana söylesin. Gören görmeyene anlatsın. Erdoğan'a yapıldığında gidip yurtdışından destek istemek meşru, Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Ekrem İmamoğlu’na yapıldığında dışarıya gidip de ‘Türkiye’de yapılan bir yolsuzluk operasyonu değildir. Türkiye’de yapılan yargı eliyle bir darbedir. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın gelecek Cumhurbaşkanı’na, mevcut iktidarın bugün gücünü kullanarak geleceğin iktidar partisine yaptığı darbedir’ dediğimizde, ‘Bizi gidip de oraya şikayet ediyorlar…’ Geçmişte kimin Türkiye’yi şikayet ettiğini, Türkiye’yi mahkemelere verdiğini, tazminat taleplerinde bulunduğunu… Ben mesela tutup da İngiliz’den, Amerikalı’dan ‘Türkiye’yi kınayan bir açıklamayı yap, bunu da gelelim burada gazetelere manşet yapalım’ filan demedim. Ben Avrupa’daki kardeş partilerime ‘Türkiye’deki bir yargı darbesidir, ülkenizde bunu doğru anlatın. Erdoğan’ı güvenlik kaygılarıyla pazarlık edilecek birisi olarak değil demokrasi zeminine davet edilmesi gereken bir siyasi muhatap olarak görün’ dedim. Demeye de devam ediyorum. Bundan sonra da söyleyeceğim. Japonya’da trende basılan sekiz milyon tirajlı gazetesine de anlattım, dünyanın öbür ucunda 50 kişiye yayın yapan bir radyo varsa ona da anlatırım. Türkiye’de yapılanlar darbedir. Bu darbeye teslim olmayacağız.” “SENİN İÇİN UTANÇ, BİZİM İÇİN ONUR VESİKASIDIR” “Biraz önce de vardı; Türk basınının amiral gemilerinden bir tanesi Milliyet’te tam manşet. 2005 yılının 6 Haziran günü. ‘Erdoğan, ABD’ye uçarken anti-Amerikancılığa karşı net tavır aldı: ‘Talihsizlik Cumhuriyet Halk Partisi’nin ABD karşıtı olması.’ Erdoğan, Washigton’u kızdıran anti- Amerikanizmin faturasını CHP’ye kesti. ‘Bu ilk defa çıkmadı, talihsizlik ana muhalefetin de bu çizgide olmasıdır’ dedi.’ Erdoğan, işte bu o günkü halini de bugünkü halini de gösteren; işte bu o günkü durumunu da bugünkü durumunu da gösteren; tarihin önünde ne olduğunu altın harflerle kazıdığın, senin için utanç, bizim için onur vesikasıdır.” “ALEVİ CANLARIMIZIN CANINI YAKANA ‘ARKASINDAYIM’ DENİYOR” “Ayrıca bir yandan da halen daha bekliyoruz. Geçtiğimiz hafta Meclis’te AK Parti’nin Grup Başkanvekili, Adalet ve Kalkınma Partisi adına orada konuşan, söz söyleyen, bütün işlemlerde parti adına o oturumda, o birleşimdeki en yetkili kişi tuttu ve dedi ki… Güya bizi eleştirecek. ‘Suriye’de Müslümanlar ölürken ses çıkarmayanlar, Alevi katliamı var diye şimdi konuşuyorlar’ dedi. Grup Başkanvekilimiz bunu fark etti ve büyük bir siyasi olgunlukla dedi ki ‘Bunu düzeltin.’ Çünkü ağızdan çıkan laf bazen olmadık bir yere gider. Orada olur. Döndü ve dedi ki ‘Yanlış bir şey söylüyorsun, bunu düzelt.’ Hanımefendi düzeltmedi. Direndi. Şimdi bütün Türkiye’de bu konuda Alevi canlarımızın canını yakan bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi uyarımıza rağmen ‘Hayır, arkasındayım’ diyor. Alevileri Müslüman’dan saymayan, Cumhuriyet Halk Partisi’ne iftira atacağım derken Suriye’deki Alevi katliamını meşrulaştıran, acayip, tutulacak hiçbir yanı olmayan bir şey. Dün Ömer Çelik çıkmış televizyon karşısına… Parti adına bir düzeltme bekliyorsun. Abuk subuk laflar çeviriyor. Bir - 1,5 aylık polemiklerden bir şeyler çıkarmaya çalışıyor. Bu hanımefendiyi halen daha görevde tutmaya devam ederseniz, o ayıplı lafın altına tüm parti imza atar, başta Erdoğan.” “AMERİKANCILIK DA SANA KALSIN, BOP’UN EŞ BAŞKANISIN” “Bir de o hanımefendiye söyleyeyim. Müslüman kanı akarken ses çıkarmamak filan. Tövbeler olsun. Böyle bir lafı söyleyene yazıklar olsun da 1 Mart 2003… Erdoğan o Amerikancı Erdoğan, ‘CHP ABD karşıtıdır, talihsizliktir’ diyen Erdoğan iktidara gelmeden önce partisinin Genel Başkanı’yken Amerika’ya gidip, biat sözü veren Erdoğan, karşılığında Irak operasyonu için tezkere sözü veren Erdoğan, 1 Mart’ta kapalı oturumda Irak operasyonu için Mersin Limanı’ndan Amerikan askerinin gelmesini, geçip Irak’a bizim sınırımız üzerinden kara operasyonu yapmasını engellemek için Cumhuriyet Halk Partisi 22’nci dönem grubu çırpındı. 99 AK Parti milletvekili o gün bizimle birlikte oy kullanarak, o tezkerenin geçmesine, Amerikan postalının Mersin’den basıp güneye, güney doğuyu kirletmesine, Irak’a gidip 1,5 Müslüman kanı akıtmasına, bu ayıba ortak olunmamasına Meclis’te o günkü 99 AK Parti milletvekili ve tüm Cumhuriyet Halk Partisi grubu oy kullandı. Mani oldu. O 99’dan bir tanesini siyasette var etmedi, hepsini yok etti. Şimdi buradan 22’nci dönem yaşayan tüm milletvekillerimizi hürmetle, hayatta olmayanları rahmetle anıyorum ve diyoruz ki; biz Amerika’nın her türlü emperyalist ve kirli oyununa karşı, Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin hakkını ve menfaatini sonuna kadar koruruz. Amerikancılık da sana kalsın. Çünkü ben antiemperyalist mücadeleyle vatanı, yedi farklı işgal ordusundan temizleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanıyım. Sen BOP’un Eş Başkanısın. Bununla övünüyorsun.” “SEN MÜZE AÇMAYA DEVAM ET, BİZ ASLANLAR GİBİ HİZMET EDİYORUZ” “Türkiye 2018’den bu yana artık bütün yetkileri bünyesinde toplayan, maalesef aynı dolmakalem, aynı mürekkeple sabah vali, öğleden sonra il başkanı atayan, aynı mürekkeple kaymakam, ilçe başkanı atayan, hem bir partinin genel başkanı hem Cumhurbaşkanlığı yapan birinin artık çoklu makam bozukluğuyla büyük ve içinden çıkılamaz krizlere sürükleniyor. Bir ekonomik kriz içindeyiz ki, tek adam rejimi başladığından beri bitmek bilmiyor. Bunun yanında yargı krizi, sosyal krizler, her bir tanesi bu ülkenin canını ayrı ayrı yakıyor. Bugün asgari ücretliler, emekliler, çiftçiler tarihin en borçlu dönemini yaşarken yüksek faiz, yüksek enflasyon, iğneden ipliğe gelen zamlar hepimizin belini büktü. AK Parti’nin bu sıkıntıları çözecek kadroları da becerisi de enerjisi de yok. Öyle bir ihtimal yok artık. O yüzden AK Parti ile milletin arasına giren mesafeyi görmek lazım. Ve Cumhuriyet Halk Partisi gerçek siyaseti meydanlarda, sokaklarda, vatandaşın yanında yaparken; kışın sıcak, yazın serin salonlardan polemik yapanların ürettikleri siyaseti de utanarak izliyor. Millet bu haldeyken Erdoğan bambaşka bir alemde. Geçen gün bir konuşma yapmış. Not önüme geldi inanamadım. ‘Bu fakirin İstanbul’da bir müzesi var’ diyor. Hangi fakirin? Erdoğan fakir, İstanbul’da bir yer almış, metruk haldeymiş, yaptırıyormuş. Oraya müze yapıp kendisine verilen hediyeleri sergileyecekmiş. Bu salondaki emeklinin tabağını koyacak yemeği yok. Adam Katar Emirinden aldığı altın tabakları sergileyecekmiş. Katar şeyhinden aldığı altın tabağı sergileyecek, kendisine verilen hediyeleri sergileyecek, ‘Fakirim ben’ diyor. ‘Bu fakirin bir müzesi olacak artık’ diyor. Sen kimsin? Sen Cumhurbaşkanısın. Cumhurbaşkanının müzesi olmaz kardeşim. Atatürk’ün müzesi mi var, İnönü’nün müzesi mi var? Hangi Cumhurbaşkanının müzesi var? Cumhurbaşkanına ne verildiyse devletin müzesinde durur, devletin müzesinden.” “YALVARDIK ‘SİYASİ AHLAK YASASI ÇIKARALIM’ DİYE” “Kendi kendini ihbar ediyor. Yalvardık, yalvardık Siyasi Ahlak Yasası çıkaralım diye. Bunu Sayın Davutoğlu desteklediğinde ‘Siyaset yapacak bir il başkanımız, ilçe başkanımız kalmaz’ deyip tarihinin en büyük itirafında bulunmuştu. Sayın Davutoğlu ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ dedi. Siyaseten Sayın Davutoğlu’na karşı operasyonu bu sözleri başlattı. Binali Yıldırım’a ‘Topla imzaları, indireceğiz Davutoğlu’nu’ deyip Siyasi Ahlak Yasasına direnen, o Ahlak Yasası çıksa milletvekiline verilecek hediye belli, Cumhurbaşkanına verilecek hediye belli, hangi tutarın üzeri kayda tabi, hangisi devletin müzesine konur hepsi belli. Bunları yapmamış. Şimdi ‘Bu fakir müze açacakmış Kasımpaşa’da.’ Vallahi sen Kasımpaşa’da müze açmaya devam et. Biz o Kasımpaşa’ya aslanlar gibi hizmet etmeye devam ediyoruz. Beyoğlu Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile. Biz Kasımpaşa’da emekli evleri açıyoruz, biz Kasımpaşa’da emekli lokalleri açıyoruz, Kasımpaşa’daki okula su sebili koyuyoruz ki zenginin çocuğu kana kana su içerken, fakirin çocuğu Kasımpaşa’da okulun tuvaletindeki çeşmeye ağzını dayanamazsın diye. Ne konuşuyorsun sen Kasımpaşalı?” “ERDOĞAN ‘EMEKLİ’ KELİMESİNİ LÜGATİNDEN SİLMİŞ” “Sayın Erdoğan bir kelimeyi unuttu. Bir kelimeyi. Tarayın dedim geriye doğru. Yok. Hangi kelime? Emekli. Emekli kelimesini unuttu. Ağzına almıyor emekli kelimesini. Lügatinden silmiş. Onun için emekli yok, asgari ücretli yok. Ama biz bu ülkenin yoksullarını onların insafına bırakmayacağız. Tüm dertleri, sıkıntıları, çözümleri ayrı ayrı konuşacağız. Bugün bu salonda Türkiye’deki tüm emeklileri temsilen, kendileri grubumuz Meclis’i terk etmeme kararı aldığında harekete geçen, bu eylemliliği destekleyen, bugün de buraya koşan gelen emekliler var. Hepinizin karşısında Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla ve hürmetle eğiliyoruz. Emekliler grup salonunda ‘Emekliyiz haklıyız, kazanacağız’ diye sesleniyorlar, seslerini yükseltiyorlar. Ben iki emeklinin bir evladı olarak bu boğazından devlet memurunun aldığı maaş, emeklinin aldığı maaş, sonra da Sosyal Güvenlik Kurumu ile yaptığı sözleşmeyle devletin ödediği ilaç faturaları dışında boğazından bir kuruş geçmemiş, boğazından geçen her kuruş, evladının boğazından geçen her kuruşta bu devletin emeği olan, bu devleti var eden sizlerin emeği olan partinin Genel Başkanı olarak söylüyorum. Sizin onur mücadeleniz, hepimizin onurudur. Sizin için sonuna kadar mücadele edeceğiz.” “‘EMEKLİYE BÜYÜMEDEN PAY VERMİYORLAR” “Şimdi kısaca hatırlayalım. Söylüyoruz, kızıyorlar. Kızmaya devam edecekler. Adalet ve Kalkınma Partisi emeklinin düşmanıdır. Emeklinin düşmanıdır, zenginin dostudur. Geldiklerinde ilk lafları şu olmuştu: ‘Emekliye milli gelirden pay vermeyeceğiz. Zira emekli milli geliri artıran değil, azaltanlardır’ diye tanımlama yaptılar ve büyümeden pay vermemeyi sistematik olarak, kararlı olarak, planlayarak yaptılar. Onlar geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz, itiraz ettiğimiz asgari ücret 28 bin lira. 1,5 asgari ücret 42 bin lira. Bu salondaki herkes biliyor ki; AK Parti gelmese, emekliye hiç ilişmese, hiç karışmasa, emeklinin düşmanı olmasa, ‘Emekli milli gelire katkı yapan değil, azaltan unsurlardır’ ayıbının sahibi olmasa, bugün beğenmediğimiz asgari ücretin 1,5 katını alarak en az 42 bin lira alıyor olacaktı. Bu ülke rahmetli Ecevit, rahmetli Mesut Yılmaz ve Sayın Devlet Bahçeli’nin beğenmedikleri, her fırsatta yerdikleri üçlü koalisyon döneminde son verdiği en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün 42 bin lira bugünkü asgari ücrette olması gereken tutar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her yönüyle bunları çalışıyoruz. Ben söylüyorum, kızıyor. Diyor ki; ‘Çıkmış Anadolu’yu geziyor, sarraf sararak dolaşıyor, altın hesabı yapıyor. Bırak o hesabı, şunun hesabını ver’ diyor. Niye bırakacağım o hesabı? Her hesap şaşar Anadolu’da, altın hesabı şaşmaz. Sen istediğin kadar anlat, istediğin kadar anlat. Git Anadolu’ya sor teyzeme, hesabı altın hesabı ile yapar. O beğenmedikleri üçlü koalisyonun, o koalisyonun dönemindeki ekonomik krizden gelip de çözülmekte olan ekonomik krizin üstüne gelip de iktidar olup da dönüp dönüp oraya kötüledikleri o koalisyonun son verdiği emekli maaşıyla, en düşük emekli maaşıyla 8 tane çeyrek altın alınabiliyordu. 8 çeyrek altın. Bugün verdikleri, teklif ettikleri emekli maaşı 2 çeyrek altın almıyor. 2 çeyrek altın almıyor. Yani emeklinin kaybı ayda 6 çeyrek altın. Şaka değil. Bugün bir emekli ya, bir emekli, gitse kuyumcudan bir çeyrek altın alsa eve varırken baksa cebinde yok. Aklı çıkar, yol boyunca gider arar ‘Nerede düşürdüm ben bunu?’ diye. Ama bugün bir emekli değil her emekli, 1 çeyrek altın değil 6 çeyrek altın, bir sefer değil her ay kaybediyor. Kusura bakmasın emekliler ve bunu bilsin bütün Türkiye. Bir şey nerede kaybedildiyse orada bulunur. Madem 6 çeyrek altını her ay için seçim sandığında kaybettik, ilk seçim sandığında gidip orada bulacağız.” “1,2 MİLYON KİŞİ DAHA EN DÜŞÜK AYLIK ALANLAR HANESİNE EKLENDİ” “Sefaletin nasıl büyüdüğüne bir örnek daha vereyim. Daha temmuz ayında, bu sene temmuz ayında, devletin resmi rakamıyla en düşük emekli maaşı alanların sayısı 3,7 milyondu. Şimdi 4,9 milyon. Yani altı ayda 1,2 milyon kişi daha en düşük emekli maaşı alanlar hanesine eklendi. 5 milyon kişiye çıktı en düşük emekli maaşını alanlar. Biz böyle bir sefalet üzerine hem asgari ücret, hem de emekli maaşları için çalıştık. Teklifimizi yaptık. Dedik ki ‘Asgari ücret 39 bin lira olmalıdır, emekli maaşı da bir asgari ücret olmalı. Asgari ücrette en düşük emekli maaşı da 39 bin lira olmalıdır.’ Çalıştık, kaynağı hazırladık. Teşvik paketini hazırladık. Dedik ki ‘Asgari ücrete zam verirken; küçük esnafı, belli sektörleri korumalıyız.’ 10 bin lira, 5 bin lira, 4 bin liralık SGK prim destekleri hazırladık. Götürdük, gösterdik. Dediler ki ‘Bunu yapamayız.’ Asgari ücret tarihte ilk kez açlık sınırının altında açıklandı. Açıklandığı gün açlık sınırı 30 bin liraydı, 28 bin lira açıklandı. Emekli maaşı da enflasyon farkıyla 18 bin 938 lira açıklandı. İnanamadık. ‘Böyle bir şey olmaz’ dedik. Grup başkanvekillerimizle değerlendirdik. ‘Dedim ‘Ne yapıyorlar?’ ‘Bir şey yapmıyorlar.’ ‘Ne görüşüyorlar?’ ‘Trafik kanunu görüşüyorlar.’ ‘Müdahale etmeyecek misiniz?’ Dediler ki ‘Biz buradayız ama AK Parti birazdan kapatır gider.’ Konuştuk, grubumuz hep birlikte oybirliği ile büyük bir azimle emekliler için mücadeleye, dikkatleri Meclis’e çekmeye ve emekliler için Meclis’te nöbet tutmaya karar verdi. Altı gündür gece gündüz oradalar. Altı gündür Türkiye’nin gündemine oturttular. AK Parti hazımsızlıkla etmedik hakaret bırakmıyor milletvekillerimize. Aslında onlar bu meselenin gündeme gelmesini, konuşulmasını, haber olmasını, yani sizlere yaptıkları zulmün daha çok görülmesine, duyulmasına dayanamıyorlar. Hazımsızlık yapıyorlar. Çatlasalar da patlasalar da emeklinin arkasında durmaya devam edeceğiz.” “SEFALET MAAŞINI ORTADAN KALDIRACAK ARİTMETİK ORTADADIR” “Burada önemli bir gelişme; emekliler açısından da Türkiye demokrasisi açısından da Meclis’in itibarı açısından da… Maalesef bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube sistem, milletle devletin arasına bir saray koydu. Bu yüzden de millet kendi Meclisinden dahi soğudu. Buradan bir şey ummuyor. Ama bugün Sayın Bahçeli konuşmasında emeklilere verilen ücreti söylerken, ‘Sefalet ücreti’ dedi. Burada büyük bir fırsat var. Burası milletin meclisi. Ana muhalefet partisi 7/24 nöbette, hep birlikte buradayız. En iyi iyileştirme için mücadele edeceğiz. ‘Bin lira verelim’ diyorlar, harçlık verir gibi. ‘20 bin lira yapalım’ diyorlar, sonuna kadar itiraz edeceğiz. Ancak buradaki fırsat şudur arkadaşlar: Ana muhalefet eylemde, DEM Parti bizim kadar sert eleştiriyor bunu. Yeni Yol Grubu, Saadet Partisi, Gelecek Partisi hepsi bu sefalet maaşına itiraz ediyorlar, açıklamalar yapıyorlar. Bir de Milliyetçi Hareket Partisi buna ‘sefalet’ dedikten sonra, bir şey söylüyorum emekliler. Siz bugün herkes samimiyetle lafının arkasından durursa, bu Meclis’te artık azınlık değilsiniz, çoğunluksunuz, çoğunluksunuz. Buradan Sayın Bahçeli'ye saygılarımı sunuyorum. Tüm genel başkanlara saygılarımı sunuyorum. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi iyi bir teklif getirirse, grubumuz iki elini birden kaldırıp oy verir. Eğer getirmezlerse bu Meclis sarayın memuru değil ki. Bu Meclis’e her parti ayrı ayrı teklif verebilir, ortak teklif verebiliriz. Bütün milletvekilleri altına imza atabiliriz. Bu 20 bin liraya mademki ‘sefalet’ diyoruz, madem Sayın Bahçeli de bugün buna ‘Sefalet maaşı’ dedi, getirelim emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim, ‘Asla altında olamaz’ diyelim. Emekliyi de kurtaralım, Meclis’in itibarını da kurtaralım. İşte ‘İnsanca yaşamak istiyoruz’ diyen emeklinin bu Meclis’teki sesini duymak ve bu Meclis’te tarihi bir adım atma fırsatı vardır. Bunun için grup başkanvekillerimiz mevkidaşlarıyla görüşecekler tüm siyasi partilerden. Hem direnmeye, mücadeleye, hem de diyaloğa devam edeceğiz. Plan ve Bütçe Komisyonuna gelecek, Perşembe günü görüşülecek. Plan ve Bütçe Komisyonunda en iyi noktaya gelmesi için mücadele etmeliyiz. Plan ve Bütçe Komisyonunda da Meclis Genel Kurulunda da herkes sözünün arkasında durursa, bu sefalet maaşını ortadan kaldıracak aritmetik ortadadır. Diğer konularda ayrı düşünürüz, yine tartışırız. Herkes kendi ittifakında kimle birlikte olmak istiyorsa olur. Ama emeklinin meselesinde bir arada olursak Türkiye’de çok şey değişecek, çok şey değişecek.” “BİZ YAPSAK BİZE DE AYNISINI YAPIN” “Bu arada en düşük emekli maaşını, bir asgari ücret yapmak için lazım olan kaynak 650 milyar lira. Geçende bütçe geçti buradan. ‘Böyle bir paramız yok, kaynak yok’ diyorlar ya bütçede bir kalem 768 milyar lira var. Vazgeçilen kurumlar vergisi. Yani kazanmış, kar etmiş, vergi ödeyecek. O vergiyi ödemesin diye 768 milyar lira kaynağı buraya koydular. Ama emeklinin 650 milyar lirasına şimdi ‘Para yok, kaynak yok’ diyecekler. 2,7 trilyon lira faiz ödüyorlar. Lazım olan paranın dört katından fazla. Şimdi emekliye gelince ‘Yoktur’ diyecekler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emekliye dayatılan bu zulme sonuna kadar karşı çıkacağız. Kaynak? Plan ve Bütçe Komisyonu oturacak ve çalışacak. Gerekirse bütçede kalemler arasında aktarma yetkisi var. Kurtarırsa oradan bulunacak. Kurtarmazsa ek bütçe yapılacak. Sabaha kadar çalışılacak ama emeklinin sorunu çözülecek. Eğer bu sorunun çözümüne katkı sağlanmazsa, buna direnilirse, buna grup kürsülerinden başka konuşulup, oylamaya gelince başka davranılırsa, o zaman bunu da emekliler takdir edecek. Şu kadarını söyleyeyim, bu Adalet ve Kalkınma Partisi için diyorum. Sizin karşınızda duran kim olursa aynısını yapın. Biz yapsak bize de yapın. Sizi görmeyeni, sizi duymayanı, sizin için çalışmayana bırakın oy vermeyi, sokakta selam bile vermeyin bunlara.” “MANSUR BAŞKAN, EMEKLİYE AYDA 2 BİN 677 LİRA DESTEK VERİYOR” “Ankara’dasınız, bu şehrin bir büyükşehir belediye başkanı var. Örneği oradan vereceğim. Tüm belediyelerimizde çok benzer uygulamalar var ama en iyilerinden bir tanesi Ankara. Ankara’da Mansur Başkan… Hani günlerdir sudan siyasetle uğraşıyorlar ya onunla, sudan siyaset. Denizli’de dedim ki ‘Bunlar çıkmışlar, yağmur yağmasın duası yapıyorlar.’ İnanan çıktı yahu. Arkadaşlar, şuna inanan çıktı: ‘Nereden biliyorsun?’ Yaptıklarından biliyoruz. Zil takıp oynayacaklar. Öyle bir şey ki bundan önce 2019’da Erdoğan kendisi, 2023’te bakanı, biri birinci etap, biri ikinci etap… ‘Efendim Gerede sistemini yaptık. Ankara’nın su sorununu 2050’ye kadar çözdük’ dediler. 2025’ye kadar. Ben onların yalancısıyım. Devlet Su İşleri’nin başında onlar var. Onlar yönetiyor. Ve ‘Ankara’nın su sorunu çözüldü.’ Ver suyu. Mansur Yavaş dağıtsın. Mansur Yavaş bu konuda her türlü tedbiri almış. Gerede sisteminden 2023’te 235 milyon metreküp su gelirken, 2024’te 119 milyon metreküp, 2025’te 72 milyon metreküp su gelebilmiş. Geçen sene mayıstan bu ekime kadar bir metreküp su gelmemiş. Şimdi ben dönüp ‘Ey Erdoğan, ne oldu Gerede sistemi? Beceriksiz Erdoğan’ desem, vallahi Allah’ın gücüne gider. Niye? Yağmur yağmıyorken, küresel bir kuraklık varken, Türkiye’de barajları yapma işi iktidarınken, 23 yıldır iktidarda olup da bu hale gelene yine de biz kuraklık üzerinden bir şey demeyip, ‘Hep birlikte çalışalım, su sorununu çözelim’ derken, o dönüp Mansur Yavaş’a ‘Beceriksiz, Ankara’yı susuz bıraktı’ deyip laf söyleyip, sudan siyaset yapıyor. Mansur Yavaş tedbirlerini aldı. Rakamları şeffaflıkla paylaştı. O sorunu da çözdü. Allah’ın izniyle her sorunu çözdüğümüz gibi su sorununu da belediyelerin yetkisinde belediyelerle, milletin verdiği yetkiyle de gelecek sene iktidarda çözeceğiz. Şimdi bu Mansur Yavaş’la bu emekliler arasında yaşanan meseleye bakın. Hani AK Parti ‘19 bin lirayı 20 bin lira yapacağım, bin lira vereceğim’ diyor ya. Koca Meclis’i çalıştıracaklar, çözüm bulacaklar, bin lira verecekler çocuğa harçlık verir gibi. Mansur Yavaş Ankara’da sosyal yardım alması gereken, yani yoksul emeklilere her ay 2 bin 677 lira maaşlarının üzerine belediyeden destek koyuyor. Her ay koyuyor bu parayı. Yılda 12 kez bir kilogramlık et desteği yapıyor. Kışın üç ay boyunca doğalgaz faturalarını ödüyor. Ramazan ve Kurban bayramlarında ilave 2 bin 500’er lira veriyor. Bunları yaparken de yüzlerce müfettişle tepesinde duruyorlar. Bugün de Mansur Bey dedi ki ‘Genel Başkanımız duyursun bunu…’ Haftaya Meclis’te çoğunluğumuz da var, geçirmeme ihtimalimiz de yok. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi karar alacak, 377 bin sosyal yardım alan kişi bundan sonra Ankara Büyükşehir sınırları içinde bedava ulaşımda olacak.” “DÜŞEN DOĞURGANLIĞIN SEBEBİ GARİBANLIK” “Bir yandan kısıtlı, silkelenen belediyelerin imkanlarıyla, birazdan başka örneklerden de bahsedeceğim, bizler bu mücadeleyi verirken ellerindeki güçle geçmişte yaptıklarını bozan, verdikleri sözden cayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bugün emeklisini perişan eden iktidar şimdi kancayı yarının emeklilerine takmış. Biliyorsunuz Bireysel Emeklilik Sistemi getirmişti. ‘Teşvik edeceğiz’ demişti. ‘BES’i tabana yaymak için devlet katkısını yüzde 30’a çıkarıyoruz’ demişlerdi. Sessiz, sedasız devlet katkısını yüzde 20’ye düşürdüler. Millet bunlara inandı, BES’e girdi, ‘Yüzde 30 devlet katkısı’ dedi. Şimdi yüzde 20’ye düşürdüler. Bu şekilde yüzde 10’luk azaltmayla, kendilerince bir yerden kendi ihtiyaç duydukları işlere kaynak yaratmaya çalışıyorlar. Ama insanlar ‘Okursam iş bulurum. Çalışırsam aileme yetecek kadar kazanırım. Bundan sonra artık bir şekilde aileme bakarım’ diyecek noktadan çok uzağa gittiler. Sayın Erdoğan, ‘Vaktiyle üç çocuk yapın, beş çocuk yapın’ diyordu. Şu anda 1,5 altına gerilemiş durumda Türkiye’de doğurganlık hızı. Bu çok büyük bir tehdit ancak bir tane sebebi var. O da garibanlık. O da gelecek kaygısı. O da ‘Bu asgari ücretle nasıl çocuk yapayım? Hatta nasıl evleneyim? Evlendim, çocuğum oldu. Nasıl büyüteyim? Nasıl doyurayım?’ Bu kaygılar Türkiye’de doğurganlık hızını da en çok düşüren ve en acımasız doğum kontrol yöntemi.” “KARTTAN KAPATIYOR, BORÇ BÜYÜYOR SONRA ‘YA ÇIKARSA?’” “Yoksulluk, sefalet maalesef insanlarımızı kumara, sanal bahse itiyor. Öyle bir şey ki böyle oturup da ‘Ya o da oynamasın….’ Öyle bir şey değil ki. Kredi kartı var. Aldığı maaş bitiyor. Ya maaş hesabında kredili maaş hesabı... En kolay açılan hesap. Sormadan açıyorlar hemen. Maaşını çektiğin karta 5 bin lira, 10 bin lira kredili mevduat hesabı. Maaş bitince kendiliğinden düşüyor eksiye. Maaş yatar yatmaz kendiliğinden o kapanıyor. Bu kadar tahsilatı garanti bir hesaptan, kredi kartı borçlarına uygulandığı gibi Türkiye’nin en acımasız faizini kesiyorlar. Ayrıca yüzde 30 vergi kesiyorlar. Türkiye’de parası olan, faize koyan, aldığı faizden yüzde 17,5 vergi veriyor. Parası olmayan, borca batan, ödediği paradan yüzde 30 vergi veriyor. Şimdi maaş yetmiyor. Ama eve ekmek alınacak, çocuğa süt alınacak, bez alınacak. Elektrik parası ödenecek. Doğalgaz ödenecek. Kattan çektiriyor ya da kredili mevduattan alıyor. Bunun yıllık bileşik ki millet bilmez, vergisi, faizi, bilmem nesi, toplam yüzde 96’ya geliyor. Yıllık yüzde 96. En acımasız yani mert olan karşıdan vurur, hain biri arkadan vurur. Bu AK Parti’nin kara düzeni yere düşene yerde vuruyor. Halen bak BES’teki yüzde 30’u sessiz sedasız bir gecede yaptılar. Cumhurbaşkanı’na yetki verdiler, imzayı attılar, yüzde 20’ye düşürdüler. Yahu burada bu yüzde 30 ödenmeyen kredi kartına. Bir de biliyorsunuz, bilmeyen yoktur burada. Kredi kartını ödeyemedin mi ödeyemediğin günden işletmiyor faizi. Dönüyor, hesap kesim gününden işletiyor. Yani bir günlük değil, 11 - 13 günlük faiz alıyor. En acımasız faizi işletiyor. İşte bu yüzden insanlar oradan çektiriyor, bu karttan kapat, borç büyüyor. Kalıyor cepte son bir para. O parayla da ‘Acaba nasıl çıkacağım bu işin içinden?’ ‘Ya çıkarsa’ deyip dönüyorlar önce Milli Piyango’nun sitesine giriyorlar.” “SPOR TOTO’NUN HASILATI YÜZDE 6000 ARTMIŞ” “Bakın, bu Adalet ve Kalkınma Partisi yıllar önce şöyle bir şey dedi: ‘Milli Piyango’yu özelleştireceğiz.’ ‘Yapmayın’ dedik. ‘Altın yumurtlayan tavuk kesilmez’ dedik. ‘Yok, keseceğiz’ dediler. Sonra kesmemeye, 10 yıllığına birisine vermeye, on yıl sonra alıp bir başkasına vermeye karar verdiler. Temel tezleri şuydu: ‘Devlet kumar oynatmaz.’ Yahu ne kumarı? Bu millet, Anadolu’daki bu insanlar yılbaşında aldığı bir Milli Piyango biletini kumardan saymıyor ki. Niye saysın? Çeviriyor arkasına bakıyor. Nereye gidiyor para? Mehmetçik Vakfı’na. Nereye gidiyor? Kızılay’a, Yeşilay‘a, Çocuk Esirgeme Kurumu’na. Öyle değil mi? Sen bunun neyine kumar diyorsun? ‘Kumar.’ Devlet eliyle kumar olmaz. 13 + 1 oynuyor. Soruyor, ‘Babaanne söyle bakalım Manisa mı, Kasımpaşa mı?’ Babaannem diyor ki ‘Taraf tutmuyoruz.’ Soruyor 13 + 1’de, ‘Bir rakam söyle.’ Buna kumar dediler ve dediler ki ‘Devlet bunu yapmayacak. Özelleştireceğiz.’ Sonra 10 yılına özelleştirdiler, aldı birisi işletiyor. Bakın 2003’te Spor Toto’nun hasılatı 17 milyon dolarmış. 2023’te yüzde 66 bin 700 artarak, yani 6 bin 700 kat artarak, 11,3 milyar dolar olmuş. 117 milyon dolardan, 11,3 milyar dolara çıkmış. Dolar bazında söylüyorum. Bakın ‘Devlet kumar oynatmazcılar’ın verdikleri şey. Bu Milli Piyango’nun resmi sitesi. Milli Piyango’nun resmi sitesi. Spor bahisleri hariç 119 oyun var. Girdiğinde karşına bu çıkıyor. Diyor ki 10.11.2025 tarihinde Milli Piyango Online‘da bir oyuncumuza Olimpos Şimşekleri oyununda 925 bin lira isabet etmiştir’ diyor. Reklam. A’dan Z’ye kumar oynatıyor. 119 çeşit. Antik sandık da var, ballı kovan da. Arının kovanda hangi peteğe konacağını bilirsen para veriyor. Ballı kova. Akıllara ziyan. Buz fırtınası, ıvırı zıvırı, en fenası… Misket, çocukların misket oyunu. Diyor ki ‘Kendi misketinin rengini seç, oyunun başlamasını bekle’ diyor. Üç numara yeşil misket. Bak, çocukların kumda oynadığı kuyuya kumar oynatıyor. Bakın kumarhane kol çekme ne fena bir şey. Kol çekme var. Diyor ki ‘2 liraya büyük ödül, 50 bin lira.’ 2 liraya 50 bin liralık kol çekebiliyorsun burada. Havai fişek var. Havai fişeğini seç, 12 lira yatır. Senin havai fişek kaç para patlarsa o parayı sana verecek. Sıfır patlarsa tekrar; yeni tur, yeni bilet. 12 lira var, 24 lira var. Havai fişekten kumar oynattırıyor adamlar.” “KUMSALDA ÇOCUĞUNUN RIZKI İÇİN ARAMA YAPIYORLAR” “Ne oluyor biliyor musunuz? Bu siteye giriyorsunuz, oynuyorsunuz. Cookie diyorlar, çerezden seni yakalıyor. Dünyada ne kadar yasadışı kumar sitesi varsa başlıyor sana mesaj atmaya. Mesaj geliyor gariban adama. Cebinde son 200 lirası kalmış ya da 2 bin lirası var. Dünya kadar banka borcu var. ‘3 bin - 4 bin lira sana. Baştan fazladan veriyorum. Gel, oyna’ diyor. Bir tıklayıp içeri girdi mi bu tip işlerin bin katı numaralarla o cepteki o paralar da gidiyor. En sonunda kimi intihara sürükleniyor, kimi iflas ediyor, bütün sülaleyi batırıyor. Şimdi 2026 yılında 23 yıldır bu ülkeyi bu iktidar yönetiyorken, bu sefaleti yaratanlar da bu rezaleti yaratanlar da AK Parti’nin kara düzenidir. Nasıl değiştireceksin? Vallahi sandıkta değiştireceksin. Sandıkta değiştirmek dışında başka bir ihtimal kalmadı. Yeşilay’a göre Türkiye’de 40 milyon kişi en az bir kez bahis oynamış. 7 milyon kişi kumar bağımlısı haline gelmiş. Kumar bağımlısı sayısı uyuşturucu bağımlılığı sayısının kat be kat üstünde. Kumar borcundan dolayı canına kıyanlar… Öyle bir haldeyiz ki dedektör satışları patlamış. Bütün televizyonlarda haberdi. Millet altın arama dedektörü alıyor, hazine arıyor. Onu bırakın Antalya’nın sahillerinde turistin cebinden düşmüş Euroları dedektörle arayıp onları topluyorlar. Gösteriyor, ‘Ne yapayım abi’ diyor. ‘Şu Euro’ları buldum, gidip onu bozduracağım’ diyor. Bir - iki Euro metalleri topluyor. ‘Bazen’ diyor, ‘Kolye de düşmüş oluyor kumların arasına.’ Yazın düşmüş, kışın metal dedektörü ile kumsalda çoluğun çocuğunun rızkı için gidip arama yapıyorlar. Memlekette dün söyledim, tarihi geçmiş olan gıdaları marketlere koyup ‘fırsat reyonu’ diye satıyorlar. Tarihi geçmiş olanları. Bunların tamamından kurtulacağız. AK Parti’nin kara düzenini yıkmazsak namerdiz. Kumar bağımlılığı konusunda arkadaşlarımız hassas bir çalışma yaptılar. Buradan ifade ediyorum. Kumar bağımlılığı ile ilgili bir eylem planı hazırladık. Öncelikle toplumsal ve mali zararı tüm yönleriyle ortaya çıkaran bu belanın hızla röntgenini çeken, sonra gerek cezaların artırılması ve gerek toplumsal farkındalığın yaratılması, gerekse yasa dışı ise kurulan köprülerin ortadan kaldırılmasına ilişkin önemli bir eylem planı hazırladık. Buna önümüzdeki günlerde önce açıklayıp sonra diğer gruplarla paylaşıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde bu konuda bir araştırma komisyonu kurulması ve bu eylem planının tüm partiler tarafından yasal düzenlemelerle bu soruna bir çare aranması için bir teklifte bulunacağız.” “ESNAFI KORUMANIN 150 FARKLI YÖNTEMİ İÇİNDE BU YOK” “Buradan gençlerin çok itiraz ettikleri, büyük bir haksızlığı dile getirmek durumundayız ve bunun da mutlaka geri alınması lazım. AK Parti zaten bir yerde bir huzur varsa, birisi bir şeyden memnunsa gidip onunla uğraşmakta, ki biliyorsunuz vaktiyle güvercine bile huzur vermiyordu, elindeki şemsiyeyle kümesteki güvercinleri dürtüyordu. Oraya bir şey yapacak. Geçmişte 150 Euro’ydu, 30 Euro’ya düşürmüşlerdi. Yurt dışından verilen siparişlerde gümrük vergisi muafiyeti var; 30 Euro. Ne yapıyor? Bin 500 lira. Bin 500 liraya kadar alışverişi internetten yapınca gençler yazdığı kadar para ödüyorsun. O geliyordu. Tuttular, ona iliştiler. Onu yasakladılar. Mesela hobi ürünleri var. İnsanlar dışarı çıkamıyorlar, pahalı etkinliklere katılamıyorlar. Kendince hobisi var. O hobilerin ürünleri satılıyor. Türkiye’de yok. Sipariş veriyor. 210 lira, 140 lira, 70 lira… Onlar geliyordu. Onları yasaklamışlar. Türkiye’de üretilmeyen bazı şeyler… Türkiye’de eskiden var bir radyo. Artık Türkiye’de o marka radyo satılmıyor. İçindeki bir tane elektronik bir şey yok. Fotoğrafını koyuyorsun internete. Çin’de var. Veriyorsun siparişi, geliyor 90 liraya. 5 bin liralık radyo teyp, 90 liralık çiple kurtuluyor. Arge kendince çocuklar çok meraklı, işte kodlama yapıyorlar, robot yapıyorlar bilmem ne yapıyorlar. Onlara parçalar alıyorlar, bir şeyler yapıyorlar. Onlarla uğraştı adamlar ya. Gittiler dün Ömer Çelik çıkmış soruyorlar, bir laf kalabalığı ‘Yok şunu yaptık bunu yaptık.’ Bununla mı esnafı koruyorsun? Ben sana esnafı korumanın 150 farklı yöntemini anlatırım. İçinde internetten verilen bu siparişe bilmem ne yapmak yok. Öyle bir noktaya getirdiler ki işi bir de. Eskiden orada 250 lira kılıf, Türkiye’de 600 liraya satılıyor. O siparişi kapattılar, Türkiye’de kılıf 3 bin liraya çıktı fiyatı. Öyle acayip işlerle meşguller. Doğrusunu söyleyeyim, bunu niye yaptı peki? Niye yaptı? Ne faydası var? Sana, bana faydası yok. Trump’a faydası var. Trump’a söz verdi, ‘Çin malına vergi koyacağım. Amerikan malından vergi kaldıracağım.’ Amerika’ya gittiği gece yaptı. Ayrıca bu ürünlerin tamamına yakını Çin’den ve Çin şirketlerinden geldiği için, Trump’ın Çin izolasyon fikrinde bu işi kapatmak olduğu için sırf Trump’a yaranmak için, Trump’a yarenlik etmek için gençlere bu kötülüğü yaptılar. Bütün çocuklar isyanda. Vallahi ben gençlerin yalancısıyım. Sırf Trump’a yaranmak için bu işi yaptı ya, ‘Bizim dünya lideri’ diyor güya dünya lideri, ‘Temu’dan almışlar o dünya liderini’ diyor. Temu’dan alınan dünya lideri çocukların dünyayla bağlantısını kapatıyor sadece Trump’a yaranmak için.” “ÜÇ EVLADIN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMENİN BEDELİ SEKİZ GÜN ÇALIŞMAK” “Şimdi Tayyip Bey’i dinleyen bir ailenin bir hazin hesabı var, onu göstereceğim. Bu kardeşim, günahsız bir kardeşim, çok temiz bir kardeşim, iyi bir kardeşim. Eşiyle birlikte Tayyip Bey’in üç çocuk önerisine uymuş ve üç evladı yapmış. Karne de gelmiş, çatmış. Söz vermiş, ‘Sinemaya gideceğiz’ diye. En uygunundan beş sinema bileti bin 750 lira. ‘Baba patlamış mısır da alacaksın değil mi?’ sorusuna ta ekimde ‘Alacağım demiş’ ya almış, onu üç tane almışlar. Niye? Hanım demiş ki, ‘Bize alma, ben sana evde patlatırım. Dünya para.’ Başka bir mantığı var mı? Niye beş değil de üç. O da 800 lira tutmuş. Sonra çocukların en çok karne hediyesi talepleri, dışarıda hamburger menü, görüyorlar. Eskiden babam bizi karne alınca Manisa’da Şölen Döner Evi vardı oraya götürüyordu, bütün sene o günü bekliyorduk biraderle. Beş tane menü 2 bin 500 lira. Oyuncakçıdan da o girişte en ucuz oyuncak kutuları bin 100 liraymış, 3 bin 300 lira. Bu kardeşim Tayyip Bey’e uydu, üç çocuğu yaptı. 8 bin 350 lira altı saatlik mutluluk için, bu kardeşim 8 gün mesai yapacak bu asgari ücretle. 6 saat üç evladın yüzünü güldürmenin karşılığı 8 gün sabahın köründen akşama kadar çalışmak, mesai yapmak. Memleketi bu hale getirenlere yazıklar olsun.” “EMEKLİ TORUNUNA TABLET ALMAK İÇİN TÜM MAAŞINI VERİYOR” “Şimdi bir hazırlık da emekliler için yaptım. Yaparken de kendim de mevzuya şaştım. Emekliden torunu bir şey ister ya. Ne diyor? Mesela şey diyebilir. ‘Dede sınıfı geçersem bana tablet alabilir misin?’ Emekli de bana soruyor ‘Alabilir miyim?’ Baktım, alamıyormuş, 20 bin lira olmuş tablet. Bir tane standart tablet 20 bin lira. Emekli aldığı bütün maaşı verip torununa bir tablet alsa, bu tabletin 3 bin 975 lirası vergiye gidiyor. 3 bin 333 lirası KDV, 642 lirası bandrol, TRT. Yanlış duymadınız. Tablet ve TRT’nin ne alakası var? Torun internete bağlanabilirmiş, oradan TRT’nin internet sitesine girip internet üzerinden TRT Nağme ya da TRT’nin radyo kanalını açabilirmiş. TRT’nin radyo kanalını izleme, dinleme ihtimaline karşı torunun, emekliden 640 lira alıyorlar tablet alırken. AK Parti’nin kara düzeni, bütün emeklilere saygıyla sunuyorum. İlk elde bitireceğiz bu rezilliği, ilk elde.” “ADALET OLMAZSA GEÇİM DE OLMAZ” “Değerli arkadaşlar, bir ülkede adalet olmazsa; geçim de olmaz, refah da olmaz.19 Mart darbesi bu milleti daha da yoksullaştırdı. 160 milyar dolarımızı yediler. Borsayı çökerttiler. Yatırımcıyı kaçırdılar. Sayın Erdoğan bizimle sandıkta yarışmaktan, hesaplaşmaktan korktu. Partisinin kadın kolları var, bizim kadın kollarıyla yarışsalar, ‘CHP kazanır. Siz çekilin.’ Gençlik kolları var, AK Gençlik diyorlardı. ‘Sizlere güvenmiyorum, kenara çekilin.’ ‘Ana kademe size hiç güvenim kalmadı, kenara çekilin. ‘Ben yargı kollarını kuracağım’ dedi. Yargı kollarını kurdu, başına da Bakan Yardımcısı olan, yani siyasette olan birisini İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak gönderdi. Bugün o darbenin 300’ncü günündeyiz. 300’ncü kara gün. Yarın Beşiktaş Meydanı’nda 300’ncü gün eylemimizde olacağız. 19 Mart darbesine itiraz eden, 23 Mart‘ta 15,5 milyon kişiyle gidip Cumhurbaşkanı adayının arkasında duran, o günden bugüne bu yaşananların hepsini gören ve vicdanı bunu kaldırmayan tüm İstanbullulara sesleniyorum: Yarın akşam Beşiktaş Meydanı’nda darbenin 300’ncü gününde, 300’ncü kara günde hep birlikte mücadeleye, hava kaç derece olursa olsun, ne yağarsa yağsın, pijamaları çıkarmaya, meydana akmaya davet ediyorum. İstanbullu ‘İstanbul’u Ekrem Başkan yönetsin’ dedi, bir yargı çetesi onu hapse attı. Adanalılar ‘Zeydan Karalar yönetsin’ diyor, Antalyalılar Muhittin Böcek’i istiyor, Mardinliler Ahmet Türk’e üçüncü kez görev veriyor. Ama bir yargı çetesi onları görevden alıyor. Bu ülkede egemenlik millet eliyle değil; maalesef birinin emriyle üç savcı, üç hakimin eliyle kullanılmaya kalkıyor. Ve hakimler savcıları rejimi, jüristokrasi gibi bir rejimle Türkiye yönetilmeye çalışılıyor. Bizim buna karşı mücadelemiz, elbette demokrasi mücadelesi.” “HİÇ OLMAZSA ‘KANDIRILDIM’ DE, ONU DA DEMİYOR” “10 ay boyunca yolsuzluk ve hırsızlık iftiraları attılar. Tutukluları aileleriyle tehdit ettiler. İftira, yalan beyanlara zorladılar. Birazcık iş ciddiye binince beyaz toros gösterip siyasete ayar vermeye kalktılar. İBB borsası kurdular. Avukatları biz yakaladık ailelere giden. ‘Şu kadar para verirsen savcı serbest bırakacak’ diyor. Verip de bırakılan var, örnek gösteriyor. Arada yazışma var, örnek gösteriyor. Savcının sesini aileye dinletip para istiyor. Yakalattırıyorsun. Bunu söylüyorum. Yurtdışına Yunanistan’a kaçmaya çalışıyor. Yunanistan’a kaçarken yakalanıyor. Hapse konmuyor, ev hapsine konmuyor. Hapse konsa savcıların ismini söyleyecek. Ev hapsinde durup oradan buradan laf saydırıyor. HSK’ya yedi kere şikayet ettik, yedi şikayet. Ses kaydı var, WhatsApp yazışması var, tanık beyanı var, tapusu var, özensiz harcamalar var, ikinci kez yurt dışından maaş almalar var. 80 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı gezmeler, yurt dışında edinmeler var. Hepsini iddia ediyoruz. ‘Aman aman aman. Biz bu işlere bakmayız. Biz Erdoğan’ın atadığı başsavcıya karışamayız. O İstanbul Başsavcısı değil; majestelerinin Cumhuriyet Savcısı.’ Korkuyorlar, kenarda duruyorlar. Şimdi geçen hafta 30 milyonluk evi dokuz milyonluk evi alıp satmalarının belgesini de yolladım. Geçen hafta 95 milyonluk bir evin satın alma kontratının noter belgesini de yolladım. 17 tane paha biçilmez değerli taşınmaz vardı. Bu işler konuşulurken beşini elden çıkarttı. 12’sinin tapusu var. 12 tapu bir kişi üzerinde. 2 bin yıl çalışsa aldığı maaşla ödeyemeyeceği kadar mal mülk edilmiş. 12 tanesi üstünde, kimin? RTÜK’tekinin üstünde. RTÜK’te bir emekli polis var, hiç RTÜK’e gitmeden maaş alıyor. Ama üzerinde ne tapular ne tapular. Çayyolu’nda bir avukatlık bürosu var. Ne tapular, ne tapular. Bu kadar mızrak çuvala sığmazken, yapılacak bir şey var. Erdoğan diyecek ki, ‘yine’ diyecek, de. Millet sandıkta verir kararı. Nasıl Zekeriya Öz’ün altına zırhlı aracı veriyordun da ‘Ben bunun savcısıyım’ diyordun da sonra gidince ‘Rabbim ve milletim beni affetsin, kandırıldım’ dedin ya. ‘Kandırıldım’ de. Hiç olmazsa bu rezilliği daha fazla devletin, milletin sırtına yük etme. Onu da demiyor. ‘Sahip çıkma, arkasında durma’ diyemem, çünkü hani iddianame? İddianame çıkana kadar diyordu ki ‘İddianame çıksın, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Eşlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Vallahi Denizli’de 100 bin kişinin yüzüne de bakıyoruz, yarın İstanbul Beşiktaş’ı görürsün. Geçen hafta Ekrem Başkan’ın eşi milletin göz bebeğinin içine de bakıyor. Birbirlerinin de yüzüne bakıyorlar, gözüne bakıyorlar.” “O ZEHRİ DE BÜNYEDEN ARINDIRIYORUZ” “Ama bir yandan nerede o iftiralar? Hani ya? ‘Bin 200 cep telefonu’ dediniz bütün yaz televizyonlarda. ‘Ekrem İmamoğlu‘nun lüks araçları’ dediniz, başka bir milletvekilinin çıktı MHP’li. Parkenin altında İBB’nin bilmem neredeki yerinde dediniz ‘2 milyon Euro çıktı’ dediler, iki Euro yok. Dedektör alacak eline, aldı dedektörü bütün gezdi Ekrem Başkanların ailesinin köyünü gezdiler, yazlığını gezdiler. Korumasının gittiler yayladaki evine kadar aradılar, yok. Para dolu çantalardan jammer çıktı. ‘Bunlar bir yere girdi çıktı, paralarla giderken İmamoğlu‘nun görüntüsü var’ dediler. Görüntü meselesi yalan çıktı. Yalan olduğunu da itiraf ettiler. Tutuklarken yaptıkları gizli tanıkların hiçbir tanesi ortada yok. Kimi intihara kalktı, kimi istifa dilekçesi yazdı. Onun dediğini başka gizli tanığa söyletiyor. Oyuncu değiştirir gibi tanık değiştiriyor. Öyle bir yerde milletin yüzde 60’ı ‘Bu dava siyasidir’ diyor. Geriye kalan yüzde 15 kararsız. 20 - 25’i de bunlar yavaş yavaş zehirliyorlar, o zehri de bünyeden arındırıyoruz. Çünkü arkasında duramıyorlar. Şimdi çıkmışlar, halen daha bu adamı görevde tutuyorlar.” “DOSYAYA ‘A’DAN ‘Z’YE HAKİMİM” “Açık açık söylüyorum Sayın Erdoğan. Dosyaya ‘A’dan ‘Z’ye hakimim. Sen ve yanına alacağın üç - beş tane danışmanın. Çıkalım istediğin televizyon kanalına, istediğin moderatörün karşısına. Ben sorayım sizinkiler cevaplasın, siz sorun ben cevaplayacağım. Var mısınız? Var mısınız? ‘E ben bundan kaçarım.’ Sen bundan kaçarsan, sen buna geleceksin bu arada. Ben söyleyeyim. Nasıl gelecek biliyor musunuz? Binali Bey Ekrem Bey’in karşısına nasıl geldi. İlk başta bunlar çok havalıydı, ‘CHP ile televizyona çıkmayız, biz iktidarız.’ Ankete bir baktılar, Ekrem İmamoğlu farkı atmış. Koşa koşa geldiler, ‘Canlı yayına çıkalım mı?’ Kaçmadık çıktık. Göreceksiniz, gelecek seçimlerden önce, ama üç ay kala ama beş ay kala. Anketleri bu halde görünce Tayyip Bey koşacak peşimden. ‘Hadi çıkalım televizyona, çıkalım televizyona.’ Televizyon bırak televizyonu, çıkalım milletin karşısına. Koyalım sandığı bakalım.” “TUTUKSUZ YARGILAMA ERTELENEMEZ” “Yine de açıkça söylüyorum. Bir; tutuksuz yargılama bu vakitten sonra anamızın ak sütü gibi helaldi zaten, ertelenemez. Tutuksuz yargılama istiyoruz. Cesareti olanı televizyonda karşımıza, ya da sözünü tutmaya. Mahkemeyi A’dan Z’ye TRT’de bir kanaldan canlı yayınlamaya, isteyen her televizyonun yayınlaması için düzenleme yapmaya çağırıyoruz. Devlet Bey ‘olur’ dedi, Tayyip Bey’e sordular, ‘Devlet Bey uygun görürse münasiptir’ dedi. Ne engel var? Şu engel var: İddianamede olacağını sandıkları hiçbir şey yok. Hiçbir ispat bulamadılar. Şimdi iddianameden utançlarından canlı yayından kaçıyorlar. Açık açık söylüyorum, geçmişte biz bu filmi gördük. A ha Veli Ağbaba orada. Ergenekon - Balyoz askeri casusluk, Nurettin Demir‘le beraber. Biz gittik Balbay’a kefil olduk ilk günden. Biz gittik Haberal’a kefil olduk. Biz gittik Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ’a kefil olduk. Onlar ağırlaştırılmış müebbet ikişer tane, yani idam yerine gelen ceza. Urganı bulsalar asacaklardı Balbay’ı da Genelkurmay Başkanımızı da. Biz kimin arkasında durduysak, a ha böyle alınları açık. Başı dik böyle geziyor bizimkiler. Nerede Zekeriya Öz? Nerede Zekeriya Öz? Sıçan gibi kaçtı. O Balbay Silivri ile ilgili 11’nci kitabı. Dokuzu kendisi içerideyken, ikisi şimdi Silivri'dekilerle ilgili. ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.’ Kitabın özelliği ‘Millete emanet’ gibi Yavuz Oğhan’ın yazıp, ilk sözünü ben, son sözünü Ekrem İmamoğlu’nun yazdığı. Bu sürecin ilk sözünü ben söyledim, son sözü balkon konuşması yaparken Ekrem İmamoğlu söyleyecek inşallah. Bu iki kitap; ‘Millete emanet’ de Balbay’ın ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz’ de millete emanettir. Bu kitaplardan bir kuruş parayı kendilerine almıyorlar. ADA var, Aile Dayanışma Ağı. Maaş alamayan arkadaşlarımızın ailelerine destek oluyor. Ayrıca yurttan çıkarılan öğrenciye yurt, bursu kesilen öğrenciye burs oluyor bu fonlar. Bunun için bu iki kitabı da sizlere emanet ediyorum.” “MİLLETE HİZMETE DEVAM EDİYORUZ” “Son olarak tüm zorluklara rağmen biz millete hizmet etmeye devam ediyoruz. Millet nüfusun yüzde 65’ini CHP’li belediye başkanlarına emanet etti. O günden bugüne soruşturma, baskı, tutuklamalar… Ama bir yandan inadına hizmet üretmeye devam. Bakın kent lokantası sayımız, Türkiye genelinde 155 oldu. Kreş sayımız; hedef bindi, 785 oldu. Öğrenci yurdu; hedef 100’dü, 77 oldu. Halk market, 155 oldu. 21 belediyemiz 257 okulda evlatlarımıza bedava su dağıtıyor ya da suyu temizleyerek sebillerden veriyor. Kesilecek denen sosyal yardımlar beş katına çıktı. Tüm vatandaşlarımıza ilan ediyorum. Dışarıdaki kıymanın kilosu neredeyse bin lira. Denizli Büyükşehir Halk Markette 600 lira. Dışarıda kaşar peyniri 500 lira, Manisa Büyükşehir Halk Mandıra’da 230 lira. AK Parti’nin kara düzeninde dört kap yemek 750 - 800 lira. Bizim kent lokantalarında 50 - 60 bilemedin 80 lira. Vatandaş belediyedeyken bunu yapan CHP’nin iktidarda olduğunda neler yapacağını düşünüyor ve şunu söylüyor: ‘Bu kadar baskıya, bu kadar haksızlığa, bu kadar zulme rağmen Cumhuriyet Halk Partisi bana belediyede bunu yapıyorsa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine iktidar zamanı gelmiştir’ diyor millet. ‘İktidar zamanı gelmiştir.’ AK Partili, MHP’li tüm seçmenlere söylüyorum: Oy veren, verdiği oydan suçlu değil. İyi olsun diye vermişsindir. Bu asgari ücreti ne AK Partili bir işçi hak eder, ne bu en düşük emekli maaşını MHP’li bir emekli. Bundan sonraki süreçte biz emekliden yana, asgari ücretliden yana kim durursa yanımızda; onlarla kol kola bu millet için mücadeleye devam edeceğiz.” “EN GÜZEL GÜNLERİ BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ” “Ama eninde sonunda bu AK Parti’nin kara düzenini bitireceğiz. Alın terinin sömürüldüğü, emeklinin süründürüldüğü, memleketin bereketinin kaçırıldığı, tarımın bitirildiği, esnafın perişan edildiği, ülkenin Amerika’nın Büyükelçisi’nin ağzında ‘Beş dakikalık randevu dilenenler’ diye aşağılandığı, ‘Amerikan Başkanı’nın adamı’ diye buraya yollanan Büyükelçi’nin küstahlıkla bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na meşruiyet dağıttığı bu kara düzen değişecek. Yetkiyi milletten alacağız. Bu milleti 100 yıl önce olduğu gibi bir kere daha ayağa kaldıracağız. Söz veriyoruz. Hepinize güveniyorum, hepinizi çok seviyorum. Emeklilerin teker teker ellerinden öpüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi emekliler için mücadeleye devam ediyor. Bu millet için mücadeleye devam ediyor. Biz kazanacağız, siz kazanacaksınız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İyi ki varsınız. Allah hepinize uzun ömür versin. En güzel günleri birlikte yaşayacağız.”

Özgür Özel: “Erdoğan, Trump’ın Venezuela darbesine tek kelime edemedi” Haber

Özgür Özel: “Erdoğan, Trump’ın Venezuela darbesine tek kelime edemedi”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Çankırı’da gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’ne katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “‘Yıldızlar çamlara değer de geçer. Gün buradan başını eğer de geçer. Suları dizleri döver de geçer. Bir Ilgaz, er Ilgaz, yar Ilgaz. Dağları var, göklerde yeşil bir direk. Gölü var, dağlara düşmüş kocaman yürek. Yolu var içinde, gitsem gerek. Bir Ilgaz, er Ilgaz, yar Ilgaz.’ Ilgaz’ın eteğinde memleketini seven, vatanını seven, bayrağını seven, kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü seven can Çankırı hoş geldiniz. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. ‘Bundan sonra mitingler olacak mı?’ dediler. Dedim ki ‘Olacak.’ ‘Yeni yılda nerede olacak?’ dediler. Dedim ki ‘Çankırı’da olacak.’ Dediler ki ‘3 Ocak‘ta eksi üç derecede, karın altında miting mi olur?’ Dedim ki ‘Olmaz. Miting yaparsan olmaz. Oraya kim gitse o meydan dolmaz. Ama biz mitinge değil, adalet için eyleme geliyoruz, eyleme.’” dedi. Özel, şunları söyledi: “ÜLKESİNİ, BAYRAĞINI VE ATASINI SEVENLERE SELAM OLSUN” “Şimdi Çankırı‘yı birilerinin kalesi görenlere söylüyorum. Siyasette kale devri bitmiştir. Artık Çankırı, ne onun - ne bunun, kimsenin kalesi değildir. Çankırı, olsa olsa milletin kalesidir. ‘Bu meydan dolmaz’ diyenlere şunu söylüyorum: Evet, doğru. Son seçimde Çankırı’da bin 100 oy aldık. Şimdi o günden bugüne siyaseti göremeyenleri, Türkiye’deki değişim umudunu göremeyenleri, o günden bugüne bizim derdiyle dertlendiğimiz emeklinin sesini duymayanları, ezilen asgari ücretliyi görmeyenleri, unutulan köylüyü, çiftçiyi, mahvedilen hayvancılıkla uğraşanları ve hepsinin derdinden çok derdi olan esnafın halini görmeyenleri, bu meydanı görmeye davet ediyorum. Bu meydan açlığa, yoksulluğa, güvencesizliğe, her türlü adaletsizliğe meydan okumanın, itiraz etmenin, isyan etmenin ve dayanışmanın meydanıdır. Hoş geldiniz her biriniz. Bugün Kurtuluş Savaşı’nda İnebolu’dan Ankara’ya uzanan istiklal yürüyüşünde istiklal yolunu koruyan Çankırı’dayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şapka devrimi için Kastamonu’ya giderken geldiği, şapkasını kaldırıp selamladığı, dönüşte onu bütün Çankırı’nın şapkalarıyla selamladığı bu güzel memleketteyiz. Selam olsun Çankırı’ya. Selam olsun ülkesine, bayrağını ve atasını sevenlere. Değerli Çankırılılar, biraz önce dedim. Çankırı’da son seçim bin 100 tane oy aldık. Bugüne kadar biz buranın belediyesini hiç kazanamadık. Ama dönüp de Çankırı’ya küsmedik, sırtımızı dönmedik, onu küçük görmedik. Sadece şunu dedik: ‘Bir kusur varsa bizdedir. Bir hata varsa bizdedir. Eksiklik varsa bizdedir.’ Şimdi emeği gören, emekçinin sesini duyan, emeklinin derdiyle dertlenen, hem mahkemedeki adaletsizliğe, hem gelir ve vergideki adaletsizliğe karşı çıkan, bütün haksızlıklara isyan eden, Kartalkaya’daki yangını da cüzdandaki ve mutfaktaki yangını da yüreğinde hisseden Çankırı’nın güzel insanına selam olsun.” “SEÇİLENLERE SEÇENDEN ÖTÜRÜ SAYGI GÖSTERİYORUZ” “Burada hiç belediye kazanmadık. Son milletvekilimiz Nuri Çelik Yazıcıoğlu’ydu. Allah gani gani rahmet eylesin. 50 yıldır vekilimiz yok burada bizim. Elbette hemşerileriniz var. Geçtiğimiz dönemlerde Kadir Gökmen Öğüt vardı. O da meydanda burada. Hemşeriniz Kadir Abi’ye bir alkış alalım. Ama bu meydana bakınca ben hem İl Başkanımız Galip Başkan’a, bütün ilçe başkanlarına, yöneticilere, yani baba evinin bacasını tüttürenlere bu meydan için teşekkür ediyorum. Önümüzdeki seçimde Çankırı’dan milletvekilimizi istiyorum artık. Tabii önceki rahmetli vekilimizi anmışken, il başkanımızla örgütümüze teşekkür etmişken birlikte çalıştığımız ve iki yıl önce kaybettiğimiz Fikret Başkan’ı da rahmetle anıyorum. Ailesine ve Cumhuriyet Halk Partisi ailesine saygılarımı sunuyorum. Biz buraya aday gösteriyoruz, milletvekilimiz seçilmiyor. Belediye seçimine giriyoruz, kazanamıyoruz. Ama seçilenlere seçenden ötürü saygı gösteriyoruz. ‘Millet onu seçti, ben tanımıyorum’ demiyoruz. ‘Millet onu seçti; darbe yapayım, hapse atılsın, hakaret edeyim, iftira edeyim’ demiyoruz. Demokrasi kazandığın seçimden sonra belli olmaz. Demokrat mısın, değil misin? O seçimi kaybettiğinde belli olur. İşte yıllarca iktidarda olup, hiç kaybetmeyip, bununla övünenler 31 Mart seçimlerinde tarihlerinde ilk kez ikinci parti olunca, 31 Mart seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra birinci parti olunca, Türkiye’nin yüzde 65’ini kazanınca hazımsızlığa başladılar ve saldırmaya başladılar. Seçtiğimiz Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nu, 16 belediye başkanımızı, çok sayıda arkadaşımızı iftiralarla aldılar, gözaltı yaptılar, tutukladılar, hapislere koydular. Buradan Çankırı’nın güzel insanlarının vicdanına seslenerek, ki beni demin genç Yarenler karşıladı. Yaren meclisinin vicdanına seslenerek söylüyorum. Tayyip Erdoğan’ı yenmek suç değildir. Seçim kazanmak suç değildir. İktidar olmak istemek suç değildir. Bu ülke padişahlık değildir. Bu ülkede birilerinin dediği değil, milletin dediği olur. Son seçimlere ikinci kez bu kentin belediye başkanı seçtiği İbrahim Hakkı Esenbey’i, AK Parti’den Grup Başkanvekili Sayın Akbaşoğlu’nu, MHP’den Milletvekili Pelin Yılık hanımefendiyi sizler seçtiniz. Göreve geldiler. Onlara görevlerinde başarılar diliyorum. Demokrasi, seçilenin yönetmesidir. Onları seçen Karabük’e de Çankırı’ya da bundan sonraki seçimde karar değiştirip bizi seçerlerse saygı duyarız. Seçmezlerse yine saygı duyuyoruz. Demokrasi, kendin kazandığında övündüğün, kaybettiğinde hiçe saydığın bir yönetim biçimi asla olamaz.” “ÇANKIRI’NIN SORUNLARINI ÇÖZEN DE YOK, SÖYLEYEN DE” “Elbette belediye başkanı seçildi, iki partiden birer milletvekili var. Ancak bu şartlarda Çankırı’nın önemli bir sorunu var. O da şu: Sorunlarını çözen de yok, söyleyen de yok. Bir taraf AK Parti, bir taraf MHP olunca sorunlar birikiyor. Ama söyleyen de olmuyor. Örneğin Çankırı’nın en büyük sorunu küçülmek, göç vermek. Bakın Adalet ve Kalkınma Partisi ilk geldiğinde 270 bin olan Çankırı nüfusu, şu anda 196 bine düştü. Yani Türkiye 60 milyondan 86 milyona giderken ve yüzde 30’dan çok büyürken; burada, Çankırı’da yüzde 27’lik bir küçülme var. AK Parti geldiğinde Çankırı’da olan beş kişiden biri artık yok. Çankırı’nın nüfusu yüzde 27 azalmış. Peki neden azalmış? Hiç düşünen var mı? Hiç düşünmeye gerek yok. Sen Çankırı’nın öncelikle Makine ve Kimya Enstitüsü’nü kapatırsan, fabrikalarını kapatırsan, ilçelere açılan yüksek okullarını kapatırsan, cezaevini kapatırsan, huzurevini kapatırsan Çankırı’yı göçe zorlarsın. Çankırı’yı güçlendirecek yatırımları yapmadan sadece kapatarak, Çankırı’ya yatırım getirecek imkanları yaratmayarak, bırak yatırımı kendisi gelmek için yol kullanılacak, bağlantı yollarını, çevre yollarını 15 yıldır yapmayarak burada Çankırı’yı bir başına, çaresiz bıraktılar. Çankırı’nın çiftçisi, AK Parti geldiği gün bir kilogram buğday sattığında 6 litre mazot alıyordu. Bunu bütün çiftçiler biliyor, bütün çiftçi büyüklerim biliyor. Oysa bugün bir litre mazot almak için bir kilogram buğday satmak gerekiyor. Yani bir kilograma 6 litreden, bir kilograma bir litreye gelinmiş durumda. Bunun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak söz veriyoruz. İktidarımızda Çankırı’nın çiftçisi Gazi’nin dediği gibi yeniden olacak milletin efendisi.” “ARADA RANT YOK, İYİ VE HALKI SEVEN YÖNETİM VAR” “AK Parti, 24 yıldır iktidarda. Türkiye’yi nereden nereye getirdi. Bakın yoksullukta Avrupa birincisi. İşsizlikte Avrupa birincisi. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisi. Yüksek faizde Avrupa birincisi. Yoksullukta Avrupa birincisi. Yani beş alanda birden birinci. Beş altın madalyası yok. AK Parti’nin kara düzeninin beş tane utanç madalyası var boynunda. Bakın geçtiğimiz hafta Edirne’deydim, serhat şehrindeydim, sınır kentindeydim. Edirneliler her hafta Yunanistan’a geçip oradan alışveriş yapıyorlar. Türkiye’de etin kilosu bin lira, Yunanistan’da 500 lira. Yani bir arabaya ya da biri otobüse doluşup karşıya geçip alışverişi oradan yapıp geliyor. Bin liralık eti Yunanistan’da 500 liraya alıyor. Bizde asgari ücret 500 Euro ama Yunanistan’da bin 400 Euro. Bizim üç katımız asgari ücret alıp yarı fiyatımıza et yiyebiliyorlar. Ben dün kendi memleketinde, Manisa’daydım. Burada da resimlerini açmışsınız, Allah razı olsun. Ferdi Zeyrek kardeşimin, Gülşah Durbay kardeşimi, evlatlarımızı kaybettiğimiz memleketimdeydim. Ferdi Başkan’ın Manisa’ya kazandırdığı ilk iş, halk mandıra açmaktı. Halk mandıraya uğradım. Fiyatları kontrol ettim. Sonra çıktım, oradaki açılışta söyledim ve herkes onayladı. Şimdi Çankırı kulağını açıp da dinlesin. Hani diyoruz ya ‘Türkiye’de et bin lira, Yunanistan’da 500 lira.’ Şimdi bunu dinleyin: Bugün Çankırı’da kasapta 950 lira, bin lira olan et Manisa’da Ferdi Zeyrek’in açtığı halk mandırada 550 lira. Bugün piyasada, Çankırı’da 600 lira olan kaşar peyniri, Manisa’da şu anda herkese satılıyor 230 liraya. Siyah zeytin, emsal siyah zeytin dışarıda 280 lira, halk mandırada 140 lira. Dört kap sıcak yemek lokantada 250 lira, kent lokantasında sadece 50 lira. Arada ne var? Arada rant yok. Arada ne var? İyi yönetim var. Halkı seven yönetim var. Buradan açıkça ifade ediyorum. Çankırı eti bin liraya değil; önce 500 liraya, sonra 300 liraya yemek istiyorsa çare bu iktidarı değiştirmektedir. Halk mandıralarını kuran Cumhuriyet Halk Partisi’ni, halkın partisini iktidara getirmektir.” “İNANMAYAN O GÜNKÜ RAKAMLARA BAKSIN” “Bugün Çankırı’da emekliler, emekli maaşının kaç para olacağını bekliyorlar. En düşük emekli maaşı 20 bin liranın altında olacak. 19 bin 800 lira civarında. Bu bir sefalet ücretidir. Buradan Çankırı’nın AK Partili, MHP’li emeklilerine söylüyorum. AK Parti geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı 1,5 çeyrek altın alıyor. Emekli maaşını 22 bin lira yapsalar ancak 2 çeyrek altın alacak. AK Parti’den önce 8 çeyrek, AK Parti gelmiş; 2 çeyrek. Bu AK Parti’nin kara düzenidir, bu haksızlıktır. Bu, yıllarca çalışılan, alın teri dökülen, dirsek çürütülen, göz nuru harcanan ve devletin ‘Yeter, sen çalışma. Bugüne kadar sen bize baktın, şimdi çalışanlar sana bakacak’ dediği emekliye haksızlıktır, vefasızlıktır ve vicdansızlıktır. Buradan bütün emeklilere sesleniyorum. Bu iktidar sizi bitirmiştir. Bu iktidarı bitirme vakti şimdi size gelmiştir. Meydandaki emeklileri görebilir miyim, el kaldırsınlar. Neredeyse Türkiye’deki en yüksek oran. En düşük emekli maaşı alanlar 16 bin 700 lira alanlar bir el kaldırsın. Neredeyse meydanın yüzde 75’i emekli, emeklinin de yüzde 75’i en düşük emekli maaşını alıyor. Bu katlanılabilecek bir durum değil. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak; bu asgari ücrete de, bu en düşük emekli maaşına da sonuna kadar itiraz ediyoruz. Ve biz ne yapacağız onu söylüyorum. Biz iktidar olduğumuzda, bugünkü şartlarda en düşük emekli maaşı bir asgari ücret olacak. Önce bir asgari ücret. Kimse şaşırmasın, olmadık bir şey söylemiyorum. AK Parti’nin geldiği gün en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. İnanmayan dönsün, o günkü rakamlara baksın. Bugün en düşük emekli maaşı asgari ücretin yüzde 60’ına getirildi. Bu yüzden en düşük emekli maaşı bir asgari ücret olacak. Peki asgari ücret ne olacak? Hiç şüphe yok, bugünkü gibi açıklandığı gün, ki bu tarihte ilk kez oluyor, asgari ücret açlık sınırının altında açıklanmıştır. Açlık sınırı 30 bin liranın üzerindedir, 28 bin lira asgari ücret açıklanmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bugünkü şartlarda, bugün olsa asgari ücret 39 bin lira olacak. Söz veriyoruz.” “ADALETSİZ VERGİ DÜZENİNİ DEĞİŞTİRECEĞİZ” “Ayrıca adaletsiz vergi düzenini değiştireceğiz. Bunlar gibi vergiyi tabana değil, tavana yayacağız. Çok kazanandan çok, az kazanandan az alacağız. Bu meydan gibi hiç kazanamayanlardan hiç vergi almayacağız. Bakın bugün Türkiye, dünyanın en acımasız vergi sistemini uygulamaktadır. Bugün 100 liralık verginin 65 lirası en az dolaylı vergilerden, yani zengin - fakir ayırmayan, yani fabrikatörden de kapısındaki bekçiden de aynı vergiyi alan dolaylı vergilerle dönmektedir. Elektriğe, suya, telefona, yoğurda, pirince, zeytinyağına, çocuk bezine, multi milyarder de en gariban da aynı vergiyi ödemektedir. Bunun üstüne vergilerin geri kalan yüzde 23’ü gelir vergisinden, yani hepinizin - hepimizin daha eline almadan maaşlarından kesilen gelir vergisinden alınmaktadır. Geriye yüzde 11, yani çok kazanan üreticiden, çok kazanan ihracatçıdan, zenginden, holdingden, anonim şirketlerden aldıkları vergi yüzde 11’dir. Yoksuldan yüzde 89 vergi alan, zenginden yüzde 11 vergi alan AK Parti’nin kara düzeni gidecektir, gidecektir, gidecektir. Buradan Çankırı’dan sesleniyorum. Bir devri kapatmaya, yeni bir devri başlatmaya geliyoruz. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Vatan evlatlarının.” “YOKSULLUĞU YENMEYE GELİYORUZ” “Tayyip Bey, yılın ilk gününde eksi 4 derece sıcaklıkta, karın altında Çankırı’da müzenin önündeki meydandayım. Meydan tıklım tıklım. Biz buradayız. Sıcak salonların adamı Erdoğan sen neredesin? Sen neredesin? Biz buradayız, millet için buradayız, yoksul için buradayız, emekli için, çalışan için buradayız. Gençlerin gelecek umudu için buradayız. Sıcak salonlardan çık, çık karşımıza. Erken seçim istiyoruz. İktidar istiyoruz. Adalet istiyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidara geldiğimizde herkesin insanca yaşayabileceği bir maaş almasını, eğer işi yoksa temel vatandaşlık maaşıyla eve giderken kimsenin eli boş gitmemesini, kasabın - manavın arka sokağından dolaşmasını, borcunu borçla kapatmamasını, kredi kartını öbüründen çekerek ceza gibi biriken borçlardan artık bunalmamasını, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarının onurlu birer temel vatandaşlık geliri almasını savunuyoruz. Çankırı, bu müjdeyi buradan Türkiye’ye haykırıyorum. Biz bu ülkede kardeşlik ve huzur olsun istiyoruz. Kavga değil, milletin sorunları çözülsün istiyoruz. Ama ne yazık ki AK Parti yönetimi bunu istemiyor. O gerginlik istiyor ki, yoksulluk konuşulmasın. O kavga istiyor ki, işsizlik konuşulmasın. O kutuplaşma istiyor ki, bu millet kucaklaşmasın, hep birlikte kurtuluşu aramasın. Bunun için 2026 yılının ilk mitinginde, Anadolu’nun bağrında ve bu Yarenler diyarında Yarenler Divanı’ndan bütün Türkiye’ye diyorum ki; Tayyip Erdoğan’ın kutuplaştırmasına inat kucaklaşma, düşmanlaştırmasına inat kardeşliğe, AK Parti’nin, MHP’nin seçmeni ile muhalefetin seçmeni omuz omuza vermeye, yoksulluğu yenmeye geliyoruz. Yoksulluğu yenmeye.” “BİZ ANTİ EMPERYALİSTLERİN PARTİSİYİZ” “Yüzde 17,5 enflasyon hedefi ile yola çıkıp yüzde 30 enflasyonla yılı bitirenlere soruyorum. Bu yıl ne oldu? Savaşa mı girdik, ekonomiyi allak bullak edecek afet mi oldu? Ne oldu da bu yıl yüzde 15 enflasyon deyip, yüzde 17 enflasyon deyip, yüzde 30’a çıktı? Hedefin iki katına çıktı. Farkı bu milletin cebinden çıktı. Size söyleyeyim ne olduğunu. Bu ülkede maalesef 19 Mart’ta bir sivil darbe oldu. Ülkeyi seçimle kazanamayacağını görenler, geleceğin iktidarına darbe yapmaya, geleceğin Cumhurbaşkanına darbe yapmaya, Ekrem İmamoğlu’na darbe yapmaya kalkıştılar. İşte bütün kriz de buradan çıktı. Karşımızda darbe kendisine yapılınca ‘Koşun, yardım edin’ deyip, sonra sıkışınca rakibine darbe yapanlar var. Değerli Çankırılılar, bugün dünyanın öbür ucunda bir ülkede Venezuela’da ülkenin liderine ve eşine Amerika Birleşik Devletleri tarafından bir operasyon yapıldı ve ülke dışına kaçırıldı. Buradan açıkça söylüyorum. Maduro seçimleri adil, güvenli yapmadığında, muhalefetin itirazlarına kulak kabartmadığında, Maduro yanlış yapıyordu. O günlerde Erdoğan ‘Kardeşim Maduro’ diyordu. ‘Dostum Maduro’ diyordu. Bugün Erdoğan’ın her lafı yiyip sustuğu, randevu almak için Boeingler verdiği, randevu almak için kıymetli toprak elementlerimizi feda ettiği, randevu almak için oğluna Amerikan malına vergi indirimi, Çin malına vergi bindirimi teklif ettiği Erdoğan, Trump’ın Venezuela’ya darbesine, Maduro’yu alıp da ülkesinden kaçırmasına tek kelime edememiştir. Buradan herkes görsün ki; Erdoğan Maduro yanlış yaparken de, yanlışa ‘yanlış’ diyememiştir. Bugün yanlış Venezuela’ya yapıldığında, bugün Amerika birleşmiş milletler sistemini alt üst ettiğinde, bugün Amerika 400 yıl önce Vestfalya Antlaşması’dan beri ülkeler birbirinin sınırlarına saygılı olacak, iç işlerine karışmayacak, ulusal egemenliklerini tanıyacak, uluslararası hukuk dışında hiçbir ülke diğerine karışmayacak diye 400 yıllık kaideyi Trump ayaklarının altına alırken, Erdoğan korkusundan bir kelime edememektedir. Bir danışmanı tweet atmış, tweetini sildirdiler. Buradan Erdoğan’a bir kez daha sesleniyorum: Sen Trump’tan korkan, meşruiyeti onun Oval Ofisi’nde arayan, doğruya ‘doğru’ demeyen, sıkışınca tükürdüğünü yalayan ve cesareti olmayan bir siyasetin insanısın. Biz; Altıncı Filo’yu denize dökenlerin, Kıbrıs işgalinde hepsine kafa tutanların, biz; geldiklerinde birileri kırmızı halı sererken düşman donanmasına bakıp ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyen anti emperyalistlerin partisiyiz. Buradan açıkça söylüyorum. Trump’a sığınanlara açıkça söylüyorum. Modern dünyanın bir parçası olmadan, haksızlıklara susarak, sadece göz yumarak Trump‘tan, Amerika’dan, İsrail’den korkarak iktidarda kalacaksan, olmaz olsun öyle iktidarınız. Eğer sizi orada oturtursak bize de yazıklar olsun. Bize de yazıklar olsun. Buradan Çankırı’dan, Anadolu’nun kalbinden dünyaya sesleniyorum: Trump’ın düzeni, dünya düzeni olamaz. Ya bu çılgınlığa direnilecek ya da bu Trump teker teker bütün dünyanın tepesine binecek. Burada, Anadolu’da Trump’ın tepesine bineceği bir Cumhuriyet yoktur. Çünkü bu Cumhuriyet kanla, mücadeleyle kurulmuştur. Ne Trump’tan ne Amerika’dan korkumuz yoktur. Korkanlara yazıklar olsun.” “GÜYA KALENDİ ÇANKIRI, ‘İSTİFA’ DİYE İNLİYOR MEYDAN” “Değerli Çankırılılar eksi dört derecede, bu kalabalıkta sözü çok uzatmadan son olarak şunu söyleyeceğim: Çankırılıların vicdanına sesleniyorum. AK Parti’yi eleştirenlerin hapse atılması doğru mu? AK Parti’ye karşı seçim kazanmak suç mu? Bakın bir iddianame çıktı ve tel tel dökülüyor, bomboş. Bütün bir yaz boyunca attıkları, TRT’den, A Haber’den, TGRT’den attırdıkları bütün yalanlar boş çıktı, fos çıktı. Yazın öyle dünya kadar yalan yazılırken, biz diyorduk ki ‘Getirin iddianameyi. Yargılanmak için değil, yargılamak için o iddianameyi bekliyoruz.’ Şimdi iddianame çıktı, arkasında duran yok. Tayyip Bey yaz boyu arkadaşlarımıza ‘Hırsız’ dedi, ‘Yolsuz’ dedi, ‘İddianame çıksın, insan içine çıkamayacaklar’ dedi. 3 Ocak günü Çankırı’da eksi dört derecede insan içindeyim Tayyip Bey. Bakın ‘Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar’ dedi. Son seçimde bin oy aldığımız memlekette on binlerle yüz yüzeyim. ‘Ailelerinin bile gözüne bakamayacaklar’ dedi, Tayyip Bey senin gözüne bakarak söylüyorum ki savcına güveniyorsan çık karşıma, TRT’den canlı yayınla. Hodri meydan. Nasıl olacak Tayyip Bey? Güya kalendi Çankırı. Kalende ‘İstifa’ diye inliyor memleket. Nerede adalet? Nerede cesaret? Haydi Tayyip Bey çık karşıma, getir sandığı. Görsün millet.” “CENAZE EVİNE SALDIRANI BU MİLLET GÖRÜYOR” “Dünyanın her yeri yangın yeri iken biz bu ülkede yan yana, hep beraber ve güçlü olmalıyız. İçeride kavgayı bitirmeli, insanlarımızı yoksulluktan kurtarmalıyız. Bunun yolu kutuplaşma yerine kucaklaşmaktır. Bakın yılbaşında bütün partilerin liderlerini aradım. Geçen yıl Tayyip Bey’i de aramıştım. Kazandığım seçimden sonra her bayram aramıştım. Ama bu sene 18 lideri aradım, bir tek onu aramadım. Çünkü biz yıllarca ‘İyilik’ dedikçe, ‘Kardeşlik’ dedikçe, ‘Bu ülkenin birliği’ dedikçe; biz evladımız Gülşahımızı defnederken kabir başındayken elinde mikrofon bize saldırıyordu. İyilikten anlamayan, yastan anlamayan… Devlet Bey 90 gün hasta yattı, 90 gün ağzımızı açıp laf etmedik. Hastaya ilişmeyiz, yas evine ilişmeyiz. Mateme saygı duyarız. Ama bu memleketin evladı olup da cenaze evine saldıranı, yas evine saldıranı, iyi günde - kötü günde birlikte olmayanı bu millet görüyor. Ama bir yandan o istiyor diye geçen sene Cumhuriyet Halk Partisi seçimlerden birinci parti çıkınca ‘Gelin bu ülkede normalini yapalım, şehit cenazesinde el uzatmamak ne? Bizim Manisa’da AK Parti’nin mahalle başkanı ile CHP’nin mahalle başkanı cenazesini de birlikte kaldırıyor, düğününü de birlikte yapıyor’ demiştik. Bu millet tarafından takdir gördü ama Tayyip Bey tarafından tepki gördü. ‘Oylarımız düşüyor’ diye kavgaya sarıldı. Şimdi 2026 yılının ilk mitinginde açıkça söylüyorum. 2026 yılı, yeni bir siyasetin miladı olacak. Bunun için üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. Başta muhalefet partileri. Her birisiyle el ele, omuz omuza, dayanışma içinde bu ceberrut, halden anlamayan, sadece kendini düşünen iktidarı değiştirmek için tüm muhalefetle kol kola, omuz omuza olacağız. Yetmez, Tayyip Bey istemiyor diye AK Partiliye düşman olacak değiliz. AK Parti’nin, MHP’nin seçmenleri ile de kucaklaşacağız. Tayyip Bey’e rağmen MHP ile de AK Parti’nin seçmenleri ile de en iyi diyalogları kuracağız. Onlara yoksulluktan birlikte kurtulmanın, işsizlikten birlikte kurtulmanın yollarını, çarelerini anlatacağız. Tayyip Bey istiyor diye, o hep iktidarda kalsın diye bu millet kavga edemez. Diyorlar ki ‘Ne olacak?’ Şu olacak: Tayyip Bey’e rağmen bu millet kucaklaşacak, bu millet iktidara yürüyecek. Biz kavga etmeye değil; bu ülkeyi iyileştirmeye, onarmaya, güçlendirmeye geliyoruz.” “2026, KİMSENİN KAYBETTİĞİ BİR YIL OLMAYACAK” “Bu memlekette onlar kavgayı büyüttükçe ekmek küçüldü. Biz birbirimize düşersek hepimizin sofrasından ekmek eksiliyor. Biz eksikleri tamam etmeye geliyoruz. Bu ülkede kavgadan iktidar çıkarmak isteyenlere, kavgayla iktidar sürdürmek isteyenlere inat biz barıştan refah, refahtan huzur, huzurdan hep birlikte kalkınma çıkaracağız. 2026 yılı, kimsenin kaybetmediği bir yıl olacak. Biz seçimi kazandığımızda kimse kendini kaybetmiş hissetmeyecek. Her görüşten bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağız. Buradan bir kez daha açıkça söylüyorum ki kutuplaşma Tayyip Erdoğan’ın talebidir, bizim değil. Kavga onun hesabına gelir, bizim değil. Elbette onun zulmüne boyun eğecek değiliz. Ona boyun eğmek yerine, başımı vermeyi göze alırım. Ona baş eğecek değiliz. Baş eğmek yerine baş veririz. Ama o istiyor diye milletle aramıza mesafe koyamayız. Bunun için Tayyip Bey’e karşı bir adım geri atmadan, ki atarsak bu milleti 100 yıl geriye götürecek. Tayyip Bey’e karşı bir kelime eksik konuşmadan, ki konuşursak bu milleti susturacak. Tayyip Bey’e karşı bir santim eğilmeden, ki eğilirsek bu millete diz çöktürecek. Ama o istiyor diye de kavga etmeden. Geçmişte ona oy vermiş, şimdi yokluk, yoksulluk çeken, işsiz kalmış, sıkıntıya düşmüş milyonlarla ona rağmen kucaklaşacağız. Bu yolda ben en çok size güveniyorum. Benimle birlikte bu yolculuğa var mısınız? Kapı kapı gezmeye, partinin programını anlatmaya, seçim vaatlerini anlatmaya var mısınız? Ekrem Başkan içeride. Onun yerine Cumhurbaşkanı adaylığına var mısınız? Birlikte miyiz? Birlikte yürüyecek miyiz? Haydi o zaman Çankırı, haydi o zaman Anadolu, haydi güzel memleketim. Hep beraber yürüyelim. Yürüyelim arkadaşlar.”

DİSK Güney Marmara'dan Bursa'da kitlesel açıklama Haber

DİSK Güney Marmara'dan Bursa'da kitlesel açıklama

DİSK Güney Marmara Bölge Temsilcisi ve Birleşik Metal-İş Bursa Şube Başkanı Gökhan Aydın, Türkiye’de ücretlerin enflasyon karşısında eridiğini belirterek, 21–23 Aralık tarihlerinde yapılacak yürüyüşe tüm işçileri, emekçileri ve emeklileri destek vermeye çağırdı. DİSK Güney Marmara Bölge Temsilciliği, vergide ve gelirde adalet ilee insanca yaşanabilir bir asgari ücret kampanyası kapsamında Bursa Kent Meydanı'nda kitlesel bir basın açıklaması yaptı. DİSK Güney Marmara Bölge Temsilcisi ve Birleşik Metal-İş Bursa Şube Başkanı Gökhan Aydın tarafından yapılan basın açıklamasında, Türkiye’de hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında işçilerin alım gücünün her geçen gün daha da düştüğü vurgulandı. Aydın, “Ücret artışları, TÜİK’in açıkladığı resmi enflasyonun bile altında kalıyor. Bugün ülkemizin en büyük sorunu bölüşüm sorunudur; bu düzen zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapıyor” dedi. Özellikle asgari ücretin açlık sınırının çok altında kaldığını belirten Aydın, açlık sınırının 30 bin liraya dayandığını, yoksulluk sınırının ise 90 bin lirayı geçtiğini ancak asgari ücretin sadece 22 bin 104 lira olduğunu ifade ederek, "Asgari ücretin 11 aylık kaybı 6 bin 574 liraya ulaştı. Bugün bir ailede anne, baba ve iki çocuk çalışsa bile eve giren gelir yoksulluk sınırının altında kalıyor” ifadelerini kullandı. Ücretlerdeki kayıpların yanı sıra vergi adaletsizliğine de dikkat çeken Gökhan Aydın, “Enflasyon ve kesintilerin işçiler üzerindeki toplam faturası 2 trilyon TL’yi buldu. Gelirde adaletsizlik, vergide adaletsizlik, ülkede adaletsizlik hepimizi vuruyor” dedi. Aydın, taleplerini şöyle sıraladı: Asgari ücret resmi enflasyona hapsedilemez; işçinin ailesiyle birlikte geçineceği bir ücret olmalıdır. En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çıkarılmalı, tüm emekli maaşları da aynı oranda artırılmalıdır. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınan adaletli bir vergi sistemi kurulmalıdır. Sendikalaşma, toplu sözleşme ve grev hakkının önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Öte yandan basın açıklamasında DİSK'in bu taleplerle birlikte 21 Aralık’ta İstanbul’dan başlayıp 23 Aralık’ta Ankara’da sona erecek yürüyüşü için tüm işçiler ve emekçiler desteğe davet edilerek, bildiriler dağıtıldı.

Nurhayat Altaca Kayışoğlu: “Özgür sanat olmadan demokrasi olmaz” Haber

Nurhayat Altaca Kayışoğlu: “Özgür sanat olmadan demokrasi olmaz”

TBMM Genel Kurulu’nda Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2026 bütçesi görüşmelerinde söz alan CHP Yurtdışı Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi başta olmak üzere kültür kurumlarının yönetiminde yaşanan sorunları çarpıcı örneklerle anlattı. CHP Yurtdışı Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü’nün göreve geldiği günden bu yana kurum içinde huzursuzluk yarattığını belirterek, karar mekanizmalarının devre dışı bırakıldığını söyledi. Sanat kurullarının işlevsizleştirildiğini, repertuvar kararlarının Genel Müdür inisiyatifine bırakıldığını ifade eden Altaca Kayışoğlu, “Bu kurumun ustalaşmış sanatçıları evlerinde otururken dışarıdan rejisörlerle çalışılıyor, kamu kaynağı bu alanlara aktarılıyor” dedi. Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda 12 öğretim görevlisinin işine son verilmesini de hatırlatan Altaca Kayışoğlu, bu uygulamaların sanat dünyasında ciddi kırılmalara yol açtığını vurguladı. “Sanatı özgürleştirin” çağrısında bulunan Altaca Kayışoğlu, özgür sanat olmadan demokratik bir ülkenin var olamayacağını söyledi. “TİYATROLAR BOŞ SALONLARA OYNANIYOR” Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Devlet Tiyatroları’ndaki yüksek bilet zamlarını da sert sözlerle eleştirdi. Yüzde 300’e varan artışların salonları boş bıraktığını belirten Altaca Kayışoğlu, “1. sınıf bilet 450, 2. sınıf bilet 200 lira oldu. Ön sıralar boş, tiyatrolar boş koltuklara oynanıyor. Sanat erişilebilir olmalıdır” ifadelerini kullandı. Altaca Kayışoğlu, Kültür Yolu Festivali’ne harcanan 1,8 milyar lirayı da gündeme taşıyarak ihaleler, hizmet alımları ve sponsorluk süreçlerinin şeffaf olarak açıklanması gerektiğini söyledi. Güzel sanatlar orkestralarına 25 yıldır çalgı alınmadığını da hatırlatan Altaca Kayışoğlu, Bursa gibi 3,5 milyon nüfuslu bir şehirde tek bir tiyatro sahnesi bulunmasını da kültür yatırımlarının yetersizliğinin göstergesi olarak değerlendirdi. “CHP İKTİDARINDA SANATÇI ÖZGÜR OLACAK” Sanatçıların özlük haklarına değinirken tabloyu “yoksulluk ve güvencesizlik” olarak nitelendiren Altaca Kayışoğlu, Anadolu’daki 4/B statüsündeki sanatçıların sömürüldüğünü, teşviklerin haksız gerekçelerle kesildiğini, seyyanen zamların ikramiyelere yansıtılmadığını söyledi. Konuşmasının sonunda tiyatro sanatçısı Eda Saraç’ın gözaltına alınma sürecinde maruz kaldığı kötü muameleyi hatırlatan Altaca Kayışoğlu, sanatçının ters kelepçe ile gözaltına alınmasının, darp izlerini gösteren fotoğrafların kabul edilemez olduğunu vurguladı. “Bir sanatçıya yapılan bu muamele reva mıdır?” diye soran Altaca Kayışoğlu, CHP iktidarında sanatçıya özgürlük, kurumlara liyakat ve sanata erişilebilirlik sözü verdi.

Özgür Özel: Asgari ücret 30 bin lira olmalı Haber

Özgür Özel: Asgari ücret 30 bin lira olmalı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Her 100 kişiden 55’i asgari ücret alıyor. Gerçek enflasyon yüzde 60 iken yüzde 30 çıkarıyor. Yoksulluk sınırı 98 bin lira. Asgari ücret 30 bin lira olması gerekiyor. bir tiyatro yapacaklar ve 27 - 28 bin liralık bir asgari ücret belirleyecekler." dedi. ANKARA (İGFA) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İlke TV canlı yayınına konuk oldu. Kendisine yöneltilen soruları yanıtlayan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda görüşmeleri süren 2026 yılı bütçe teklifi hakkında, “Bir kez daha hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bu hafta aslında Meclis’te bütçe görüşmeleri Genel Kurul aşamasına geçti. Bundan önceki cumartesi günü de Bütçe Hakkı Mitingi vardı, Ankara Tandoğan’da. Çok anlamlı bir mitingti. 70’in üzerinde bileşen, bütçe hakkı için bir araya geldiler. Ben de o mitinge katıldım. Hem emeklinin, hem emekçinin bütçe hakkı savunuluyordu. Tabii o çerçeveden bakınca zaten bugün Meclis’te yapılanlara bütçe görüşmesi demek zor” dedi. Özel, şöyle devam etti: “MECLİS GENEL KURULU ONLARA GÖRE DEKOR OLDU” “‘Yani bir meclis kurulmuş da sonra bütçeyi yapsın diye komisyon kurulmuş, o da bütçe yapmış’ diye bir şey yok insanlık tarihinde. Magna Carta, tek adamın vergiyi tek başına belirleyemeyeceğini yazıya dökmesiyle, insanlık tarihinin en önemli kazanımının ilk somut adımıdır. O günden itibaren devletin vergi alan sağ eliyle dağıtan, şefkatli sol elinin dengesine meclisler karar verir. Önce 1215’te bir yazı olarak kazanım oldu. Devamında 17’nci yüzyılda damgasını vuran ‘temsil yoksa vergi de yok’... Yani bir mecliste temsil edilmiyorsam vergi de vermem. İngiliz parlamentosu, Fransız ihtilaliyle Fransız parlamentosu ve bizde biraz daha geç olmakla birlikte önce bütçe hakkı elde edildi, sonra onun konuşulacağı yere çatı yapıldı. Oraya meclis dendi. Meclisten önce kazanılmış bir hak bu. Ama şimdi Meclis’te görüşülüyor, 12 gün sonra bitecek. Diyelim ki 600 milletvekili reddetti bütçeyi. Bütçe, geçen senekinin üzerine yeniden değerleme oranı konup devam edecek Cumhurbaşkanı hükümet sistemi ve tek adam rejiminde. Neden? Çünkü OHAL’de değiştirdikleri anayasaya bunu koydular. ‘Eğer bütçe geçmezse bir önceki bütçeye yeniden değerleme oranı konulur. Ona göre hükümet devam eder.’ Düşünün ki milletin meclisinin tamamı bütçesini reddetmiş… Normalde bütçesi geçmeyen hükümetler dünyada düşer, yerine yenisi konulur. Türkiye siyasi tarihinde de örnekleri var. Ama maalesef bütçenin göstermelik bir şey olduğu, yani artık bizim Meclisimiz onlara göre, onların getirdiği rejime göre bir dekor orası, Genel Kurul salonda. Milletvekilleri oyuncu, halk seyirci, demokrasi de adeta orada atılan bir tirad. Yoksa bir karşılığı yok. Önce bu tespiti yapmak lazım.” “BU BÜTÇE ‘-MIŞ GİBİ’ YAPAN BİR BÜTÇE” “Devamında; bu bütçe nasıl bir bütçe? Bu bütçe ‘-mış gibi’ yapan bir bütçe. Bu bütçe aslan payını iktidarın, iktidarın önceliklerinin; işte büyük holdinglerin, şirketlerin, onların vereceği vergilerin affedildiği veya büyük teşviklerin, Kamu - Özel İşbirliği’ne büyük paraların, Yap - İşlet - Devret’lere büyük paraların aktarıldığı ama emeğin, emekçinin ve emeklinin hakkını alamadığı bir bütçe bu. Tabii bugün 16 bin lira en düşük emekli maaşından, 22 bin lira asgari ücretten bahsediyoruz. Geçen sene AK Parti, kendi pratiğini ki o pratik de gerçekleşen bir pratik değil ama hep şunu söylüyordu; ‘Biz asgari ücretliyi enflasyona ezdirmiyoruz.’ Nasıl ezdirmiyorsun? ‘TÜİK, bir enflasyon belirliyor ve biz enflasyon kadar zam veriyoruz.’ Bir kez TÜİK enflasyonu belirlemiyor, orada enflasyon üzerinden manipülasyon yapıyor. Gerçek enflasyon yüzde 60 iken yüzde 30 çıkarıyor. Zaten sen oradan, emekten bir şeyler çalıyorsun. Ama geçen sene TÜİK’in, ben ‘Tayyip Erdoğan’ı Üzmeyen İstatistik Kurumu’ diye kısaltıyorum onu, onun rakamlarıyla da enflasyonu vermediler. Neyi verdiler? Beklenti enflasyonunu verdiler. Yani karnede sınavda aldığı notu değil de sınava girmeden önce umduğu notu veriyor. Böyle bir eğitim sistemi, böyle bir puanlama sistemi var mı? ‘Ben enflasyonu yüzde 20’ye düşürecektim, beceremedim yüzde 40 oldu. Sana 40 vermiyorum, 20 veriyorum.’ Önce düşür, sonra onu ver. Öyle olunca zaten gitgide gerçek enflasyon karşısında eriyen asgari ücret geçen sene ağır bir yara almıştı ve 22 bin lirada kaldı. Aslında 30 bin lira olması gerekiyordu. Şimdi bu 22 bin lira üzerine, bugün işte artık nihayet Türk-İş’in de katılmayı reddettiği Asgari Ücret Komisyonu‘nda oturup bir tiyatro yapacaklar ve 27 - 28 bin liralık bir asgari ücret belirleyecekler.” “BUGÜNE KADAR KATILMALARI YANLIŞTI” (Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na TÜRK-İŞ’in katılmaması hakkında) “Doğru buluyorum ama bugüne kadar katılmalarını da yanlış buluyorum. Bu kadar adaletsiz bir komisyona bugüne kadar katılmaları yanlıştı. Bu seferki doğru. Ümit ediyorum bundan sonra belirlenecek asgari ücrete ki bir küçük parantez açayım, Türkiye’de konfederasyonların şöyle bir yanılgıları var veya sorumluluğu üstlerinden atıyorlar. Konfederasyon derken DİSK öyle yapmıyor ama TÜRK-İŞ özellikle şöyle yapıyor; ‘Asgari ücret benim işim değil ki’ diyor. ‘Bende işçi zaten asgari ücret almıyor.’ Doğru. Ama asgari ücret, Türkiye’de temel ücret oldu. Neredeyse kayıt dışı çalışanları da katarsanız ortalama ücret oldu. En büyük toplu sözleşme. Her 100 kişiden 55’i asgari ücret alıyor. Almanya’da asgari ücret, bir yıl alınan kıdemle hızla uzaklaşılan bir ücretken Avrupa’da öyle bir ücretken Türkiye’de temel ücret. Asgari ücrete gelen zam oranı bütün ücretlere neredeyse aynen yansıyor. Yani asgari ücretin iki katı maaş alan için bile asgari ücretin nasıl belirlendiği, onun alacağı zam açısından çok önemli. Böyle bir fiiliyat var Türkiye’de. Şimdi böyle olunca bu asgari ücret meselesinde bir kez TÜRK-İŞ’in oturmaması doğru. Bütün sendikaların birden bunu kendi meseleleri yapmaları lazım. Çünkü bütün ücretlere yansıyor. Asgari ücret eğer 27 bin, 28 bin lira olacaksa bu bir yıl önce hak edilen asgari ücretin bile altında. 30 bin lira olması gerekiyor 28 binde. Bu tarihin en büyük emek hırsızlığı. Bunun karşılığında bir de emekli maaşına yapacakları zammı da düşünürseniz, o da 16 bin liranın üzerine gelecek zamla 20 bin lira gibi bir şey olması bekleniyor. Bugün için ilk kez tarihte asgari ücret verildiği gün açlık sınırının altında olacak. En düşük emekli maaşı da verildiği gün açlık sınırının üçte ikisi seviyesinde olacak. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Ben meydanlarda soruyorum. İşte, yoksulluk sınırı 98 bin lira. O da TÜRK-İŞ’in rakamları. Kocam meydanda yedi, sekiz kişi çıkıyor evine 98 bin liradan fazla maaş girenler. Bir maaş, iki maaş, üç maaş. Herkes tek bir asgari ücretle geçiniyor ve açlık sınırının altında. O yüzden de ‘Bu büyük bir sosyal patlamaya, sosyal infiale sebebiyet verir’ dedim. Neye göre dedim? Sokakta gördüğüm tansiyona göre, meydanda gördüm tansiyona göre.” “TATBİKAT GÖRÜNTÜSÜYLE ACINACAK HALİMİZE GÜLDÜK” (Grev yasakları için) “Evet, bu örgütlü tepkiyi bastırmaya yönelik bir iş. Bütün Türkiye’de askeri darbe dönemlerini, sıkıyönetim dönemlerini aratmayacak bir şekilde. Yani hiçbir şey yokken ortada... Yani bazen hani anlamıyorum ama hani onları anlamak isteyeyim. Olağanüstü şartlar olur da çok büyük travmaların olduğu günlerde de ne bileyim 15 Temmuz darbesinden bir ay sonra da grev olur, ‘Dur kardeşim, şimdi zamanı değil’ dersin. Veya böyle büyük toplumsal olaylar vardır. Türkiye belli bir sanayi koluna çok ihtiyaç duyuyordur, o milli güvenlik meselesidir. Ne bileyim işte top dökeceksindir de demir - çeliki durduruyordur adam. ‘Dur kardeşim savaşın içindeyiz, top dökeceğim. Demir - çelik durmaz; milli güvenlik…’ Hiçbir şey yok ortada. Milli güvenliği tehdit diye bütün grevleri erteliyorlar. Bu anayasadaki yetkinin, zaten olmaması gereken bir yetkinin suistimali, kötüye kullanımı. Ercüment Bey biraz önce söyledi. Bugün acınacak halimize tebessüm ettik. Kahramanmaraş’ta tatbikat yapıyorlar, ‘Efendim işçiler ayaklanırsa, grev yaparsa çevik kuvvet bunu nasıl bastıracak?’ Bunun tatbikatını yapıyorlar. Ama bunların hepsi örgütlü bir eylemliliğe karşı yapılan iş. Benim bahsettiğim bir sosyal patlama. Yani insanların artık burasına gelmiş, hatta daha da burasına gelmiş ve boğulmak üzere. “SOKAKTAKİ ÖFKEYİ BEN DAHA ÖNCE GÖRMEDİM” “Mesela sosyal patlamanın ilk basamağı şudur: Bir asgari ücretli bir yerde çalışıyordur. Gün boyunca ter döküyordur lokantada, mesela servis yapıyordur. O 22 bin lira maaş alacaktır. Bir beyefendi gelir, öğlen yemeğinde 22 bin lira hesap öder, gider. Bu o asgari ücretlinin içine dokunur. ‘Ya ben bir ay sabahın köründen akşamın bir vaktine kadar burada ter döküyorum. Benim aldığım maaş burada…’ Bu başka bir şey. Bundan ciddi bir rahatsızlık duyar. Ama bir de o kişi evdeki çocuğunun karnını doyuramıyorsa, okula gönderdiği çocuğunun beslenme çantasına bir şey koyamıyorsa veya bir baba evladının bu durumundan dolayı sürüklendiği bunalımı veya aklından geçenleri düşünüyorsa o vakitten sonra o toplumda ne olacağını öngöremezsiniz. Ben bunu çok samimi bir şekilde söylüyorum. Ben yıllardır sokakta siyaset yapan birisiyim. Bir Genel Başkan olarak da herhalde benim kadar sokakta olan yoktur. Ben sokaktaki öfkeyi daha önce görmedim. Açık açık da söylüyorum bu vakitten sonra bu insanlara böyle asgari ücrette, en düşük emekli maaşında alay edecek ve artık sürdüremeyecekleri yani laf olsun diye değil gerçekten bıçak kemikte. Bu insanlar, sohbet ettiğin herkes diyor ki… ‘Nasıl geçiniyorsun?’ ‘Borçla.’ ‘Nasıl döndürüyorsun?’ ‘O karttan bu karta.’ Artık kart da vermiyorlar. Hepsi patladı. Tefecilerin bu kadar çok olması, İstanbul’da çetelerin bu kadar çok olması, insanların sanal bahise yönelmesi… Hiçbirisini mazur görmüyorum ama hiçbirisi de kendiliğinden olan şeyler değil. Bunların ekonomik ve sosyal altyapısı var. Bu ülkeyi yönetenler şunun farkında değiller: Bu vakitten sonra artık bu insanlar ‘Eskiden ayda üç kere dışarıda yemek yerdik, şimdi bir kere yiyebiliyorum’, ‘Efendim ayakkabılarımı eskiden pençe yaptırmazdım, şimdi pençe yaptırıp giyiyorum’, ‘Bu sene bir palto alamadım’ değil. Bu değil adamın derdi, karnını doyuramıyor.” “YAVUZ HIRSIZ EV SAHİBİNİ BASTIRIR” (Erdoğan’ın işverenlere ‘Elinizi taşın altına koyun’ şeklindeki sözleri hakkında) “Erdoğan’ınki bir kere şöyle: Yavuz hırsız ev sahibini bastırır, deyim yerindeyse. Bir kere şöyle bir şey var. Asgari ücreti belirleme meselesinde son sözü kim söylüyor? Kim söylüyor, kamu otoritesi söylüyor. Her şeyin sorumlusu sensin de bunun sorumlusu mu işveren? Bu diyor ki ‘Ben asgari ücreti bu kadar belirliyorum ama’ dilinin altındaki, bu asgari, sen üstünü ver. Ya nerede? Bir kere bu ülkede bir gerçeklik de var, bunun da altını çizeyim. Bazı sektörlerde asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok fazla. Bu olacak iş değil. Ama neden? Açmaz. Satranç da nasıl olur? Son hamleden dolayı artık açmaz olmaz. Oyun baştan beri yanlış kurulduysa açmaz olur. Şimdi tekstilde Mısır’daki asgari ücretle rekabet edecek adam ama verdiği asgari ücretle Türkiye’de geçinecek birisi. Öyle bir durum var ki alan için çok düşük, veren için çok fazla. Bunun için burada hükümetin devreye girip ki biz kanuni teklifimizi de sunduk. Sektöre ve çalışan sayısına göre örneğin tekstilde çalışan işçiler için 10 bin 140 lira, ya da 1-10 arasındaki küçük esnaf için 10 bin 140 lira. Bir gruba 8 bin 101, bir gruba 5 bin 400 lira sosyal güvenlik primi desteği vaat ediyoruz. O da şu, eğer tekstilde belli bir sayının altında işçi çalıştırıyorsa 10 bin 140 lira eksik sigorta ödüyor. Asgari ücret veren için 28 bin lira, alan için 39 lira oluyor. Devlet yapacaksa bunu yapacak. Erdoğan çıkmış, ‘Kefenin cebi yok…’ Yani, ‘Ben asgari ücreti 28 bin lira belirledim ama varsın onlar 35 lira versin.’ Hangi sermaye, hangi işveren? Bir de bu piyasa ve rekabet şartlarında böyle babasının hayrına asgari ücrete zam yapar. Yok öyle bir şey. Sorumluluktan kaçmak için meseleyi karşıya yansıtıyor. Siyasi bir akrobasi yapıyor. Buna milletin karnı tok.”

MESS görüşmelerinde uyuşmazlık! Süreç arabulucuya taşındı Haber

MESS görüşmelerinde uyuşmazlık! Süreç arabulucuya taşındı

13 Ekim’de başlayan MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinin beşinci turundan da anlaşma çıkmadı. Birleşik Metal-İş, MESS’in tekliflerinin “resmi enflasyonun bile gerisinde” olduğunu belirterek uyuşmazlık tutanağı tuttu. Sürece ilişkin mücadele kararları 13 Aralık'ta değerlendirilecek. BURSA (İGFA) - Birleşik Metal-İş Sendikası ile Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) arasında yürütülen Grup Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerinin beşinci toplantısı bugün (8 Aralık) yapıldı. Toplantıya Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Ali Çeltek, şube başkanları, sendika uzmanları, avukatlar ve işyeri temsilcileri katıldı. Beşinci toplantı ile olağan görüşme süreci tamamlanırken, taraflar arasında anlaşma sağlanamadığı için Uyuşmazlık Tutanağı tutuldu. Süreç arabulucu aşamasıyla devam edecek. Sendikanın toplu sözleşme teklifi; 78 ana madde, 6 geçici madde, 17 ek madde ve 7 yeni madde olmak üzere toplam 108 maddeden oluşuyor. Yapılan beş toplantının sonunda; 40 ana madde, 2 geçici madde, 6 ek madde ve bazı yönetmelikler üzerinde uzlaşma sağlanırken, 59 madde için uyuşmazlık kayda geçti. MESS’in beşinci toplantıda sunduğu ücret artışı teklifi, ilk 6 ay için yüzde 5 zam + 11,5 TL seyyanen artış olarak açıklandı. Sendika, bu teklifin toplamda yaklaşık yüzde 10 artışa denk geldiğini, oysa aynı dönemdeki resmi 6 aylık enflasyonun yüzde 13,11 olduğunu vurguladı. Birleşik Metal-İş’in talebi ise ilk 6 ay için yüzde 58,5 oranında zam. Sosyal haklara yönelik MESS’in artış teklifi yüzde 25 olurken, sendika bu oranın son bir yıllık resmi enflasyon olan yüzde 32,95’in altında kaldığını belirtti. MESS ayrıca sözleşme süresinin 3 yıl olması, ikramiyelerin fiili çalışma şartına bağlanması ve Tamamlayıcı Sağlık Sigortası’nın işveren tarafından ödenmesine son verilmesi yönünde öneriler sundu. Birleşik Metal-İş, MESS’in bugüne kadar sendikanın hiçbir değişiklik önerisini kabul etmediğini, tersine mevcut haklarda geriye gidiş anlamına gelen teklifler sunduğunu açıkladı. Genel Sekreter Ali Çeltek toplantıda yaptığı değerlendirmede, “MESS’in teklifleri metal işçileriyle alay etmektir. Açlık ve sefalet dayatmalarını kabul etmeyeceğiz. Resmi enflasyonun dahi gerisinde bir teklifle metal işçilerine yoksulluk reva görülüyor” ifadelerini kullandı. Çeltek, insanca yaşamayı sağlayacak ücret ve koşullar için mücadelenin süreceğini vurguladı. Birleşik Metal-İş, Merkez TİS Kurulu’nun 13 Aralık Cumartesi günü toplanarak görüşmeleri değerlendireceğini ve sürece ilişkin mücadele kararlarını alacağını açıkladı.

TMMOB Bursa İKK Kadın Çalışma Grubu’ndan farkındalık çağrısı Haber

TMMOB Bursa İKK Kadın Çalışma Grubu’ndan farkındalık çağrısı

TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu Kadın Çalışma Grubu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında basın açıklaması yaptı ve panel düzenledi. Etkinlikte, erkek şiddeti ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı çağrılar yapıldı. TMMOB Bursa İl Koordinasyon Kurulu Kadın Çalışma Grubu, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde BAOB Özgürlük ve Demokrasi Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı, TMMOB Bursa İKK Kadın Çalışma Grubu Temsilcisi Gülsemin Ayyıldız okudu. Ayyıldız, yaptığı açıklamada, 2024 yılında Türkiye’de 40’ın üzerinde çocuğun ve 403 kadının erkek şiddeti nedeniyle hayatını kaybettiği, 259 şüpheli kadının ise adalet bulamadığını belirterek, kadına yönelik şiddetin toplumsal ve yapısal bir sorun olduğunu vurguladı. Şiddetin kökeninde ataerkil yapı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği bulunduğu; kadınların evde, iş yerinde, sokakta ve dijital dünyada şiddetle karşılaştığı ifade edildi. Ekonomik krizler, yoksulluk ve kurumsal çürüme gibi faktörlerin erkek şiddetini beslediği aktarıldı. KADINLARIN TALEPLERİ VE ÇAĞRILARI: Şiddet faillerinin en ağır yaptırımlarla cezalandırılması, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa etkin şekilde uygulanması ve ekonomik şartlar halk lehine iyileştirilmesini isteyen kadınlar, "Toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi zorunlu kılınmalı. Kadın dayanışması güçlendirilmeli; sığınma evleri, psikolojik destek ve ekonomik yardım mekanizmaları yaygınlaştırılmalı. Dijital nefret ve erkek şiddeti örgütlenmeleri takip edilmeli ve engellenmeli" taleplerini de sıraladı. Ayyıldız, kadınların talep ve çağrılarını “Susmayacağız, korkmayacağız, geri adım atmayacağız; birlikte aydınlık yarınlara yol alacağız! Yaşamak istiyoruz, yaşatacağız!” ifadeleriyle mesajını sonlandırdı. Basın açıklaması sonrasında TMMOB Makina Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Konferans Salonu’nda panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Kimya Mühendisi Meral Çoban’ın üstlendiği panelde, Bursa Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Bilgen Şentürk, Bursa Veteriner Hekimleri Odası’ndan Özlem Hasanoğlu ve Bursa Eczacılar Odası’ndan Gökçenay Derebaşı Hanlı konuşmacı olarak yer aldı. Panelde, kadınların meslek hayatında karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri ele alındı. Etkinlik, kadına yönelik şiddete karşı farkındalık oluşturmayı ve toplumsal cinsiyet eşitliğini güçlendirmeyi amaçladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.