SON DAKİKA
Hava Durumu

#Yatırım

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Yatırım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yatırım haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Ekonomi Koordinasyon Kurulu 7. kez toplandı Haber

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında Ekonomi Koordinasyon Kurulu 7. kez toplandı

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığındaki Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun 2026 yılındaki 7'nci toplantısı gerçekleştirildi. Toplantının ana gündemini, 2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) hazırlıkları oluşturdu. Küresel ve yurt içi gelişmeler doğrultusunda program döneminin temel politika öncelikleri, makroekonomik tahminleri ve bütçe büyüklükleri değerlendirildi. Kurulda, OVP hedeflerine ulaşılması için öncelikli yapısal reform alanları ve alınacak tedbirler de istişare edildi. Yeni dönemde verimlilik ve rekabet gücünü artıran yatırımların, üretim, istihdam ve ihracatın desteklenmesi hedefleniyor. DESTEKLER ARTIRILDI Açıklamada, mevcut ekonomi programı kapsamında makroekonomik göstergelerde belirgin iyileşme sağlandığı belirtilerek, dezenflasyon sürecinin sürdüğü, işsizliğin düşük seviyelere gerilediği ve ihracatın artış eğilimini koruduğu ifade edildi. Üretici ve ihracatçıların finansmana erişimini kolaylaştırmaya yönelik adımlar kapsamında, belirli imalat sanayi sektörlerinde çalışan başına verilen prim desteği 3 bin 500 TL’ye yükseltildi. İhracatçılara yönelik günlük reeskont kredi limiti de 4,5 milyar TL’den 5 milyar TL’ye çıkarıldı. Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programı’nın limiti 750 milyar TL’ye yükseltilirken, imalat sanayisine 250 milyar TL yeni kredi desteği sağlanacağı açıklandı. Turizm sektörünün jeopolitik gelişmelerden etkilenmesini sınırlamak amacıyla da Hazine kefaletiyle 60 milyar TL ilave finansman imkânı sunulacak. “MALİ DİSİPLİNDEN TAVİZ YOK” EKK açıklamasında, jeopolitik gelişmelerin yarattığı risklere rağmen mali disiplinin korunacağı ve bütçe açığının program hedefleriyle uyumlu seyrettiği vurgulandı. 2027-2029 OVP döneminde mali disiplinden taviz vermeden enflasyonla mücadelenin sürdürüleceği, özellikle gıda ve konut alanlarında arz yönlü politikaların devreye alınacağı belirtildi. Hükümet, yapısal reformlarla desteklenen ekonomi politikalarıyla sürdürülebilir büyümeyi güçlendirmeyi, elde edilen kazanımları kalıcı hale getirerek sosyal refahı artırmayı hedefliyor.

PLASFED: Yeni Büyüme Döneminin Anahtarı Üretim, Yatırım ve İhracat Haber

PLASFED: Yeni Büyüme Döneminin Anahtarı Üretim, Yatırım ve İhracat

PLASFED Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, enflasyonla mücadele sürecini desteklediklerini belirterek, sürdürülebilir büyüme için üretim ve sanayinin yeniden ekonominin merkezine alınması gerektiğini söyledi. Önümüzdeki günlerde açıklanacak ikinci çeyrek büyüme verileri öncesinde değerlendirmelerde bulunan Karadeniz, yüksek finansman maliyetlerinin yatırım iştahını zayıflattığını belirterek, "Türkiye'nin yeni büyüme döneminin anahtarı üretim, yatırım ve ihracattır" dedi. Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele kapsamında atılan adımların makroekonomik göstergelerde olumlu sinyaller verdiğini belirten Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, sürdürülebilir büyümenin ancak üretim odaklı politikalarla mümkün olacağını söyledi. Sanayinin büyüme, ihracat ve istihdamın temel taşı olduğuna dikkat çeken Karadeniz, "Enflasyonla mücadele elbette önemlidir. Ancak üretim gücünü koruyamayan ekonomiler kalıcı refah oluşturamaz. Türkiye'nin yeni büyüme hikayesi üretim ve sanayiyle yazılmalıdır" dedi. Son dönemde açıklanan ekonomik verilerin dezenflasyon sürecinde ilerleme kaydedildiğini gösterdiğini ifade eden Karadeniz, buna karşın yüksek finansman maliyetleri, yatırım iştahındaki zayıflama ve imalat sanayindeki daralmanın reel sektör açısından önemli riskler oluşturmaya devam ettiğini vurguladı. Üretimin yalnızca ekonomik büyüklük değil, aynı zamanda teknoloji geliştirme, ihracat, istihdam ve küresel rekabet gücünün de temel belirleyicisi olduğunu dile getiren Karadeniz, sanayinin desteklenmesinin Türkiye'nin orta ve uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. "Sanayi güçlenmeden büyüme kalıcı olmaz" İlk çeyrek büyüme verilerinde sanayinin ekonominin gerisinde kaldığını hatırlatan Karadeniz, üretim kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik adımların hızlandırılması gerektiğini belirtti. Karadeniz, "Ekonomide dengelenme sürecinin başarıya ulaşabilmesi için üretim tarafının da aynı ölçüde desteklenmesi gerekiyor. Sanayi yatırımlarını artıracak, ihracatı teşvik edecek ve katma değerli üretimi büyütecek politikalar öncelikli hale gelmeli. Tüketimle desteklenen büyüme kısa vadede rakamlara olumlu yansıyabilir ancak uzun vadede sürdürülebilir kalkınmanın yolu üretimden geçiyor" ifadelerini kullandı. İkinci çeyrek büyümesinde gözler sanayide Önümüzdeki günlerde açıklanacak ikinci çeyrek büyüme verilerinin ekonomideki toparlanmanın yönünü ortaya koyacağını belirten Karadeniz, "Öncü göstergeler, sanayide istenilen düzeyde güçlü bir toparlanmaya henüz işaret etmiyor. Bu nedenle ikinci çeyrek büyüme verilerinde üretimin ekonomiye katkısı yakından takip edilecek. Büyümenin hızı kadar niteliği de önemli. Üretim ve ihracatın büyümeye daha güçlü katkı verdiği bir tablo, Türkiye ekonomisinin geleceği açısından çok daha değerli. Sanayinin yeniden büyümenin lokomotifi olduğu bir ekonomi; sürdürülebilir kalkınmanın, kalıcı refahın ve küresel rekabet gücünün temelini oluşturacak" dedi. Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısına sahip olduğuna dikkat çeken Karadeniz, mevcut potansiyelin doğru politikalar ve üretimi teşvik eden uygulamalarla çok daha yüksek katma değere dönüştürülebileceğini söyledi. "Rekabet gücümüz korunmalı" Küresel pazarlarda rekabetin her geçen gün daha da yoğunlaştığını belirten Karadeniz, Türkiye'nin üretim maliyetleri, finansman giderleri ve döviz kuru arasındaki dengenin ihracatçı açısından dikkatle yönetilmesi gerektiğini söyledi. Türk sanayisinin son yıllarda önemli ihracat başarıları elde ettiğini hatırlatan Karadeniz, bu başarının sürdürülebilir olması için üretim maliyetlerinin kontrol altında tutulmasının büyük önem taşıdığını belirtti. Plastik sektörünün çatı kuruluşu PLASFED Başkanı, Türk sanayisinin bugüne kadar tüm zorluklara rağmen üretmeye, yatırım yapmaya ve ihracatını artırmaya devam ettiğini belirtti. Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşmasının yolunun üretimden, teknolojiden ve sanayiden geçtiğine dikkat çeken Karadeniz, “Bugün atılacak doğru adımlar yalnızca sanayiciyi değil, ihracatı, istihdamı ve ülkemizin küresel rekabet gücünü de güçlendirecek. Üreten, yatırım yapan ve katma değer oluşturan bir ekonomi, Türkiye'nin yeni büyüme döneminin en sağlam temeli olacak" diye konuştu.

Bursa'da 360 milyon TL'lik bütçeli rüzgar enerjisi santrali ve elektrik depolama tesisi projesinde sona gelindi Haber

Bursa'da 360 milyon TL'lik bütçeli rüzgar enerjisi santrali ve elektrik depolama tesisi projesinde sona gelindi

Bursa'nın Mudanya ilçesinde yapılması planlanan rüzgar enerjisi santrali ve elektrik depolama tesisi için hazırlanan ÇED Raporu son şeklini aldı. 360 milyon lira bütçeli proje, 10 gün süreyle halkın görüşüne açıldı. Bursa'nın Mudanya ilçesine bağlı Mesudiye, Çamlık ve Söğütpınar mahalleleri mevkiinde NTP Elektrik Üretim A.Ş. tarafından hayata geçirilmesi planlanan 'NTP Mesudiye RES ve Elektrik Depolama Tesisi' projesinde kritik bir eşik daha aşıldı. İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) tarafından şekli verilen ÇED Raporu, 10 takvim günü süreyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Bursa İl Müdürlüğü'nde vatandaşların görüş ve önerilerine açıldı. 360 MİLYON TL'LİK DEV YATIRIM Toplam 360 milyon TL proje bedeline sahip olan yatırım, 772,27 hektarlık geniş bir santral sahasını kapsıyor. Proje çerçevesinde, 4 adet dev rüzgar türbini kurulacak (32 MWm / 24 MWe kapasiteli). Yılda ortalama 96.000.000 kWh temiz elektrik üretilecek. Üretilen enerji, santral sahası içinde 0,39 hektarlık alana kurulacak 24 MWe / 24 MWh kapasiteli Lityum-İyon teknolojili depolama tesisinde depolanacak. ORMAN ALANLARI, TARIM ALANLARI... Hazırlanan raporda projenin kurulacağı alanın imar ve çevre düzeni planlarındaki niteliği de belli oldu. Buna göre santral sahası, 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı'na göre, 'Orman Alanları', 'Tarım Alanları' ve 'Kısmen Kırsal Yerleşim Alanları' sınırları içerisinde, 1/25.000 Ölçekli Mudanya Bölgesi Çevre Düzeni Planı'na göre ise, 'Tarım Alanları', 'Orman Alanları', 'Kısmen Kırsal Yerleşim Alanları', 'Kısmen Ağaçlandırılacak Alan', 'Kısmen Karayolu Alanları' ve 'Kısmen Enerji Nakil Hattı Alanları' niteliğindeki arazi yapısında kalıyor. ÇED SÜRECİNDE ALAN KÜÇÜLTÜLDÜ İlk olarak 23 Eylül 2024 tarihinde başlatılan ÇED sürecinde, komisyon üyesi kurumların görüşleri doğrultusunda santral sınırlarında küçülmeye gidildi. Türbin noktaları, şalt sahası ve depolama alanlarında yapılan revizyonların ardından mekanik güç 32 MWm olarak güncellendi. İNŞAAT 12 AYDA TAMAMLANACAK, 49 YIL HİZMET VERECEK İnşaat aşamasının 12 ayda tamamlanarak işletmeye alınması hedeflenen tesisin lisans ve işletme süresi ise 49 yıl olarak belirlendi. Projeye dair görüş, öneri ve itirazda bulunmak isteyen vatandaşlar, 10 günlük askı süresi boyunca Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'na veya Bursa Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü'ne başvuruda bulunabilecek.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: “Terörsüz Türkiye” için kaybedecek vaktimiz yoktu Haber

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli: “Terörsüz Türkiye” için kaybedecek vaktimiz yoktu

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Gazi Meclis tarafından kabul edilen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” sonrasında yazılı bir değerlendirme yaptı. Bahçeli, düzenlemenin Türkiye’nin terörle mücadele birikiminin ve “Terörsüz Türkiye” hedefinin hukuki zemindeki sonucu olduğunu ifade etti. Bahçeli, Türkiye’nin terörden bütünüyle arındırılmasının yalnızca silahlı unsurların etkisiz hale getirilmesiyle sınırlı olmadığını belirterek, terörün yeniden ortaya çıkabileceği siyasi, sosyolojik ve jeopolitik zeminlerin de ortadan kaldırılması gerektiğini savundu. “22 EKİM 2024’TE DİLE GETİRDİK” “Terörsüz Türkiye” iradesini ilk kez 22 Ekim 2024’te MHP Grup Toplantısı’nda dile getirdiğini hatırlatan Bahçeli, gelinen noktada zamanın kendilerini haklı çıkardığını söyledi. Türkiye’nin yakın coğrafyasında terör örgütlerinin ve vekalet unsurlarının bölgesel güç mücadelelerinde araçsallaştırıldığını belirten Bahçeli, Türkiye’nin terör meselesini kendi milli iradesiyle nihai biçimde çözmesinin artık ertelenemez bir milli güvenlik meselesi olduğunu kaydetti. İsrail ile ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın karşılıklarıyla genişleyen çatışma ortamına da değinen Bahçeli, bölgesel bir çatışmanın kısa sürede farklı ülke ve cephelere yayılabileceğini ifade etti. Gazze, Lübnan ve İran eksenindeki gelişmelerin bölgesel istikrarı tehdit ettiğini belirten Bahçeli, enerji arzı ve küresel ticaret açısından da risklerin ortaya çıktığını söyledi. “ÜNİTER YAPI MÜZAKERE KONUSU DEĞİLDİR” Bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin kendi iç cephesinde terörün açtığı bütün gedikleri kapatmasının “hayati bir mesele” haline geldiğini vurgulayan Bahçeli, TBMM’de kabul edilen kanunun Terörsüz Türkiye hedefini hukuki bir zemine taşıdığını belirterek, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı, milli egemenliği ve vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünün herhangi bir müzakerenin konusu yapılamayacağını ifade etti. Bahçeli, kanunun öngördüğü hukuki mekanizmaların terör örgütünün ve bağlantılı yapıların fiili varlığının sona erdirilmesi, silah ve mühimmatın teslim edilmesi ve örgütsel komuta kabiliyetinin ortadan kaldırılmasının devlet kurumlarınca tespit ve teyit edilmesinin ardından işletileceğine dikkat çekti. “KAYBEDECEK VAKTİMİZ YOK” Kanunun kabul edilmesiyle ulaşılan aşamanın bir son değil, yeni bir başlangıç olduğunu belirten Bahçeli, bundan sonraki hukuki ve idari süreçlerin hızla uygulanması gerektiğini söyledi. “Kaybedecek vaktimiz yoktur” diyerek kurumlar arasında herhangi bir yetki ve koordinasyon boşluğu oluşmasına izin verilmemesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, terörün sona ermesiyle birlikte uzun yıllar terörün etkisi altında kalan bölgelerin yatırım, üretim, sanayi, tarım, turizm, eğitim ve istihdam imkanlarıyla buluşturulması gerektiğini belirtti. Devlet ile vatandaş arasındaki mesafelerin ortadan kaldırılmasının ve ortak vatandaşlık bağının güçlendirilmesinin terörün kalıcı tasfiyesinin somut sonuçları olacağını ifade eden Bahçeli, değerlendirmesini şu sözlerle noktaladı: “Terörsüz Türkiye hedefi, Türkiye’nin bundan sonraki büyük yürüyüşünün başlangıç şartlarından biridir.”

Türkiye’de Metal Ürünler Sektörü 2026 Yılında 208 Milyar Dolara Yükselecek Haber

Türkiye’de Metal Ürünler Sektörü 2026 Yılında 208 Milyar Dolara Yükselecek

Allianz Trade, metal sektörüne yönelik hazırladığı yeni araştırmasında küresel üretim görünümünü, yatırım eğilimlerini ve Türkiye'nin sektördeki stratejik konumunu mercek altına aldı. Rapora göre, temel metaller ve metal ürünleri sektörü küresel brüt üretimi 2025 yılında yaklaşık 9,6 trilyon dolara ulaştı ve 2026 yılında da büyümesini sürdürecek. Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda; küresel metal ve madencilik sektörünü, demir cevheri ve çelikten bakır, altın, lityum ve nadir toprak elementlerine kadar sanayi gelişimini ve küresel enerji dönüşümünü destekleyen temel hammaddeleri ele aldı. Raporda, 2025 yılında temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin yaklaşık 9,6 trilyon dolar seviyesine ulaştığı bilgisine yer verildi. Türkiye küresel metal sektöründe önemli bir pazar… Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda Türkiye’ye de geniş yer verildi. Raporda Türkiye’nin, küresel metal sektöründe yapısal açıdan önemli bir konuma sahip olduğu belirtilirken, ülkenin 2024 yılında 36,9 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi konumunda olduğu vurgulandı. Raporda Türkiye’nin 2025 yılında 38,1 milyon ton olan ham çelik üretiminin, 2026 yılında 40,8 milyon tona yükselmesinin beklendiği belirtildi. Bu büyüme eğiliminin, sektörün güçlü yatırım ivmesini ve Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarını birbirine bağlayan stratejik coğrafi konumunu yansıttığı görüşüne yer verilen raporda, daha geniş kapsamlı temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 164 milyar dolar brüt üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekildi. Bu rakamın 2025 yılında 182 milyar dolara, 2026 yılında ise 208 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor. Böylece sektörün, küresel talepteki iyileşme ve hurda bazlı elektrik ark ocağı çelik üretimindeki rekabet avantajının desteğiyle 2026 yılında yaklaşık yüzde 14,4 yıllık büyüme kaydetmesi beklendiği de rapordaki bilgiler arasında bulunuyor. Allianz Trade Türkiye Krediler Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Karagöz raporla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Allianz Trade Türkiye olarak, sanayimizin temel yapı taşı ve ihracatımızın ana kaldıraçlarından biri olan metal sektöründe verdiğimiz finansal garanti misyonumuzu kararlılıkla büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) verilerine göre, 2025 yılını 38,1 milyon tonluk ham çelik üretimi ve güçlü bir ihracat performansı ile kapatan sektör, 2026 yılında küresel pazarlardaki korumacı kotalar, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) değişiklikleri ve Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi yapısal ve yeşil dönüşüm süreçlerini deneyimliyor. Bu zorlu ama fırsatlarla dolu konjonktürde, Türk metal üreticilerinin ve tedarik zincirinin likidite akışını korumak adına üstlendiğimiz toplam risk garanti büyüklüğünü, geçen yılın aynı dönemindeki 542 milyon Euro seviyesinden 677 milyon Euro’ya ulaştırarak sektöre sağladığımız desteği yüzde 25 oranında artırdık. Girdi maliyetleri baskısı ve küresel ticaret savaşlarının getirdiği volatiliteye karşı, proaktif risk yönetimi ve derin pazar içgörülerimizle ağır sanayimizin küresel rekabetçiliğini ve finansal sürdürülebilirliğini her adımda desteklemeyi sürdürüyoruz. Altuğ Karagöz sözlerine şöyle devam etti. “Metal sektöründeki 677 milyon Euro’luk risk portföyümüzü yönetirken, alt ürün gruplarındaki dinamikleri proaktif bir yaklaşımla takip ediyoruz. İç piyasa ve küresel kotaların baskıladığı inşaat demiri gibi uzun ürün grubuna kıyasla; otomotiv ve beyaz eşyanın ana girdisi olan yassı çelik grubu ile elektrifikasyon dalgasıyla büyüyen alüminyum ve bakır gibi demir dışı metaller daha dirençli bir talep yapısı sergiliyor. Allianz Trade Türkiye olarak, emtia fiyatlarındaki volatiliteye ve yapısal dönüşümlere rağmen, alt sektörlerin bu farklılaşan risk ve kârlılık döngülerini derinlemesine analiz ediyor, Türk metal sanayisinin tüm kırılımlarında vadeli ticaretin finansal sürdürülebilirliğini güvence altında tutuyoruz.” Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda sektörün, katma değer açısından ekonomiye sağladığı katkının son derece önemli olduğu vurgulandı. Temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 37,7 milyar dolar katma değer üretirken, bu tutarın 2025 yılında 42,5 milyar dolar olduğu, 2026 yılında ise yaklaşık 48,4 milyar dolara yükselmesinin beklendiği belirtildi. Böylece sektörün, Türkiye imalat sanayii gayrisafi yurt içi hasılasına en büyük katkıyı sağlayan sanayi kollarından biri olmayı sürdürdüğü raporda vurgulandı. Öte yandan sektör içerisinde demir-çeliğin, 2025-2026 döneminde yaklaşık 78-89 milyar dolar ile en büyük brüt üretim payına sahip olduğu ve demir dışı metallerin ise en hızlı büyüyen alt segment konumunda bulunduğu raporda belirtildi. Bu segmentte brüt üretimin 2024 yılındaki 24,6 milyar dolardan, 2025 yılında 34,0 milyar dolara ve 2026 yılında 40,9 milyar dolara yükselerek, yaklaşık yıllık yüzde 20 büyümesinin beklendiği raporda paylaşıldı. Demir dışı metallerdeki bu güçlü büyümenin, yurt içi madencilik yatırımlarıyla, inşaat ve otomotiv sektörlerinden gelen talebin desteği sayesinde Türkiye'nin bakır ve alüminyum işleme alanındaki artan rolünü yansıttığı da raporda yer verilen yorumlar arasında. İnşaat sektörü talebi desteklemeye devam ediyor Allianz Trade Raporu’na göre sektörde yatırımlar artış eğilimini sürdürüyor. Temel metaller ve metal ürünleri sektöründeki sermaye harcamalarının (CapEx) 2024 yılında 13,7 milyar dolar olduğu, 2025 yılında 16,4 milyar dolar ve 2026 yılında 17,8 milyar dolar seviyesine ulaşmasının beklendiği rapordaki bilgiler arasında yer alıyor. Raporda, bu yatırım görünümünün birkaç yapısal unsur tarafından desteklendiği belirtiliyor. Bunlardan ilkinin, Türkiye'nin yurt içinde çeliğin en büyük tüketicisi olan inşaat sektörü, yüksek konut kredisi faizleri ve deprem sonrası güney illerindeki yeniden inşa faaliyetlerinden kaynaklanan döngüsel baskılara rağmen talebi desteklemeye devam etmesi olduğu görüşü raporda yer alıyor. İkinci olarak, ihracat odaklı Türk çelik üreticilerinin, Avrupa'nın çelik tedarik zincirlerinde Rusya kaynaklı girdilere bağımlılığın azalmasıyla gerçekleşen yeniden yapılanmadan faydalandıkları ve özellikle Güney ve Doğu Avrupa'da pazar paylarını artırdıkları belirtiliyor. Üçüncü unsur olarak ise Türkiye'nin metal madenciliği alt sektörünün büyümesini sürdürmesi gösteriliyor. Brüt üretimin 2024 yılındaki 14,2 milyar dolar, 2025 yılında 17 milyar dolara ve 2026 yılında ise 18,2 milyar dolara yükselmesi de raporda yer verilen beklentiler arasında bulunuyor. Rapora göre; bu artış; altın, bakır ve bor madenciliğine yönelik yeni yatırımları yansıtıyor. Türkiye’nin, temiz enerji uygulamaları açısından giderek daha stratejik hâle gelen, dünyanın bilinen en büyük bor rezervlerine sahip olduğu da raporda vurgulanıyor. Türkiye dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki yerini koruyacak Raporda, 2028 yılına kadar olan orta vadeli görünümün, büyümenin devam edeceğine ancak hızının kademeli olarak yavaşlayacağına işaret ettiği bilgisi veriliyor. Sektörün brüt üretiminin 2027 yılında 221 milyar dolar, 2028 yılında ise 227 milyar dolara ulaşması rapordaki beklentiler arasında bulunuyor. Yıllık büyüme oranlarının, 2026 yılındaki güçlü toparlanmanın ardından daha sürdürülebilir yani yüzde 3-4 seviyelerine gerileyeceği öngörüsüne de raporda yer veriliyor. Çelik üretiminin ise 2027 yılında 41,9 milyon tona, 2028 yılında 43,3 milyon tona yükselerek Türkiye'nin dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki konumunu koruyacağı beklentisinden raporda söz ediliyor. Çin açık ara önde Çin'in hâkim olduğu Asya-Pasifik bölgesinin, küresel pazarın yaklaşık yüzde 60'ını oluşturduğu raporda belirtilirken, Avrupa’nın ise yaklaşık yüzde 21 ile ikinci sırada yer aldığı bilgisi veriliyor. Bu bölgesel yoğunlaşmanın, Çin'in çelik ve alüminyumdan nadir toprak elementlerine kadar metal sektörünün hemen her alanında açık ara en büyük üretici ve tüketici konumunda olduğunu yansıttığına da raporda dikkat çekiliyor. Öte yandan raporda, temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin 2026 yılında yaklaşık 10,4 trilyon dolar seviyesine ulaşacağının tahmin edildiği, 2026-2028 dönemine ilişkin bileşik yıllık büyüme oranının (CAGR) ise yaklaşık yüzde 7 olacağının öngörüldüğü bilgisi veriliyor. Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’na göre; 2021 yılındaki emtia süper döngüsü sırasında elde edilen olağanüstü kârların ardından sektörün finansal performansı 2023-2024 döneminde normalleşme sürecine girdi. Birçok baz metal ve hacimli emtianın fiyatı zirve seviyelerinden gerilerken, enerji, kimyasal reaktifler ve iş gücü gibi girdi maliyetlerinin yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiği bilgisi de raporda yer verilen bilgiler arasında. Küresel metal ve madencilik sektörünün toplam FAVÖK (EBITDA) marjının 2025 yılında yaklaşık yüzde 15 seviyesinde gerçekleştiği, bu durumun 2021 yılındaki yüksek kârlılık döneminden itibaren normalleşmenin sürdüğünü gösterdiği raporda belirtildi. Rapora göre şirketler bu sürece sermaye disipliniyle karşılık verdi; emtia döngüsü sırasında oluşan fazla nakit, yeni kapasite yatırımlarına yönlendirilmek yerine büyük ölçüde hissedarlara dağıtıldı. Bu yaklaşım bilançoların güçlü kalmasını sağlarken gelecekteki arz artışını da sınırlandırdı. Yine rapora göre; söz konusu ihtiyatlı sermaye politikası mevcut fiyat seviyelerinde kârlılığı korusa da enerji dönüşümünün kritik minerallere yönelik talebi hızlandıkça gelecekte arz yetersizliği riskini beraberinde getirebilir.

ULUTEK firması Zamia Kompozit'e inovasyon ve yeşil dönüşüm programında birincilik ödülü Haber

ULUTEK firması Zamia Kompozit'e inovasyon ve yeşil dönüşüm programında birincilik ödülü

Tarımsal atıkları yüksek katma değerli biyokompozit materyallere dönüştüren şirket, iklim kriziyle mücadeleyi hedefleyen ve sürdürülebilir teknolojiler üreten girişimleri destekleyen İnovasyon ve Yeşil Dönüşüm Programı (Innovation and Green Transformation - IGT) Finali’nde birincilik ödülüne layık görüldü. Tarımsal atıklar aracılığıyla çevre dostu, hafif ve yüksek performanslı hammaddeler üreten Zamia Kompozit; otomotiv, ambalaj, yapı malzemeleri ve 3D baskı teknolojileri gibi pek çok farklı sektöre sürdürülebilir alternatifler sunuyor. “TARIMSAL ATIKLARI ÖNEMLİ BİR KAYNAK OLARAK GÖRÜYORUZ” Zamia Kompozit Kurucusu Doç. Dr. İdris Karagöz, firmanın temel vizyonunun tarımsal atıkları yeniden ekonomiye kazandırmak olduğunu ifade etti. Fındık, ceviz, yer fıstığı, kestane ve pirinç kabuğu gibi atıkları yenilikçi metodlarla işlediklerini kaydeden Karagöz, “Biz tarımsal atıkları bir çevre problemi olarak değil, kıymetli bir kaynak olarak değerlendiriyoruz. Bu atıkları otomotiv, ambalaj, yapı malzemeleri ve eklemeli imalat gibi alanlarda değerlendirilebilecek yüksek katma değerli ürünlere dönüştürme hedefiyle biyokompozit granül ve 3D baskı hammaddeleri geliştiriyor; tarımsal atıkları polimer sistemlerle birleştirerek çevre dostu, hafif ve dayanıklı materyaller üretiyoruz.” dedi. Zamia Kompozit’in Ar-Ge, girişimcilik ve sürdürülebilir malzeme teknolojileri alanında aldığı destekler ve elde ettiği ödüllerle büyüme ivmesini artırdığını belirten Doç Dr. Karagöz, “TÜBİTAK BİGG Programı desteğiyle şirketimizi kurduk ve geliştirdiğimiz teknoloji sayesinde Küresel Temiz Teknoloji İnovasyon Türkiye Programı (GCIP) kapsamında ek yatırım desteği almaya hak kazandık. IGT Programı Finali’nde ise birincilik ödülü alarak çalışmalarımızı ulusal düzeyde taçlandırdık. Teknogirişim Rozeti almamız, marka tescil işlemlerimizi tamamlamamız ve TİM-TEB girişimcilik ekosistemine kabul edilmemiz büyüme yolculuğumuzda kritik adımlar oldu.” dedi. ‘ULUTEK EKOSİSTEMİ GELİŞİM SÜRECİNE KATKI SAĞLIYOR’ Akademik bilgi birikimini sanayinin gereksinimleriyle harmanlayarak Ar-Ge, ürün geliştirme ve ticarileşme süreçlerini tek çatı altında yürüttüklerini belirten Karagöz, ULUTEK Teknopark’ın sunduğu altyapı, mentorluk hizmetleri, yatırımcı ve sanayi ağlarının firma için değerli fırsatlar yarattığını vurguladı. Karagöz, “ULUTEK bünyesinde bulunmaktan mutluluk duyuyoruz. Teknopark ortamı sayesinde farklı sektörlerden girişimlerle iletişim kurma, stratejik iş birlikleri geliştirme ve yenilikçi projeler hayata geçirme şansı yakalıyoruz. ULUTEK’in girişimcilik ekosistemine sunduğu katkıların, şirketimizin gelişiminde ve kazandığımız bu ödülde önemli bir payı olduğunu düşünüyoruz.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.