SON DAKİKA
Hava Durumu

#Rusya

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Rusya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Rusya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hakan Fidan: İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde Haber

Hakan Fidan: İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) teması, "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" olarak belirlendi. 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumun ikinci gününde, ADF Sohbetleri kapsamında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan değerlendirmelerde bulundu. Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun her geçen yıl daha da önem kazandığını belirterek, forumun özellikle bölgesel meselelerin ele alınması bakımından ayrı bir zemin sunduğunu söyledi. "Antalya Diplomasi Forumu bölgemiz için eşsiz bir fırsat" Antalya Diplomasi Forumu’nun dünya siyasetinde daha etkili bir yer edinmeye başladığını kaydeden Fidan, "Antalya Diplomasi Forumu her geçen yıl çok verimli bir yönde gelişiyor; katılımcı sayısı da, ele alınan konu başlıklarının sayısı da artıyor ve dünya siyasetinde çok daha etkili bir yer edinmeye başlıyor. Aslında Antalya Diplomasi Forumu ile yapmaya çalıştığımız şey, bu platformu özellikle bölgesel meselelerimiz açısından öne çıkarmaktır" ifadelerini kullandı. Dünyadaki benzer platformlarda çoğunlukla küresel ve Batı merkezli sorunların ele alındığını belirten Fidan, "Bölgesel meseleler, özellikle bizim bölgemizle çok yakından ilgili konular, belki Ukrayna meselesi dışında, derinlemesine tartışılmıyor. Ama bunun dışında, örneğin Orta Doğu, Kuzey Afrika, hatta Balkanlar ve Akdeniz’e ilişkin meselelerde çok fazla platform görmüyoruz. Bu bakımdan Antalya Diplomasi Forumu’nun bölgemiz için bölgesel tartışmalar yürütme, bölgesel çözümler ve fikirler ortaya koyma açısından eşsiz bir fırsat sunduğunu düşünüyorum" dedi. "Diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var" Uluslararası sistemde çok taraflılığın ve kurallara dayalı yapının zayıfladığını belirten Fidan, mevcut dönemde diplomasinin daha da hayati hale geldiğini söyledi. Fidan, "Diplomasinin her zamankinden daha ilgili ve her zamankinden daha gerekli olduğu bir dönemdeyiz. Çünkü çok taraflılığın ve uluslararası düzenin çöktüğünü gördüğümüz bir çağda, çok daha fazla diyaloğa ihtiyaç duyuyoruz" diye konuştu. Yerleşik bir sistemin işlediği dönemlerde devletlerin daha az temas ihtiyacı hissettiğini, ancak sistemin zayıfladığı anlarda koordinasyonun zorunlu hale geldiğini belirten Fidan, "Uluslararası sistemin çökmekte olduğunu ve hukuksuzluğun ortaya çıktığını gördüğünüzde, daha fazla koordinasyona başlamanız gerekir. Diğer taraflarla daha fazla iletişim kurmanız gerekir; aksi halde ezilirsiniz ve kendinizi bir kazanın içinde bulabilirsiniz" dedi. Soğuk Savaş sonrasındaki dönemin 1990’lardan itibaren değişmeye başladığını, 2010-2011 sonrasının ise "serbest düşüş" dönemi olduğunu söyleyen Fidan, insanlığın artık yıkım ve savaş yaşandıktan sonra öğrenen bir döngüden çıkması gerektiğini vurguladı. "Bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim" Fidan, Orta Doğu başta olmak üzere Türkiye’nin çevresindeki bölgelerde uzun süredir güç siyasetinin belirleyici olduğunu belirterek, bunun ciddi yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini ifade etti. Fidan, savaşların sadece bölgeyi değil, kısa sürede diğer ülkeleri de olumsuz etkilediğini kaydederek, "Ne yazık ki bizim bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim durumda. Bu yüzden bir tür düzen getirmemiz gerekiyor. Çünkü sorunları çözmenin eski yöntemi, çoğu zaman savaşı içeriyor ve bu da bize yardımcı olmuyor" şeklinde konuştu. Bölgede kalıcı istikrarın temel şartının egemenliğe, toprak bütünlüğüne ve güvenliğe saygıdan geçtiğini söyleyen Fidan, "Bakın, her ulusun kendi sınırı var. Dolayısıyla hiçbir ülke başka bir ülkenin toprağının peşinde değil; İsrail hariç. İsrail yayılmacı politikaların peşinde. Ama İsrail dışında, bölgedeki ülkelerin kendi sınırları, kendi bayrakları ve kendi devletleri var. O halde, bölgede diğer ulus devletlerin toprak bütünlüğüne, egemenliğine, emniyetine ve güvenliğine saygı duyduğumuz sürece, bu çok temel bir başlangıç noktasıdır. Bence sorunların yüzde 80’inden fazlasını çözeriz" ifadelerini kullandı. "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz" Türkiye’nin bölgesel krizlerdeki yaklaşımını da anlatan Fidan, diplomasinin çatışmalarda tüm taraflarla temas kurmayı zorunlu kıldığını vurguladı. Fidan, "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz. Savaşta taraf tutmanız gerekir; ama diplomaside çatışmaya dâhil olan her tarafla, bütün taraflarla temas kurmanız gerekir. Bizim için başlangıç noktası budur" dedi. Bölgede dış politika önceliklerinin savaşların önlenmesi ve süren çatışmaların sonlandırılması olduğunu belirten Fidan, "Bölgede dış politika önceliğimiz ise savaşların patlak vermemesini sağlamak, eğer süren bir çatışma varsa bunun durdurulması ya da sona erdirilmesidir. Bölgemizde ticaretin, kalkınmanın, emniyetin, güvenliğin ve istikrarın mümkün olmasının tek yolu budur" diye konuştu. Türkiye’nin Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar çok sayıda kriz alanında yoğun çaba yürüttüğünü söyleyen Fidan, "İşte bu nedenle bölgemizde hâlihazırda süren yangınları söndürmek için çok yoğun çalışıyoruz; Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar, gerekirse zaman zaman Balkanlar’da da devreye giriyoruz" dedi. "İran’daki savaş, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itti" Ukrayna-Rusya savaşına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, sürecin inişli çıkışlı seyrettiğini ancak tarafların ve arabulucuların görüşmeleri sürdürme iradesini koruduğunu söyledi. Fidan, "Ne yazık ki Ukrayna-Rusya savaşı inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Ancak olumlu olan taraf şu ki, her iki tarafın ve arabulucuların en azından süreci sürdürme konusunda hâlâ istekli olduğunu görüyoruz. Bu hepimiz için büyük bir artı" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin tarafları ateşkes ve kalıcı çözüme yönlendirmeye çalıştığını belirten Fidan, Ukrayna’daki savaşın büyük bir yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini söyledi. Fidan, "Şu anda Ukrayna görüşmeleri bakımından karşı karşıya olduğumuz tek olumsuzluk, İran’daki savaştır. Bu durum, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itmiş durumda. İnşallah, İran’la ilgili ateşkes ya da barış anlaşması sağlanır sağlanmaz, dikkatimizi derhal yeniden Ukrayna görüşmelerine çevireceğiz. Bu çok önemli. O meseleye olan odağımızın kaymasına izin veremeyiz" dedi. Söz konusu savaşın yalnızca iki ülkeyi değil, bölgesel ve küresel dengeleri de etkilediğini vurgulayan Fidan, tırmanma riskine de dikkat çekti. "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde" İsrail’in uzun süredir kendi güvenliğini gerekçe göstererek uluslararası kamuoyunda bir algı oluşturduğunu belirten Fidan, son yıllarda bunun arkasında daha fazla toprak hedefinin bulunduğunun netleştiğini söyledi. Fidan, "İsrail, uluslararası alanda, kendi güvenliğinin peşinde olduğu yönünde bir yanılsama oluşturdu. Ancak özellikle son yıllarda çok daha net hale geldi ki, bu kavramın altında İsrail’in peşinde olduğu şey daha fazla topraktır. Gerçekte olan budur. İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil; daha fazla toprağın peşinde. Güvenlik, Netanyahu hükümeti tarafından daha fazla toprağı işgal etmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor" diye konuştu. Bu sürecin Filistin topraklarından başladığını, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten Lübnan ve Suriye’ye uzanan bir yayılmacılık politikası izlendiğini belirten Fidan, "Bu, bölgede süregelen bir işgal ve yayılmacılık politikasıdır. Bence bunun durması gerekiyor" dedi. İsrail’in ancak diğer ülkelerin güvenlik, egemenlik ve özgürlüklerine saygı göstermesi halinde bölgede kalıcı barış içinde yaşayabileceğini vurgulayan Fidan, "İsraillilerin daha fazla toprak elde etmeye dönük yayılmacı politikaları, bölgesel ölçekte çok büyük bir sorun oluşturuyor" ifadelerini kullandı. "Avrupa Birliği, İsrail’i sınırlamak için daha fazlasını yapmalı" İsrail’e verilen Batı desteğinin meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini belirten Fidan, özellikle Avrupa Birliği’nin son dönemde bazı adımlar atsa da bunun yeterli olmadığını söyledi. Fidan, "Avrupa’nın, Avrupa Birliği olarak ve kurumsal bir yapı olarak bir araya gelmesi, kendi gücünü gerçekten İsrail’in bölgesel ve küresel güvenliği istikrarsızlaştıran eylemlerini sınırlamak için kullanması gerekiyor. Şu anda Avrupa Birliği’nden görmediğimiz şey tam olarak budur" dedi. Batı Şeria’daki bazı aşırı yerleşimcilerin yaptırım listesine alınmasını hatırlatan Fidan, buna rağmen İsrail’in işgal, saldırı ve insani hukuk ihlalleri karşısında daha güçlü adımlar gerektiğini söyledi. Fidan, "İsrail’in bölgede nasıl davranması gerektiğini gerçekten sağlamak için daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Soykırım işlemeyi durdurmalı. Yerleri işgal etmeyi durdurmalı. Batı Şeria ve Gazze’de olduğu gibi başkasına ait toprakları çalmayı durdurmalı" ifadelerine yer verdi. "Gazze Planı’nın ilk aşamasındaki insani yükümlülükler yerine getirilmedi" Gazze’deki son duruma ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, geçen yıldan itibaren Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin ABD ile birlikte Gazze Barış Planı’na öncülük ettiğini söyledi. Planın savaşın durdurulmasında etkili olduğunu belirten Fidan, "Geçen yıldan itibaren, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülke, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte hareket ederek Gazze Barış Planı’na öncülük etti. Bu da Gazze’de savaşı durdurmayı mümkün kıldı. Özellikle o zamana kadar aktif bir soykırım söz konusuydu. Şimdi İsrailliler Gazze halkını hâlâ kasıtlı olarak öldürüyor, ancak en azından kitlesel öldürme düzeyi durdu" dedi. Planın aşamalardan oluştuğunu kaydeden Fidan, şu anda Kahire’de devam eden görüşmelerde birinci aşamanın performansının değerlendirildiğini ve ikinci aşamaya geçiş zemininin ele alındığını ifade etti. Fidan, "Her iki taraf da farklı şeyler ileri sürüyor. Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim: Özellikle anlaşmanın insani boyutu söz konusu olduğunda, İsrail’in birinci aşamayla ilgili yükümlülüklerini fiilen yerine getirdiğini görmedik" diye konuştu. İlk aşamanın gerekleri arasında daha fazla insani yardım, tıbbi destek, barınak girişine izin verilmesi ve Filistin teknik komitesinin Gazze’de çalışmaya başlamasının yer aldığını söyleyen Fidan, "Daha fazla insani yardıma, daha fazla tıbbi yardıma ihtiyacımız var. Barınakların içeri sokulmasına izin verilmesi gerekiyor. Filistin teknik komitesinin Gazze’de kendi çalışmalarına başladığını görmemiz gerekiyor; ancak henüz başlamış değiller. Gazze’ye girişlerine izin verilmiyor. Bunlar birinci aşamanın gerekleridir" dedi. Fidan, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ardından ikinci aşamaya geçilerek daha somut sonuçların görülebileceğini belirterek, "Ama şu anda insani durum, birinci aşama şartlarının gerektirdiği şekilde tam anlamıyla ele alınmıyor. Şu an bulunduğumuz nokta budur. Ve umarım Kahire’de devam eden görüşmeler, inşallah, olumlu bir sonuç verecektir" şeklinde konuştu.

Rusya, ateşkesi uzatmak için şartlarını açıkladı Haber

Rusya, ateşkesi uzatmak için şartlarını açıkladı

Rus tarafı, Kiev bu talepleri reddederse çatışmaların derhal yeniden başlayacağında ısrar ediyor. Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, kararın artık Cumhurbaşkanı Zelenskyy'de olduğunu vurgulayarak, Ukrayna'nın Moskova'nın taleplerini kabul etmesi halinde barışın derhal sağlanabileceğini belirtti. Dmitry Peskov, 12 Nisan'da yayınlanan bir röportajda Rusya'nın çatışmayı sona erdirme olasılığına ilişkin pozisyonunu açıkladı. Şunları söyledi: "Sürdürülebilir barış, çıkarlarımızı güvence altına aldığımızda ve en başından beri belirlediğimiz hedeflere ulaştığımızda gelebilir. Bu, kelimenin tam anlamıyla bugün yapılabilir. Ancak Sayın Zelenskyy bu zaten apaçık olan çözümleri kabul etmelidir." Peskov ayrıca, taleplerin karşılanmaması halinde askeri operasyonların devam edeceği konusunda doğrudan bir uyarıda bulundu. Şunları ekledi: "Sayın Zelenskyy bu sorumluluğu üstlenecek cesareti göstermedikçe, ateşkes sona erdikten sonra da özel askeri operasyon devam edecektir." Başlangıçta sadece 32 saat sürmesi planlanan ve Cumartesi günü saat 16:00'dan Pazar günü sonuna kadar (Moskova saatiyle) geçerli olacak bu geçici ateşkes, halkın dini faaliyetlerini kolaylaştırmayı amaçlıyordu. Ancak Rusya'nın kararlı tutumu göz önüne alındığında, bu anlaşmanın uzatılma olasılığı artık son derece düşük. Beşinci yılına giren savaşa kısa süreli bir sakinlik getirmesi beklenen ateşkese rağmen, savaş alanında binlerce ihlal kaydedildi. Bu ateşkes, Zelenskyy'nin önerisi üzerine geçen Perşembe günü Rusya Devlet Başkanı Putin tarafından kabul edildi. Ancak, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı, 12 Nisan sabahı saat 07:00 itibarıyla 2.299 ihlal kaydettiğini bildirdi. Bu ihlaller arasında 28 düşman saldırısı, 479 topçu bombardımanı, 747 insansız hava aracı saldırısı ve 1.045 FPV insansız hava aracı saldırısı yer alıyordu. Buna rağmen, Ukrayna bu dönemde füze veya güdümlü bomba saldırısı olmadığını doğruladı. Öte yandan, Rusya Savunma Bakanlığı da Ukrayna güçlerine benzer suçlamalarda bulundu. TASS haber ajansının bir raporuna göre, Rusya, 11 Nisan saat 16:00 ile 12 Nisan saat 08:00 arasında Ukrayna silahlı birlikleri tarafından toplam 1.971 ateşkes ihlali kaydetti. Ateşkes döneminde silahlı çatışmalardaki artış, iki taraf arasında aşırı gerginlik ve güven eksikliğine işaret ediyor. 32 saatlik ateşkesin sona ermesiyle birlikte, büyük çaplı savaş tehlikesi yeniden belirirken, diplomatik çabalar henüz ortak bir zemin bulamadı.

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel,  ABD'yi uyardı. Haber

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, ABD'yi uyardı.

Küba Devlet Başkanı Diaz-Canel, ABD Başkanı Donald Trump'ın "Küba'yı bir şekilde ele geçirme" planlarına ilişkin son açıklamalarına karşılık olarak, bu sözleri saldırgan ve tarihe saygısızlık olarak nitelendirdi. Küba'nın barışsever bir millet olduğunu ancak asla tehdit altında kalmasına veya saldırgan planlar karşısında pasifleşmesine izin vermeyeceğini vurguladı. Ayrıca, 60 yıldan fazla süren abluka karşısında Küba halkının gösterdiği direnci övdü. Ayrıca, iki ülke arasındaki umut vadeden tıbbi işbirliği örneklerini de açıkladı; bunlar arasında saygın bir Amerikan tesisinde Küba akciğer kanseri aşısının klinik denemelerinin yapılması veya Amerikalı Alzheimer hastalarının Küba ilaçlarıyla tedavi edilmesi yer alıyor. Giderek kötüleşen enerji durumuyla ilgili olarak, Rusya'dan insani yardım amacıyla gelen petrol tankerlerinin önemli olduğunu ancak ülkenin aylık ihtiyacının yalnızca üçte birini karşıladığını kabul etti. ABD'nin uyguladığı yıkıcı enerji ablukasının ortasında Küba, yerli ham petrol üretimini artırarak, ağır petrolü rafine etmek için bilimsel ve teknolojik gelişmeleri uygulayarak ve yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Küba lideri, ABD yönetimiyle bir anlaşmaya varılması olasılığına ilişkin olarak, diyaloğun mümkün ancak son derece zor olduğunu belirtti. Küba'nın her zaman saygı, eşitlik ve birbirlerinin iç işlerine karışmama temelinde medeni komşuluk ilişkileri kurmaya hazır olduğunu vurguladı.

Rusya: İsrail'in Hazar bölgesine yönelik tehditleri kabul edilemez Haber

Rusya: İsrail'in Hazar bölgesine yönelik tehditleri kabul edilemez

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, İsrail'in Hazar bölgesi için oluşturduğu tehditlerin kabul edilemez olduğunu ve kınanmayı hak ettiğini söyledi. Zaharova, başkent Moskova’da düzenlediği haftalık basın toplantısında, gündemdeki konulara dair açıklamalarda bulundu. "ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü uluslararası bir konsorsiyuma devretmeyi teklif ettiği" yönündeki iddiaları değerlendiren Zaharova, bu tür girişimlerin, bölge ülkelerinin ortak kararıyla uygulanması gerektiğini vurguladı. Zaharova, "Stratejik öneme sahip bu boğazın kontrolünün, bölge ülkelerinin rızası olmadan üçüncü ülkelere devredilmesi, bölgedeki gerginliğin düşürülmesine katkıda bulunmayacak. Bu türlü eylemler, uluslararası deniz hukukuna aykırı." ifadesini kullandı. Hürmüz Boğazı'nın İran’ın kontrolünde ve bunun bir gerçek olduğuna dikkati çeken Zaharova, "ABD, bunu inkar edemez." dedi. Zaharova, İsrail’in Hazar bölgesindeki eylemlerine ilişkin ise "Bu bölge, her türlü askeri çatışmadan uzak, barışçıl ve karşılıklı yarar sağlayan işbirliği için güvenli bir alan. İsrail'in ticaret ve lojistik dahil denizde oluşturduğu tehditler kabul edilemez ve tüm bölge devletleri tarafından kınanmayı hak ediyor." diye konuştu. İran’ın Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) kapsamındaki yükümlülüklerine bağlı kaldığını belirten Zaharova, Avrupa Birliği’nin (AB) İran’a yönelik uyguladığı yaptırımların, Orta Doğu’daki durumun iyileşmesine katkıda bulunmadığını vurguladı. "NATO, Rusya ile savaşa hazırlık yapıyor" NATO’nun eylemlerini de değerlendiren Zaharova, İttifakın askeri tatbikatları yoğunlaştırdığını, bu tatbikatlara katılan ülke sayısının da arttığını dile getirdi. Zaharova, NATO’nun askeri savunma alanındaki harcamalarını artırdığına dikkati çekerek, "NATO’nun raporlarına göre, İttifak ülkelerinin 2025’teki askeri harcamaları yaklaşık 1,64 trilyon dolara ulaştı. NATO’nun 32 üyesinin askeri harcamaları, dünyadaki tüm askeri harcamaların yaklaşık yüzde 62'sini oluşturuyor. Bizi mi tehdit olarak görüyorsunuz? Bu rakamlar, her şeyi açıklıyor. İttifak, gelecek yıllarda Rusya ile doğrudan savaş için hazırlık yapıyor." diye konuştu. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin, Rusya'ya Paskalya Bayramı vesilesiyle geçici ateşkes sağlama yönündeki teklifini değerlendiren Zaharova, Ukrayna’nın daha önce ateşkeslere uymadığına işaret etti. Sözcü Zaharova, "bunun uzun vadeli barış arzusu olmadığını, Ukrayna ordusunun kayıplarını telafi etmesi, toparlanması ve çatışmalara hazırlanması amacıyla atılan adım olduğunu" kaydetti.

100.000 ton petrol taşıyan Rus gemisi Küba'ya ulaştı. Haber

100.000 ton petrol taşıyan Rus gemisi Küba'ya ulaştı.

Rus medyası, 30 Mart'ta Rusya Ulaştırma Bakanlığı'ndan yapılan bir açıklamaya atıfta bulunarak, "İnsani yardım malzemesi taşıyan Anatoly Kolodkin petrol tankeri, Matanzas limanında boşaltılmayı bekliyor" diye bildirdi. Daha önce Rusya Enerji Bakanı Sergey Tsivilyov, Rusya'nın Küba'ya yakıt da dahil olmak üzere insani yardım sağlamaya devam edeceğini belirtmişti. Küba önemli enerji sorunlarıyla karşı karşıya. Başbakan Yardımcısı ve Dış Ticaret ve Yatırım Bakanı Oscar Perez-Oliva Fraga'ya göre, enerji kıtlığından etkilenen sağlık sistemi nedeniyle 11.000'den fazla çocuk da dahil olmak üzere 100.000'den fazla kişi ameliyat bekliyor. Ayrıca ABD'nin uyguladığı ekonomik yaptırımların son zamanlarda sıkılaştırıldığını da savundu. Küba'nın önemli petrol tedarikçilerinden biri olan Venezuela ile ilgili gelişmeler de dahil olmak üzere bölgesel gelişmelerin ardından Havana'daki yakıt kıtlığı daha da kötüleşti. Mart ayında Küba'nın ulusal elektrik şebekesinde üç arıza yaşandı, en sonuncusu 21 Mart'ta meydana geldi ve geniş çaplı elektrik kesintilerine neden oldu. Küba, yakıtın yanı sıra gıda ve ilaç sıkıntısıyla da karşı karşıya. Ocak ayından bu yana Çin, insani yardım kapsamında yaklaşık 30.000 ton pirinç gönderdi. 29 Ocak'ta Trump, ABD'nin Küba'ya petrol tedarik eden ülkelere gümrük vergisi uygulamasına izin veren bir başkanlık kararnamesi imzaladı; bu karar Küba'daki durumu daha da karmaşık hale getirdi ve uluslararası kınamalara yol açtı. Ancak Başkan Trump yakın zamanda yaptığı açıklamada, ABD'nin Rusya ve diğer ülkelerin insani amaçlarla Küba'ya petrol sağlamasına itiraz etmediğini, ancak bu tedariklerin ada ülkesinin enerji açığını tamamen çözmesinin olası olmadığını savundu.

Türk petrol tankeri Altura Karadeniz 'de  saldırıya uğradı Haber

Türk petrol tankeri Altura Karadeniz 'de saldırıya uğradı

Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Karadeniz’de saldırıya uğrayan Rusya'da ham petrol yüklemiş olan yabancı bayraklı, Türk işletmeli gemiye ilişkin son durumu paylaştı. Bakan Uraloğlu, ilk değerlendirmelere göre geminin makine dairesine dışarıdan müdahale edilmiş olabileceğini düşündüklerini ifade etti. https://twitter.com/a_uraloglu/status/2037087377802305828 Rusya'dan yola çıkan ve İstanbul Boğazı'na girişine 14 deniz mili mesafe kalan Pergamon Denizcilik'e ait Altura isimli ham petrol tankeri, hem İnsansız Deniz Aracı (İDA) hem de İnsansız Hava Aracı (İHA) saldırısına uğradı. Gemide 140 bin ton petrol yüklü olduğu ve 27 Türk mürettebatın bulunduğu öğrenilirken, saldırının ardından gemiden yapılan yardım çağrısı olaya en yakın konumda bulunan Erdek gemisi yanıt verdi. Gelişmeler üzerine Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü de hızla harekete geçti. Altura tankeri, hedeflenen bu asimetrik saldırı ile büyük yara aldı. İHA ve İDA'nın koordineli saldırısıyla geminin köprüüstünde şiddetli bir patlama meydana geldi. Patlamanın hemen ardından geminin makine dairesinin su almaya başlaması, taşıdığı 140 bin ton ham petrol sebebiyle olası bir çevre felaketi senaryosunu gündeme getirdi. Gemiden gelen acil durum çağrısı üzerine Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü vakit kaybetmeden harekete geçerek Kurtarma 11 ve Kurtarma 12 römorkörlerini olay yerine sevk etti.

2026:Danimarka seçimlerinde Başbakan Mette Frederiksen kaybetti Haber

2026:Danimarka seçimlerinde Başbakan Mette Frederiksen kaybetti

Oy sayımı, Sosyal Demokrat Parti'nin Danimarka Parlamentosu'nda yalnızca yaklaşık 38 sandalye kazanmasının beklendiğini gösteriyor; bu, önceki seçimde elde ettiği 50 sandalyeye kıyasla keskin bir düşüş. Frederiksen, Grönland konusunda ABD'ye karşı sert duruşu nedeniyle başlangıçta geniş destek görmüş olsa da, göç ve sosyal refah konularındaki artan seçmen endişeleri bu avantajı gölgede bıraktı. 2019'da iktidara gelen 48 yaşındaki lider, tecrübeli liderlik becerilerinin, 6 milyon nüfuslu İskandinav ülkesinin ABD Başkanı Donald Trump ile karmaşık ilişkisini ve Avrupa'nın Rusya'nın Ukrayna'daki savaşına verdiği yanıtı yönetmesine yardımcı olacağı vaadiyle kampanya yürütmüştü. Frederiksen'in düşüşünün başlıca nedenleri, yaşam maliyeti krizi ve sosyal refah politikalarıyla ilgili tartışmalardan kaynaklanmaktadır. Son yıllarda gündeminin merkezinde yer alan göç politikası, onu ikilemde bırakan "çift taraflı bir kılıç" haline geldi. Sol kanat seçmenler alınan önlemlerin çok sert olduğunu düşünürken, sağ kanat seçmenler hükümetiverimsizlik ve tutarsızlıkla eleştirdi; bu da her iki taraftan da gelen geleneksel desteğin azalmasına yol açtı. Gece geç saatlerde Kopenhag'ın merkezindeki Parlamento binasında destekçilerine hitap eden Frederiksen, "Sorumluluk almaya hazırım. Bu zor olacak." dedi. İki tarafın da ezici bir çoğunluk sağlayamaması nedeniyle, özellikle eski Başbakan Lars Løkke Rasmussen'in Ilımlılar Partisi olmak üzere merkezci partilerin rolü kritik hale geldi. Rasmussen, iktidarın anahtarını elinde tutan ve bir sonraki Başbakanın kim olacağına karar verebilecek kişi olarak görülüyordu. Liberal Parti lideri ve Savunma Bakanı Troels Lund Poulsen'in de Frederiksen ile koalisyonu sürdürme konusunda isteksizliğini dile getirmesiyle çıkmaz daha da kötüleşti. Danimarka hükümetinin zayıflaması, özellikle Grönland özerk bölgesinde jeopolitik endişeleri de artırdı. ABD'nin Arktik'teki etkisini artırmaya çalışmasıyla birlikte, istikrarsız bir Kopenhag yönetimi, Grönland'ın özerklik ve ekonomik çıkarları için taleplerini öne sürmesi için bir fırsat yaratabilir.

Rusya, Moskova'da planlanan bir dizi terör saldırısını engelledi. Haber

Rusya, Moskova'da planlanan bir dizi terör saldırısını engelledi.

FSB'ye göre, ajans Ukrayna istihbarat teşkilatlarının Moskova'daki kritik altyapıyı, yetkilileri, askeri personeli ve kolluk kuvvetlerini hedef alan sabotaj operasyonları planladığına dair bilgi aldı. Rusya İçişleri Bakanlığı ve Ulusal Muhafızlar da dahil olmak üzere güvenlik güçleri, bu duruma karşılık olarak yüksek alarma geçirildi. FSB ayrıca, Moskova merkezli bir şirketten optik insansız hava araçları satın alma girişimini engellediğini açıkladı. 20 kg'a kadar yük taşıyabilen bu cihazların, anlaşma gerçekleşirse saldırılarda kullanılmak üzere patlayıcılarla donatılması amaçlanmıştı. FSB güçleri terör planına karışan kişileri tutukladı. Bir diğer gelişmede, ajans, ısıtmalı ayakkabı tabanlığı kılığında gizlenmiş 504 adet el yapımı patlayıcı cihazdan oluşan bir sevkiyatı ele geçirdiğini duyurdu. Polonya'dan Belarus üzerinden taşınan sevkiyatın, insani yardım kılıfı altında özel operasyon bölgesine gönderilmesi amaçlanmıştı. 1994 doğumlu yabancı uyruklu bir kişi, bu kaçakçılık şebekesiyle ilgili suçlamalarla tutuklandı. FSB'ye göre, kendisine Moskova'daki bir lojistik şirketi aracılığıyla malları teslim alma talimatı verilmişti. Uzmanlar, her bir cihazın yaklaşık 1,5 gram TNT'ye eşdeğer miktarda patlayıcı içerdiğini ve bir güç kaynağına bağlandığında patlayarak kullanıcıya zarar verebileceğini belirledi. FSB, patlayıcıların elektrikli ev aletleri, kozmetik ürünler, elektronik aksesuarlar veya dini eşyalar gibi çeşitli günlük eşyalar kılığında gizlenebileceği konusunda uyarıda bulunuyor. Kurum, halkı dikkatli olmaya ve olağandışı bir faaliyet fark etmeleri veya kişisel bilgilerinin tehlikeye girdiğinden şüphelenmeleri durumunda yetkililerle iletişime geçmeye çağırıyor.

Çanakkale Zaferi'nin 111. yıl dönümü kutlanıyor Haber

Çanakkale Zaferi'nin 111. yıl dönümü kutlanıyor

Kocaman bir dünya savaşının sadece bir cephesi olsa da, Çanakkale hem kazanan hem de kaybeden için pahalıya mal oldu. Atatürk ve askerleri tarihe altın harflerle geçen zafere imza attığı, tarihin akışını değiştiren destan yazılırken tüm dünyaya haykırdı: ÇANAKKALE GEÇİLMEZ! ÇANAKKALE SAVAŞININ TARİHİ VE ÖNEMİ Çanakkale Savaşı, batılı ülkelerin oluşturduğu itilafa karşı Osmanlı Devleti’nin savunmada olduğu bir savaşın adıdır. Osmanlı Devleti’nin Çanakkale Savaşında bütün bir millet olarak destan yazdığı savaştır. 3 Kasım 1914 yılı-18 Mart 1915 yılı tarihleri arasında deniz savaşları olarak yapılmış, 25 Nisan 1915-9 Ocak 1916 tarihleri arasında ise Gelibolu yarımadasında kara savaşları olarak yapılmıştır. İtilaf devletleri, bu savaşta Çanakkale Boğazını ve İstanbul’u ele geçirmeyi amaçlamışlardır. Eğer Çanakkale Boğazı’nın İtilaf Devletleri’ne geçmiş olsaydı Rusya’ya her türlü desteği kolaylıkla sağlayabileceklerdi. Bunun için ilk olarak Çanakkale Boğazı’na 1915 yılı Şubat ayında saldırılar başlamıştı. 18 Mart 1915 tarihinde ise en güçlü saldırı yapılmıştır. Bu saldırılara karşı Osmanlı Ordusu’nun savaş stratejisi olarak boğaza döşediği mayınlar ile düşman donanmasında ağır kayıplar vermesini sağlamıştır. Donanma için büyük öneme sahil olan Nusret Mayın Gemisi’nin batırılması ile itilaf Devletleri birlikleri bozguna uğratılmış ve deniz saldırısından vazgeçmek zorunda bırakılmışlardır. 25 Nisan 1915’te Gelibolu Yarımadası’nda kara çıkartması yaparak saldırıya devam etmişlerdir. Ancak Osmanlı ordusu ile birlikte Türk milletinin büyük mücadelesi sonucunda büyük bir mağlubiyete düşmüşlerdir. Toplamda üç defa kara çıkartması yapan itilaf devletleri üçüncü yenilgi sonrasında 1916 yılı Aralık ayında Gelibolu Yarımadası’ndan çekilmek zorunda kalmışlardır. Zorlu bir savaş olan Çanakkale Savaşı, Türk tarihinde destan olarak nitelendirilir. Güçlü bir donanmaya sahip olan itilaf devletlerine karşı daha zayıf bir ordu ile çok büyük bir zafer elde edildiğinden Türk milletinin kazandığı zafer olarak tarihe geçmiştir. ÇANAKKALE SAVAŞI SONUÇLARI İtilaf Devletleri donanmaları 18 Mart 1915’te Osmanlı ordusu tarafından bozguna uğratılmıştır ve Çanakkale Savaşı’nın deniz savaşı bölümü sona ermiştir. Gelibolu Yarımadası’na yapılan kara çıkartmaları yine Osmanlı ordusunun büyük çabası ile bertaraf edilmiştir. İtilaf birlikleri 19-20 Anafartalar ve Arıburnu’ndan, 9 Ocak 1916’da da Seddülbahir’den çekilmesiyle büyük yenilgiye uğramıştır. Dünya Savaşı’nın gidişatı değişmiştir. Bu savaş Batı ülkelerinin beklentilerinin tersine gelişmelerle sonuçlanmıştır. Çarlık Rusya’nın çöküşünü hızlandırmıştır. Bu savaşın sonucunda İngiltere’de yönetim değişikliği olmuştur. Türk tarihine büyük bir destan olarak yazılmış ve Anadolu toprakları ve Boğazların Türkler hâkimiyetinde kalmasını sağlamıştır. MİNNETLE ANIYORUZ Vatanını korumak için cesaret ve kahramanlıkla savaşan Mehmetçik, tüm dünyaya “Çanakkale Geçilmez” sözünü haykırdı. Bir ulusun kaderini değiştiren Çanakkale’deki kahramanlık destanı, tarihe altın harflerle yazılan bir şeref abidesi oldu, Kurtuluş Savaşı’nın kıvılcımını ateşledi. Unutulmamalı ki; her karış toprağı şehit kanıyla ıslanan bu topraklar kolay kazanılmadı ve kaybedilmeyecek. Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111. yıldönümünde, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Çanakkale’yi geçilmez kılan tüm kahramanlarımızı minnetle anıyoruz. Fotoğraf Kaynağı: - 100. Yılında Fotoğraflarla Çanakkale, TBMM Yayınları, 2015 - Kültür ve Turizm Bakanlığı, www.ktb.gov.tr https://youtu.be/AAlkG2g8xPk

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.