SON DAKİKA
Hava Durumu

#Türkiye Ekonomisi

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Türkiye Ekonomisi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye Ekonomisi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BUSİAD 'da Ekonomi Değerlendirmesi: Riskler ve fırsatlar bir arada Haber

BUSİAD 'da Ekonomi Değerlendirmesi: Riskler ve fırsatlar bir arada

BUSİAD Başkanı Tuncer Hatunoğlu, BUSİAD Ekonomi Platformu tarafından ilki gerçekleştirilen ve 4 ayda bir tekrarlanacak olan “BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu” sunumun sonunda yaptığı değerlendirmede, “Yalnızca Türkiye değil, tüm dünya ekonomik, siyasi ve jeoekonomik açıdan oldukça kırılgan bir dönemden geçiyor. Belirsizliklerin arttığı bu süreçte, değişimi doğru okuyabilmek her zamankinden daha önemli hale geliyor” dedi. BUSİAD Başkanı Hatunoğlu şöyle devam etti: “İçinde bulunduğumuz dönem riskler kadar fırsatlar da barındırıyor. Bursa iş dünyası ve Türk sanayicisi ise tarih boyunca zorlu koşullarda ayakta kalmayı başarmış, dirençli ve esnek bir yapıya sahip olmuştur. Bugün de aynı dayanıklılığa sahibiz. Ancak bu süreçte iş dünyasının beklentileri de vardır. Özellikle finansa erişim, öngörülebilirlik ve rekabet gücünü destekleyecek regülasyonlar konusunda daha güçlü bir zemine ihtiyaç duyulduğunu düşünüyoruz. Bölgemizde belirsizlikler yaşanırken, Türkiye’nin doğru politikalar ve doğru dönüşüm adımlarıyla çok daha güçlü bir konuma ulaşabileceğine inanıyoruz.” Toplantının, BUSİAD Ekonomi Danışmanlarının iki değerli çalışmasının ışığında gerçekleştiğini de kaydeden Tuncer Hatunoğlu, “Bursa Uludağ Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Metin Özdemir tarafından uzun süredir hazırlanan BUSİAD İktisadi Yönelim Anketi’nde; üyelerimizin verdiği yanıtlar doğrultusunda talepte ılımlı bir yavaşlama eğilimi olduğu, maliyet baskılarının sürdüğü ve üretimde zayıflama işaretlerinin görüldüğü ortaya çıkıyor. Bu tablo, küresel ve jeoekonomik gelişmelerin reel sektör üzerindeki doğrudan etkisini açık biçimde gösteriyor. Yine Sayın Doç. Dr. Derya Hekim’in hazırladığı “BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu”nda da; enerji maliyetleri, ihracat pazarlarındaki daralma, küresel belirsizlikler ve enflasyonla mücadele sürecinin ekonomimiz üzerindeki etkilerini detaylı şekilde dinledik. Ancak aynı zamanda Türk iş dünyasının esnekliği, üretim kültürü ve uyum kabiliyeti sayesinde yeni fırsat alanlarının da oluşabileceğini gördük” ifadelerini kullandı. Hatunoğlu, BUSİAD’ın yaklaşımının net olduğunu ifade ederek sözlerini şöyle tamamladı: “Önümüzdeki dönemde jeopolitik ve ekonomik dalgalanmaların devam edeceği gerçeğini kabul ederek hareket etmek zorundayız. Özellikle enerji konusunda dışa bağımlı bir ülke olmamız nedeniyle maliyet baskılarını tamamen kontrol edebilmemiz kolay görünmüyor. Bu nedenle çözüm alanlarımızı; verimlilik, dijital dönüşüm, yeni pazarlar, katma değerli üretim ve rekabet gücünü artıracak yapısal dönüşümler olarak görüyoruz. İş dünyası olarak bizler; verimliliğimizi artırmaya, yeni pazarlara ulaşmaya, dönüşüm süreçlerine uyum sağlamaya çalışırken; karar vericilerden de özellikle finansmana erişim, yatırım ortamı ve rekabet gücünü destekleyecek düzenlemeler konusunda destek bekliyoruz. BUSİAD olarak ekonomiyi yalnızca takip eden değil; iş dünyasına yön gösteren, veri üreten, analiz yapan ve ortak akla katkı sağlayan bir yapı olmaya devam edeceğiz.” DEĞİŞEN DÜNYA... BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Ekonomi Komitesi Sorumlusu Ali Kerem Alptemoçin ise toplantının açılışında yaptığı konuşmada, “Son beş yılda dünya ekonomisi yalnızca değişmedi; kuralları yeniden yazıldı. 2020 yılında başlayan pandemiyle birlikte, uzun yıllardır alışık olduğumuz küresel düzen yerini daha karmaşık, daha kırılgan ve aynı zamanda daha hızlı tepki veren bir yapıya bıraktı. Bu süreçte yaşanan gelişmeler yalnızca ekonomik dengeleri değil; toplumların davranış biçimlerini, devletlerin politika tercihlerini ve şirketlerin iş yapma modellerini de köklü şekilde dönüştürdü. Artık ekonomik sürdürülebilirlik, doğrudan bir ulusal güvenlik meselesi haline gelmektedir ” dedi. “Jeoekonomi artık dış politikanın tamamlayıcı bir unsuru değil; doğrudan belirleyici araçlarından biri haline gelmiştir” diyen Alptemoçin, “Şirketler, yalnızca kendi sektör dinamiklerine odaklanmaları yeterli olmamakta; küresel gelişmeleri, makroekonomik eğilimleri ve jeoekonomik riskleri bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeleri gerekmektedir” ifadesini kullandı. Alptemoçin, şöyle devam etti: “Türkiye ise bu dönüşümün tam merkezinde yer almaktadır. Jeopolitik konumumuz, beraberinde hem önemli riskler hem de güçlü fırsatlar getirmektedir. Kısa vadede enerji fiyatları, enflasyon ve maliyet baskıları gibi zorluklar öne çıkarken; uzun vadede Türkiye’nin enerji ve lojistikte alternatif bir merkez olma potansiyeli giderek güçlenmektedir. ÇEVİK İŞ DÜNYASI... Tüm risklere rağmen gerektiğinde hızlı büyüyebilen, gerektiğinde de hızlı küçülebilen, çevik, değişen koşullara hızla uyum sağlayabilen bir iş dünyamız var. Farkında olmasak da, 2020’den bu yana yaşanan zorlukların, bizi daha güçlü, daha esnek ve daha rekabetçi bir yapıya hazırladığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Önümüzdeki dönemde küresel koşulların normalleşmesiyle birlikte, firmalarımızın bu birikimle çok daha güçlü bir performans sergileyeceğini düşünüyoruz.” BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Alptemoçin, BUSİAD’ın bu dönüşüm sürecini daha yakından takip etmek, güvenilir veri ve analizlerle iş dünyasına yön göstermek amacıyla çalışmalar sürdürdüğünü de kaydetti. Alptemoçin bu çalışmaları da şöyle dile getirdi: “Bu çerçevede Ekonomi Komitemiz bünyesinde; Daha ziyade ülkemizin makro ekonomik gelişmelerine odaklandığımız Ekonomi Platformu, Küresel ve bölgesel jeopolitik gelişmelere, risklere ve fırsatlara odaklanacağımız Jeoekonomi Platformu, firmalarımızın karlılıklarını koruyabilmeleri ve yurtdışında gelişim gösterebilmeleri için vaka analizlerinin ele alınacağı Verimlilik ve Rekabetçilik Platformu Ve son olarak belirlenecek ülke veya bölgelere yönelik pazar geliştirmek isteyen firmalarımıza fikir vermek adına çalışacak Küresel İlişkiler Platformları olarak yapılandık. Bugün de, bu çalışmaların ilk çıktısı olarak“1. Çeyrek Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu”nu sizlerle paylaşacağız. Değerli üyelerimiz ve basınla paylaşılacak bu rapor yılda 3 kere, Mayıs, Eylül ve Aralık aylarında, İktisadi Yönelim Anketimizle beraber görüşlerinize sunulacaktır. Bu raporun, mevcut tabloyu birlikte değerlendirmek ve önümüzdeki döneme daha hazırlıklı bakabilmek adına ortak bir perspektif oluşturmasına katkı sağlamasını umuyoruz. Çünkü inanıyoruz ki; doğru okunan bir dünya, doğru konumlanmış bir Türkiye güçlü bir iş dünyası demektir.” ÜÇ BÜYÜK ŞOK... BUSİAD Ekonomi Danışmanlarından Bursa Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Hekim de, “BUSİAD Ekonomik Görünüm ve Stratejik Değerlendirme Raporu” sunumuyla dünya ve Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu durumu özetledi. Doç. Dr. Hekim, 2026 yılının ilk çeyreğinin, küresel ekonomik düzeni eş zamanlı ve birbirini besleyen üç büyük şokun yeniden şekillendirdiği bir dönem olduğunu ifade ederken bunları; Orta Doğu'da patlak veren savaş ve Hürmüz Boğazı krizi, ABD'nin tarife politikasındaki köklü dönüşüm ve Avrupa'nın ticaret ile sanayi politikasında korumacı bir eksenle yeniden konumlanması olarak tanımladı. Doç. Dr. Hekim, “Bu üç gelişme birlikte, Türkiye ekonomisi için hem tarihsel ölçekte risk hem de stratejik fırsat barındıran olağan dışı bir konjonktür ortaya çıkarmıştır” diye konuştu. Petrol ve ham madde girdilerindeki artışın küresel ekonomide yavaşlamaya neden olabileceğini de kaydeden Doç. Dr. Hekim, “Türkiye'nin enerji ithalatına yüksek bağımlılığı, Hürmüz krizinin ekonomik maliyetini emsallerine kıyasla daha belirgin kılmaktadır. Enerji faturasındaki artışın cari açığı IMF'nin Ekim 2025 tahmininin iki katından fazla bir düzeye, GSYİH'nin yüzde 2.8'ine taşıması beklenmektedir. Bu baskı, hem döviz kurunu hem de enflasyon patikasını doğrudan zorlamaktadır” dedi. SEKTÖRLER... Merkez Bankası’nın savaşın yarattığı belirsizlik ortamında faiz indirimini gerçekleştirme kapasitesinin sınırlı olduğunu da kaydeden Doç. Dr. Hekim, sektörel bazlı değerlendirmesinde ise şunları kaydetti: “Otomotiv sektörü, AB tedarik zinciriyle entegrasyonunu ve ticari araç üretimindeki liderlik pozisyonunu 41.5 milyar dolarlık rekor ihracat performansıyla pekiştirmiştir. Tarım sektörü ise değer açısından rekor ihracat gerçekleştirirken, don ve kuraklık nedeniyle üretim tarafında son yılların en ağır darlığını yaşamıştır. Sektörün önümüzdeki çeyreklerdeki en kritik sınavı, küresel gübre kıtlığının 2026 yılı ekim sezonu ve verim düzeyleri üzerindeki yansımalarını yönetme kapasitesi olacaktır. Tekstil ve hazır giyim sektöründe ise yapısal kriz derinleşmektedir; iki yılda yüzde 230'u aşan konkordato artışı ve 380 bini aşkın istihdam kaybı, sektörün salt konjonktürel değil yapısal bir dönüşüm kıskacında olduğuna işaret etmektedir.” FIRSATLAR... 2026'nın ilk çeyreğinin, Türkiye ekonomisi açısından risklerin yönetilemez değil, ancak yönetilmesi güç bir boyuta ulaştığı bir eşik olarak tanımlayan Doç. Dr. Hekim, Türkiye için fırsat penceresini de şöyle dile getirdi: “Irak-Türkiye Boru Hattı üzerinden Ceyhan'a yönelik artan transit akışlar, Hürmüz krizinin ekonomik yükünü kısmen dengeleyici bir işlev görmektedir. Boru hatlarının Avrupa enerji çeşitlendirmesindeki artan stratejik önemi, diplomatik denge kapasitesi ve IAA kapsamında "güvenilir ortak" statüsünün yarattığı potansiyel; bu dönemde Türkiye'nin elinde bulundurduğu yapısal avantajlardır.”

Türk İhracatçıları için “Hindistan Tehdidi” Kapıda Haber

Türk İhracatçıları için “Hindistan Tehdidi” Kapıda

Dış ticaret ve dijitalleşme alanında eğitim ve danışmanlık hizmetleri veren İnovakademi'nin kurucusu Gökhan Erol, AB ile Hindistan arasındaki yeni ticaret anlaşmasının Türkiye ekonomisi üzerindeki olası etkilerini, son ticaret verileri ışığında değerlendirdi. Erol, sürecin Türkiye için bir "çifte kıskaç" yarattığını vurguladı. "Oyunun Kuralları Değil, Oyunun Kendisi Değişti" Anlaşmanın Türkiye için "soğuk duş" etkisi yaratabileceğini belirten Gökhan Erol, şu ifadeleri kullandı: "Biz yıllardır Gümrük Birliği sayesinde AB pazarında 'bizden biri' muamelesi görüyor, gümrüksüz ticaretin konforunu yaşıyorduk. Ancak bu anlaşma ile AB, 1.42 milyar nüfuslu Hindistan'a da aynı VIP giriş kartını verdi. Artık rafta yanımızda, işçilik maliyeti bizden çok daha düşük, üretim kapasitesi devasa bir rakip var. Oyunun kuralları değişmedi, oyunun kendisi değişti." "5.5 Milya r Dolarlık Otomotiv İhracatımız Risk Altında" Kamuoyunda sadece tekstil sektörünün etkileneceğine dair yanlış bir algı olduğunu belirten Erol, 2024 verilerine dikkat çekerek asıl tehlikenin sanayide olduğunu vurguladı: "Rakamlar duygusal değildir, gerçeği söyler. Türkiye, 2024 yılında AB'ye 5.57 Milyar Dolar değerinde otomotiv yedek parçası sattı. Bu b izim kalemiz. Ancak Hindistan, gümrük duvarlarına rağmen şimdiden aynı kalemde 1.71 Milyar Dolar ihracat yapıyor. Gümrükler sıfırlandığında, aradaki %10-15’lik maliyet avantajı Hintli üreticinin lehi ne dönecek. Bir Alman otomotiv devi için %10 maliyet farkı, tedarikçi değiştirmek için yeterli bir sebeptir. Yan sanayicimizin acilen bu senaryoya hazırlanması gerekiyor." "İç Pazarda da 'Arka Kapı' Tehlikesi Var" Gökhan Erol, tehlikenin sadece ihracatla sınırlı kalmayacağını, Türkiye iç pazarının da tehdit altında olduğunu şu sözlerle açıkladı: "Gümrük Birliği'nin teknik yapısı gereği, AB'ye gümrüksüz giren bir Hint malı, 'Serbest Dolaşım' ilkesiyle Türkiye'ye de gümrüksüz girebilecek. Yani Bayrampaşa'daki tekstilci veya Konya'daki parçacı, sadece Almanya'da değil, kendi evinde de Hint mallarıyla rekabet edecek. Biz Hindistan'a mal satarken gümrük ödeyeceğiz, onlar bize satarken ödemeyecek. Bu, sürdürülebilir bir denklem değil." Çıkış Yolu: "Hız, Güven ve Dijital Markalaşma" Türk ihracatçısının "ucuzluk" yarışına girmemesi gerektiğini savunan Erol, çıkış r eçetesini ise şöyle özetledi: "Hindistan ile fiyat rekabetine girersek kaybederiz. Bizim kazanacağımız alan 'Hız ve Güven'. Hindistan'dan gelen bir konteynerin Avrupa'ya ulaşması haftalar sürerken, biz 48-72 saatte teslimat yapabiliyoruz. Avrupalı satın almacıya şunu anlatmalıyız: 'Tedarik zincirini riske atma, yeşil lojistikle malını kapına indireyim.' Bunun için de klasik pazarlamayı bırakıp, LinkedIn ve B2B platformlarında dijital markalaşmaya yatırım yapmalıyız. Artık sadece malı değil, güveni pazarlama devrindeyiz." Öne Çıkan İstatistikler: Otomotiv Yedek Parça İhracatı (AB'ye): Türkiye: 5.57 Milyar $| Hindistan: 1.71 Milyar$ (Risk: Yüksek) Kadın Giyim İhracatı (AB'ye): Türkiye: 3.01 Milyar $| Hindistan: 1.56 Milyar$ (Risk: Yüksek) Yassı Çelik İhracatı (AB'ye): Türkiye: 1.03 Milyar $| Hindistan: 1.36 Milyar$ (Risk: Kritik - Hindistan öne geçti) Otomotiv yedek parçası GTİP No: 8708

UTİB'den tekstilde sosyal uygunluk hamlesi Haber

UTİB'den tekstilde sosyal uygunluk hamlesi

Uludağ Tekstil İhracatçıları Birliği (UTİB), tekstil sektörünün değişen küresel ticaret kurallarına uyum sağlaması ve ihracatçıların uluslararası denetimlerdeki gücünü artırmak amacıyla 'Tekstil Sektöründe Sosyal Uygunluk Kapasitesinin ve Çevre Kabiliyetinin Geliştirilmesi ile İhracatın Artırılması UR-GE Projesi'ni başlattı. Tekstil sektörü, Türkiye ekonomisi için hammadde erişimi, üretim kabiliyeti ve tasarım gücüyle stratejik önemini korurken; günümüzde küresel rekabetin kuralları "sosyal uygunluk" ve "etik üretim" ekseninde yeniden yazılıyor. Uluslararası alıcıların artık sadece kaliteli ürün değil, aynı zamanda insan haklarına saygılı ve adil çalışma koşullarını belgeleyen sosyal uygunluk standartları talep etmesi üzerine harekete geçen UTİB, sektörün bu dönüşümüne rehberlik edecek önemli bir adım daha attı. Ticaret Bakanlığı desteğiyle yürütülecek olan “Tekstil Sektöründe Sosyal Uygunluk Kapasitesinin ve Çevre Kabiliyetinin Geliştirilmesi ile İhracatın Artırılması UR-GE Projesi”nin İhtiyaç Analizi Raporlaması Açılış Çalıştayı çevrimiçi ortamda gerçekleştirildi. Proje ile firmaların sosyal uygunluk denetimlerine hazırlık süreçlerinin iyileştirilmesi, kurum içi uzmanların yetiştirilmesi ve küresel pazarlardaki yeni tedarik zinciri yasalarına tam uyum sağlanması hedefleniyor. Proje kapsamındaki faaliyet maliyetlerinin yüzde 75’i ise devlet desteği ile karşılanacak. Açılış toplantısına, tekstil sektöründe faaliyet gösteren ve UR-GE programına katılım sağlayan firmaların temsilcileri katıldı. Toplantı kapsamında, proje sürecinin temel yapı taşlarından biri olan ihtiyaç analizi raporlaması ve yol haritası hazırlanması hakkında katılımcı firmalara kapsamlı bilgilendirme yapıldı. UR-GE projesi kapsamında firmalara ihtiyaç analizi ve raporlama hizmeti sunan Think Great Insights’ın kurucusu, ekonomist Dr. Tülay Güzel tarafından gerçekleştirilen sunumda; eğitim ve danışmanlık faaliyetlerinin nasıl şekillendirileceği ve firmaların ihracat odaklı gelişim süreçlerine nasıl katkı sağlayacağı detaylı şekilde aktarıldı. Dr. Güzel sunumunda, “UR-GE projelerinde oluşturulan ihtiyaç analizi raporu, firmaların sosyal uygunluk ve çevresel kapasite başta olmak üzere mevcut yapılarını doğru analiz etmelerine ve ihtiyaçlarına uygun bir gelişim yol haritası oluşturmalarına imkân tanıyor. Yapılan ihtiyaç analizi sayesinde firmalar; hangi alanlarda güçlenmeleri gerektiğini net bir şekilde görebiliyor, eğitim ve danışmanlık süreçlerini kendi önceliklerine göre şekillendirebiliyor. Sosyal uygunluk, sürdürülebilirlik, üretim süreçlerinin geliştirilmesi, tasarım ve trend odaklı yaklaşımlar ile dijital dönüşüm gibi birçok başlıkta planlanan danışmanlık ve eğitim faaliyetleri, firmaların kurumsal altyapılarını güçlendirirken ihracat pazarlarına daha hazırlıklı ve rekabetçi şekilde açılmalarını sağlıyor. Bu kapsamlı ve değerli sürecin hayata geçirilmesinde başta Ticaret Bakanlığımız olmak üzere, UTİB’e ve katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür ediyor, süreci verimli ve uyum içinde gerçekleştireceğimize inanıyorum.” ifadelerini kullandı.

Merkez'in yıl sonu tahmini yükseldi... Sıkı para politikası sürecek Haber

Merkez'in yıl sonu tahmini yükseldi... Sıkı para politikası sürecek

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2025 yılı dördüncü Enflasyon Raporu’nda yıl sonu enflasyon tahminini yukarı yönlü güncelledi. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, enflasyonda 2025 için ara hedefin yüzde 24 olarak korunduğunu, yılsonu tahmin aralığının yüzde 25-29'dan yüzde 31-33'e çıkarıldığını açıkladı. Raporda, sıkı para politikasının fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürüleceği vurgulandı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2025 yılı dördüncü Enflasyon Raporu’nu yayımladı. Raporda, küresel ticaretteki belirsizlikler ve gıda fiyatlarındaki artışın etkisiyle 2025 yıl sonu enflasyon tahmininin yüzde 31-33 aralığına yükseltildiği bildirildi. Merkez Bankası Başkanı Dr. Fatih Karahan tarafından sunulan yılın son raporunda, son iki ayda enflasyon, gıda fiyatlarının da etkisiyle tahmin aralığımızın üzerinde gerçekleştiği belirtilirken, 2026 yılı enflasyon tahminini yüzde 13-19 aralığında, 2027 yılı tahminini ise tek haneli seviyelerde korudu. Orta vadede enflasyonun yüzde 5 hedefinde istikrar kazanacağı öngörüldü. KÜRESEL GÖRÜNÜM BELİRSİZ, BÜYÜME TAHMİNLERİ ILIMLI Raporda, küresel ticaret politikalarına ilişkin belirsizliklerin sürdüğü, ancak 2025’in ilk yarısında geçici etkilerle küresel büyümenin ılımlı bir seyir izlediği belirtildi. 2026 yılında korumacılığın artmasıyla büyüme görünümünün yeniden zayıflamasının beklendiği ifade edildi. TÜRKİYE EKONOMİSİ YILIN İKİNCİ ÇEYREĞİNDE YÜZDE 4,8 BÜYÜDÜ TCMB, 2025’in ikinci çeyreğinde Türkiye ekonomisinin beklentilerin üzerinde yüzde 4,8 oranında büyüdüğünü açıkladı. Ancak raporda, iç talebin ve sanayi üretiminin üçüncü çeyrekte zayıf seyrini sürdürdüğü, buna karşılık ihracat ve cari işlemler dengesinde kısmi iyileşme yaşandığı belirtildi. ENFLASYON YÜZDE 32,9’A GERİLEDİ Tüketici enflasyonu ekim ayında yüzde 32,9’a gerileyerek bir önceki raporda öngörülen aralığın üzerinde gerçekleşti. Gıda fiyatlarındaki artışın enflasyona yukarı yönlü katkı verdiği, buna karşılık enerji ve dayanıklı tüketim mallarında fiyatların sınırlı düşüş gösterdiği ifade edildi. POLİTİKA FAİZİ YÜZDE 39,5’E İNDİRİLDİ TCMB, Eylül ve Ekim aylarında toplam 350 baz puanlık faiz indirimi gerçekleştirerek politika faizini yüzde 39,5 seviyesine çekti. Enflasyonun ana eğilimindeki yavaşlamaya rağmen, gıda fiyatları ve beklentilerdeki bozulma nedeniyle indirimlerin “sınırlı” tutulduğu vurgulandı. REZERVLER GÜÇLENİYOR, TL İSTİKRARLI Raporda, TCMB brüt uluslararası rezervlerinin 24 Ekim itibarıyla 185,5 milyar dolar seviyesine yükseldiği ve Türk lirasının görece istikrarlı bir seyir izlediği belirtildi. Türkiye’nin risk priminin (CDS) 245 baz puana kadar gerilediği, TL cinsi varlıklara girişin ise küresel risk iştahındaki zayıflık nedeniyle yavaşladığı ifade edildi. “SIKI PARA POLİTİKASI KARARLILIKLA SÜRECEK” Merkez Bankası raporunda fiyat istikrarı sağlanana kadar sıkı para politikası duruşunun süreceğini vurgularken, “Para politikası kararları, enflasyonun ana eğilimi, gerçekleşmeleri ve beklentileri dikkate alınarak ihtiyatlı biçimde belirlenecektir. Enflasyon görünümü ara hedeflerden belirgin şekilde ayrışırsa, para politikası duruşu sıkılaştırılacaktır.” ifadeleri yer aldı. Raporda, ayrıca, makroihtiyati önlemler kapsamında Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarının kapatıldığı, TL mevduat payı hedeflerinin aşağı yönlü güncellendiği ve kredi büyümesinin dezenflasyon patikasıyla uyumlu seyredeceği de belirtildi. Yılın son enflasyon raporuna ulaşmak için tıklayabilirsiniz

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.