SON DAKİKA
Hava Durumu

#Seçim

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Seçim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Seçim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği: Kayyum haberleri tamamen asılsızdır Haber

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği: Kayyum haberleri tamamen asılsızdır

Can Holding soruşturmasında tutuklanan Remzi Sanver’in başkanı olduğu Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği’ne kayyum atandığı bildirildi. Sanver, İstanbul başsavcılığının yürüttüğü Can Holding soruşturması kapsamında “çıkar amaçlı suç örgütüne üye olma” ve “suçtan elde edilen malvarlığı değerlerini aklama” suçlamalarıyla 17 Ekim 2025’ten beri tutuklu. Üyelerden Aral şikayet dilekçesi yazdı Dernek üyesi Ali Rıza Aral, oluşan idari boşluğun giderilmesi için Nöbetçi Sulh Hukuk Mahkemesi’ne şikayet dilekçesi yazdı. Diken'in İHA’dan aktardığı haberine göre dilekçede şu ifadelere yer verildi. “Davalılardan Remzi Sanver, 17 Ekim 2025 tarihinde hakkında ileri sürülen iddialar sebebiyle tutuklanıp, cezaevine konulmuştur. Bu suretle Dernek Başkanlığını ifa edemez haldedir. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Tüzüğünün 28'nci maddesi hükmü ‘Büyük üstatlık makamı, ölüm, istifa veya başka bir sebeple boşaldığı takdirde 3 ay içerisinde Büyük Loca toplantıya çağrılır ve Büyük Üstat seçimi yapılır’ şeklinde hüküm ifade etmektedir. Yukarıda arz ettiğimiz gibi Remzi Sanver'in tutuklanması üzerine tüzükte yazılan 3 ay süresi 20 Ocak 2026 gününde dolduğu halde herhangi bir istifa olmadığı ve Dernek Başkanlığı boşta kaldığı söz konusu olduğundan seçim yapılamamıştır. Bu nedenle, Dernek Başkanlığına seçim yapılması şarttır. Yönetim Kurulu, tüzükteki bu maddeye rağmen Genel Kurulu toplantıya çağırmadığından mütevellit bu başvuruyu yapma zarureti doğmuştur." Mahkemenin, derneğin 28’nci Maddesi’ne dayanarak yaklaşık altı aydır başkanı cezaevinde olduğu için genel kurul yapamayan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği’ne geçici süreyle kayyum atadığı iddia edilmişti. Dernekten yalanlama: "Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneğine kayyum atandığına ilişkin haberler tamamen asılsızdır" Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği Yönetim Kurulu ise söz konusu iddiayı yalanladı. Yapılan açıklamada; yönetide bir boşluk olduğuna dair yorumların doğru olmadığı belirtildi. Açıklamada, "Olay, bir dernek üyesinin, dernek başkanlığının boşaldığı iddiası ile 'Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği Genel Kurulunun toplantıya çağrılması' talebi ile mahkemeye başvurmasından ibaret olup başvuranın kayyum atanmasına ilişkin bir talebi olmadığı gibi kayyum atanması için hukuki bir neden de bulunmamaktadır" denildi. Yönetim kurulu tarafından yapılan açıklama şöyle: "Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği’ne kayyum atandığına dair bazı yayın organlarında yer alan haberler gerçekle bağdaşmamaktadır. Kamuoyunu yanıltıcı haberler konusunda gerekli hukuki girişimlere başlanmıştır. Olay, bir dernek üyesinin, dernek başkanlığının boşaldığı iddiası ile 'Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği Genel Kurulunun toplantıya çağrılması' talebi ile mahkemeye başvurmasından ibaret olup başvuranın kayyum atanmasına ilişkin bir talebi olmadığı gibi kayyum atanması için hukuki bir neden de bulunmamaktadır. Dernek Başkanımızın tutukluluk durumu geçici bir tedbir niteliğindedir. Medeni haklarını kullanma ehliyeti herhangi bir şekilde kısıtlanmadığı gibi Türk Medeni Kanununun ve dernek tüzüğünün ilgili maddelerinin dernek başkanlığının boşaldığı yönünde yorumlanması hukuken mümkün değildir. Sonuç olarak; Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneğine kayyum atandığına ilişkin haberler tamamen asılsızdır. Dernek Başkanı ile Yönetim Kurulu ve tüm dernek organları görevlerine devam etmektedir ve bu görevlerini sürdürmede de herhangi bir hukuki engel bulunmamaktadır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur." Remzi Sanver kimdir? Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği Başkanı Remzi Sanver, "büyük üstat" olarak kabul ediliyor. 1970 yılında İstanbul’da doğan Sanver, Galatasaray Lisesi ardından da Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü bitirdi. Doktorasını aynı üniversitenin Ekonomi Bölümü’nde tamamlayan Remzi Sanver, 2006'da profesör oldu. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bildiği öğrenilen Sanver; 2011-2015 yılları arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi Rektörü olarak görev yaptı. Öte yandan Sanver aynı zamanda eski Galatasaray Spor Kulübü Yönetim Kurulu Sözcüsü. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği'nin resmi sitesinde Sanver için şu ifadeler kullanılmıştı: "1991 yılında İstanbul'da, Ülkü Locası’nda tekris edilmiş, locasında çeşitli görevlerde bulunmuş ve 2003-2005 döneminde Üstad-ı Muhteremlik yapmıştır. 2007-2009 yıllarında Büyük Sekreterlik görevinde bulunmuş, 2010-2013 yıllarında Büyük Üstatlık yapmıştır"

Türkiye’nin gözü Bursa’da! Başkan değişti, neler oldu? Haber

Türkiye’nin gözü Bursa’da! Başkan değişti, neler oldu?

Aslında süreç 2025 Nisan ayında başladı. Müteahhit Emin Adanur, elindeki belgeleri sunarak Nilüfer Belediyesi’nde yaşanan yolsuzluk, rüşvet olaylarının aydınlatılmasını istedi. Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmasına başlandı ve ilk etapta Nilüfer Belediyesi eski Başkanı Turgay Erdem ile birlikte 15 kişi tutuklandı. Tutuklananlar arasında Mustafa Bozbey ile yakın ilişkisi olduğu bilinen Ekrem Pamuk, Hulusi Karakuş gibi isimler de vardı. Bursa kamuoyunda çokça tartışılan bu soruşturma çerçevesinde ikinci adım bekleniyordu. Kasım ayında yapılan ikinci operasyonla CHP Nilüfer eski İlçe Başkanı Fırat Yılmaz, eski meclis üyesi Şemsi Oğuz tutuklandı. 3. dalganın geniş bir operasyon olacağı yönünde kamuoyunda beklentiler vardı. Bursalılar bu operasyonları nasıl karşıladı? “Kim hak yediyse, kim haksız kazanç elde ettiyse cezasını çeksin. Kime kadar uzanıyorsa uzansın” yönünde düşünüyordu. Ardından… Büyük bir sabah operasyonuyla Nilüfer Belediyesi eski Başkanı, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ile birlikte 57 kişi gözaltına alındı. 4 günlük ifade sürecinin ardından Mustafa Bozbey’in de aralarında bulunduğu toplam 35 kişi tutuklandı. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan operasyonun devamının da geleceği beklentisi yüksek kamuoyunda… Mustafa Bozbey’in tutuklanmasıyla Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi yapıldı. Cumhur İttifakı, Nilüfer Belediyesi Meclis Üyesi Şahin Biba’yı aday gösterdi. Çoğunluk Cumhur İttifakı’nda olduğu ve seçimi kazananın belli olduğu seçimde Şahin Biba, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili seçildi. Aralarında sendikaların da bulunduğu CHP’li grup, yapılan operasyonları ve seçimi protesto etti, Ankara Yolu’nu trafiğe kapattı. Sağ duyulu hareket eden polisin müdahalesi zaman zaman oldu. Çünkü, vatandaşa ait Bursa’nın en önemli caddesinin trafiğe kapatılması hoş değildi. Yine belediye önündeki protestolarda belediye kapısının camının kırılması, kamu adına hiç de hoş davranışlar değildi. Bu vesileyle Polis Teşkilatının 181. yıl dönümünü tebrik ediyor, şehit polislerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Mustafa Bozbey ve tutuklananlar, tutuklanmayanlar, serbest bırakılanlar, gözaltına alınmayanlar, alınacak olanlarla ilgili ciddi iddialar var. CHP İl Başkanlığı, kamuoyunda da geçen yıldan buyana konuşulan rüşvet ve yolsuzluklarla ilgili soruşturma ve mahkeme kararları beklenmesi, eğer bir suçu yoksa Mustafa Bozbey ve tutuklanan kişilerin serbest kalması için çaba gösterilmesi daha doğru olurdu. Önümüzdeki günlerde yeni yapılacak operasyonların da Türkiye’de ses getireceği kulislerde konuşuluyor. ŞAHİN BİBA SAHAYA İNDİ Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan ile mesaisinin ilk gününde sahaya indi. Türbeleri ziyaret ederek dua etti, sokakta, çarşıda vatandaşların elini sıktı, “Hep sahada olacağım, Bursa’nın, vatandaşın dertleriyle dertleneceğim” mesajını verdi. Tabi sorunları en çok olan şehir İstanbul’dan sonra Bursa… 2 yıllık CHP yönetimindeki Bursa’da sorunların çözümüne yönelik fazla bir şey yapıldığını söyleyemeyiz. En önemli sorunlardan biri su sorunu… Tarihte ilk defa Uludağ gibi devasa su kaynakları olan bir şehirde uzun süre su kesintileri yaşandı. Yine yapılan zamlarla Türkiye’nin en pahalı şehri oldu su faturalarında… Trafik sorunu katlanarak devam ederken, elle tutulur bir hamle yapılmadı. Şahin Biba ile yeni bir sürecin başlayacağına inanıyor Bursalılar… Mustafa Bozbey hüküm giyerse siyasi yasaklı hale gelecek ve Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yeniden seçim yapılacak. Bu kez Başkan Vekili değil, Başkan sıfatıyla sahada olacak Şahin Biba… Bursa ve Bursalılar için hayırlısı olsun… Sağlıklı ve esen kalın…

Kaya: Gürsu’da kaybedilen yılların bedelini 106 bin vatandaş mı ödeyecek Haber

Kaya: Gürsu’da kaybedilen yılların bedelini 106 bin vatandaş mı ödeyecek

Geçmiş dönem CHP Gürsu ilçe başkanı Kaya, Gürsu’daki yerel yönetim uygulamalarına ilişkin açıklama yaptı. Kaya, açıklamasında ilçede süregelen plansızlık, yanlış imar politikaları ve yerine getirilmeyen vaatlerin ilçeyi geriye götürdüğünü savundu, “Gürsu’da kaybedilen yılların bedelini 106 bin vatandaş mı ödeyecek?” dedi. Kaya, özellikle imar politikalarını eleştirerek, korunması gereken alanların imara açıldığını ve bunun hem şehir estetiği hem de çevresel dengeler açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu savundu. Plansız büyümenin ilçeyi betonlaşmaya sürüklediğini ifade eden Kaya, bu sürecin hesabının verilmesi gerektiğini söyledi. Büyükşehir üzerinden yürütülen su faturası tartışmalarına da değinen Kaya, bunun “gündem saptırma aracı” olarak kullanıldığını ileri sürdü ve asıl meselenin ilçedeki yönetim eksikliği ve yerine getirilmeyen vaatler olduğunu belirtti. Kaya, “Mustafa Işık mecliste şov yapmayı bırakın, önce Gürsu’da yaptıklarınızın ve yapmadıklarınızın hesabını verin” ifadelerini kullandı. Seçim döneminde verilen ancak hayata geçirilmeyen projelere de değinen Kaya, kentsel dönüşüm, ulaşım, yeşil alan ve sosyal donatı projelerinde somut ilerleme sağlanamadığını belirtti. İmar planlarının şeffaflık tartışmalarıyla gündemde olduğunu ifade etti. Kaya, bu durumun yalnızca yönetim eksikliği değil, “stratejik bir başarısızlık” olduğunu söyledi. Açıklamasının sonunda Kaya, “Gürsu halkı günü geldiğinde kimin ne yaptığını da neyi yapmadığını da sandıkta gösterecek” diyerek sürecin takipçisi olacaklarını kaydetti.

CHP Lideri Özgür Özel: Saraçhane mitinginden hükümete seslendi Haber

CHP Lideri Özgür Özel: Saraçhane mitinginden hükümete seslendi

“O GÜN BU DEVLETİN ALTINA DİNAMİTİ KOYDULAR” “Bu yolda bize, size ömür biçenler oldu. ‘Dayanamazlar’ dediler. ‘Dağılırlar’ dediler. ‘Vazgeçerler, teslim olurlar’ dediler. Teslim olmayanlar burada. ‘Bin kez budadılar körpe dallarımızı, bin kez kırdılar. Yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz. Bin kez korkuya boğdular zamanı. Bin kez ölümlediler. Yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz. Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.’ Değerli İstanbullular, bugün her şeyin başladığı yerde, milletin evinde, Saraçhane’deyiz. Korkanların sığınağında değil, cesurların meydanındayız. Tam 365 sabah oldu, tam 365 akşam. 365 kez doğdu güneş, 365 kez battı. ‘Bir Ekrem’i aldık, işi bitirdik, onları sindirdik’ sanıyorlardı. İşte bir yıl sonra bir Ekrem’in yerine yüz binlerce Ekrem meydanda. Bir yıl önce bir iftar vaktiydi. Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diplomasını iptal ettiler. Hem de diplomayı veren fakülte direndiği halde, dekan ‘Olmaz’ dediği halde, her sorulduğunda ‘Diploma geçerli’ dedikleri halde zorlayarak, bastırarak, dekanı istifa ettirerek, en nihayetinde İşletme Fakültesi’nden değil İstanbul Üniversitesi’nin yönetim kurulundan, yani işi diploma vermek, denklik vermek değil boya yapmak, ring seferlerini düzene koymak olan üniversite yönetim kurulundan diploma iptaline gittiler. İşte o gün artık hiç kimsenin, hiçbirimizin, hiç birinizin elindeki devletin verdiği hiçbir kağıdın bir önemi, bir kıymeti kalmadı. Ne tapu tapuydu artık, ne evlendirme cüzdanının bir anlamı vardı. Bankada parası olan da güvenemezdi, hisse senedi alan da. İşte o gün birileri bu devletin, bu devleti devlet yapan toplum sözleşmesinin, anayasanın altına dinamiti koydu. O gün devlete olan güveni boşa çıkarıp, milleti birilerinin elinde oyuncak etmeye çalıştılar. Hemen ardından sahur vaktinde kapısına yüzlerce polisle birlikte dayandılar. Yalanlarla, iftiralarla dolu bir kumpası başlattılar.” “O GÜN BİRLİKTE TARİHİ BİR DİRENİŞİN MEŞALESİNİ YAKTIK” “İşte o gün Ekrem Başkan’ın kapısına gelenler onu Vatan Emniyet’e götürdüğünde eşi Dilek Hanım, evlatları ve yol arkadaşları dimdik ayaktaydı. O gün hep beraber buradaydık. O gün ‘Ne olacaksa olacak ama bugün olacak’ dedik. Biz darbenin hedefinde olan kişinin Ekrem Başkan, hedefinde olan eylemin partinin iktidara yürüyüşü, hedefinde olan mekanın Saraçhane olduğunu biliyorduk. Burayı savunmak için sizlere çağrı yaptık. Bunu duyar duymaz bir yasağı duyurdular. ‘Üç kişi bir araya gelmeyecek, beş gün boyunca eylem, toplantı ve yürüyüş olmayacak ve herkes evinde oturacak’ dediler. Yetmedi, metroları kapattılar. Otobüsleri durdurdular, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. İşte o gün Vatan Emniyet’in önünde 4 bin Cumhuriyet Halk Partili ve Beyazıt Meydanı’nda İstanbul Üniversiteliler barikatla, bariyerle karşı karşıyaydılar. O gün Vatan’da ve Beyazıt’ta o bariyerleri yıkanlara, demokrasiye yürüyenlere, geleceğine sahip çıkanlara selam olsun, helal olsun. O gün bugündür geleceğine sahip çıkan İstanbul Üniversitesi’nin, Boğaziçi’nin, Yıldız Teknik’in, İTÜ’nün, İstanbul’daki tüm üniversitelerin ve tüm gençliğin önünde saygı ile eğiliyorum. O gün bu otobüsün üzerine çıktık ve sizden aldığımız güçle tarihi bir direnişin meşalesini yaktık. Hep birlikte yaptık. Tam yedi gece bu meydanda aynı otobüsün üstünden, aynı mikrofona konuşarak, hep beraber Türkiye’ye ve dünyaya ‘Siz istediğiniz zaman bir şey bitmez. Biz bitmedi demeden bitmez. Biz buradayız, meydandayız, eylemdeyiz’ dedik.” “99’UNCU EYLEMDE YİNE SARAÇHANE’DEYİZ” “İlk gece tüm yasaklamalara rağmen buraya 110 bin kişi geldi. Bu hayat gelir geçer, bugün varız, yarın yokuz. Ama ahir ömrümde bana ‘Bir madalyan var demokrasiye dair, bir madalyan var Cumhuriyet’e ve ülkenin geleceğine dair, Kime verirsin?’ deseler, o madalyandan 110 bin tane isterim, geçen sene ilk gece burayı dolduran her birinize veririm. İlk gece 110 bin kişi, her gece artan bir kalabalık ve 23 Mart günü; ön seçimin günü, Ekrem İmamoğlu’nun 15,5 milyon kişinin oyuyla adaylaştığı, milletin Cumhurbaşkanı adayı olduğu gün bu meydanda 1,2 milyon kişiyle ne bu meydanı, bütün yarımadayı insanlar büyük bir azimle doldurdular. Dron gitti, gitti. Dronun menzili bitti ama bu kalabalığın sonu gelmedi. İşte o günden beri Cumhuriyet’in, demokrasinin hikayesi bu memlekette bitmedi. Bitmedi, bitmeyecek. Direnişimiz bununla sınırlı kalmadı. Saraçhane’den yakılan meşale tüm Türkiye’de gür alevlere dönüştü. Boğazı aştık, karşıya geçtik. Maltepe’de 2,2 milyon olduk. Sonrasında her çarşamba İstanbul’un bir ilçesinde ve her hafta sonu Anadolu’nun bir ilinde. Önce bu eylemlerle o illere gittik. Buranın, İstanbul’un selamını Anadolu’ya taşıdık. Buranın kıvılcımıyla orada kor alevler olduk. Bu eylemleri bir gün İstanbul’da, bir gün Anadolu’da bir yıl boyunca sürdürdük. Önce ‘Bu eylemler bir aya biter’ dediler. ‘Yaz geldi, sıcakta kimseler kalmaz. Öğrenciler memlekete, İstanbullular tatile gider’ dediler. Ama ne yazın ne kışın; Antalya’da 45 derecede, Çankırı’da eksi dört derecede sizin yaktığını meşale yandı, yandı. Bütün Türkiye’yi sardı. Siz başardınız. Bir yılda elbette hep konuştuk. ‘Soğukta olmaz’, eyvallah. ‘Sıcakta olmaz’, elbette. Ama hep dedik ki ‘Biz bir eyleme, bir mücadeleye yani kuru kuruya bir mitinge değil; bir mücadeleye çağırıyoruz insanları.’ İşte 98’incisi geride kaldı, bu akşam 99’uncu eylemde hep birlikte yeniden Saraçhane’deyiz. Hep birlikteyiz.” “DÜNYANIN ÇEVRESİ 40 BİN KİLOMETRE, 105 BİN KİLOMETRE YAPTIK” “Bu mikrofon tam 112 saat boyunca elimde. Tam 4,5 gün durmadan, duraksamadan ben konuştum, siz dinlediniz. Dünyanın çevresi 40 bin kilometre, bu otobüs 1 yılda yaptı 105 bin kilometre. Sizlerden aldığımız güçle, yol arkadaşlarımızla hiç durmadan, koşarak çalıştık. Tabii ki ne bu otobüs kendi başına gider, ne bu mücadele bir başına sürer. Direksiyonundaki şoföründen ses teknisyenine, personeline bir yıldır evlerinden daha çok bu otobüste yatanlara, emek verenlere, kameramanından fotoğrafçısına, tercümanından dron kullanana, helal olsun tüm emekçi kardeşlerime. Bu süreçte bize destek veren tüm siyasi partilere, başta ilk günlerde buraya koşan gelen tüm genel başkanlara, tüm siyasi partilerin mensuplarına, gençlik kollarına, kadın kollarına, aslan sosyal demokratlara, milliyetçi demokratlara, muhafazakar demokratlara, Kürt demokratlara, liberal demokratlara, sosyalist demokratlara, Türkiye’nin bütün demokratlarına selam olsun. Ayrı ayrı teşekkür ediyorum her birine. Tüm meslek örgütlerine, çok değerli sendikaların yöneticilerine, üyelerine, sivil topluma, derneklere ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sizler, 98 eyleme katılan 15,5 milyon yürekli kahraman insan ve bugün hep beraber 16 milyona dayanıyoruz. En büyük alkışı bu meydan, bu meydanlar, bu kahramanlar hak ediyor. Bizler sizleri alkışlıyoruz.” “GÜCÜMÜZÜ, SEÇTİĞİNE SAHİP ÇIKANDAN ALIYORUZ” “Biz gücümüzü okyanusun ötesinden almıyoruz. Biz gücümüzü Trump’tan almıyoruz. Biz gücümüzü bu meydandan, bu meydanın mücadele azminden, Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’ten, onun en önemli kazanımı sandığa inananlardan, seçme hakkına sarılanlardan, seçtiğine sahip çıkanlardan alıyoruz. Biz gücümüzü sizden alıyoruz, gücümüzü sonuna kadar koruyacağız. Asla ve asla hiç kimseyi geride bırakmayacağız. 98’inci mitingi Uşak’ta yaparken tüm Türkiye'ye seslendik. Dedik ki ‘Şimdi sıra yine Saraçhane’de. Saraçhane’ye gidiyoruz, beklesinler bizi. Saraçhane’de 99’uncu mitingde buluşuyoruz’ dedik. ‘Bekle bizi İstanbul’ dedik. İşte şimdi İstanbul’a geldik. Herkes hazırsa ‘Bekle bizi İstanbul’u’ bu sefer Özgür Özel’le değil, otobüsün üstünde Onur Akın’la birlikte söylemeye var mısınız? Göreyim telefonların ışıklarını. 99’uncu eylemde ‘bekle’ dediğimiz İstanbul bir kez daha bizi bekledi. Ama evde beklemedi. Geleceğine sahip çıkmak için, ülkesine sahip çıkmak için hep birlikte yine birlikteyiz, yine meydandayız, yine eylemdeyiz, yine ayaktayız.” “100’ÜNCÜ EYLEM İÇİN HERKESİ ÇANAKKALE’YE BEKLİYORUZ” “Bugün Çanakkale Deniz Zaferi'nin tam 111’inci yıl dönümü. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, tüm şehitlerimizi, gazilerimizi minnetle anıyoruz, rahmetle anıyoruz. Çanakkale’yi geçilmez kılanları, İstanbul’a varmasın diye o donanma, gözü kırpmadan can verenleri anıyoruz. Sonra Mehmetçik’in geçirmediği o donanmayı bir kişinin kararıyla getirdiklerini, İstanbul’a demir attığını, birilerinin çok sevdiklerinin oraya kırmızı halılar serdiğini, sonra sıkışınca da arkadan zırhlıya binip kaçanları da o donanma geldiğinde Kartal İstimbotu’nun üzerinden ufka bakarken yanındakine ‘Ağlama çocuk. Geldikleri gibi gidecekler’ diyenleri de biliyoruz. İşte tam bu ruhla, tam bu inançla, tam bu azimle 99 eylemden sonra ‘Duracak mısın?’ diyenlere ‘Durmayacağız, devam edeceğiz’ diyoruz ve 100’ncü eyleme herkesi Çanakkale’ye bekliyoruz.” “DEMOKRATLARIN BAŞARISI” “Değerli İstanbullular ‘Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür’ derler. Tazeleyelim hafızaları. Her şey Kasım 2023’te başladı. Birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkan partimiz; umutlar yerlerdeyken, başlar yerdeyken, moraller bozukken, gençlerin ‘Ayağa kalkalım’ demesiyle, genç ve kadın kadrolarıyla yeniden ayağa kalkarak büyük bir değişimi gerçekleştirmeyi başardı. Ve bundan sadece dört ay sonra girilen seçimlerde AK Parti, tarihinde ilk kez yenildi. Cumhuriyet Halk Partisi, 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi oldu. Ve bu zaferi ne kendimize ne tek başına partimize saydık. Bunu demokratların başarısı, bunu yan yana duranların, birlikte olanların başarısı olarak gördük. Erdoğan bu gidişi kendi deyimiyle durduramayacağını biliyordu. Bu yüzden o ne partisine ne partisinin gençlik kollarına, kadın kollarına güveniyordu. Onun için olmayacak bir işe kalkıştı. Bir siyasetçiyi, geçmişte mahkeme mahkeme gezdirdiği, adaleti katlettirdiği, sonra ödüllendirip Bakan Yardımcısı yaptığı birisini, bu sefer İstanbul’a başsavcı olarak gönderdi. O kullanışlı aparat hemen göreve başladı. Bu ismin kurduğu çete ise her türlü kirli işe bulaşan bir AK Toroslar çetesine dönüştü. Bir darbe planı adım adım işledi. Önce 30 Ekim'de Esenyurt Belediye Başkanımız Sevgili Ahmet Özer alındı. Türkiye’nin en büyük ilçesine kayyım atandı. Ahmet Özer tam 377 gün hapis yattı, alnının akıyla çıktı. Ardından Beşiktaş, Beykoz operasyonları yapıldı. 18 Mart’ta Ekrem Başkan’ın 31 yıllık diploması iptal edildi. 19 Mart’ta ülkeye sivil bir darbe yapılmaya, bir darbe girişimine kalkışmaya çalışıldı. Milletin seçtiği belediye başkanları, bürokratlar, Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı. Tam 365 gündür o darbe sürüyor. Millet darbeye karşı 365 gündür direniyor.” “DEVLETLE MİLLET ARASINDAKİ SÖZLEŞMEYİ YIRTMA GİRİŞİMİ” “Değerli İstanbullular, 19 Mart, devlet ve millet arasındaki sözleşmeyi yırtma girişimidir. 19 Mart, bu ülkeyi kim yöneteceğine millet karar vermesin diye yapılmıştır. Millet vergisini versin, askere gitsin, trafik cezası ödesin ama kendi iradesiyle iktidarı değiştiremezsin diye yapılmıştır. Bizim, sizin bir yıldır verdiğimiz mücadele bir mevzi olarak parti mücadelesi değildir. Bir cephe olarak demokrasi mücadelesidir. Bunun önemini, kıymetini kısaca şöyle hatırlatabiliriz. Biz demokratlar sandığın önemini biliyoruz. Geçtiğimiz haftalarda AK Parti İçişleri Bakanlığı bir düzenleme yaptı ve modifiye araçlara ceza kesen yeni bir uygulamaya geçti. Toplumdan beklenmedik bir tepki yükseldi. Ve bugüne kadar oyunu Cumhur İttifakı’na veren, AK Parti’ye veren, belki bizim bu mücadelelerimizi denk geldiğinde ‘Ne yapıyor bunlar?’ diyenler sosyal medyadan AK Parti’ye karşı ‘Sandıkta görüşürüz’ yazmaya başladılar. İşte 19 Mart milletin, ‘Sandıkta görüşürüz’ deme iradesine karşı, yani ister AK Parti’ye oy veren, sanayi sitesinde çalışan, bütün hayali aracını birazcık daha kendi hoşuna giden şekle sokmaya çalışan, aracının iki katı cezayı görünce sandıkta hesaplaşma isteyen olsun, ister İstanbul Üniversitesi’nin önünde toplanan, geleceğine sahip çıkan gençler olsun. Milletin egemen olduğu, milletin tek söz sahibi olduğu, tek adamların değil seçilmişlerin yönettiği, milletin istediğini başa getirdiği istemediğini gönderdiği bir düzen; bu ülkeyi var eden, kurtaran, kuran, bugünlere taşıyan düzendir. Bunun için sandığı ortadan kaldırmak isteyenlere, bir avuç darbeci kendisine göre bir düzen kurarsa bir daha kimsenin yüzüne bakmak istemeyen bu düzenbazlara karşı bu mücadeleyi, siyaseti ve sandığı koruma mücadelesini toplumsallaştırıyoruz. İşte sanayi sitelerine yayılan, işte köylerde tarlalarda konuşulan, işte işçi servislerinde gündeme gelen ‘Kardeşim hakkımı yiyorlar, hakkımı alırım. Almazsam karşı çıkarım. İstemediğimi değiştiririm’ diyen bu anlayış, bu darbeyi püskürtmek için en önemli güvencemizdir. Bu meydan sadece kendinden değil, bu mücadeleyi büyütmekten de mesuldür. Bu mücadeleyi büyütmeye, adım adım büyütmeye hep birlikte iktidara yürümeye hazır mıyız? Hazır mıyız?” “MÜHÜR KİMDEYSE SÜLEYMAN ODUR” “Bu darbeyi püskürtmek tüm demokratların görevidir. Mühür kimdeyse Süleyman odur. Bizim mücadelemiz bir avuç insanın Süleyman olmaması içindir. Bizim mücadelemiz mührün, hükmün millette kalma mücadelesidir. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır. Bundan sonra bu mücadeleyi dalga dalga büyütmeye var mıyız? Hazır mıyız? İşte Esenyurt Belediye Başkanımız Ahmet Özer burada. İşte Adana’nın seçilmiş Başkanı Zeydan Karalar aramızda. Hapisteki kardeşlerimizi, dostlarımızı, yiğitlerimizi hiçbir zaman unutmadık, yalnız bırakmadık, bırakmayacağız. Beşiktaş Belediye Başkanımız Rıza Akpolat, Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler, Beylikdüzü Belediye Başkanımız Mehmet Murat Çalık, Şişli Belediye Başkanımız Resul Emrah Şahan, Büyükçekmece Belediye Başkanımız Hasan Akgün, Avcılar Belediye Başkanımız Utku Caner Çaykara, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız Hakan Bahçetepe, Ceyhan Belediye Başkanımız Kadir Aydar, Seyhan Belediye Başkanımız Oya Tekin, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız Muhittin Böcek, Şile Belediye Başkanımız Özgür Kabadayı, Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan Güney, Bayrampaşa Belediye Başkanımız Hasan Mutlu, Büyükçekmece Başkanvekilimiz Ahmet Şahin, Parti Meclisi Üyemiz Baki Aydöner, önceki dönem milletvekilimiz, Genel Başkan Yardımcımız Aykut Erdoğdu, Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan, Kuşadası Belediye başkanımız Ömer Günel ve 15,5 milyonun oylarıyla belirlediği, 25,5 milyonun imzayla istediği, İstanbul Büyükşehir'in seçilmiş Belediye Başkanı, milletin evladı, Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu. Ona, can yoldaşıma, kardeşime, ağabeyime, canıma şöyle yazmıştım: ‘Bekle kar altında yatan buğday tanesi, yine onun sularıyla yeşereceksin. Gözyaşların çare değil ağlama büyü, başını dik tutabilirsen boy vereceksin. Korku kar eylemez yola düşene. Sen bir aşkın içindesin, yaşayacaksın. Dört bir yanı börtü böcek sarsa ne çıkar. Toprağa sıkı sarıl, başaracaksın. Her yanında allı morlu güller açar türlü türlü. Bu fırtına dünden belli, baş edeceksin.’ İlkay Akkaya.” “ARTIK BU DAVAYI SÜRDÜRMEK MİLLETE İHANETTİR” “Arkadaşlarımıza ne yalanlar, ne iftiralar attılar. Ama her gün bir doğru bir yalanı çürüttü, bir dürüst bir iftiracıyı püskürttü. ‘560 milyar lira yolsuzluk’ diye yola çıkmışlardı, gelinen noktada 560 kuruş bile ispatlanamadı, iddianameye giremedi. ‘Bin 200 cep telefonu dağıtıldı’ dediler, yalan çıktı. ‘Valizlerde para’ dediler, jammer çıktı. ‘Parke altından 2 milyon Euro’ dediler, tamamı yalan çıktı. ‘İmamoğlu’nun lüks araçları’ MHP’li vekilin çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesi’nin kasası, AK Partilinin ve içinden dolar yerine mühür çıktı. Ancak TRT bunların yerine montaj görüntülerle yayıncılık yapan bir haysiyet celladının ellerinde çıktı. Bizim haklılığımızla onların kumpasları da tek tek ortaya çıktı. Bugün ellerinde gizli tanıklarından başka hiçbir şey kalmadı. İşte onlar, şimdi iftiralarından vazgeçiyorlar. Antalya’da daha bugün bir itirafçı ‘Baskı gördüm, tehdit edildim, yalan söyledim. Söylediklerimden zarar görenler hakkını helal etsin’ dedi. Mahkeme hakkında işlem başlatmaya kalktı. İBB davasında gizli tanık Meşe vardı. Ekrem Başkan onun ifadeleri ile tutuklandı. İddianame gelince Meşe’nin ortada olmadığı çıktı. Aynı lafların başka bir gizli tanığa aynen yapıştırıldığı çıktı. Bugün Antalya’da ‘Baskı gördüm, günaha giremem’ diyen de geçen hafta İstanbul’da Silivri’de konuşan da bugün ‘Ben bu ifadeyi demedim. Savcı böyle yazdı, imzalattı’ deyip doğruyu anlatan da bir kumpasın nasıl çöktüğünü hepimize gösteriyor. Devletin gücünü kötüye kullanarak bize efelik yapanlara söylüyoruz; biz kimsenin değil, milletin gücünü kullanıyoruz. Biz hiçbir yerden değil; milletten, meydandan destek alıyoruz. Bakın duruşmalarda canlı yayın isteyecek kadar kendimize, arkadaşlarımıza güveniyoruz. Ama onlar duruşma salonlarını bile boşaltacak kadar korkuyorlar. Artık bu darbeyi sürdürmek millete ihanettir. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Tarihe uzun yıllar başbakanlık, cumhurbaşkanlığı yapan biri olarak geçebilirdin. Ama bir darbeye kalkıştın, ısrar ettin, tarihe bir darbeci olarak; Cumhurbaşkanı değil, Cunta Başkanı olarak geçeceksin.” “KİRLİ APARATININ MAL VARLIĞI AÇIKLANSIN” “Sevgili İstanbullular, küçük turpun dün bir basın toplantısı yaptık ve küçük turpun marifetlerini anlatmaya başladık. İzlediniz mi? Büyük turpu biliyor musunuz? Turpun büyüğü belli, küçüğü 1,50. Onu da biliyor musunuz? İşte o her darbede, her kumpasta aparat olanlar kısa süreli de olsa bazen menfaat elde edebilirler. Makam ve mevki elde edebilirler. Ama milletin vicdanı bunları unutmaz. Gerçekler teker teker ortaya çıkar. 19 yıl devlet memurluğu yapmış; en yüksek maaştan ömür boyunca bir kibrit kutusu bile almamış, bir bardak su bile içmemiş olsa bütün maaşlarına biriktirse 45 milyon lira edecek birisinin üzerinden 452 milyon liralık taşınmazlar, daireler, arsalar çıktı. Belgelerin altında ezildi. Hiç birisine yanıt veremedi. Bugün bir ekran görüntüsüyle tapu kayıtlarının bazı illerini filtreleyerek ‘Dört evim var’ diye gösterdi. Bu dört evin üçünün yeni alındığına ilişkin ikonlar yanında duruyordu. Bunları yanıtlamak yerine dün 12 taşınmaz söyledim. Yedisinin ID numaralarını verdim. Bu yayın bitince bütün basına 12’sinin de ID numaralarını geçeceğiz. Diğer beşi de geldi. Bu ID numarası sisteme girince o taşınmazdaki o işlemi gösteriyor. ‘ID numarası doğru değil’ diyemiyor. ‘Ben bunu satın almadım, sonra satmadım’ diyemiyor. Sadece ‘Bende dört tane var’ diyor. Bakın şimdi buradan kendisine sesleniyorum. Bugün ekranda görünmeyen, dün açıkladığım Avcılar Ispartakule Bizim Evler projesinde 2024’ün yedinci ayında emlak bildirimi yapmışsın. Bizzat emlak vergisini yatırmışsın. Ayrıca yine basına geçiyorum. Dün söylediğimiz Mesa İstanbul Evlerinde, bugün bende yok diyorsun, ilki 3 milyon ve her ay 2 milyon taksit ödediğin ödeme çizelgesini, belgesini Mesa’nın resmi evrakı olarak basınla paylaşıyorum. Buradan açıkça Erdoğan’a sesleniyorum. Kirli aparatının mal varlığı açıklansın. Açıkladığım ID numaralarını sisteme girin ve ona ait olmadığını gösterin. Devlet elinizde, yapamıyorsunuz. İki; e-devlette bütün taşınmazları dökün ve Türk Lirası, döviz, altın cinsinden verdiği mal beyanını açıklayın. İki aydır elindeki taşınmazları satanın karşılığında aldığı paraları bu milletin bilmeye hakkı var. Bir darbeye kalkışacaksınız, alıp bu insanları iftiraya zorlayacaksınız, ‘İftira atarsan çıkar, çocuğa kavuşursun’ diyeceksiniz. Malına çöktüğüne ‘Şu kadar vereceksin’ diye avukat yollayacaksınız, ondan sonra da hiç çekinmeden pişkin pişkin oturup orada duracaksınız. Bu millet tüy bitmemiş yetimin hakkını size yedirmez. Yedirmeyeceğiz, peşini bırakacağız. Bir yanda cep dolduranlar, bir yanda ekmek kavgası verenler… Bir tarafta kumpas kuranlar, bir tarafta meydanlarda tarih yazanlar, zindanlarda tarih yazanlar… Biz, siz tarihin doğru tarafında duranlarsınız. Darbeyi bitirmek için gerekirse 99 değil, 999 eylem yapacağız. Durmayacağız. 100’üncü eylemde 111 yıl önce geçilmeyen Çanakkale’de olacağız. Burada defalarca hep beraber zindanlarda; Silivri zindanlarında, Antalya’da, İzmir’de, Bolu’da, Düzce’de, Gebze’de, Tekirdağ’da zindanlarda duran yiğitlerimize, aslanlarımıza seslendik. Zülfü Livaneli’den dinledik. Rahmetli Volkan Konak’tan dinledik. Bugün Zülfü Ağabey bir sağlık sorunu, bir yakınının sağlık sorunu nedeniyle yurtdışında. Ama onun da çok sevdiği, bizim de çok sevdiğimiz birisi ‘Yiğidim Aslanım’ demek için burada. Sevingül Bahadır geliyor. ‘Yiğidim Aslanım’ demeye geliyor.” “KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA” “Bir büyük acının yıldönümünde, bir büyük ayıbın yıldönümünde, bir muhteşem direnişin 365’nci gününde, bu soğukta, bu ayazda buraya geldiniz, burada beklediniz. Şimdi buradan hep beraber 111’nci yıldönümünde Çanakkale Zaferi’ni ve ‘Savaş kaçınılmaz değilse cinayettir’ diyen, hem tarihin gördüğü en büyük askeri, hem de tarihin gördüğü en büyük devlet ve barış adamını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü selamlıyoruz. Buradan Filistin’i, Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’ı selamladığı gibi, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının mücadelesi gibi selamlarken buradan Amerikan emperyalizmine meydan okuyoruz. Kahrolsun Amerikan emperyalizmi. Hep beraber barış istiyoruz, kardeşlik istiyoruz ve yarınlara hep birlikte yürümek istiyoruz. Yeni bir dünya kuracağız, yağmurlarda yıkanıp güneşte kuruyacağız. Göklerle dost, yıldızlarla kardeş olacağız. Dökülürken dünyamıza ayın ışıkları, tutup kollarından bulutları hep beraber halaya duracağız. Tüm Türkiye’de bir söz veriyorum ve onu tekrarlamak istiyorum. Seçim olacak ya bir pazar er ya da geç bir pazar, o pazar günü o seçimi kazanacağız. O pazar günü partimizi iktidar, Ekrem Başkan’ı Cumhurbaşkanı yapacağız. O pazartesi günü akşam yeniden Saraçhane’de toplanacağız ve Bozdoğan Kemeri’nin önünde öğrencisiyle, polisiyle, işçisiyle, emekçisiyle, emeklisiyle, esnafıyla, eşrafıyla, omuz omuza halaya duracağız. Var mısınız? Var mısınız? Var mısınız? Şunu bilelim. Öğrenci kurtulmadan polis kurtulmaz. Tutsak kurtulmadan infaz koruma memuru kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Köylü kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz.” “BİR AN ÖNCE SEÇİM OLSUN, TÜRKİYE’DE HER GÜN BAYRAM OLSUN” “Bu soğukta, bu zorlukta buraya koşanlara, gelenlere, sahip çıkanlara, birlikte olanlara helal olsun, selam olsun. Birazdan maça çıkıp çok büyük bir başarıyla Türkiye’yi ayağa kaldıracak olan Galatasaray'ımıza başarılar diliyoruz. Ekrem Başkan’a ve arkadaşlara sabır, gayret diliyoruz. En sonunda biz kazanacağız. Bugün buradan hep birlikte ayrılıyoruz. Görev yapan emniyet güçlerine teşekkür ediyoruz. En ufak bir sorun yaşamadan meydanı boşaltıyoruz. Hep birlikte iktidara yürümeye var mısınız? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman hepimizin yolu açık olsun. Hepinizin yolu açık olsun. Güle güle gidin, iyi bayramlar olsun. Bir an önce seçim olsun, Türkiye’de her gün bayram olsun. Yürüyelim arkadaşlar.”

İran'ın yeni lideri Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney oldu. Haber

İran'ın yeni lideri Hamaney'in oğlu Mücteba Hamaney oldu.

İran Uzmanlar Meclisi ülkenin liderlik makamı için seçimini gerçekleştirdi. Yapılan oylama sonucunda, babası Ayetullah Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney İran’ın Yeni Dini Lideri olarak seçildi. Mücteba Hamaney kimdir? 1969 yılında İran’ın en önemli dini merkezlerinden biri olan Meşhed’de doğdu. Doğduğu dönemde İran’da henüz İslam Cumhuriyeti kurulmamıştı. Ülke 1979 devrimiyle monarşiden teokratik bir yönetime geçti. Hamaney genç yaşta askeri ve dini çevrelerle ilişki kurmaya başladı. Lise eğitimini tamamladıktan sonra 1987 civarında İran’ın elit askeri gücü olan Devrim Muhafızları saflarına katıldı. Bu dönemde İran-Irak Savaşı’nın son yıllarında görev yaptı. 1989 yılında ise babası Ali Hamaney, Ayetullah Ruhullah Humeyni’nin ölümünün ardından İran’ın ikinci dini lideri olarak seçildi. Bu, Mücteba Hamaney’in siyasi ve dini çevrelerde hızla yükselmesinin önünü açtı. Aldığı dini eğitim ve rejim içindeki yükselişi Mücteba Hamaney daha sonra İran’ın dini eğitim merkezlerinden biri olan Kum kentinde eğitim aldı. Burada ülkenin önde gelen din adamlarından ders gördü ve bir süre dini seminerlerde ders verdi. Ancak New York Times’a göre onun asıl etkisi kamuoyu önündeki faaliyetlerinden çok perde arkasındaki rolünden geldi. Uzun yıllar boyunca dini liderin ofisinin işleyişinde önemli bir rol oynadı ve İran’daki güvenlik ile askeri kurumlarla yakın ilişkiler kurdu. Uzmanlara göre bu durum özellikle Devrim Muhafızları ile kurduğu bağları güçlendirdi. Gazeteye konuşan kaynaklar, Devrim Muhafızları’nın da onun liderliğini desteklediğini belirtti. İran siyasetinde nasıl bir rolü vardı? Mücteba Hamaney İran’da uzun yıllar boyunca kamuoyu önünde görünmeyen ancak siyasi süreçlerde etkili olduğu iddia edilen bir isim olarak biliniyor. 2005 yılında Mahmud Ahmedinejad’ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından reformist siyasetçiler Mücteba Hamaney’i seçim sürecine müdahale etmekle suçladı. Reformist lider Mehdi Kerrubi, seçim sürecinde “bir üstadın oğlunun” müdahalesi olduğunu ileri sürdü. Ali Hamaney ise bu eleştirilere yanıt verirken oğlunu savundu ve “O bir üstadın oğlu değil, kendisi bir üstattır” ifadelerini kullandı. Bu tartışma Mücteba Hamaney’in İran siyasetindeki görünmeyen etkisine ilişkin iddiaların kamuoyunda daha fazla konuşulmasına yol açtı. Liderliğin babadan oğula geçmesi tartışma yaratmaz mı? Mücteba Hamaney’in babasının yerine geçmesi ihtimali İran içinde de tartışmalı bir konu olarak görülüyor çünkü İran’da babadan oğula liderlik devri monarşik bir görüntü vereceği için Şii dini çevrelerde tepkiyle karşılanabilir. 1979 İslam Devrimi monarşik yönetimi sona erdirmiş ve hanedan benzeri iktidar geçişlerine son verdiğini iddia etmişti. Bu nedenle liderliğin babadan oğula geçmesi bazı kesimlerde tepki yaratabilir. Johns Hopkins Üniversitesi’nde İran ve Şii siyasetini çalışan akademisyen Vali Nasr, Mücteba Hamaney’in seçilmesinin şaşırtıcı ama aynı zamanda rejim içindeki güç dengelerini gösteren bir karar olabileceğini söyledi: “Uzun süre halef olarak görülüyordu ancak son iki yılda bu ihtimal gündemden düşmüş gibiydi. Eğer seçilirse bu, rejimin içinde Devrim Muhafızları’na yakın daha sert bir kanadın kontrolü ele aldığını gösterebilir.” Nasr’a göre böyle bir tercih İran siyasetinde güvenlik kurumlarının ağırlığının arttığına işaret edebilir ve sistemin daha sert bir çizgiye yöneldiğini gösterebilir.

Başkan Altay UCLG Dünya Başkanlığına adaylığını açıkladı Haber

Başkan Altay UCLG Dünya Başkanlığına adaylığını açıkladı

Dünya Belediyeler Birliği (UCLG) ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, İspanya’nın Barselona kentinde düzenlenen UCLG Yıllık İstişare Toplantısı’na katıldı. Dünyanın farklı bölgelerinden belediye başkanları ile yerel ve bölgesel liderlerin katılımıyla gerçekleştirilen toplantı sonrası değerlendirmelerde bulunan Başkan Altay, Haziran ayında Fas’ın Tanca kentinde yapılacak seçim sürecine emin adımlarla yürüdüklerini ifade etti. Başkan Altay, “Artık resmi olarak adaylığımızı da açıklamış olduk. Tanca’da yapılacak seçimlerde UCLG Dünya Başkanlığı için adaylığımızı deklare ediyoruz. Zor bir yolculuk olacak. Bölgelerin dengeleri farklı, talepler var ama 8-10 yıldır burada inşa ettiğimiz bir dostluk, arkadaşlık ortamı var, bir güven oluşturmayı başarabildik. Görüşmeler gayet olumlu gidiyor. Tabii seçim sandıkta kazanılır ama gidişat iyi gözüküyor. İnşallah 2026'da ülkemize Dünya Başkanlığını kazandırmak, uluslararası alanda yerel yönetimlerin en üst temsilcisi olarak şehirlerin sesinin başta BM olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlarda yankılanmasını, dünya politikalarında etkin olmasını sağlamak için çok yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Böylece ülkemizin dış politikada izlediği “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ve “Dünya Beşten Büyüktür” şiarlarının gerçekleşmesi için de yerel diplomasinin güç ve imkânlarını değerlendirmek istiyoruz. Sefer bizden zafer Allah'tandır” ifadelerini kullandı. “ŞEHRİMİZDE YAPILAN ORGANİZASYONLAR BURADA BİZİ GÜÇLÜ KILIYOR” Türkiye’nin bu platformlarda olmasının dünyaya ve bölgeye katkısına da değinen Başkan Altay, “Bu yıl COP 31'in Antalya'da düzenlenmesi çok önemli. Uluslararası çok büyük bir etkinlik organize ediyoruz. UCLG'nin en önemli gündem maddelerinden birisi de iklim değişikliği ve onun şehirlere etkisi. Dolayısıyla şehrimizde yapılan organizasyonlar da burada bizi güçlü kılıyor. Burada konuşulan konular dünyada şehirlerin gündemi. Biz Konya olarak masada olduğumuz durumlarda dünya gündemini önceden takip etme, buna göre tedbir alma, finansal ulaşım konusunda yeni çözümler üretme konusunda bir bilgi birikimimiz oluşuyor” diye konuştu. “BURADA ADAY OLMAK BİLE ÇOK ÖNEMLİ VE KIYMETLİ AMA BİZ BU YOLCULUĞA KAZANMAK İÇİN ÇIKIYORUZ” Konya’nın UCLG gibi dünya organizasyonunda yer almasının Türkiye için çok önemli bir imaj olduğunu vurgulayan Başkan Altay, “Burası 240 binden fazla üyesi olan dünyanın en büyük yerel yönetim birliği. UCLG Dünya Başkanlığı için aday olmak bile çok önemli ve kıymetli ama biz tüm dünyada mazlumların sesi olmak için bu yolculuğa çıkıyoruz. İnşallah Haziran'da bunu başarabileceğimize inanıyorum. Bugün yaptığımız görüşmeler bu konuda umudumuzu artırdı. Özellikle Gazze konusunda burada son 4 yıldır çok önemli söylemlerde bulunuyoruz. Yani acıyı hafifletmek belki mümkün değil ama ilk açıkladığımız gündeki salonun tepkisiyle bugün Filistin’den bir kardeşimizin konuşmasındaki uzun süre alkış, kat ettiğimiz mesafeyi göstermesi açısından da çok önemli. Geçtiğimiz Ekim ayında Konya'daki toplantıda salonda Müslüman ülkelerin dışında çok fazla destek alamamıştık. Ama aradan geçen sürede burada Filistinli kardeşimizin paylaşımı tüm salondan çok yoğun ve çok uzun bir alkış aldı. Bu da bu tür platformlarda haklı davası olan insanları savunmamızdan, onları anlatma gayretimizden oluştu. İnşallah güzel şeyler olacaktır diye düşünüyorum” değerlendirmelerini yaptı. Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı (UCLG), 140 ülkede 240 binden fazla yerel yönetimi ve 175’ten fazla yerel ve bölgesel yönetim birliğini kapsıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.