SON DAKİKA
Hava Durumu

#Uluslararası

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Uluslararası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Uluslararası haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Uluslararası Osmangazi Tarihi Kent Koşusu’nda bin 418 sporcu yarışacak Haber

Uluslararası Osmangazi Tarihi Kent Koşusu’nda bin 418 sporcu yarışacak

Osmangazi Belediyesi’nin bu yıl 21’incisini düzenlediği “Osman Gazi’yi Anma ve Bursa’nın Fethi Etkinlikleri” kapsamında gerçekleşecek 18. Uluslararası Bursa Osmangazi Tarihi Kent Koşusu’na katılacak olan sporcular, göğüs numaralarını teslim aldı. “Osman Gazi’yi Anma ve Bursa’nın Fethi Etkinlikleri” kapsamında organize edilen bu yılki koşuya 862’si erkek ve 556’sı kadın olmak üzere toplam bin 418 kişi kayıt yaptırdı. Türkiye Atletizm Federasyonu ve IAAF yarışma kurallarına uygun şekilde gerçekleştirilecek koşu bu yıl Bursa’nın Fethi’nin 700. yıl dönümüne denk gelmesi sebebiyle de yerli ve yabancı sporcular tarafından yoğun bir ilgi gördü. Toplam 4 bin 136 metre uzunluğundaki parkur, saat 10.00’da Saltanat Kapı Surlar Bölgesi’nden başlayacak. Sporcular, yarış boyunca Bursa’nın tarihi surları ve önemli noktaları arasında koşarak kentin eşsiz atmosferini deneyimleme fırsatı bulacak. Bu yılki yarışa en genç 2023 doğumlu, en yaşlı ise 1940 doğumlu sporcu katılım sağladı. “Tarihi Koşuya Ben de Çocuklarımla Birlikte Katılacağım” Osmangazi Belediyesi olarak 12 Nisan Pazar günü 18’incisini düzenleyecekleri Uluslararası Tarihi Kent Koşusu’na tüm Bursalıları davet eden Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, “Tophane Saltanat Kapı’dan start alacak koşuda katılımcılar, yaklaşık 4 kilometrelik parkur boyunca Bursa’nın tarihi mekanları arasında koşma fırsatı bulacak. Havanın da güzel olması beklenirken, spor yapmak ve sağlıklı bir gün geçirmek isteyen herkesi 12 Nisan Pazar günü saat 10.00’da Saltanat Kapı’ya bekliyoruz. Geleneksel hale gelen Tarihi Kent Koşusu’na katılacak tüm yarışmacılara şimdiden başarılar diliyorum. Ben de 16 numaralı formamla, çocuklarımla birlikte bu anlamlı koşuda yer alacağım.” şeklinde konuştu.

İspanya ve Türkiye arasında kültürlerarası iş birliğine yeni platform Haber

İspanya ve Türkiye arasında kültürlerarası iş birliğine yeni platform

Bağımsız ve kar amacı gütmeyen bir yapı olarak kurulan İspanya ve Türkiye Kültür Derneği (ACET), kültür-sanat ve gastronomi odağında hayata geçireceği projelerle iki ülke arasındaki kültürel etkileşimi güçlendirmeyi hedefliyor. Sergiler, festivaller, konserler, film gösterimleri, edebiyat buluşmaları, mutfak atölyeleri ve tadım etkinliklerinden oluşan çok disiplinli programıyla İspanya ve Türkiye’nin zengin kültürel birikimini aynı platformda buluşturmayı ve kalıcı kültürel bağlar oluşturmayı amaçlıyor. İspanya ve Türkiye Kültür Derneği; iki ülke arasında sürdürülebilir kültürel iş birlikleri geliştirmeyi, sanatçılar ve yaratıcı endüstriler için yeni üretim ve buluşma alanları oluşturmayı amaçlıyor. Kültür, sanat ve gastronomi aracılığıyla ortak hikayelerin ve deneyimlerin paylaşılabileceği bir platform kurmayı hedefleyen dernek, kapsayıcı yaklaşımı ve uluslararası perspektifiyle hem profesyonelleri hem de kültür-sanat meraklılarını bir araya getirmeyi hedefliyor. Derneğin kuruluşu, uzun yıllara yayılan uluslararası kültür-sanat ve medya deneyiminin bir sonucu olarak şekillendi. Batuhan Zümrüt ve Berk Şenöz, hem ZB Medya İletişim’in hem de İspanya merkezli Sezen Entertainment’ın kurucu ortakları olarak kültür-sanat alanında farklı çalışmaları bir araya getiren projelere imza attı. 2015 yılında kurulan ZB Medya İletişim, kültür-sanat alanında yürüttüğü projelerle yaratıcı isimleri buluşturan çalışmalar gerçekleştirdi. Bu deneyimin uluslararası ölçekte genişlemesiyle birlikte 2022 yılında İspanya’da Sezen Entertainment kuruldu. İspanya ve Türkiye Kültür Derneği ise bu birikimin devamı niteliğinde, iki ülke arasında kültürel etkileşimi güçlendirmeyi ve ortak projeler geliştirmeyi amaçlayan yeni bir girişim olarak Berk Şenöz, Batuhan Zümrüt ve Selen Özveren tarafından hayata geçirildi.

İsrail, Lübnan'daki hayati öneme sahip Zrariyeh köprüsüne saldırdı. Haber

İsrail, Lübnan'daki hayati öneme sahip Zrariyeh köprüsüne saldırdı.

Bu, İsrail'in mevcut harekatta Hizbullah'ın askeri operasyonlarını engellemek amacıyla Lübnan'daki sivil altyapıyı hedef aldığını ilk kez kamuoyu önünde kabul etmesi anlamına geliyor. İsrail Savunma Kuvvetleri'nden yapılan resmi açıklamaya göre, Zrariyeh Köprüsü, Hizbullah militanlarının kuzey ve güney Lübnan arasında güç ve teçhizat taşımak için kullandığı hayati bir arterdir. İsrail ayrıca Hizbullah'ı köprü yakınlarına roketatar yerleştirmek ve bölgeden İsrail topraklarına saldırılar düzenlemekle suçluyor. İsrail, Zrariyeh köprüsünü bombalamadı. Hayati önem taşıyan köprülerin ve yolların yıkılması, Lübnan'daki birçok bölgeyi insani yardımdan tamamen izole ediyor. Uluslararası kuruluşlar, yardım konvoylarının insanlara ulaşamaması nedeniyle insani bir felaket yaşanabileceği konusunda uyarıda bulundu. Lübnan'daki BM insani yardım koordinatörü David Shearer, İsrail ordusunu "sivil altyapının bombalanmasına" son vermeye çağırdı ve "bu çatışmadaki tüm tarafları uluslararası insani hukuk kapsamındaki sivillere karşı yükümlülüklerini yerine getirmeye" davet etti. Yakıt kıtlığı da son derece acil bir hal alıyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ) uyarısına göre, bu hafta yakıt tedariki zamanında sağlanmazsa, Lübnan'daki hastanelerin yaklaşık %60'ı faaliyetlerini durdurmak zorunda kalacak. Zrariyeh köprüsüne yapılan saldırı, İsrail'in sadece Lübnan'da değil, İran'daki hedefleri de hedef alan genişleyen askeri harekatının ortasında gerçekleşti. Sadece son 24 saat içinde, İsrail hava kuvvetleri batı ve orta İran'da balistik füze fırlatma rampaları ve silah üretim tesisleri de dahil olmak üzere 200'den fazla hedefi vurdu. Lübnan'daki çatışmalar, Hizbullah'ın İran dini lideri Ali Hamaney'in ölümüne misilleme olarak İsrail'e füze saldırısı düzenlemesinin ardından 2 Mart'ta hızla tırmandı.

"Yanlış hedef" gerekçesi ABD 'nin savaş suçunun üzerini örtemez Haber

"Yanlış hedef" gerekçesi ABD 'nin savaş suçunun üzerini örtemez

Cao Beidan-Trajedi, savaş eylemlerinin sınırları, uluslararası insancıl hukuk ve askeri teknolojinin etik boyutu üzerine tartışmaları yeniden gündemin merkezine taşıdı. Uluslararası hukuk açısından bakıldığında, okullar gibi sivil tesisler en sıkı koruma altındaki hedefler arasında yer alıyor. Bu tür tesislerin hedef alınması ve başta çocuklar olmak üzere çok sayıda sivilin hayatını kaybetmesi, hangi açıdan değerlendirilirse değerlendirilsin, insani sınırların ağır biçimde ihlal edilmesi anlamına geliyor ve savaş suçu kapsamında ele alınabilecek bir durum olarak görülüyor. Olayın ardından ABD yönetimi sorumluluğu Savunma İstihbarat Teşkilatı’nın (DIA) sağladığı “güncel olmayan veriler”e bağlayarak okulun yanlışlıkla askeri hedef olarak işaretlendiğini öne sürdü. Ancak bu açıklama birçok çevre için ikna edici bulunmadı. Dünyanın en gelişmiş istihbarat ve hedef tespit kapasitesine sahip askeri gücünün böyle temel bir hataya düşmesi, istihbarat değerlendirme ve hedef doğrulama mekanizmalarında ciddi ve yapısal sorunların bulunduğuna işaret ediyor. Uluslararası kamuoyunun sert tepkisine ve hayatını kaybedenlerin ailelerinin yaşadığı derin acıya rağmen ABD’li üst düzey yetkililerin açıklamaları sorumluluğun net biçimde üstlenilmediği yönünde eleştirildi. ABD Başkanı Donald Trump başlangıçta tartışmanın odağını başka yöne çekmeye çalışarak İran’ın da Tomahawk füzelerine sahip olabileceğine dair bir iddiayı gündeme getirdi. Ancak bu iddia kısa süre içinde ABD basınında yayımlanan bilgilerle çürütüldü. Daha sonra askeri yetkililer artan baskılar karşısında sorumluluğu kabul etmek zorunda kaldı. Buna karşın Kongre’deki duruşmalarda “eksiksiz prosedürler” ve “çok sayıda güvenlik önlemi” vurgusu yapılarak olayın bir dizi hatanın sonucu olduğu ifade edildi ve soruşturmanın tamamlanmasının beklenmesi gerektiği dile getirildi. Ancak bu bürokratik açıklamalar, sevdiklerini kaybeden ailelerin acısını hafifletmekten çok yeni bir yara açtı. Bu arada, ABD genelinde de olaya yönelik tepkiler artıyor. Ünlü sunucu Tucker Carlson, başka ülkelerdeki çocuklara füze fırlatan bir ülkenin “uğruna savaşmaya değmeyeceği”ne işaret etti. Silahlı çatışmalarda çocuklar en savunmasız kesimi oluşturuyor ve uluslararası hukuk tarafından özel olarak korunmaları gerekiyor. Bu ilke yalnızca uluslararası insancıl hukukun temel taşlarından biri değil, aynı zamanda insanlık medeniyetinin ortak ahlaki değerlerinden biri olarak kabul ediliyor. Minab’daki trajedi acı bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: Askeri teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun ve askeri eylemler hangi gerekçelerle savunulursa savunulsun, insan hayatı ve insan onuru her zaman öncelikli olmalıdır. Savaş hukuksuzluk alanı değildir. “Askeri zorunluluk” hiçbir koşulda temel insani değerlerin ihlal edilmesine gerekçe oluşturamaz. Sınıflar füzelerle yıkıldığında ve çocukların hayatları söndürüldüğünde zarar gören yalnızca aileler değildir. Bu tür olaylar, insanlığın barışa, güvenliğe ve uluslararası kurallara duyduğu ortak inancı da zedeliyor. Bu nedenle uluslararası toplumun sorumluluğu açıktır; olayın eksiksiz, şeffaf ve bağımsız bir soruşturmayla aydınlatılması; sorumluların hesap vermesi ve silahlı çatışmalarda sivillerin, özellikle de çocukların korunmasına yönelik uluslararası normların yeniden teyit edilmesi gerekiyor. Ancak bu şekilde benzer trajedilerin tekrar yaşanmasının önüne geçilebilir ve insanlık medeniyetinin en temel savunma hattı korunabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye, tarafsız kalmayacak Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye, tarafsız kalmayacak

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de düzenlenen milletvekilleriyle iftar programında yaptığı konuşmada, Türkiye’nin uluslararası ve bölgesel krizlerde tarafsız kalmayacağını belirtti. Türkiye’nin hem bölgesel, hem de küresel meselelerde aktif bir diplomatik duruş sergileyeceğini ve hak, adalet ve insan odaklı politikaların öncelikli olacağını ortaya koyan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında, “Biz, kardeşlerimiz ve komşularımızın huzurunu bozan hadiselerde tarafsız değiliz. Tüm dünyanın geleceğini tehdit eden konularda tarafsız değiliz” dedi. Türkiye’nin tutumunu da özetleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye; sulh ve sükûnun tarafında. Huzurun ve istikrarın tarafında. Dayanışmanın ve işbirliğinin tarafında. Evrensel değerlerin, adaletin ve kalkınmanın tarafında. Sorunların diyalog ve diplomasiyle çözülmesinin tarafında" diye konuştu. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Milletvekilleri ile İftar Programı’nda konuştu: “Biz, bölgemizi ve insanlığı ilgilendiren meselelerde asla tarafsız değiliz. Biz, kardeşlerimiz ve komşularımızın huzurunu bozan hadiselerde tarafsız değiliz. Biz, tüm dünyanın… pic.twitter.com/kKR6FcxZDK — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) March 3, 2026 Çatışma yerine müzakereyi, savaş yerine barışı, öldürme ve soykırım yerine insanı yaşatmayı savunduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Mazlumların göz yaşını dindirmenin, zulmü engellemenin tarafındayız. İnşallah bu çizgimizi ve duruşumuzu her daim koruyacağız” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle: "Sizlerin ailelerinizin ve elbette sizlerin şahsında vekili bulunduğunuz aziz milletimizin Ramazn-ı Şerifini tebrik ediyor, rahmet, mağfiret ve bereket kapılarının açıldığı bu mübarek ayın başta mazlum coğrafyalar olmak üzere İslam coğrafyasına ve insanlığa hayırlar getirmesini Cenabı Allah’tan niyaz ediyorum. Gazi Meclisimizde milletin emanetine layıkıyla sahip çıkmış, ancak artık aramızda olmayan milletvekillerimize yüce Allah'tan rahmet diliyorum. Milli mücadelenin en sancılı günlerinde İstiklal Harbimizin Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal'in 'ölmez bu vatan farzı muhal, ölse de hatta çekmez kürenin sırtı bu tabutu cesimi' mısralarında vücut bulan 'ya istiklal ya ölüm' davasını bir kez daha kemal-i hürmetle selamlıyorum. Bu vatan ölmez, ölmesi farzu muhaldir. O farzu muhal olsa dahi tüm dünya bu ağırlığın altında kalıp çökecektir. Türkiye Türkiye'den büyüktür sıradan bir söz değildir. Bu ifade kendi varlığının farkında olan milletin inancı, irade, aşkının tespit ve tescilidir. Asıl ve asil olan milletin vekilleri olarak bugün o inancı, o aşkı, o iradeyi sizler temsil ediyorsunuz. Şahsım, ülkem ve milletim adına her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İstiklalimiz, cumhuriyetimiz adına, milletçe yaşadığımız onurlu hayat adına minnettar olduğumuz TBMM mensupları olarak sizler de biliyorsunuz ki topyekün dünya kritik dönemlerden geçiyor. Uluslararası kurum ve kuruluşların etkisizleştiği, güç dengesinin giderek bozulduğu, uluslararası anlaşmaların yamalı bohçaya döndüğü, geleneksel diplomasi anlayışının terk edildiği bir eksen kaynamasını hep beraber tecrübe ediyoruz. II. Dünya Savaşı sonrası kurulan dünya sistemi tabiri caizse çatır çatır çatırdıyor, temelinden sarsılıyor. Dünya ısınıyor, ısıtılıyor. Küresel adaletsizlik daha da derinleşiyor, kronikleşiyor. Eski düzen yıkılırken yerine neyin konulacağı tam olarak bilinmiyor. Dünyanın kaba kuvvetin ve güçlünün hukukunun işletildiği kaotik döneme sürükleniyor. Komşumuz İran'a yönelik saldırılarla başlayan sürece şahitlik ediyoruz. BM sisteminin sembolize ettiği egemen eşitlik, anlaşmazlıkların diplomasiyle çözümü gibi prensipler bizzat bu sistemin kurucuları tarafından acıkınca yenilen putlara dönüştürülmüş durumda. Yıllardır bize hukuk, insan hak ve hürriyetlerinden bahsedenlerin bizzat kendileri bu değerleri yok sayıyor. Çiğnemekte hiçbir beis görmüyorlar. Belirsizlik, gerilim, çatışma ve hukuksuzluğun norm haline geldiği böyle hassas konjonktürde Türkiye'nin tavrı bellidir. Biz bölgemiz ve insanlığı ilgilendiren meselelerde asla tarafsız değiliz. Biz kardeşlerimiz ve komşularımızın huzurunu bozan hadiselerde tarafsız değiliz. Tüm dünyanın geleceğini tehdit eden konularda tarafsız değiliz. Türkiye olarak sulhü sükunun tarafındayız. Huzurun ve istikrarın, dayanışmanın ve işbirliğin tarafındayız. Evrensel değerler, adalet ve kalkınmanın tarafındayız. Sorunların diyalog ve diplomasiyle çözülmesinin tarafındayız. Savaş yerine barışın tarafındayız. Öldürmenin, katletmenin, haydutların, soykırımcıların değil hakkın, hakikatin, insanı yaşatmanın tarafındayız. Mazlumların gözyaşını dindirmenin, zulmü engellemenin tarafındayız. Bu çizgimizi, duruşumuzu her daim koruyacağız. Nasıl bugünlere oyunları bozarak geldiysek, bize insan ve demokrasi hakları dersi verenler susarken hakkı haykırdıysak, zalimlere boyun eğmediysek adaletsizlikler karşısında dik durmaya devam edeceğiz. Basiretli düşünmeye, soğukkanlı olmaya, sağduyulu davranmaya devam edeceğiz. Yakın çevremizde füzeler havada uçuşurken 86 milyonun tek bir ferdinin kılına dahi zarar gelmemesi için dikkatli, temkinli, sabırlı, fakat haydutlar karşısında bir o kadar dirayetli olmaya devam edeceğiz. Dünyanın fırtınalı sularda seyrettiği günümüzde altyapı, ekonomi, diplomasi, ordu, savunma sanayimizi güçlendirerek, milli birliğimizi tahkim ederek Türkiye Yüzyılı'na hazırlanıyoruz. Türkiye Yüzyılı vizyonumuzun köşe taşlarından biri terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefleriyle yürüttüğümüz çalışmalardır. 23 Nisan 1920'den bugüne Meclisimiz milli dertlere milli reçeteler yazma konusunda maharetini farklı vesilelerle göstermiştir. Bu gazi Meclis ülkenin ve milletin canını yakan her türlü soruna çözüm üretecek kapasiteye, demokratik olgunluğa hamdolsun bugün de ziyadesiyle sahiptir. 5 Ağustos'ta kurulan Mili Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarihi misyonunu başarıyla yerine getirdi. Komisyon nihai raporunu kabul etmiş, sürece olan inancını göstermiş, terörsüz Türkiye'ye giden yolda ufuk açıcı bir rol üstlenmiştir. Başta Meclis Başkanımız sayın Kurtulmuş olmak üzere komisyonda görev alan tüm milletvekillerine yürekten teşekkür ediyorum. Partimizi ve ittifakımızı komisyonda başarıyla temsil eden arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Önümüzdeki günlerde ülkemizi bu sorundan kurtarmak için gerekli özgüveni ve cesareti göstereceklerine inanıyorum. Türkiye'yi girdiği bu yoldan geri döndürmek isteyenler olacaktır. Biz bunlara aldırmayacağız. Emin ve kararlı ve cesur adımlarla ilerleyeceğiz. Bu fırsatı heba etmeyecek, heba edilmesine izin vermeyeceğiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak diğer siyasi partilerimizin de müspet katkıları ve sorumluluk duygusuyla hareket edeceğiz. Yarım asırdır milletimizin ayağına bağ olan, onbinlerce vatandaşımızın canını yakan, ülkemize ekonomik maliyeti 2 trilyon doları aşan bu musibetten Türkiye'yi inşallah kurtaracağız. Bunu da kardeşlik hukuku içinde, vatandaşlık hukuku içinde şehitlerimizin ruhlarını muazzep etmeden, gazilerimizi ve şehit yakınlarımızı müteessir etmeden meşru ve makul zeminde gerçekleştireceğiz. Aynı hassasiyeti bu çatı altındaki her bir milletvekilinden, tüm siyasi partilerden beklediğimizi vurgulamak istiyorum. İnşallah Türkiye bu meseleyi kalıcı olarak geride bıraktığında ağır yüklerinden kurtulmuş aydınlık yarınlara doğru koşar adım gidecektir."

Heritage İstanbul 2026 için geri sayım Bursa’dan başladı... Kültürel miras vizyonu paylaşıldı Haber

Heritage İstanbul 2026 için geri sayım Bursa’dan başladı... Kültürel miras vizyonu paylaşıldı

Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından Bursa’nın fethinin 700. yılı anısına özel “Heritage İstanbul 2026” basın toplantısı düzenlendi. Kültürel miras alanının önemli uluslararası buluşmalarından biri olan Heritage İstanbul 2026 için geri sayım başladı. Tanıtım toplantısı, kentin simge mekânlarından Muradiye El Yazmaları Müzesi’nde gerçekleştirildi. Heritage İstanbul Proje Başkanı Osman Murat Akar, organizasyonun Türkiye’de kültürel miras alanında düzenlenen en kapsamlı etkinliklerden biri olduğunu belirtti. Fuarın yalnızca akademik çalışmaları değil; restorasyon, müzecilik, kütüphanecilik ve arkeoloji gibi alanların ekonomik ve ticari boyutlarını da kapsadığını ifade eden Akar, kamu, özel sektör ve sivil toplumun bir araya geldiği güçlü bir platform oluşturduklarını söyledi. Kültür mirası alanının dünyada hızla gelişen bir sektör haline geldiğini dile getiren Akar, özellikle restorasyon, müzecilik, kütüphanecilik ve arkeoloji gibi alanlarda uluslararası ölçekte önemli bir endüstri oluştuğunu söyledi. Türkiye’de bu alanın gelişiminin 1990’ların sonu ve 2000’li yılların başında hız kazandığını belirten Akar, Heritage İstanbul’un da bu gelişime katkı sunan bir organizasyon olduğunu dile getirdi. 2015’ten bu yana düzenlenen organizasyonun bu yıl 9'uncu kez gerçekleştirileceğini aktaran Akar, İstanbul’daki ana etkinliklerin yanı sıra Abu Dabi ve Semerkant gibi merkezlerde de bölgesel iş birliklerinin geliştirildiğini kaydetti. 10 BİN ZİYARETÇİ HEDEFİ Her yıl yaklaşık 8 bin ziyaretçiyi ağırlayan fuarda bu yıl 10 binin üzerinde ziyaretçi hedefleniyor. Organizasyonda 130-140 katılımcı firma ve kamu kurumu ile 30’dan fazla sivil toplum kuruluşunun yer alması bekleniyor. Uluslararası katılımın da güçlü olacağını belirten Akar; Rusya Kültür Bakanlığı’nın 30 müzeyle pavilyon kuracağını, Arnavutluk Kültür Bakanlığı ve BAE’den Şarja Emirliği Kültür Departmanı’nın da katılım sağlayacağını açıkladı. İtalya, Fransa ve Almanya’dan firmaların da fuarda yer alacağı bildirildi. ULUSLARARASI KONUŞMACILAR FUARDA YER ALACAK Konferansların Heritage İstanbul’un en önemli bölümlerinden biri olduğunu söyleyen Akar, her yıl yüzlerce kişinin katıldığı oturumların büyük ilgi gördüğünü belirtti. Bu yıl da yurt içi ve yurt dışından önemli isimlerin organizasyonda yer alacağını ifade eden Akar, Abu Dabi’deki Louvre Abu Dhabi’den eski direktör Yusuf El-Kuri’nin konuşmacılar arasında olduğunu söyledi. Ayrıca kültürel mirası yeniden yorumlayan çalışmalarıyla tanınan heykeltıraş Edoardo Tresoldi’nin de etkinliğe katılacağını belirten Akar, Şarja Emirliği’nden kültür yetkilileri ve uluslararası kurum temsilcilerinin de konferanslarda yer alacağını kaydetti. İslam İşbirliği Teşkilatı Kültür ve Turizm Dairesi Başkanı Mahmut Erol Kılıç’ın da konuşmacılar arasında olacağı ifade edildi. BAŞKAN BOZBEY: “2026 BURSA İÇİN TARİHİ BİR YIL” Toplantıda konuşan Mustafa Bozbey, 2026’nın Bursa’nın fethinin 700. yılı olması nedeniyle kent için özel bir anlam taşıdığını vurguladı. 1326’da Osmanlı’nın Bursa’yı fethederek başkent yapmasının yalnızca askeri değil, aynı zamanda medeniyet yürüyüşünün başlangıcı olduğunu belirten Bozbey, kentin çok katmanlı tarihsel mirasına dikkat çekti. BURSA’NIN KÜLTÜREL MİRASI VE DÜNYA DEĞERİ Bursa’nın tarihi mirasının uluslararası alanda da önemli bir değere sahip olduğunu belirten Bozbey, kentin kültürel varlıklarının **UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer aldığını hatırlattı. Ulu Cami’den Yeşil Külliye’ye uzanan mimari mirasın yanı sıra vakıf kültürü, ipek ticareti ve geleneksel sanatların da Bursa’nın kültürel kimliğini oluşturduğunu söyleyen Başkan Bozbey, Karagöz geleneğinden el sanatlarına ve mutfak kültürüne kadar uzanan somut olmayan mirasın da kentin güçlü hafızasını yansıttığını dile getirdi. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin fetih yılını yalnızca anma etkinlikleriyle sınırlı tutmadığını belirten Bozbey, yıl boyunca kapsamlı bir program yürüttüklerini söyledi. Bu kapsamda 2 Nisan 2026 tarihinde İstanbul’da düzenlenecek fuar kapsamında “Beylikten İmparatorluğa: Başkentlerde Osmanlı Mirası” başlıklı bir panel gerçekleştirileceğini açıkladı. Panelde Bursa, Edirne ve İstanbul’un başkentlik mirasının tarihsel süreklilik ve kültürel miras perspektifiyle ele alınacağı ifade edildi. Panelin moderatörlüğünü Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu’nun üstleneceği ve farklı paydaşların katılımıyla geçmişten geleceğe uzanan ortak bir vizyonun tartışılacağı belirtildi. Bozbey, Bursa’nın müzecilik alanında önemli bir organizasyona da ev sahipliği yapacağını açıkladı. Avrupa’nın saygın müzecilik platformlarından birinin 2027 yılı toplantısı ve ödül töreninin Bursa’da gerçekleştirileceğini belirten Bozbey, bu organizasyonun kentin uluslararası görünürlüğüne ve turizm potansiyeline önemli katkı sağlayacağını ifade etti. DEDE KORKUT YAZMASI VE KÜLTÜREL BELLEK Toplantının yapıldığı Muradiye El Yazmaları Müzesi’nde sergilenen Dede Korkut Oğuznameleri yazmasının kültürel bellek açısından büyük değer taşıdığını belirten Bozbey, bu eserden ilhamla hazırlanan “Sözün İzinde: Dede Korkut’un Kadim Mirasına Yolculuk” sergisinin ziyaretçilerle buluştuğunu ifade etti. BURSA BIÇAK KÜLTÜRÜ VE YENİ MÜZE Bursa’nın yaşayan zanaatlarının da kültürel miras vizyonunun önemli bir parçası olduğunu belirten Bozbey, 2025 yılında Bursa Bıçak Müzesi’nin kente kazandırıldığını söyledi. Aynı yıl düzenlenen Bursa Bıçak Festivali ve fuarıyla hem ustaların hem de geleneksel üretim kültürünün ulusal ve uluslararası alanda daha görünür hale geldiğini ifade etti. Konuşmasının sonunda kültürel mirasın yalnızca geçmişe saygı değil, geleceğe karşı bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Bozbey, Bursa’nın tarihine sahip çıkan, kültürünü üreten ve dünyayla buluşturan bir kent olarak yoluna devam edeceğini belirtti. Bozbey ayrıca kültürel miras çalışmalarına katkı sunan tüm kurumlara, akademisyenlere, sanatçılara ve paydaşlara teşekkür etti

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.