SON DAKİKA
Hava Durumu

#Inşaat Sektörü

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Inşaat Sektörü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Inşaat Sektörü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'den 'konkordato' vurgusu Haber

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer'den 'konkordato' vurgusu

CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, Türkiye’de işletmelerin karşı karşıya kaldığı ekonomik sorunların konkordato ve iflas kararlarına yansıdığını belirterek, son yıllardaki verilerin reel sektörde yaşanan sıkıntının boyutunu ortaya koyduğunu söyledi. Konkordatoyu, “Bir şirket, firma, işyeri ya da şahsın borçlarını ödeyemediği için mahkeme denetimi altında alacaklılarla anlaşarak borç yapılandırması talebinde bulunması” olarak tanımlayan Gürer, mahkemeler tarafından son 8 yıllık süreçte toplam 25 bin 753 konkordato başvurusunun sonuçlandırıldığını belirtti. Şahıs başvuruları dışında doğrudan şirketleri ilgilendiren konkordato kararlarının 15 bin 297’ye ulaştığını ifade eden Gürer, özellikle 2026 yılına ilişkin rakamların dikkat çekici olduğunu söyledi. Gürer, “2026 yılının ilk 7 ayında 3 bin 529 konkordato kararı alındı. Bu sayı, 2024 yılının tamamında alınan 3 bin 497 kararı daha yılın ilk 7 ayında geride bıraktı” dedi. 7 AYDAKİ KONKORDATO SAYISI ÖNCEKİ YILLARIN TAMAMINI GERİDE BIRAKIYOR 2026 yılının ilk 7 ayında 1167 geçici mühlet, 918 kesin mühlet, bin 146 ret, 171 iflas ve 127 tasdik kararı olmak üzere toplam 3 bin 529 konkordato kararı alındığını belirten CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “2026 yılının henüz ilk 7 ayında alınan kararların önceki yılların tamamıyla kıyaslandığında tablo daha net görülüyor. 2026 yılının ilk 7 ayında alınan 3 bin 529 konkordato kararı, 2024 yılının 12 ayının tamamında alınan 3 bin 497 kararı geride bıraktı.” Gürer, 2026 yılındaki rakamların 2022 ve 2023 yıllarıyla karşılaştırıldığında da ciddi bir artış yaşandığını belirterek, “2026 yılının ilk 7 ayında ulaşılan konkordato başvuru rakamı, 2022 yılında 1.587, 2023 yılında 1.516 olan konkordato kararlarının iki katından fazla” ifadelerini kullandı. İFLAS KARARLARI DA ARTIYOR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, konkordato başvurularındaki artışın yanı sıra iflas kararlarının da dikkat çekici boyuta ulaştığını belirterek, “2024 yılının ilk 7 ayında 55 olan iflas kararı, 2025’in aynı döneminde 126’ya, 2026 yılının ilk 7 ayında ise 171’e ulaştı” dedi. Ömer Fethi Gürer, konkordato taleplerinin reddedilme oranındaki artışa da dikkat çekerek, “2026 yılında konkordato başvurularının reddedilme oranında artış var. Toplam kararların yüzde 32,4’ünün, yani 1.146 kararın, konkordato talebi reddedildi” diye konuştu. Bu durumun borçlarını çevirmekte zorlanan şirketler açısından kaygıları artırdığını ifade eden Gürer, konkordatonun yalnızca başvuru yapan firmayı değil, o firmayla ticari ilişki içerisinde bulunan diğer işletmeleri de etkilediğini söyledi. “Konkordato ilan eden her ana firma, kendisine mal ve hizmet sağlayan diğer KOBİ’lerin ve alt yüklenicilerin de bu süreçten etkilenmesine yol açıyor” diyen Gürer, zincirleme bir ekonomik sorun oluşabileceği uyarısında bulundu. İNŞAAT, TEKSTİL VE İMALAT SEKTÖRLERİ ÖNE ÇIKIYOR Konkordato başvurularında inşaat, tekstil, giyim, imalat ve sanayi sektörlerinin öne çıktığını belirten CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, “Verilere göre 564 firma ve şahısla inşaat sektörü konkordato listesinin başında yer alıyor. Tekstil sektöründe 419, giyim sektöründe ise 92 firma konkordato sürecinde bulunuyor. Metal ürün imalatında 166, mobilyada 126, plastik sanayisinde 94, makine üretiminde 90, alüminyum sektöründe 80 ve ambalaj sektöründe 79 firmanın konkordato başvurusunda bulundu” şeklinde konuştu. Tarım, gıda ve lojistik sektörlerinde de sorunların bulunduğuna dikkat çeken Gürer, “Gıda sektöründe 139, tarımda 119, nakliyede 94, akaryakıt istasyonlarında 94 ve sebze-meyve toptancılığında 68 firmanın konkordato başvurusunda bulunduğu görülüyor” dedi. CHP Milletvekili Ömer Fethi Gürer, yapı malzemelerinde 87, elektronik cihazlarda 85, inşaat malzemeleri satışında 85, otelcilikte 80 ve enerji sektöründe 78 firmanın konkordato başvurusunda bulunduğunu da belirtti. Konkordato başvurularının yalnızca büyükşehirlerle sınırlı olmadığını vurgulayan Gürer, üretimin yoğun olduğu farklı illerde de ciddi sorunlar yaşandığını ifade etti. Verilere göre İstanbul’un 1.616 başvuruyla ilk sırada yer aldığını belirten Gürer, İstanbul’u 678 başvuruyla Ankara, 304 başvuruyla İzmir, 280 ile Kocaeli ve 254 ile Bursa’nın takip ettiğini söyledi. Ömer Fethi Gürer, diğer illerdeki rakamları ise şöyle sıraladı: “Tekirdağ’da 165, Antalya’da 169, Denizli’de 141, Konya’da 133, Balıkesir’de 107, Mersin’de 94, Gaziantep’te 93, Adana’da 88, Hatay’da 86, Muğla’da 76, Manisa’da 75, Sakarya’da 73, Eskişehir’de 68, Afyon’da 64 ve Isparta’da 51 firmanın konkordato talebi dikkat çekiyor.” HER KAPANAN İŞYERİ, ÜRETİM VE İSTİHDAM KAYBI DEMEKTİR Reel sektörün yaşadığı sorunların çözümü için yeni adımlar atılması gerektiğini belirten Gürer, işletmelerin borçlarını çevirebilmesinin ve üretimin sürdürülebilmesinin önemine dikkat çekti. Gürer, “İşletmelerin borçlarını çevirebilmesi, üretimin sürdürülebilmesi ve istihdam kayıplarının önlenebilmesi için başta borç yapılandırması ve sicil affı olmak üzere, reel sektörün finansmana erişimini kolaylaştıracak yeni düzenlemeler de yapılmalıdır” dedi. “Her kapanan işyeri hem üretim azalması hem de işsizliğin artması demektir” diyen Gürer, ekonomik sorunların yalnızca şirket sahiplerini değil, çalışanlardan tedarikçilere kadar geniş bir kesimi etkilediğini vurguladı. Ömer Fethi Gürer, Türkiye’deki işletmelerin korunmasının ekonomik bağımsızlık açısından da önemli olduğunu belirterek, “Özellikle yabancılara satılan şirketler ile ülke markalarının dünya markası olmasının önü kesilmektedir” ifadelerini kullandı. HER İŞYERİ BU ÜLKE İÇİN BİR AŞ, İŞ, EKMEK KAPISIDIR CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, işletmelerin yalnızca ticari kuruluşlar olarak görülmemesi gerektiğini belirterek “Şirketler, firmalar, işyerleri ve her dükkân bu ülke için bir aş, iş, ekmek kapısıdır. Her kapıda sorun, herkesin yaşamını bir şekilde olumsuz etkiliyorsa, genele yansıyacak sorunları aşmanın yolu çözüm yaratmaktan geçmektedir.” diye konuştu. Ekonomide yaşanan sorunların giderek daha geniş bir kesimi etkilediğini belirten Gürer, çözüm üretme sorumluluğunun ülkeyi yönetenlerde olduğunu söyledi. Gürer, “Bu bağlamda ülke yönetenlerin sorumluluğu çözümü üretmekten geçmektedir. Uygulanan ekonomik modelin beklenen çözümü yaratamadığı görülüp farklı arayışlarla çare üretimine yönelinmelidir” dedi. Gürer, konkordato ve iflas rakamlarının yalnızca ekonomik tabloda yer alan sayılar olmadığını, her bir rakamın arkasında çalışanlar, aileler, üreticiler, tedarikçiler ve işletmeler bulunduğunu belirterek, reel sektörün daha fazla yara almaması için acil ve kapsamlı ekonomik tedbirlerin hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti.

Türkiye’de Metal Ürünler Sektörü 2026 Yılında 208 Milyar Dolara Yükselecek Haber

Türkiye’de Metal Ürünler Sektörü 2026 Yılında 208 Milyar Dolara Yükselecek

Allianz Trade, metal sektörüne yönelik hazırladığı yeni araştırmasında küresel üretim görünümünü, yatırım eğilimlerini ve Türkiye'nin sektördeki stratejik konumunu mercek altına aldı. Rapora göre, temel metaller ve metal ürünleri sektörü küresel brüt üretimi 2025 yılında yaklaşık 9,6 trilyon dolara ulaştı ve 2026 yılında da büyümesini sürdürecek. Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda; küresel metal ve madencilik sektörünü, demir cevheri ve çelikten bakır, altın, lityum ve nadir toprak elementlerine kadar sanayi gelişimini ve küresel enerji dönüşümünü destekleyen temel hammaddeleri ele aldı. Raporda, 2025 yılında temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin yaklaşık 9,6 trilyon dolar seviyesine ulaştığı bilgisine yer verildi. Türkiye küresel metal sektöründe önemli bir pazar… Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda Türkiye’ye de geniş yer verildi. Raporda Türkiye’nin, küresel metal sektöründe yapısal açıdan önemli bir konuma sahip olduğu belirtilirken, ülkenin 2024 yılında 36,9 milyon ton ham çelik üretimiyle dünyanın yedinci büyük çelik üreticisi konumunda olduğu vurgulandı. Raporda Türkiye’nin 2025 yılında 38,1 milyon ton olan ham çelik üretiminin, 2026 yılında 40,8 milyon tona yükselmesinin beklendiği belirtildi. Bu büyüme eğiliminin, sektörün güçlü yatırım ivmesini ve Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya pazarlarını birbirine bağlayan stratejik coğrafi konumunu yansıttığı görüşüne yer verilen raporda, daha geniş kapsamlı temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 164 milyar dolar brüt üretim gerçekleştirdiğine dikkat çekildi. Bu rakamın 2025 yılında 182 milyar dolara, 2026 yılında ise 208 milyar dolara yükselmesi öngörülüyor. Böylece sektörün, küresel talepteki iyileşme ve hurda bazlı elektrik ark ocağı çelik üretimindeki rekabet avantajının desteğiyle 2026 yılında yaklaşık yüzde 14,4 yıllık büyüme kaydetmesi beklendiği de rapordaki bilgiler arasında bulunuyor. Allianz Trade Türkiye Krediler Genel Müdür Yardımcısı Altuğ Karagöz raporla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Allianz Trade Türkiye olarak, sanayimizin temel yapı taşı ve ihracatımızın ana kaldıraçlarından biri olan metal sektöründe verdiğimiz finansal garanti misyonumuzu kararlılıkla büyütmeye devam ediyoruz. Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) ve İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği (İDDMİB) verilerine göre, 2025 yılını 38,1 milyon tonluk ham çelik üretimi ve güçlü bir ihracat performansı ile kapatan sektör, 2026 yılında küresel pazarlardaki korumacı kotalar, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) değişiklikleri ve Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) gibi yapısal ve yeşil dönüşüm süreçlerini deneyimliyor. Bu zorlu ama fırsatlarla dolu konjonktürde, Türk metal üreticilerinin ve tedarik zincirinin likidite akışını korumak adına üstlendiğimiz toplam risk garanti büyüklüğünü, geçen yılın aynı dönemindeki 542 milyon Euro seviyesinden 677 milyon Euro’ya ulaştırarak sektöre sağladığımız desteği yüzde 25 oranında artırdık. Girdi maliyetleri baskısı ve küresel ticaret savaşlarının getirdiği volatiliteye karşı, proaktif risk yönetimi ve derin pazar içgörülerimizle ağır sanayimizin küresel rekabetçiliğini ve finansal sürdürülebilirliğini her adımda desteklemeyi sürdürüyoruz. Altuğ Karagöz sözlerine şöyle devam etti. “Metal sektöründeki 677 milyon Euro’luk risk portföyümüzü yönetirken, alt ürün gruplarındaki dinamikleri proaktif bir yaklaşımla takip ediyoruz. İç piyasa ve küresel kotaların baskıladığı inşaat demiri gibi uzun ürün grubuna kıyasla; otomotiv ve beyaz eşyanın ana girdisi olan yassı çelik grubu ile elektrifikasyon dalgasıyla büyüyen alüminyum ve bakır gibi demir dışı metaller daha dirençli bir talep yapısı sergiliyor. Allianz Trade Türkiye olarak, emtia fiyatlarındaki volatiliteye ve yapısal dönüşümlere rağmen, alt sektörlerin bu farklılaşan risk ve kârlılık döngülerini derinlemesine analiz ediyor, Türk metal sanayisinin tüm kırılımlarında vadeli ticaretin finansal sürdürülebilirliğini güvence altında tutuyoruz.” Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’nda sektörün, katma değer açısından ekonomiye sağladığı katkının son derece önemli olduğu vurgulandı. Temel metaller ve metal ürünleri sektörünün, 2024 yılında yaklaşık 37,7 milyar dolar katma değer üretirken, bu tutarın 2025 yılında 42,5 milyar dolar olduğu, 2026 yılında ise yaklaşık 48,4 milyar dolara yükselmesinin beklendiği belirtildi. Böylece sektörün, Türkiye imalat sanayii gayrisafi yurt içi hasılasına en büyük katkıyı sağlayan sanayi kollarından biri olmayı sürdürdüğü raporda vurgulandı. Öte yandan sektör içerisinde demir-çeliğin, 2025-2026 döneminde yaklaşık 78-89 milyar dolar ile en büyük brüt üretim payına sahip olduğu ve demir dışı metallerin ise en hızlı büyüyen alt segment konumunda bulunduğu raporda belirtildi. Bu segmentte brüt üretimin 2024 yılındaki 24,6 milyar dolardan, 2025 yılında 34,0 milyar dolara ve 2026 yılında 40,9 milyar dolara yükselerek, yaklaşık yıllık yüzde 20 büyümesinin beklendiği raporda paylaşıldı. Demir dışı metallerdeki bu güçlü büyümenin, yurt içi madencilik yatırımlarıyla, inşaat ve otomotiv sektörlerinden gelen talebin desteği sayesinde Türkiye'nin bakır ve alüminyum işleme alanındaki artan rolünü yansıttığı da raporda yer verilen yorumlar arasında. İnşaat sektörü talebi desteklemeye devam ediyor Allianz Trade Raporu’na göre sektörde yatırımlar artış eğilimini sürdürüyor. Temel metaller ve metal ürünleri sektöründeki sermaye harcamalarının (CapEx) 2024 yılında 13,7 milyar dolar olduğu, 2025 yılında 16,4 milyar dolar ve 2026 yılında 17,8 milyar dolar seviyesine ulaşmasının beklendiği rapordaki bilgiler arasında yer alıyor. Raporda, bu yatırım görünümünün birkaç yapısal unsur tarafından desteklendiği belirtiliyor. Bunlardan ilkinin, Türkiye'nin yurt içinde çeliğin en büyük tüketicisi olan inşaat sektörü, yüksek konut kredisi faizleri ve deprem sonrası güney illerindeki yeniden inşa faaliyetlerinden kaynaklanan döngüsel baskılara rağmen talebi desteklemeye devam etmesi olduğu görüşü raporda yer alıyor. İkinci olarak, ihracat odaklı Türk çelik üreticilerinin, Avrupa'nın çelik tedarik zincirlerinde Rusya kaynaklı girdilere bağımlılığın azalmasıyla gerçekleşen yeniden yapılanmadan faydalandıkları ve özellikle Güney ve Doğu Avrupa'da pazar paylarını artırdıkları belirtiliyor. Üçüncü unsur olarak ise Türkiye'nin metal madenciliği alt sektörünün büyümesini sürdürmesi gösteriliyor. Brüt üretimin 2024 yılındaki 14,2 milyar dolar, 2025 yılında 17 milyar dolara ve 2026 yılında ise 18,2 milyar dolara yükselmesi de raporda yer verilen beklentiler arasında bulunuyor. Rapora göre; bu artış; altın, bakır ve bor madenciliğine yönelik yeni yatırımları yansıtıyor. Türkiye’nin, temiz enerji uygulamaları açısından giderek daha stratejik hâle gelen, dünyanın bilinen en büyük bor rezervlerine sahip olduğu da raporda vurgulanıyor. Türkiye dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki yerini koruyacak Raporda, 2028 yılına kadar olan orta vadeli görünümün, büyümenin devam edeceğine ancak hızının kademeli olarak yavaşlayacağına işaret ettiği bilgisi veriliyor. Sektörün brüt üretiminin 2027 yılında 221 milyar dolar, 2028 yılında ise 227 milyar dolara ulaşması rapordaki beklentiler arasında bulunuyor. Yıllık büyüme oranlarının, 2026 yılındaki güçlü toparlanmanın ardından daha sürdürülebilir yani yüzde 3-4 seviyelerine gerileyeceği öngörüsüne de raporda yer veriliyor. Çelik üretiminin ise 2027 yılında 41,9 milyon tona, 2028 yılında 43,3 milyon tona yükselerek Türkiye'nin dünyanın en büyük on çelik üreticisi arasındaki konumunu koruyacağı beklentisinden raporda söz ediliyor. Çin açık ara önde Çin'in hâkim olduğu Asya-Pasifik bölgesinin, küresel pazarın yaklaşık yüzde 60'ını oluşturduğu raporda belirtilirken, Avrupa’nın ise yaklaşık yüzde 21 ile ikinci sırada yer aldığı bilgisi veriliyor. Bu bölgesel yoğunlaşmanın, Çin'in çelik ve alüminyumdan nadir toprak elementlerine kadar metal sektörünün hemen her alanında açık ara en büyük üretici ve tüketici konumunda olduğunu yansıttığına da raporda dikkat çekiliyor. Öte yandan raporda, temel metaller ve metal ürünleri sektörünün küresel brüt üretiminin 2026 yılında yaklaşık 10,4 trilyon dolar seviyesine ulaşacağının tahmin edildiği, 2026-2028 dönemine ilişkin bileşik yıllık büyüme oranının (CAGR) ise yaklaşık yüzde 7 olacağının öngörüldüğü bilgisi veriliyor. Allianz Trade Metal Sektörü Raporu’na göre; 2021 yılındaki emtia süper döngüsü sırasında elde edilen olağanüstü kârların ardından sektörün finansal performansı 2023-2024 döneminde normalleşme sürecine girdi. Birçok baz metal ve hacimli emtianın fiyatı zirve seviyelerinden gerilerken, enerji, kimyasal reaktifler ve iş gücü gibi girdi maliyetlerinin yüksek seviyelerde kalmaya devam ettiği bilgisi de raporda yer verilen bilgiler arasında. Küresel metal ve madencilik sektörünün toplam FAVÖK (EBITDA) marjının 2025 yılında yaklaşık yüzde 15 seviyesinde gerçekleştiği, bu durumun 2021 yılındaki yüksek kârlılık döneminden itibaren normalleşmenin sürdüğünü gösterdiği raporda belirtildi. Rapora göre şirketler bu sürece sermaye disipliniyle karşılık verdi; emtia döngüsü sırasında oluşan fazla nakit, yeni kapasite yatırımlarına yönlendirilmek yerine büyük ölçüde hissedarlara dağıtıldı. Bu yaklaşım bilançoların güçlü kalmasını sağlarken gelecekteki arz artışını da sınırlandırdı. Yine rapora göre; söz konusu ihtiyatlı sermaye politikası mevcut fiyat seviyelerinde kârlılığı korusa da enerji dönüşümünün kritik minerallere yönelik talebi hızlandıkça gelecekte arz yetersizliği riskini beraberinde getirebilir.

BTSO inşaat sektörünün geleceğini ortak akılla şekillendiriyor Haber

BTSO inşaat sektörünün geleceğini ortak akılla şekillendiriyor

BTSO Başkanı İbrahim Burkay, Bursa Business School’da inşaat sektörü temsilcileriyle bir araya gelerek sektörün sorunları, beklentileri ve çözüm önerilerini değerlendirdiklerini açıkladı. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Başkanı İbrahim Burkay, Bursa Business School’da inşaat sektörünün yönünü belirleyen meclis üyeleriyle kapsamlı bir değerlendirme toplantısı gerçekleştirdiklerini duyurdu. Toplantıda sektörün sahadaki gerçek sorunları, beklentileri ve çözüm yolları tüm yönleriyle ele alındı. Başkan Burkay, ortak akıl ve güçlü iş birliği anlayışıyla inşaat sektörünün geleceğini birlikte şekillendirme iradesini bir kez daha ortaya koyduklarını vurguladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onayıyla hayata geçirilen ve Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan inşaat sektörü kümelenmesinin, sektörün daha rekabetçi, güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşmasını hedeflediğini ifade etti. Bugüne kadar atılan adımların bu vizyonun somut göstergesi olduğunu belirten BTSO Başkanı İbrahim Burkay, önümüzdeki süreçte de küme firmaları ve BTSO üyeleriyle birlikte hem yurt içinde hem de yurt dışında inşaat sektörünü desteklemeye devam edeceklerini kaydetti. Burkay, sektöre ivme kazandıracak projelerin kararlılıkla hayata geçirileceğini belirterek, bu vizyona inanan ve birlik beraberliğe katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür etti.

Knauf’un Üst Yönetiminde İlk Defa Bir Türk Yönetici Haber

Knauf’un Üst Yönetiminde İlk Defa Bir Türk Yönetici

Dünya genelinde 320 fabrikası, 43.500 çalışanı, 15 milyar Euro’yu aşan cirosuyla 90 ülkede faaliyet gösteren ve yapı malzemelerinde dünya liderlerinden biri olan Knauf'un global üst yönetimine Murat Akyıldız atandı. Türkiye’de Ankara, İzmit ve Eskişehir’de toplam 4 üretim tesisiyle faaliyet gösteren şirket, ülkemizde kapasite arttırımı, yeni tesis yatırımları ve Ortadoğu & Afrika bölgesine hizmet verecek bir AR-GE merkezi kurulmasını değerlendiriyor. 1932'de Almanya’da kurulan ve bir aile şirketi olarak başlayıp, dünyanın önde gelen yapı malzemeleri şirketlerinden biri haline gelen Knauf'un tepe yönetiminde Ocak 2026 itibariyle ilk kez bir Türk yer alacak. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü'nden 1993 yılında mezun olan Murat Akyıldız, farklı sektörlerde faaliyet gösteren global şirketlerde başlangıçta satış ve pazarlama alanlarında görev alırken, sonrasında üst düzey yönetici sorumlulukları üstlendi. 2021 yılında Knauf’a katılan Akyıldız; Türkiye, Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya’dan sorumlu bölge CEO’su olarak göreve başladı ve şirkette bu göreve atanan ilk Türk oldu. Akyıldız, şirketin bölgedeki yönetim takımını geliştirme, pazardaki rekabetçi konumunu güçlendirme ve yenilikçi stratejiler oluşturma konularında liderlik sergiledi. Bu başarılı çalışmalar ve elde edilen üstün sonuçlar Akyıldız’ı şirketin üst düzey dört yöneticisinden biri olan “Global Yönetici Ortak” görevine taşıdı. Türkiye stratejik öneme sahip Knauf’un 90 ülkede, toplam 320 üretim tesisi, 43.5 bin çalışanı ve 15 milyar Euro’yu aşkın cirosu bulunuyor. Oldukça geniş çapta madencilik, üretim ve dağıtım ağına sahip olan Knauf, alçı ve yalıtım malzemelerinde dünya çapında çok önemli bir konumda yer alıyor. Türkiye hem coğrafi konumu hem de kayda değer büyüklükteki inşaat sektörü sayesinde, Knauf'un global planlarında stratejik önem taşıyor. Türkiye'deki pazar dinamiklerini ve gelişmeleri yakinen izleyen Knauf, kapasite artırımı, yeni tesis yatırımları ve Ortadoğu & Afrika bölgesine hizmet verecek bir AR-GE merkezi kurulmasını değerlendiriyor. Knauf, alçı ürünlerinde Ankara’da 2, İzmit’de 1; yalıtım ürünlerinde ise Eskişehir’de 1 olmak üzere toplam 4 üretim tesisiyle Türkiye’de faaliyet gösteriyor. "Türkiye'de üretime ve istihdama katkı sağlıyoruz" Murat Akyıldız, Knauf ailesi olarak hem bireysel hem de kurumsal seviyede iki ülke arasında uzun yıllara dayanan dostluk ve iyi ilişkilere ekonomik alanda katkı sağlamaktan mutlu olduklarını söyledi. Knauf, halihazırda 500'den fazla kişiye doğrudan istihdam sağlamakla birlikte bugüne kadar Türkiye'ye 250 milyon Euro’luk yatırım yaptı. Bir Türk olarak, Knauf gibi 90 yılı aşan tarihçeye sahip saygın bir dünya devinde en üst düzeyde görev almaktan gurur duyduğunu vurgulayan Akyıldız, grup olarak Türkiye'de üretime ve istihdama katkı sağlamaya devam edeceklerini ifade etti. Dijitalleşme ve AR-GE çalışmaları sayesinde faaliyetlerinin ivme kazanmaya devam ettiğini vurgulayan Akyıldız, 2026 Türkiye konjonktürüne ilişkin şunları kaydetti: "Knauf olarak ekip çalışmasını, güveni ve dayanışmayı temel alan insan odaklı bir şirketiz. Çalışanlarımıza yatırım yaparak güvenli ve sıcak bir çalışma ortamı oluşturuyor, onlar için en iyi işveren olmayı hedefliyoruz. Şirket bilinirliği ve sektörel uzmanlığımızı aynı zamanda işveren marka çalışmalarımızla birleştirerek global alanda lider bir marka olarak kabul görüyoruz.” “Amacımız yarının yaşam alanlarını birlikte inşa etmek. Bu bağlamda iş ortaklarımızla birlikte müşterilerimizin projelerine güvene dayalı, uygulama odaklı, yüksek performanslı ve sürdürülebilir sistem çözümleri sunmaya devam edeceğiz. Köklü değerlerimiz, yetkin çalışma arkadaşlarımız, güçlü finansal yapımız ve üstün teknik tecrübemiz sayesinde 2026 yılını da doğru değerlendirerek, mevcut riskleri stratejik avantajlara dönüştürmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda müşterilerimizin gözünde, 'birlikte çalışması en kolay marka' olma gayemizi gelecek yılda daha da güçlendirmek istiyoruz.”

Latin Amerika Açılımında Yeni Adım: Türk Firmaları Meksika Yolunda Haber

Latin Amerika Açılımında Yeni Adım: Türk Firmaları Meksika Yolunda

Ege Maden İhracatçıları Birliği tarafından 23–28 Kasım 2025 tarihleri arasında düzenlenecek olan Meksika Ticaret Heyeti programı kapsamında, Türkiye’den 12 firma Meksikalı doğal taş alıcıları ile bir araya gelecek. Heyet programında B2B görüşmeler ve potansiyel iş ortaklıklarına yönelik firma ziyaretleri olacak. Türk firmaları; doğal taş sektöründe faaliyet gösteren Meksikalı firmalarla bir araya gelerek pazarın güncel ihtiyaçlarını yakından inceleme fırsatı elde edecek. Latin Amerika’nın en büyük ikinci ekonomisi Meksika’nın Latin Amerika’nın en büyük ikinci ekonomisi ve ABD pazarına yakınlığıyla stratejik bir konuma sahip olduğu söyleyen Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı İbrahim Alimoğlu, “2025 yılında Türkiye geneli Ocak-Ekim döneminde 5 milyar dolarlık maden ihracatı gerçekleştirdik. Bu ihracatın yüzde 33’ünü 1,7 milyar dolarlık kısmını doğaltaş oluşturuyor. Meksika’ya ise 10 aylık dönemde 4 milyon dolarlık doğaltaş ihracatı yaptık. Hedefimiz ihracatımızı 50 milyon dolara çıkarmak. Meksika pazarı bizim için artık yalnızca uzak bir coğrafya değil; stratejik olarak konumlanmamız gereken, ciddi potansiyel barındıran bir hedef pazar haline geldi. Coğrafi yapısı gereği Meksika, hem Kuzey hem Güney Amerika’ya açılan bir ticaret kapısı niteliğinde.” diye konuştu. Küresel doğaltaş pazarının 2032 yılına kadar 80 milyar doları aşacağı öngörülüyor Başkan Alimoğlu, “Özellikle ABD ile sahip olduğu Serbest Ticaret Anlaşması, Türk ihracatçıları için bölgeye daha hızlı ve rekabetçi koşullarda giriş yapma imkânı sağlıyor. Ülkede son yıllarda artan yatırım hamleleri, modernleşen üretim tesisleri ve hızlı şehirleşme trendi, Meksika’yı ithalata açık, talep oluşturan bir pazar konumuna taşıyor. Doğal taş ve mermer tarafında da tablo oldukça pozitif. Küresel doğaltaş pazarının 2032 yılına kadar 80 milyar doları aşacağı öngörülüyor. Meksika’da özellikle lüks konut projeleri, oteller ve ticari yapılarla yükselen inşaat sektörü doğal taş kullanımını ciddi biçimde artırıyor. İşlenmiş ürünlere, özellikle de slab yani plaka formatına olan ilgi dikkat çekici şekilde artıyor.” dedi. Meksika pazarında daha güçlü bir pay alabilecek kapasiteye sahibiz Meksika’nın doğaltaş ithalatında Hindistan’ın başta geldiğini anlatan Alimoğlu, “Granit ve traverten gibi ürünlerde hacimli bir tedarikçi konumundalar. İspanya lüks segmentte güçlü. Çin ise yüksek hacimli, düşük maliyetli slab ve blok ürünlerde öne çıkıyor. Bu tablo içerisinde Türkiye çeşitliliği, teknik kalitesi ve rekabetçi fiyat yapısıyla dördüncü sırada yer alıyor. Ancak mevcut potansiyel dikkate alındığında Türkiye’nin çok daha üst sıralara çıkacağına inanıyoruz. Brezilya ve İtalya egzotik ve kuvarsit ürünlerle dikkat çekse de hacim açısından sınırlı ilerliyor. Biz ise hem ürün çeşitliliğimiz hem de işleme kabiliyetimizle Meksika pazarında daha güçlü bir pay alabilecek kapasiteye sahibiz.” diye konuştu.

Genç İMSİAD’dan inşaatta finansal riskler çalıştayı Haber

Genç İMSİAD’dan inşaatta finansal riskler çalıştayı

Genç İMSİAD tarafından düzenlenen, ‘İnşaat Projelerinde Finansman ve Mali Riskler’ konulu çalıştay, İnşaat Müteahhitleri Sanayici ve İş İnsanları Derneği (İMSİAD) ve Genç İMSİAD üyelerinin yoğun katılımları ile gerçekleştirdi. Çalıştay, Genç İMSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Osman Yıldız’ın açılış konuşması ile başladı. Osman Yıldız konuşmasında, “Sektörümüzün geleceğini şekillendirecek çok önemli bir konuyu konuşmak için biraradayız. Ülke ekonomimizin lokomotif sektörlerinden olan inşaatın alt sektörlerine de baktığımızda önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Bu anlamda inşaat sektöründe finansal risklerin analizi çok önemli. Bu vesile ile her zaman yanımızda olan İMSİAD yönetimimize ve organizasyonumuzda emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum” dedi. Çalıştayın ilk bölümünde Bursa Teknik Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Abdülkadir Kaya, ‘Finansal Risklerin Teorik, Çerçevesi ve Analiz Yöntemleri’ konulu sunumunu gerçekleştirdi. Prof. Dr. Abdülkadir Kaya sunumunda, inşaat sektörünün Türkiye’nin gayri safi milli hasılasına yüzde 7-9, istihdama yüzde 9-10, üretime ise yüzde 40 civarında bir katkısı olduğunu anlattı. Konuşmasında, inşaat sektörünün şu anda ciddi bir maliyet problemi ile karşı karşıya olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kaya, “Sektördeki daralmanın sebepleri olarak yüksek enflasyon, satın alma gücündeki kayıp ve yüksek faiz oranları gösterilebilir. Sektörel olarak en büyük problem girdi fiyatları. İnşaat sektörü gelir anlamında ciddi bir kayıpla karşı karşıya. Makroekonomik ortamda, hükümetin dezenflasyon çalışmaları, faiz oranlarının düşeceğine dair öngörüler gibi olumlu durumlar da var. Şu anda ciddi bir talep gerilemesi var. Arz maliyeti de ciddi bir problem bir diğer konuda finansal problemler. Bu süreçlerde fon arayışlarında farklı yöntemleri de arayıp bulmak gerekiyor. Burada bankaların da destek vermesi gerekiyor. Firmaların bu süreçte borç ve öz kaynaklarına, finansal durumuna bakması gerekiyor. Kar odaklılığından çıkıp nakit bütçeleri oluşturmak, finansal planlama burada çok önemli. Konut talebi artacak, bu talebe yetişebilmek için firmalar gerekli tüm önlemleri almalı” dedi. Prof. Dr. Abdülkadir Kaya, sunumunun ardından katılımcıların sorularını yanıtladı. Programın ikinci bölümünde İMSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Şeref Demir’in moderatörlüğünde bir panel gerçekleştirildi. Panelin açılış konuşmasını gerçekleştiren Şeref Demir, “Bugün burada bizim dönemimizde kurulmuş olan Genç İMSİAD’ın önemli bir organizasyonunda bir aradayız. Gerçekleştirdikleri bu güzel etkinliğin niteliğine baktığımızda, Genç İMSİAD’ı kurmamızın ne kadar doğru bir adım olduğuna bir kez daha şahitlik ediyoruz. Başta Osman Yıldız Başkanım olmak üzere tüm Genç İMSİAD Yönetimi’ne ve üyelerine teşekkür ediyorum.” dedi. Panelde konuşan Adiloğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve İMSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Muhammet Adiloğlu, inşaat sektörünün karlılık oranlarının günden güne azaldığını belirterek, arsa maliyetlerinin yüksekliği, girdi maliyetlerinin ve birim fiyatlarındaki yüksekliklerin bu durumun en önemli sebeplerinden biri olduğunu söyledi. Adiloğlu, “Sektörde rekabetin, teknoloji ve sosyal medya etkilerinin ciddi boyutlara çıkması bizi nitelikli projeler üretmeye itiyor. Biz nitelikli projeler üretmek zorundayız ve projemizi teslimler zamanında çıkacak şekilde gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu bilinçle ve kendimizi sürekli geliştirerek çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi. Bakılan İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Atakan Bakılan da, “Kentsel dönüşüm diyoruz ama aslında yaptığımız parsel dönüşüm. Yani parsel hızında mevcut yapıları yıkıp yerine yeni yapıları inşa ediyoruz. Ve kentsel dönüşüm değil, aslında parsel dönüşümü yapıyoruz. Şehirlerin doğru dönüştürülmesi adına gerekli bilinci hep birlikte oluşturmalıyız ve konuya bütüncül bir bakış açısı ile bakmalıyız” şeklinde konuştu. Yüksek İnşaat Mühendisi Ahmet Kale ise firmaların kendilerini ve projelerini sürekli olarak geliştirmeleri gerektiğini vurgulayarak, yaşanan olumsuzlukların sektör temsilcileri, mahalli idareler, devlet ve hükümetin ortak çalışmasında geçtiğini anlattı. Panel katılımcıların sorularının cevaplandırılmasıyla sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.