Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Marmara Denizi

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Marmara Denizi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Marmara Denizi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Denizcilik Genel Müdürlüğü, Balıkçılara yeni av sezonunda bazı demirleme sahaları açıldı Haber

Denizcilik Genel Müdürlüğü, Balıkçılara yeni av sezonunda bazı demirleme sahaları açıldı

Denizcilik Genel Müdürlüğü, balıkçılık ve su ürünleri avcılığının geliştirilmesine yönelik yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Seyir, can, mal ve çevre emniyeti ile gemi trafik yoğunluğu dikkate alınarak yürütülen çalışmalar sonucunda, çok yoğun olmayan bazı demirleme sahaları 2026-2027 av sezonunda balıkçıların kullanımına açıldı. DÖRT DENİZDE UYGULANACAK Düzenleme kapsamında Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’de belirlenen demirleme sahaları balıkçıların kullanımına sunuldu. Açıklamaya göre, yeni av sezonunda balıkçıların kullanımına açılan demirleme sahaları şöyle sıralandı: Karadeniz Tirebolu 1 ve 2 Numaralı Demir Sahası Hopa 1 ve 2 Numaralı Demir Sahası Rize 1 ve 2 Numaralı Demir Sahası Vakfıkebir 1 Numaralı Demir Sahası Ayancık 1 ve 2 Numaralı Demir Sahası Fatsa 1 Numaralı Demir Sahası Kefken 1 Numaralı Demir Sahası Marmara Denizi Silivri 1 Numaralı Demir Sahası Bandırma 2 Numaralı Demir Sahası Tekirdağ 1, 2 ve 4 Numaralı Demir Sahası Erdek 1 Numaralı Demir Sahası Mudanya 2 Numaralı Demir Sahası Çanakkale 4 Numaralı Demir Sahası Yalova 1 Numaralı Demir Sahası (yarısı kullanıma açıldı) Ege ve Akdeniz Kuşadası 1 Numaralı Demir Sahası Karataş 1 Numaralı Demir Sahası Uygulamanın balıkçılık faaliyetlerinin desteklenmesi ve av sezonunda deniz alanlarının daha etkin kullanılmasına katkı sağlamasının hedeflendiğini belirten Denizcilik Genel Müdürlüğü, balıkçılara “bereketli ve emniyetli bir av sezonu” diledi.

Büyükada açıklarındaki depremler İstanbul depremi için işaret mi? Şener Üşümezsoy’dan dikkat çeken değerlendirme Haber

Büyükada açıklarındaki depremler İstanbul depremi için işaret mi? Şener Üşümezsoy’dan dikkat çeken değerlendirme

Üşümezsoy, Büyükada çevresindeki mikro depremlerin doğrudan büyük bir İstanbul depreminin habercisi olarak yorumlanmaması gerektiğini savundu. Bölgedeki fayların özelliklerine dikkat çeken yerbilimci, özellikle Adalar çevresindeki fay yapısının büyük deprem üretme kapasitesine ilişkin farklı bir görüş ortaya koydu. Büyükada açıklarında peş peşe sarsıntılar Marmara Denizi'nde Büyükada açıklarında kaydedilen küçük depremler, İstanbul ve çevresinde yaşayan vatandaşların dikkatini çekti. Kısa zaman aralıklarıyla meydana gelen 2,2 ila 3,2 büyüklüğündeki sarsıntılar, sosyal medyada da “büyük deprem yaklaşıyor mu?” tartışmalarının yeniden başlamasına neden oldu. Ancak küçük depremlerin tek başına daha büyük bir depremin kesin habercisi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda farklı bilimsel yaklaşımlar bulunuyor. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ise Büyükada çevresindeki son hareketliliğin doğrudan beklenen büyük İstanbul depremiyle ilişkilendirilmesine karşı çıkıyor. “Adalar fayı yaşlı ve ölü bir fay” Üşümezsoy, değerlendirmesinde Adalar çevresindeki fay sistemine özellikle dikkat çekti. Yerbilimci, “Adalar fayı yaşlı ve ölü bir faydır. Buradan büyük bir deprem çıkmaz” ifadelerini kullandı. Üşümezsoy'a göre son günlerde meydana gelen küçük depremlerin konumu da bu değerlendirmeyi destekliyor. Sarsıntıların doğrudan Adalar fayı üzerinde değil, ana fay zonunu kesen daha küçük fay kollarında meydana geldiğini belirten Üşümezsoy, bu yapıların büyük ölçekli ve yıkıcı bir deprem oluşturabilecek düzeyde stres biriktirmediğini savundu. Bu yaklaşım, Büyükada açıklarında meydana gelen her küçük sarsıntının doğrudan İstanbul'da beklenen büyük depremle bağlantılı olduğu şeklindeki yorumların dikkatle ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Küçük depremler neden meydana geliyor? Bölgedeki mikro depremlerin nedenine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Üşümezsoy, hareketliliğin geçmiş dönemlerde fay sisteminde meydana gelen stres değişimleriyle bağlantılı olabileceğini ifade etti. Bu görüşe göre küçük fay kollarında meydana gelen sarsıntılar, bölgede biriken gerilimin sınırlı ölçekte açığa çıkmasıyla ortaya çıkıyor. Dolayısıyla son günlerde kaydedilen mikro depremler, tek başına büyük ve yıkıcı bir deprem yaşanacağının göstergesi olarak kabul edilmiyor. Üşümezsoy ayrıca meydana gelen sarsıntıların daha önce hazırlanan fay haritalarıyla uyumlu olduğunu belirtti. 1999 Marmara Depremi sonrasında bölgede benzer nitelikte küçük ölçekli sarsıntıların görüldüğünü aktaran yerbilimci, mevcut hareketliliğin olağan sismik süreç içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu. “İstanbul depremi geliyor” endişesine karşı uyarı Büyükada açıklarında depremlerin art arda yaşanması, özellikle İstanbul'da yaşayan vatandaşlarda büyük deprem endişesini artırdı. Ancak Üşümezsoy, küçük depremler ile büyük İstanbul depremi arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurulmasına karşı çıktı. Yerbilimcinin değerlendirmesine göre, Büyükada açıklarında meydana gelen mikro depremler tek başına orta veya büyük büyüklükte bir depremin yaklaştığını göstermiyor. Bu nedenle bölgedeki hareketliliğin yalnızca deprem sayısı ve büyüklüğü üzerinden değil, depremlerin hangi fay üzerinde meydana geldiği, fayların geometrisi ve bölgedeki geçmiş sismik hareketlilikle birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Uzman görüşü ne anlama geliyor? Üşümezsoy'un açıklamaları, Büyükada çevresindeki son sarsıntıların kamuoyunda oluşturduğu “büyük deprem hemen geliyor” algısına yönelik bir değerlendirme niteliğinde. Ancak bu açıklama, İstanbul'un deprem riskinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Marmara Bölgesi'nin aktif fay sistemleri nedeniyle deprem riski taşıdığı gerçeği değişmezken, belirli bir küçük deprem dizisinin ne zaman ve nerede büyük bir deprem meydana geleceğini kesin biçimde gösterdiği sonucuna varmak mümkün değil. Bu nedenle Büyükada açıklarındaki son hareketlilik, Üşümezsoy'un değerlendirmesi doğrultusunda, tek başına büyük İstanbul depreminin habercisi olarak yorumlanmamalı; sismolojik veriler ve fay sisteminin bütünlüğü içerisinde ele alınmalı.

Dünyanın En Tehlikeli 10 Fay Hattı Açıklandı: Listede Türkiye de Var Haber

Dünyanın En Tehlikeli 10 Fay Hattı Açıklandı: Listede Türkiye de Var

Dünyanın farklı noktalarında milyonlarca insan, aktif fay hatlarının üzerinde veya yakınında yaşamını sürdürüyor. Yer kabuğundaki levha hareketleri nedeniyle sürekli enerji biriktiren bu fay sistemleri, büyük depremler üretme potansiyelleri nedeniyle bilim insanlarının yakından takip ettiği bölgeler arasında yer alıyor. Uzmanların değerlendirmelerine göre, geçmişte yıkıcı depremlere neden olan ve gelecekte de yüksek büyüklükte sarsıntılar oluşturma riski taşıyan 10 kritik fay hattı öne çıkıyor. Listede Türkiye'nin en önemli aktif fay sistemi olan Kuzey Anadolu Fay Hattı da bulunuyor. 1. Sunda Megathrust (Endonezya) Hint Okyanusu Levhası'nın Avrasya Levhası'nın altına daldığı Sunda Megathrust, dünyanın en güçlü deprem kaynaklarından biri olarak kabul ediliyor. Levhaların yılda yaklaşık 60 milimetre sıkışması nedeniyle bölgede sürekli gerilim birikiyor. Bu fay hattı, 26 Aralık 2004'te meydana gelen 9,1 büyüklüğündeki Sumatra Depremi ile dünya gündemine oturdu. Depremin ardından oluşan dev tsunami, Hint Okyanusu kıyılarındaki birçok ülkede yaklaşık 230 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu. Uzmanlar, bölgede benzer büyüklükte depremlerin gelecekte de yaşanabileceğini belirtiyor. 2. Japonya Çukuru (Japonya) Pasifik Levhası'nın Japonya'nın altına dalmasıyla oluşan Japonya Çukuru, dünyanın en aktif deprem kuşaklarından biri olarak gösteriliyor. Küresel ölçekte meydana gelen 6 ve üzeri büyüklükteki depremlerin önemli bir bölümü bu bölgede kaydediliyor. 2011 yılında yaşanan 9,1 büyüklüğündeki Tohoku Depremi ve ardından oluşan tsunami, büyük can kayıplarına yol açarken Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali'nde tarihin en ciddi nükleer kazalarından birini tetikledi. 3. Peru-Şili Çukuru (Atacama Megathrust) Nazca Levhası ile Güney Amerika Levhası'nın çarpıştığı Peru-Şili Çukuru, dünyanın en büyük deprem üretme kapasitesine sahip bölgelerinden biri olarak biliniyor. 1960 yılında Şili'nin Valdivia kentinde meydana gelen 9,5 büyüklüğündeki deprem, bugüne kadar aletsel olarak ölçülen en büyük deprem olarak kayıtlara geçti. Levhaların yılda yaklaşık 65 milimetre hareket etmesi, bölgede enerji birikiminin devam ettiğini gösteriyor. 4. San Andreas Fayı (ABD) Kaliforniya boyunca uzanan San Andreas Fayı, dünyanın en çok araştırılan kara faylarından biri olma özelliğini taşıyor. Pasifik Levhası ile Kuzey Amerika Levhası arasındaki hareket, yılda yaklaşık 33 ila 37 milimetre arasında değişiyor. Los Angeles, San Francisco ve San Jose gibi milyonlarca insanın yaşadığı büyük kentlere yakın konumda bulunan fay hattı, olası büyük bir deprem senaryosu nedeniyle sürekli izleniyor. 5. Kuzey Anadolu Fay Hattı (Türkiye) Türkiye'nin en önemli aktif fay sistemi olan Kuzey Anadolu Fay Hattı da uzmanların hazırladığı listede yer aldı. Yaklaşık 1.500 kilometre uzunluğundaki fay, Doğu Anadolu'dan başlayarak Marmara Denizi'ne kadar uzanıyor. 1939 Erzincan Depremi ile 1999 Gölcük Depremi başta olmak üzere Türkiye'nin en yıkıcı depremleri bu fay üzerinde meydana geldi. Bilim insanları, tarihsel kırılma dizisini ve özellikle Marmara Denizi çevresindeki segmentleri yakından takip ediyor. 6. Alpine Fayı (Yeni Zelanda) Yeni Zelanda'nın Güney Adası boyunca uzanan Alpine Fayı, Avustralya ve Pasifik levhalarının sınırını oluşturuyor. Jeolojik araştırmalar, fayın belirli aralıklarla büyük depremler ürettiğini ortaya koyuyor. Uzmanlar, gelecekte yüksek büyüklükte bir depremin meydana gelme olasılığı nedeniyle bölgenin sürekli gözlem altında tutulduğunu ifade ediyor. 7. Cascadia Dalma-Batma Zonu (Kuzey Amerika) ABD'nin kuzeybatısından Kanada'nın batısına kadar uzanan Cascadia Dalma-Batma Zonu, uzun süredir büyük bir deprem üretmemesi nedeniyle dikkat çekiyor. Araştırmalar, bu fay hattının kırılması halinde 9 ve üzeri büyüklükte deprem ile büyük tsunami oluşabileceğini gösteriyor. Bölgede son büyük depremin 1700 yılında meydana geldiği tahmin ediliyor. 8. Filipin Çukuru (Filipinler) Pasifik Ateş Çemberi üzerinde bulunan Filipin Çukuru, dünyanın en hareketli sismik bölgeleri arasında yer alıyor. Bölgede her yıl çok sayıda orta ve büyük ölçekli deprem meydana geliyor. Depremlerin önemli bir kısmı okyanus tabanında gerçekleştiği için kamuoyunda daha az gündeme gelse de bilim insanları bu bölgeyi yakından izlemeyi sürdürüyor. 9. Chaman Fayı (Pakistan-Afganistan) Pakistan ile Afganistan arasında uzanan Chaman Fayı, Hint Levhası ile Avrasya Levhası arasındaki hareketten kaynaklanıyor. Bölge, tarih boyunca yıkıcı depremlere sahne oldu. Uzmanlar, yapı stokunun yetersiz olduğu yerleşim alanlarında orta büyüklükteki depremlerin bile ciddi can ve mal kayıplarına neden olabileceği uyarısında bulunuyor. 10. Doğu Afrika Rift Sistemi Doğu Afrika Rift Sistemi, diğer büyük faylardan farklı olarak levhaların birbirinden uzaklaştığı bir jeolojik yapıya sahip. Bu süreç milyonlarca yıl içinde Afrika kıtasının iki ayrı kara parçasına bölünmesine neden olabilecek doğal bir oluşum olarak değerlendiriliyor. Rift sistemi boyunca meydana gelen depremler ve yoğun volkanik faaliyetler, bölgeyi dünyanın en dikkat çekici jeolojik alanlarından biri haline getiriyor. Uzmanlar Deprem Riskine Karşı Hazırlığın Önemine Dikkat Çekiyor Bilim insanları, büyük depremlerin kesin zamanını önceden belirlemenin günümüz teknolojisiyle mümkün olmadığını vurguluyor. Ancak aktif fay hatlarının düzenli olarak izlenmesi, yapıların depreme dayanıklı inşa edilmesi, afet planlarının hazırlanması ve toplumun bilinçlendirilmesi, olası can ve mal kayıplarını azaltmanın en etkili yöntemleri arasında gösteriliyor. Uzmanlara göre dünyanın farklı bölgelerinde bulunan bu aktif fay sistemleri, yalnızca bulundukları ülkeler için değil, küresel ölçekte afet yönetimi ve bilimsel araştırmalar açısından da büyük önem taşımaya devam ediyor.

Marmara'nın ekolojik yapısına mercek! Bursa Büyükşehir 30 farklı dalış noktasından inceliyor Haber

Marmara'nın ekolojik yapısına mercek! Bursa Büyükşehir 30 farklı dalış noktasından inceliyor

Marmara Denizi’nin ekolojik yapısını mercek altına alan Bursa Büyükşehir Belediyesi, 30 farklı dalış noktasında elde edilen verilerle kirlilik düzeyini, balık çeşitliliğini ve risk faktörlerini analiz ederek, sahil yönetimine yönelik büyük bir çalışma başlattı. BURSA (İGFA) - ‘Temiz çevre’ ve ‘temiz deniz’ mottosuyla Bursa’nın sahil kenti kimliğini öne çıkartacak çalışmaları aralıksız sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Marmara Denizi’ndeki 30 farklı noktada dalgıçlar aracılığı ile deniz dibi görüntüleme faaliyeti gerçekleştirdi. Çalışmalarla deniz kirliliğinin tespiti ve azaltılması hedeflenirken, ekosistem içindeki biyoçeşitlilik incelenerek kayıt altına alındı. Sonuçlar, 2017 yılında yapılmış benzer çalışmayla da karşılaştırılarak denizlerde yapılan projelerin etkinliği gözlendi. Halkı bilinçlendirme çalışmalarında kullanılacak görüntüler, kıyı yapısı projelerine de yol gösterici olacak. “TEMİZ DENİZ HEDEFİMİZE ULAŞMAYI AMAÇLIYORUZ” Bursa’nın kıyı ve plajlarının kalitesini artırmak amacıyla çalışmaların devam ettiğini söyleyen Marmara Belediyeler Birliği ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Marmara Denizi’nde dalgıçlar aracılığıyla önemli bir projeyi hayata geçirdiklerini belirtti. Gemlik Narlı’dan Karacabey Kurşunlu’ya kadar 30 ayrı noktada dalış gerçekleştirildiğini dile getiren Başkan Mustafa Bozbey, “Deniz tabanındaki kirlilik miktarı, balık çeşitliliği gibi etmenlerin gözlendiği dalışlar sonucu bir rapor hazırlandı. Denizimizi korumak amacıyla hayata geçirdiğimiz bu proje ile temizlik yapılabilecek alanları, hayalet ağları ve deşarjları tespit etme şansı da yakaladık. Marmara Denizi korumak anlamında farkındalığı artırmayı ve temiz deniz hedefimize ulaşmayı amaçlıyoruz” dedi. Kentin 155 kilometreye yakın sahil şeridine sahip olduğunun altını çizen Başkan Mustafa Bozbey, sahillerin tamamında çalışmaların etkin bir şekilde yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Kontrol dışı deşarjların önüne geçilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Mustafa Bozbey, “Marmara Denizi’nin Bursalıların rahatlıkla girebileceği hale getirilmesi gerekiyor. Bunun için çaba sarf ediyoruz. Marmara Denizi hepimizin. Denizimize sahip çıkmak, Bursa’daki kıyılarımıza sahip çıkmak hepimizin sorumluluğu. Hedefimiz, insanların rahatlıkla denize girebileceği alanları çoğaltmak” diye konuştu.

SP'li Milletvekili Atmaca, Nilüfer Çayı'nın kirliliği TBMM'ye taşıdı Haber

SP'li Milletvekili Atmaca, Nilüfer Çayı'nın kirliliği TBMM'ye taşıdı

Saadet Partisi Bursa Milletvekili Mehmet Atmaca, Nilüfer Çayı’ndaki kirliliğin halk sağlığı ve çevresel dengeyi tehdit ettiğini belirterek, Çevre Bakanı Murat Kurum’a dört maddelik bir yazılı soru önergesi sundu. Bursa Milletvekili Mehmet Atmaca, Uludağ eteklerinden doğup Bursa Ovası’nı geçerek Karacabey Boğazı’yla Marmara Denizi’ne dökülen Nilüfer Çayı’nın kirlilik problemini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine taşıdı. Atmaca, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yazılı soru önergesi vererek bu konuda yanıt istedi. Atmaca, önergesinde Nilüfer Çayı’nın sanayi, evsel ve tarımsal atıklar nedeniyle ciddi oranda kirlendiğini vurguladı. Çayın her gün farklı bir renkte aktığını, balık ölümlerinin yaşandığını ve sulama amacıyla kullanılmasının halk sağlığı için büyük riskler teşkil ettiğini dile getirdi. Kirlilik sadece Nilüfer Çayı’nı değil, Karacabey Longozu, Arap Gölü ve İmralı Adası gibi ekolojik açıdan hassas yerleri de tehdit ediyor. Atmaca, bu bölgelerde oksijen seviyelerinin azaldığını, biyolojik çeşitliliğin zarar gördüğünü ve tarım alanlarının kirli suyla sulandığını ifade etti. Ayrıca "kapalı sistem–derin deşarj" yöntemiyle kirli suyun Marmara Denizi’ne yönlendirilmesinin mevcut kirliliği artırabileceğine dair bilimsel uyarılara dikkat çekti. Atmaca'nın Bakan Murat Kurum’a yönelttiği sorular şunlar: Nilüfer Çayı’ndaki kirliliğin kaynağı hakkında yürütülen veya tamamlanmış bir araştırma var mı? Varsa hangi sanayi tesisleri ve atık kaynakları tespit edilmiştir? Sanayi, evsel ve tarımsal kirliliği azaltmaya yönelik kısa, orta ve uzun vadeli bir rehabilitasyon planı hazırlandı mı? Uygulama takvimi ve sorumlu kurumlar nelerdir? Karacabey Longozu, Arap Gölü ve İmralı Adası’nda Nilüfer Çayı kaynaklı kirliliğin biyolojik çeşitlilik üzerine etkilerini izlemek amacıyla çevresel bir çalışma yapılmış mıdır? Nilüfer Çayı’ndan Marmara Denizi’ne yönlendirilen atık su planı, bilim insanlarının uyarıları doğrultusunda yeniden değerlendirilmiş midir? Bağımsız uzman görüşleri alınmış mıdır?

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.