SON DAKİKA
Hava Durumu

#Stres

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Stres haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Stres haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hareketsiz Yaşam Alarm Veriyor: Uzmanlardan Ofis ve Ev Çalışanlarına Kritik Uyarılar Haber

Hareketsiz Yaşam Alarm Veriyor: Uzmanlardan Ofis ve Ev Çalışanlarına Kritik Uyarılar

Hareketsiz Yaşam Alarm Veriyor: Uzmanlardan Ofis ve Ev Çalışanlarına Kritik Uyarılar Günümüzde masa başı çalışma düzeni ve uzaktan çalışma modelinin yaygınlaşmasıyla birlikte hareketsiz yaşam, sağlık açısından giderek büyüyen bir risk haline geliyor. Uzmanlara göre günün büyük bölümünü oturarak geçirmek yalnızca kas-iskelet sistemini değil, dolaşım sisteminden metabolizmaya, ruh sağlığından yaşam kalitesine kadar birçok alanı olumsuz etkiliyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent, özellikle ofis ve evden çalışan bireylerin günlük yaşamlarına düzenli hareket ve basit egzersizleri dahil etmelerinin uzun vadeli sağlık sorunlarının önlenmesinde kritik rol oynadığını belirtti. Uzun Süreli Oturma Vücut Dengesini Bozuyor Uzun süre hareketsiz kalmanın omurga sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent, yanlış oturma pozisyonlarının zamanla kas zayıflığına, eklem sertliğine ve duruş bozukluklarına yol açabildiğini söyledi. Özellikle masa başında geçirilen uzun saatlerin bel ve boyun bölgesine binen yükü artırdığını belirten Başkent, hareketsizliğin kasların yeterince çalışmamasına ve dolaşımın yavaşlamasına neden olarak kronik ağrıların ortaya çıkmasına zemin hazırladığını vurguladı. Boyun, Bel ve Sırt Ağrılarında Artışın Nedeni Hareketsizlik Bilgisayar ekranına doğru eğilerek çalışmanın ve ergonomik olmayan çalışma ortamlarının boyun, bel ve sırt ağrılarının en önemli nedenleri arasında yer aldığını ifade eden Başkent, stresin de kasların sürekli gergin kalmasına yol açarak ağrı şikâyetlerini artırdığını belirtti. Bu tür ağrıların ihmal edilmesinin ilerleyen süreçte fıtık, sinir sıkışması ve hareket kısıtlılığı gibi daha ciddi sağlık sorunlarına dönüşebileceğine dikkat çekti. Hareketsiz yaşamın yalnızca kas-iskelet sistemiyle sınırlı kalmadığını belirten Başkent, uzun süre oturmanın kan dolaşımını yavaşlattığını, bunun da bacaklarda uyuşma, ödem ve varis riskini artırırken kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebildiğini ifade etti. Metabolizmanın yavaşlamasıyla birlikte kilo alımı, insülin direnci ve tip 2 diyabet riskinin de artabileceğini söyledi. Hareketsizlik Ruh Halini ve Verimliliği de Etkiliyor Uzun süre kapalı ortamlarda ve ekran karşısında kalmanın göz yorgunluğu, baş ağrısı ve odaklanma sorunlarına neden olabildiğini belirten Başkent, fiziksel hareketsizliğin stres hormonlarını artırarak yorgunluk, motivasyon kaybı ve ruh halinde olumsuz değişimlere yol açabileceğini ifade etti. Uzmanlar, bu olumsuz etkilerin önüne geçebilmek için gün içinde düzenli aralıklarla ayağa kalkmanın, kısa yürüyüşler yapmanın ve basit esneme hareketleriyle vücudu aktif tutmanın önemine dikkat çekiyor. Başkent’e göre küçük ama düzenli hareket alışkanlıkları, uzun vadede ciddi sağlık sorunlarının önlenmesine katkı sağlıyor. Gün İçinde Yapılan Küçük Egzersizler Büyük Fark Yaratıyor Yoğun iş temposu nedeniyle spor salonuna gitmeye zaman ayıramayan bireyler için gün içinde kısa molalarla yapılabilecek basit egzersizlerin etkili bir çözüm sunduğunu belirten Başkent, boyun ve omuz bölgesini rahatlatan esneme hareketleri, bel bölgesini destekleyen hafif germe egzersizleri ve belirli aralıklarla ayağa kalkarak yapılan kısa yürüyüşlerin kasları aktif tuttuğunu söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Gamze Başkent, hareketsiz yaşamın oluşturduğu risklere karşı atılacak küçük adımların bile uzun vadede daha sağlıklı, enerjik ve sürdürülebilir bir yaşamın kapısını aralayacağını vurguladı.

Duygusal Açlık: Stres Anında Yeme Davranışını Kontrol Etmenin Yolları Haber

Duygusal Açlık: Stres Anında Yeme Davranışını Kontrol Etmenin Yolları

Modern yaşamın yoğun temposu, stres ve baskıyı günlük hayatın olağan bir parçası hâline getirdi. Uzmanlara göre bu durum, yalnızca ruhsal dengeyi değil, aynı zamanda bireylerin beslenme alışkanlıklarını da etkiliyor. Özellikle kaygı, üzüntü, öfke veya sıkıntı gibi duygusal durumlar yoğunlaştığında, birçok kişi fiziksel açlık hissetmese bile yiyeceklere yöneliyor. Bu durum, “duygusal açlık” olarak adlandırılıyor ve bireyin duygusal ihtiyaçlarını geçici olarak bastırmak amacıyla yemek yemesi şeklinde ortaya çıkıyor. İstanbul Rumeli Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şimşek, duygusal açlığın stresle başa çıkmak için sık kullanılan bir mekanizma olduğunu belirterek, “Stres anında yemek yemek birçok kişi için otomatik bir rahatlama tepkisidir. Ancak duygusal açlık ile gerçek açlık arasındaki farkı görebilmek, hem fiziksel hem de psikolojik sağlığı korumak açısından çok önemlidir. Kişi, duygularını tanıyıp yeme davranışını gözlemlemeye başladığında, stresle daha sağlıklı yollarla başa çıkmayı öğrenebilir,” dedi. Uzmanlara göre duygusal açlık, farkındalığın azaldığı anlarda kontrolsüz yeme eğilimini tetikliyor. Bireyler, yorgunluk, stres veya sıkıntı hissiyle karşılaştıklarında, aç olmasalar bile beyin “ödül” arayışına giriyor. Bu da yüksek kalorili veya şekerli gıdalara yönelimi artırıyor. Ancak bu kısa süreli rahatlama hissi, ardından pişmanlık, suçluluk veya daha fazla stres gibi olumsuz duygularla yer değiştirebiliyor. Prof. Dr. Şimşek, duygusal açlıkla baş etmede farkındalık kadar alternatif başa çıkma yöntemlerinin de önem taşıdığını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Fiziksel aktivite, nefes egzersizleri, kısa yürüyüşler ya da yaratıcı uğraşlar stresin bedensel etkilerini hafifletir. Bu aktiviteler, kişinin duygusal olarak rahatlamasını sağlarken yemek yeme eğilimini de azaltır. Özellikle yoğun stres dönemlerinde, bireylerin kendilerine iyi gelen etkinliklere zaman ayırması, duygusal yükü azaltır ve kontrol duygusunu güçlendirir. Beslenme alışkanlıklarını gözden geçirmek, yemekle duygular arasındaki bağı fark etmek ve gerektiğinde profesyonel destek almak, uzun vadede hem ruhsal hem fiziksel dengeyi korumada kritik öneme sahiptir. Duygusal açlıkla mücadelede amaç, yemeği yasaklamak değil; duyguların yerine konan bu davranışı anlamak ve sağlıklı alternatiflerle dönüştürmektir.” Prof. Dr. Şimşek, sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Duygusal açlık, çoğu zaman bastırılmış duyguların dışa vurumudur. Yeme davranışını kontrol altına almak, kişinin kendini tanıma sürecinin bir parçasıdır. Duyguların farkına varmak, bilinçli seçimler yapmak ve stresle sağlıklı yollarla baş etmek hem ruhsal hem fiziksel iyi oluşun temelidir. Bu farkındalık geliştikçe, birey hem bedenini hem de zihnini denge içinde tutmayı başarır.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.