SON DAKİKA
Hava Durumu

#Ilişkiler

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Ilişkiler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ilişkiler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor!  Haber

Çocukluk deneyimleri kıskançlığı şekillendiriyor! 

Kıskançlık duygusunun yoğunluğu arttığında ve sürekli hale geldiğinde ilişkileri zedeleyebildiğini ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle belirsizlik, güvensizlik ve özsaygı düşüklüğü gibi durumlar kıskançlığı artıran önemli faktörlerdir.” dedi. Çocukluk deneyimlerinin kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkilediğine vurgu yapan Aydın, sosyal medyanın da bu duyguyu tetiklediğine dikkat çekti. Aydın ayrıca, doğru yönetildiğinde kıskançlığın, kişisel gelişim için bir motivasyon kaynağına dönüşebileceğini kaydetti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Cumali Aydın, 26 Nisan Dünya Kıskançlık Günü kapsamında, kıskançlığın psikolojik kökenleri, ortaya çıkış nedenleri, davranışlara yansımaları ve doğru yönetildiğinde nasıl sağlıklı bir duyguya dönüşebileceği hakkında bilgi verdi. Kıskançlık doğuştan gelen, normal bir duygu! Kıskançlığın psikolojide kişinin değer verdiği bir ilişkiyi, statüyü ya da sahip olmak istediği bir şeyi kaybetme ihtimali karşısında ortaya çıkan karmaşık bir duygusal tepki olarak tanımlandığını ifade eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çoğu zaman korku, öfke, yetersizlik ve kaygı ile birlikte yaşanır. Burada önemli bir ayrım vardır: kıskançlık daha çok bir ilişkiyi kaybetme tehdidiyle ilgiliyken, haset başkasının sahip olduklarına odaklanır.” dedi. Bilimsel çalışmaların, kıskançlık duygusunun evrimsel olarak ilişkileri korumaya ve sosyal bağları sürdürmeye hizmet ettiğini gösterdiğini dile getiren Aydın, “Bu nedenle kıskançlık her insanda görülebilen, doğuştan gelen ve temelde normal bir duygudur; ancak sağlıklı ya da sorunlu hale gelmesi, bu duygunun yoğunluğu ve ifade ediliş biçimiyle ilgilidir.” şeklinde konuştu. Güvensizlik, özsaygı düşüklüğü ve sosyal medya kıskançlığı artırıyor! Kıskançlığın yaşamın farklı dönemlerinde görülse de bazı süreçlerde daha belirgin hale geldiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Çocuklukta kardeş rekabetiyle, ergenlikte kimlik gelişimi ve sosyal karşılaştırmalarla, yetişkinlikte ise romantik ilişkiler ve kariyer alanıyla daha sık ortaya çıkar.” dedi. Özellikle belirsizlik, güvensizlik ve özsaygı düşüklüğü gibi durumların kıskançlığı artıran önemli faktörler olduğunu aktaran Aydın, “Günümüzde sosyal medya da bu duyguyu tetikleyen güçlü bir ortam haline geldi; çünkü insanlar başkalarının hayatlarının genellikle en iyi ve filtrelenmiş anlarını görerek kendi gerçek yaşamlarıyla kıyaslama yapma eğilimine girer.” diye konuştu. İnsanlar kendilerinden daha iyi durumda olanlarla kıyaslama yapar ve eksiklere odaklanır! İnsan zihninin kendini değerlendirebilmek için başkalarını referans alma eğiliminde olduğuna işaret eden Klinik Psikolog Cumali Aydın, şunları söyledi: “Bu durum psikolojide sosyal karşılaştırma olarak adlandırılır ve Leon Festinger tarafından açıklanmıştır. İnsanlar özellikle kendilerinden daha iyi durumda olduğunu düşündükleri kişilerle kıyaslama yapmaya daha yatkındır ve bu da çoğu zaman eksiklere odaklanmayı beraberinde getirir. Evrimsel açıdan bu mekanizma gelişim için işlevsel olsa da günümüzde özellikle sosyal medya etkisiyle gerçekçi olmayan standartlara göre yapılan karşılaştırmalar, kişide yetersizlik duygusunu ve kıskançlığı artırabilmektedir.” Çocukluk deneyimleri, bireyin ilerleyen yaşamda kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkiliyor! Çocukluk deneyimlerinin kıskançlık eğilimini güçlü biçimde etkilediğine vurgu yapan Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle bağlanma kuramı kapsamında ortaya konan çalışmalar, erken dönem ilişkilerin duygusal tepkiler üzerinde belirleyici olduğunu gösteriyor.” dedi. Güvenli bağlanma geliştiren bireylerin ilişkilerde daha az tehdit algılarken, kaygılı ya da güvensiz bağlanma yaşayan bireylerin ilerleyen yaşamda terk edilme korkusu nedeniyle daha yoğun kıskançlık yaşayabileceklerini aktaran Aydın, ayrıca çocuklukta sık sık karşılaştırılan, eleştirilen ya da duygusal olarak ihmal edilen bireylerin yetişkinlikte kendilerini başkalarıyla kıyaslamaya daha yatkın olduğunun görüldüğünü söyledi. Kıskançlık çoğu zaman, dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıkar! Kıskançlık çoğu zaman doğrudan ifade edilmediğini, daha çok dolaylı ve fark edilmesi zor davranışlarla ortaya çıktığını dile getiren Aydın, “Örneğin başkalarının başarılarını küçümsemek, sürekli eleştirmek, alaycı ya da ima içeren yorumlar yapmak, başarıyı şansa bağlamak, mesafe koymak ya da görmezden gelmek bu davranışlar arasında sayılabilir. Özellikle ilişkilerde aşırı kontrol etme, sorgulama ya da pasif-agresif tepkiler de fark edilmeyen kıskançlık göstergeleridir. Kişi çoğu zaman bu davranışların altında yatan duygunun kıskançlık olduğunu fark etmez ve bunu daha çok ‘haklı eleştiri’ ya da ‘gerçekçi değerlendirme’ olarak yorumlayabilir.” açıklamasını yaptı. Gerçeklikle bağın zayıflamasına yol açan kıskançlık psikolojik destek gerektirir! Kıskançlığın, süreklilik kazandığında, yoğunluğu arttığında ve kişinin düşünce dünyasını sürekli meşgul etmeye başladığında artık işlevsel olmaktan çıktığına değinen Klinik Psikolog Cumali Aydın, “Özellikle ilişkileri zedeleyen, kontrol davranışlarına, öfke patlamalarına ya da temelsiz suçlamalara yol açan, hatta gerçeklikle bağın zayıfladığı durumlarda bu duygu psikolojik destek gerektiren bir hal alır.” dedi. Aydın, ortada somut bir kanıt yokken sürekli aldatılma düşüncesiyle hareket etmenin ya da karşı tarafın yaşam alanını kısıtlayacak düzeyde kontrolcü davranmanın, kıskançlığın artık bir duygu olmaktan çıkıp bir sorun haline geldiğini gösterdiğini ifade etti. Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir! Kıskançlığın, doğru şekilde ele alındığında ilhama dönüşebilecek bir duygu olduğuna vurgu yapan Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: “Kıskançlık çoğu zaman bize aslında neyi arzuladığımızı gösterir. Bu dönüşüm için öncelikle duyguyu fark etmek ve adlandırmak, ardından karşılaştırmayı yeniden çerçevelemek gerekir; ‘Neden onda var?’ yerine ‘O bunu nasıl başardı ve ben ne öğrenebilirim?’ sorusunu sormak bu noktada kritik bir adımdır. Kendi değerlerini netleştirmek, ulaşılabilir hedefler belirlemek ve sahip olunanları fark etmeye yönelik şükran pratiği yapmak da bu süreci destekler. Bu yaklaşım sayesinde kıskançlık, kişiyi tüketen bir duygudan çıkıp gelişim ve motivasyon sağlayan bir iç kaynağa dönüşebilir.”

Apartmanlar Komşuluk Bağlarını Kopardı Haber

Apartmanlar Komşuluk Bağlarını Kopardı

Modern kent yaşamı ile birlikte, apartmanlarda ve yüksek binalarda yaşayan insanların sayısının artması, anonimleşme ve sosyal izolasyon gibi olguların komşuluk ilişkilerini yüzeysel hale getirdiğini ifade eden Sosyolog Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar artık komşularını tanımamakta ve karşılıklı etkileşimde bulunmamaktadır. Türkiye genelinde yapılan geniş çaplı bir araştırma, Türk halkının yüzde 63,3'ünün komşuluk ilişkilerinin eskisi kadar güçlü olmadığını, yüzde 31,2'sinin ise bu ilişkilerin tamamen sona erdiğini düşündüğünü ortaya koymuştur.” dedi. Türk toplumunda, hatta metropollerde bile, sıcak ve dayanışmacı komşuluk ilişkilerini sürdürenlerin hala var olduğunu dile getiren Prof. Dr. Süleymanlı, “Özellikle mahalle kültürünün güçlü olduğu yerlerde veya küçük apartmanlarda, insanlar arasında güven ve yardımlaşma hala önemli bir yer tutuyor.” diye konuştu. Komşuluk ilişkilerinin, toplumsal dayanışmanın temeli olan önemli bir sosyal olgu olduğunu belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Sosyal izolasyonun arttığı günümüzde, komşuluk ilişkileri yalnızlıkla başa çıkmak adına önemli bir araç olabilir.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, 17 Kasım Dünya Komşular Günü dolayısıyla komşuluk kavramının sosyolojik boyutlarını ve modern kent yaşamının bu ilişkiler üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Komşuluk, sosyal bir yakınlık Komşuluğun, sosyolojik açıdan insanların yaşadıkları çevrede birbirleriyle kurdukları sosyal ilişkileri ifade ettiğini dile getiren Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Bu ilişkiler, duygusal destek, yardımlaşma, güven ve karşılıklı sorumluluk gibi unsurlarla şekillenir. Komşuluk, yalnızca coğrafi bir yakınlık değil, aynı zamanda sosyal, kültürel ve psikolojik bağların oluşturduğu bir kavramdır. İnsanlar, genellikle benzer yaşam biçimleri, değerler ve ihtiyaçlar etrafında bir araya gelirler ve bu, komşuluk ilişkilerinin temellerini oluşturur.” dedi. Geleneksel toplumlarda komşuluk kritik rol oynuyordu Geleneksel toplumlarda komşuluğun, güçlü bir sosyal ağ oluşturduğunu ve toplumsal bağların pekişmesinde önemli bir rol oynadığını kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar, komşularıyla sürekli etkileşimde bulunur, karşılıklı yardımlaşır ve güvenlik konusunda birbirlerine destek olurlardı. Komşuluk ilişkileri, aynı zamanda psikolojik destek sağlamak ve aidiyet duygusu açısından da büyük bir işlev görürdü. Bu tür ilişkiler, toplumsal uyumun sağlanmasında da kritik bir rol oynardı.” diye anlattı. Şehirlerde komşuluk bağları zayıflıyor Ancak modern kent yaşamı ile birlikte, apartmanlarda ve yüksek binalarda yaşayan insanların sayısının artması, anonimleşme ve sosyal izolasyon gibi olguların komşuluk ilişkilerini yüzeysel hale getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, şöyle devam etti: “İnsanlar artık komşularını tanımamakta ve karşılıklı etkileşimde bulunmamaktadır. 2024 yılında Areda Survey'in Türkiye genelinde yaptığı geniş çaplı bir araştırma, Türk halkının yüzde 63,3'ünün komşuluk ilişkilerinin eskisi kadar güçlü olmadığını, yüzde 31,2'sinin ise bu ilişkilerin tamamen sona erdiğini düşündüğünü ortaya koymuştur. AVM kültürü esnaf komşuluğunu da dönüştürdü Çarşıda ve esnaf komşuluklarında da benzer bir dönüşüm yaşanmıştır. Eskiden mahalle ve çarşı esnafı, sıkı sosyal bağlar kurarak alışveriş ve karşılıklı yardımlaşma ilişkilerini güçlendirirdi. Ancak günümüzde işyerlerinin anonimleşmesi, alışveriş merkezlerinin (AVM) yaygınlaşması ve müşteri ilişkilerinin daha işlevsel hale gelmesiyle birlikte, esnaf komşulukları da daha yüzeysel ve çıkar odaklı bir hale dönüşmüştür.” Şehirleşme ve bireyselleşme, komşuluk ilişkilerinde dönüşüm yarattı Şehirleşme ve bireyselleşmenin, komşuluk ilişkilerinde belirgin bir dönüşümü beraberinde getirdiğini söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Şehirleşme, insanları fiziksel olarak birbirinden uzaklaştırmış, yüksek katlı binalarda yaşayanlar arasında komşuluk bağları zayıflamıştır. Ayrıca, bireyselleşme eğilimleri, kişisel alanın ve mahremiyetin artmasına neden olmuş, komşularla etkileşimde bulunma isteği azalmıştır. Bu bağlamda, komşuluk gürültüsü gibi sorunlar, komşuluk ilişkilerini olumsuz yönde etkileyerek komşuların birbirlerinden uzaklaşmasına neden olmaktadır. Zamanla, bu tutumlar komşuları daha izole bir yaşantıya sürükler ve sosyal bağların giderek zayıflamasına yol açar. Yalnızlık ve güven kaybı, sadece Batı toplumlarına ait bir sorun olmaktan çıkmış, küresel bir problem haline gelmiştir.” diye konuştu. Komşularla artık yalnızca ihtiyaç duyulduğunda iletişim kuruluyor Apartman kültürü ve site yaşamının, fiziksel yakınlık sağlasa da sosyal etkileşimi azalttığını kaydeden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar daha çok kendi özel alanlarına çekildi ve komşularla yalnızca ihtiyaç duyduklarında iletişim kurmaya başladı. Bu durum, geleneksel komşuluk bağlarının zayıflamasına yol açtı. Eskiden mahallelerde yaygın olan sıcak, samimi ilişkiler ve yardımlaşma, apartmanlarda daha yüzeysel hale geldi. Özellikle site yaşamındaki ortak alanlar (park, otopark, sosyal tesisler), insanların bir araya gelmesini sağlamayı hedeflese de bu alanlarda bile ilişkiler yüzeysel kaldı. Ayrıca, dijitalleşme süreci, komşulukları daha bağımsız ve geçici hale getirdi; geleneksel sıcak ilişkilerin yerini ise daha sanal ve mesafeli bağlar aldı.” şeklinde konuştu. Komşular arasında dayanışma duygusu azaldı Geleneksel anlamda "komşu komşunun külüne muhtaçtır" sözünün, komşuluk ilişkilerinin ne denli yakın ve önemli olduğunu vurguladığını ifade eden Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar, zor zamanlarında birbirlerine maddi ya da manevi anlamda yardımcı olurdu ve bu anlayış, sosyal dayanışmanın ve karşılıklı güvenin temelini oluşturuyordu. Ancak günümüzde bu anlayış giderek zayıflamış durumda. Özellikle büyük şehirlerde, bireyselleşme ve kişisel alanın ön plana çıkmasıyla birlikte, ‘komşunun külüne muhtaç olmak’ gibi bir dayanışma anlayışı daha nadir görülüyor. Komşuluk ilişkileri, genellikle yalnızca ihtiyaç anlarında şekillenmeye başlamış, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma duygusu ise giderek azalmıştır.” dedi. Büyük şehirlerde komşuluk ilişkilerinin bazen sosyal statüyle de ilişkilendirilmeye başlandığını söyleyen Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Yüksek gelir gruplarının yaşadığı yerlerde, komşular arasındaki ilişkiler daha yüzeysel ve rekabetçi hale gelebiliyor. Bu durum, komşuluğun geleneksel anlamda ‘yardımlaşma’ ve ‘paylaşma’dan ziyade, ‘toplumsal görünürlük’ ve ‘sosyal statü’ üzerinden şekillenmesine neden olabiliyor.” ifadesinde bulundu. Komşuluk ilişkilerini sürdürenler hala var Türk toplumunda, hatta metropollerde bile, sıcak ve dayanışmacı komşuluk ilişkilerini sürdürenlerin hala var olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “Özellikle mahalle kültürünün güçlü olduğu yerlerde veya küçük apartmanlarda, insanlar arasında güven ve yardımlaşma hala önemli bir yer tutuyor.” dedi. Çat kapı misafirlik anlayışı tamamen kayboldu Modern yaşamda mahremiyetin giderek daha değerli hale geldiğini ve bunun, komşuluk ilişkilerine yansıdığını anlatan Prof. Dr. Ebulfez Süleymanlı, “İnsanlar, özel hayatlarına daha fazla saygı gösterilmesini istemekte ve bu yüzden komşularıyla daha az etkileşimde bulunmayı tercih etmektedirler. Mahremiyetin artan önemi, komşuluk mesafelerini genişletmiş ve insanlar arasında daha çekingen, yüzeysel ilişkiler oluşmuştur. Çat kapı misafirlik anlayışı da neredeyse tamamen kaybolmuştur. Eskiden komşular birbirlerine rahatlıkla misafir olabiliyorken, günümüzde izinsiz ziyaretler genellikle hoş karşılanmamaktadır.” diye konuştu. WhatsApp komşu grupları istenmeyen gerginliklere de neden oluyor Dijital çağ, komşuluk kavramını sanal ortamda yeniden şekillendirildiğini de ifade eden Prof. Dr. Süleymanlı, “WhatsApp grupları, sosyal medya ve çevrim içi forumlar, komşuların sadece bilgi paylaşımında bulunmalarını değil, aynı zamanda güvenlik sorunları ya da acil durumlar gibi durumlarda ortak çözümler üretmelerini sağlıyor. Bu sayede fiziksel olarak bir araya gelmeden de etkileşimde bulunulabiliyor. Yine de tüm bu kolaylıklara rağmen sanal komşuluklar, geleneksel ilişkilerin sıcaklığını ve samimiyetini yansıtamıyor. Bu dönüşüm, komşuluk ilişkilerinin daha yüzeysel ve dayanışmanın daha zayıf olmasına yol açıyor. Ayrıca dijital etkileşimler bazen yanlış anlaşılmalara veya gerginliklere de yol açabiliyor. Bir bilgi paylaşımı ya da yorum, komşular arasında istenmeyen gerginliklere de neden olabiliyor.” ifadesinde bulundu. Yalnız yaşayan yaşlılar veya çocuklu aileler için komşuluk hala önemli Komşuluk ilişkilerinin, toplumsal dayanışmanın temeli olan önemli bir sosyal olgu olduğunu belirten Prof. Dr. Süleymanlı, “Ancak modern toplumun dinamikleri, şehirleşme, bireyselleşme ve dijitalleşme gibi faktörler bu bağları zayıflatmış, yerine daha izole bir yaşam tarzı getirmiştir. Komşuluk ilişkilerinin yeniden güçlendirilmesi için yüz yüze etkileşimin teşvik edilmesi büyük önem taşır. Sosyal izolasyonun arttığı günümüzde, komşuluk ilişkileri yalnızlıkla başa çıkmak adına önemli bir araç olabilir. Basit bir selam bile bu ilişkileri güçlendiren etkili bir adım olabilir. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılar veya çocuklu aileler için komşular arasında sıcak bir selam bile hayati önem taşır. Bu açıdan, Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın ‘Komşuluk ilişkisi toplumu ayakta tutar’ sözü, yalnızlık ve güvensizlik gibi toplumsal sorunların önüne geçmek adına daha da anlam kazanıyor.” şeklinde sözlerini tamamladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.