Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Değişikliği

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Iklim Değişikliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Değişikliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Konya Kapalı Havzası’nda obruk sayısı 740’ı aştı Haber

Konya Kapalı Havzası’nda obruk sayısı 740’ı aştı

Konya Ovası’nda yıllardır devam eden obruk oluşumlarına ilişkin çalışmalar sürerken, Konya Kapalı Havzası’nda tespit edilen obruk sayısının 740’ın üzerine çıktığı bildirildi. Konya Teknik Üniversitesi Obruk Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Fetullah Arık, özellikle Konya ve Karapınar çevresindeki artışa dikkat çekti. Karapınar’da sayı 600’e yaklaştı Envanter çalışmalarına göre havzada yaklaşık 700 obruk Konya’da, 25-30 obruk Karaman’da, 8-10 obruk ise Aksaray’da bulunuyor. Arık, 2020’de Karapınar çevresinde yaklaşık 500 obruk tespit edildiğini, bugün bu sayının 600 civarına yükseldiğini belirtti. AFAD’ın Konya, Karaman ve Aksaray için duyarlılık çalışmalarını sürdürdüğü, Konya’ya yönelik tehlike haritasının hazırlanmasının da devam ettiği aktarıldı. Yer altı suyu kullanımı önemli etken Prof. Dr. Arık’a göre obrukların oluşumunda temel olarak jeolojik yapı ve suyun hareketi etkili. Çözünebilen kayaçların bulunduğu bölgelerde suyun etkisiyle yer altında oluşan boşluklar zamanla büyüyebiliyor ve mağara tavanlarının çökmesiyle obruklar meydana geliyor. Bunun yanında yer altı su seviyesindeki değişimler de önemli bir faktör. Kuraklık, iklim değişikliği ve tarımsal amaçlı aşırı yer altı suyu kullanımı, bölgedeki su seviyelerinin değişmesine neden olarak obruk oluşum riskini artırabiliyor. Deprem-obruk ilişkisi henüz kesin değil Arık, fayların hem yer altı suyunun hareketini kolaylaştırabildiğini hem de faylara bağlı depremlerin bazı çökmeleri tetikleyebildiğini belirtti. Ancak obrukların ne zaman oluştuğuna ilişkin düzenli ve kesin kayıtların bulunmaması nedeniyle deprem ile obruk oluşumu arasındaki ilişkinin bilimsel olarak net biçimde ortaya konulabilmesi için daha fazla veriye ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Özetle: Konya Kapalı Havzası'nda obrukların sayısı artmaya devam ediyor. Uzmanlar, doğal jeolojik koşulların yanı sıra özellikle yer altı suyunun aşırı kullanımı ve su seviyelerindeki değişimlerin risk açısından yakından izlenmesi gerektiğine dikkat çekiyor.

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'dan orman yangınları ve tarım politikalarına eleştiri Haber

CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal'dan orman yangınları ve tarım politikalarına eleştiri

CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı'nın artan yangın riskine karşı "En büyük gücümüz vatandaşlarımızın duyarlılığı ile yangın çıkmasını önlemektir" açıklamasını değerlendirdi. Vatandaşların sorumluluk bilinciyle hareket etmesinin önemli olduğunu belirten Sarıbal, ancak orman yangınlarıyla mücadelede asıl yükün kamu kurumlarının hazırlık ve önleyici çalışmalarında olduğunu ifade etti. Sarıbal, iklim değişikliği, yüksek sıcaklıklar, kuraklık, düşük nem ve rüzgâr gibi doğal faktörlerin yangın riskini artırdığını belirterek, enerji nakil hatları, yol kenarlarındaki yanıcı maddeler, orman alanlarındaki ticari faaliyetler ve önleyici ormancılık çalışmalarının da dikkate alınması gerektiğini söyledi. "2025'TE 81 BİN HEKTARDAN FAZLA ORMAN ALANI ZARAR GÖRDÜ" Orman Genel Müdürlüğü verilerine göre 2025 yılında Türkiye genelinde 3 bin 224 orman yangını çıktığını ve 81 bin 473 hektar orman alanının zarar gördüğünü belirten Sarıbal, yangınların 1.012'sinin çıkış nedeninin tespit edilemediğine dikkat çekti. Sarıbal, "3 bin 224 orman yangınının 1.012'sinin sebebi belli değil. Orman yangınlarının neden çıktığını bile tespit edemiyoruz" ifadelerini kullandı. Ormancılık Politikası Uzmanı Prof. Dr. Erdoğan Atmış'ın hesaplamalarına göre 2010-2019 döneminde yıllık ortalama 7 bin hektar olan yanan orman alanının, 2020-2025 döneminde yaklaşık 49 bin hektara yükseldiğini aktaran Sarıbal, yıllık ortalama kaybın yaklaşık 7 kat arttığını söyledi. "12,5 MİLYON HEKTARLIK ALAN YÜKSEK YANGIN RİSKİ ALTINDA" Türkiye Ormancılar Derneğinin değerlendirmelerine göre yaklaşık 12,5 milyon hektarlık alanın yangına hassas bölgelerde bulunduğunu belirten Sarıbal, özellikle Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde yangın öncesi hazırlıkların artırılması gerektiğini ifade etti. Yangınların yalnızca çıktıktan sonra söndürülmeye çalışılmasının yeterli olmadığını söyleyen Sarıbal, "Yangınlar bir sonuçtur. Önemli olan, yangınlar çıkmadan önce gerekli çaba ve çalışmaları yapabilmektir" dedi. Enerji nakil hatlarından kaynaklanan yangınların toplam yangın sayısında sınırlı bir paya sahip olmasına rağmen yanan alanların yaklaşık dörtte birini oluşturduğunu belirten Sarıbal, kritik enerji hatlarının bakım ve denetimlerinin daha sık yapılması gerektiğini söyledi. Orman alanlarında madencilik, enerji, turizm ve benzeri faaliyetler için verilen izinlere de değinen Sarıbal, yaklaşık 900 bin hektarlık orman alanının çeşitli ticari faaliyetlere konu edildiğini savundu. Sarıbal, orman girişlerinin sınırlandırıldığı dönemlerde ticari faaliyetlerin devam etmesini eleştirerek, ormanların korunmasında daha dengeli bir yaklaşım gerektiğini ifade etti. "ORMAN İŞÇİLERİ GEÇİCİ İSTİHDAMLA ÇALIŞTIRILMAMALI" Yangınlarla mücadelede görev yapan orman işçilerinin önemine dikkat çeken Sarıbal, hava araçlarının tek başına yeterli olmadığını, yangının sahada mücadele eden ekiplerle kontrol altına alındığını söyledi. Orman işçilerinin kadrolu, eğitimli ve deneyimli personelden oluşması gerektiğini belirten Sarıbal, çalışma koşulları ve kişisel koruyucu ekipmanların güçlendirilmesi çağrısında bulundu. CHP'li Sarıbal, açıklamasında tarım politikalarına ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Girdi maliyetlerindeki artışın üreticiyi zorladığını belirten Sarıbal, ithalata dayalı politikaların yerli üretimi olumsuz etkilediğini savundu. 2026 yılının ilk altı ayına ilişkin ithalat verilerine değinen Sarıbal, buğday, mısır, yağlı tohum, küspe, canlı hayvan ve kırmızı et ithalatındaki artışların tarımsal üretimdeki sorunlara işaret ettiğini söyledi. Sarıbal, seçilmiş bitkisel ürünler ile canlı hayvan ve kırmızı et ithalatına yaklaşık 410 milyar lira karşılığı ödeme yapıldığını, çiftçiye ayrılan desteğin ise 168 milyar lira seviyesinde kaldığını ifade etti. Açıklamasında ekonomi politikalarını da eleştiren Sarıbal, tarımda sürdürülebilir üretim için çiftçinin desteklenmesi, yerli üretimin güçlendirilmesi ve kırsal kalkınmaya yönelik politikaların artırılması gerektiğini belirtti.

ESÇEVDER Başkanı Sadık Yurtman'dan Eskişehir'deki jeotermal projelerine tepki Haber

ESÇEVDER Başkanı Sadık Yurtman'dan Eskişehir'deki jeotermal projelerine tepki

Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER) Başkanı Sadık Yurtman, Eskişehir'in farklı ilçelerinde hayata geçirilmesi planlanan jeotermal enerji santrali (JES) ve jeotermal sondaj çalışmalarıyla ilgili yaptığı açıklamada, çevresel risklere vurgu yaparak projelerin bağımsız bilimsel raporlarla yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Yurtman; Mahmudiye ilçesi Fahriye Mahallesi ile Sarıcakaya ilçesine bağlı Düzköy, Laçin ve Beyköy mahallelerinde planlanan jeotermal enerji santrali projeleri için Eskişehir Valiliği Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından "ÇED Gerekli Değildir" kararının verildiğini hatırlattı. Öte yandan Odunpazarı ilçesinin Ağapınar ve Eşenkara mahallelerinde öngörülen jeotermal sondaj kuyuları için ÇED sürecinin halen devam ettiğini belirtti. Dernek olarak temel amaçlarının kamuoyunu projelerin doğurabileceği sonuçlar hakkında bilgilendirmek olduğunu kaydeden Yurtman, jeotermal enerji yatırımlarının "yeşil enerji" adı altında pazarlanmasına rağmen, denetimden uzak uygulamaların çevre üzerinde ağır tahribatlar yaratabileceğini savundu. "AYDIN'DAKİ ÖRNEKLER UYARI NİTELİĞİNDE" Açıklamada, bilhassa Aydın ve Büyük Menderes Havzası'ndaki jeotermal faaliyetlerin çevreye olan etkilerine işaret edilerek, hidrojen sülfür gazı salımları nedeniyle hava kalitesinin düştüğü, ağır metallerin su kaynaklarına karışmasının ise tarım arazileri ve halk sağlığı için risk teşkil ettiği ileri sürüldü. Jeotermal akışkanların gerekli önlemler alınmadan doğaya salınması durumunda bor, arsenik ve cıva gibi ağır metallerin su kaynaklarını kirletebileceğini öne süren Yurtman, bu durumun tarım topraklarında verim düşüşüne ve zamanla çoraklaşmaya yol açabileceğini ifade etti. Sondaj çalışmaları esnasında yaşanabilecek kontrolsüz kuyu püskürmelerinin de çevre için ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirten Yurtman, bu tür vakaların sıcak ve ağır metal içeren sıvıların tarım alanlarına yayılmasına sebep olabileceğini dile getirdi. Yer altı su kaynaklarının da sondaj kuyularındaki olası teknik aksaklıklar nedeniyle kirlenme tehlikesiyle karşı karşıya kalabileceğini savunan Yurtman, temiz içme suyu kaynaklarının korunmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "KÜMÜLATİF ETKİ DEĞERLENDİRMESİ YAPILMALI" Jeotermal tesislerden yükselen sıcak su buharının yerel iklim üzerinde etkiler yaratabileceğini öne süren Yurtman, artan nem oranının tarımsal hastalıkları tetikleyebileceğini ve bölgedeki ekosistemi olumsuz etkileyebileceğini söyledi. ESÇEVDER olarak tüm jeotermal projelerin sadece münferit olarak değil, bölgesel ve kümülatif etkileriyle bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Yurtman, bağımsız bilim insanları tarafından hazırlanacak raporların temel alınmasını talep etti. Yurtman, açıklamasını, "Doğanın geri dönüşü yoktur. Toprağımıza, suyumuza ve geleceğimize sahip çıkalım." çağrısıyla noktaladı.

Osmangazi Belediyesi kırsalda zirai ilaç ambalajlarının güvenli şekilde toplanmasını sağlayacak çevreci uygulamayı hayata geçirdi. Haber

Osmangazi Belediyesi kırsalda zirai ilaç ambalajlarının güvenli şekilde toplanmasını sağlayacak çevreci uygulamayı hayata geçirdi.

Osmangazi Belediyesi, doğanın korunması ve sürdürülebilir tarımsal üretimin desteklenmesi hedefiyle yürüttüğü çevreci çalışmalara bir yenisini ekledi. Belediye, kırsal mahallelerde zirai ilaç ambalajları ile kimyasal atıkların güvenli yöntemlerle toplanmasını amaçlayan zirai atık dönüşüm konteyneri projesini kararlılıkla sürdürüyor. Tarımsal faaliyetlerin yoğun olduğu kırsal bölgelerde, doğaya kontrolsüzce bırakılan zirai ilaç ambalajlarının yol açtığı çevre kirliliğini engellemek isteyen belediye, vatandaşların sıkça kullandığı tarımsal sulama ve ilaçlama su depolarının yanına özel dönüşüm konteynerleri yerleştiriyor. Bu kapsamda Osmangazi ilçesindeki 7 kırsal mahalleye konteynerler konumlandırılırken, önümüzdeki süreçte diğer kırsal mahallelerde de benzer dönüşüm noktaları oluşturulacak. Toplanan zirai ve ambalaj atıkları, belirli periyotlarla özel kıyafetli ekiplerce alınarak bertaraf edilecek. ÇEVRE KİRLİLİĞİ AZALTILACAK Toprak verimliliğini, su kaynaklarının temizliğini ve ekolojik dengenin korunmasını hedefleyen proje ile ilk etapta Gündoğdu, Çağlayan, Armutköy, Çeltik, Çukurca, Dereçavuş ve Ahmetbey mahallelerine zirai atık dönüşüm konteynerleri kuruldu. Bu konteynerler sayesinde tarımsal üretim sonrası ortaya çıkan ilaç kutuları ve kimyasal atıkların dere yataklarına, tarım alanlarına veya yol kenarlarına atılmasının önüne geçilecek; böylece hem çevre kirliliği önlenecek hem de insan sağlığına yönelik riskler minimize edilecek. Çiftçilerin kolayca erişebileceği noktalara kurulan sistemlerle çevre bilincinin artırılması, sıfır atık kültürünün yaygınlaşması ve çevreye duyarlı üretimin teşvik edilmesi amaçlanıyor. Osmangazi Belediyesi olarak zararlı zirai ambalajların düzenli toplanması için 7 farklı kırsal mahallenin stratejik noktalarına konteynerler yerleştirdiklerini belirten Osmangazi Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Rüveyşa Burça Sütçüoğlu, şunları kaydetti: “Tarımsal üretim hepimiz için hayati öneme sahip; ancak üretim sırasında kullanılan zirai atıkların ve ambalaj kutularındaki kalıntıların toprağa, yer altı ve yer üstü sularına karışmaması gerekiyor. Kurduğumuz konteynerler sayesinde düzenli bir depolama süreci sağlayacağız. Üreticilerimiz atıklarını bu noktalara getirecek, belediye olarak biz de bu atıkları düzenli şekilde toplayıp lisanslı bertaraf tesislerine ileteceğiz. Böylece tehlikeli atık sınıfındaki bu maddelerin mevzuata uygun şekilde yok edilmesini sağlayacağız. Bu atıkların rastgele dere kenarlarına bırakılmaması, gömülmemesi, yakılmaması ve evsel çöplerle karıştırılmaması büyük önem taşıyor. Aksi takdirde doğa, insan ve hayvan sağlığı tehlikeye girer. Erkan Aydın başkanımızın destekleriyle doğayı korumak, iklim değişikliğiyle mücadele etmek ve sıfır atık projelerini geliştirmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz.” “BAŞKANIMIZ ERKAN AYDIN’A TEŞEKKÜR EDİYORUZ” Uygulamanın mahalle sakinleri için çok değerli olduğunu ifade eden Çeltikköy Mahalle Muhtarı Cemal Kaymak, atıkların neden olduğu kirliliğin bu sayede önleneceğini belirtti. Geçimini tarımla sağlayan bir mahalle olduklarını vurgulayan Kaymak, “Tarım bizim için hayatiyete sahip, zirai ilaç ambalajları ise hepimiz için önemli bir sorundu. Osmangazi Belediye Başkanımız Erkan Aydın’a teşekkür ediyoruz. Burası yoğun kullanılan bir bölge. İlaçların sağa sola atılmasındansa bu şekilde planlı toplanması bizim için çok kıymetli. Atıkların çevreye saçılması ciddi bir kirlilik yaratıyordu, artık bu durum engellenmiş oldu.” dedi. Gündoğdu Mahallesi Muhtarı Savaş Özkan ise çevre korumanın önemine değinerek, “Burası tarımsal sulama ve ilaçlama su deposu olan bir nokta. Vatandaşlarımızın ilaç kutularını sıfır atık prensibiyle bırakabilmeleri için talebimiz üzerine zirai atık dönüşüm konteyneri getirildi. Belediyemiz bu atıkları periyodik olarak toplayacak. Bu hizmetlerinden dolayı Osmangazi Belediye Başkanımız Erkan Aydın'a çok teşekkür ediyorum. Tüm üretici vatandaşlarımızdan ricam, ilaç kutularını mutlaka bu konteynerlere atmalarıdır. Ekolojik dengeyi bozmayalım; çünkü bu atıklar suya, toprağa, havaya ve genel olarak doğaya ciddi zarar veriyor.” şeklinde konuştu. Doğaya duyarlı belediyecilik vizyonuyla hareket eden Osmangazi Belediyesi, çevreci uygulamalarıyla kırsal üretimi desteklemeye ve gelecek nesillere daha temiz, yaşanabilir bir çevre bırakmak için çalışmalarına devam ediyor.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı: Ülkemiz genelinde 138’i orman dışında olmak üzere 218 yangına müdahale edildi. Haber

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı: Ülkemiz genelinde 138’i orman dışında olmak üzere 218 yangına müdahale edildi.

Açılış törenine katılan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, hem yeni tesisin önemine dikkat çekti hem de Türkiye'nin orman yangınlarıyla mücadelesine ilişkin güncel verileri kamuoyuyla paylaştı. Bakan Yumaklı, yangınlarda en kritik unsurun erken müdahale olduğunu vurgulayarak, hedeflerinin Türkiye genelindeki ortalama müdahale süresini 11 dakikadan 10 dakikaya düşürmek olduğunu açıkladı. "Bir dakika bile binlerce hektarı kurtarabilir" Konuşmasında yangınlarda geçen her saniyenin büyük önem taşıdığına dikkat çeken Bakan Yumaklı, ilk müdahale ekiplerinin sahadaki başarısının yangının büyümesini önlediğini belirtti. Yumaklı, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bugün yangınlara ortalama 11 dakikada müdahale ediyoruz. Bunu 10 dakikaya indirebilmek bile çok büyük bir kazanım anlamına geliyor. Belki dışarıdan bakıldığında bir dakika önemsiz gibi görülebilir ancak yangınla mücadelede o bir dakika, binlerce ağacın, doğal yaşamın ve yerleşim alanlarının kurtarılması anlamına gelebilir." Bakan, açılışı yapılan yeni müdahale merkezinin de bu hedef doğrultusunda önemli katkı sağlayacağını ifade etti. Son 3 günde 218 yangına müdahale edildi Türkiye'nin birçok bölgesinde etkili olan sıcak hava dalgası ve kuvvetli rüzgarlar nedeniyle son günlerde yangın riskinin ciddi şekilde arttığını belirten Yumaklı, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile AFAD'ın günler öncesinden vatandaşları uyardığını hatırlattı. Paylaşılan verilere göre; Son 3 günde Türkiye genelinde 218 yangın çıktı. Bunların 138'i orman dışı alanlarda meydana geldi. 213 yangın tamamen kontrol altına alındı. Halen 5 bölgede çalışmalar sürüyor. Bakan Yumaklı, devam eden yangınların büyük bölümünde riskin önemli ölçüde azaldığını belirterek şu bilgileri verdi: "Balıkesir Gömeç, Antalya Alanya ve Mersin Gülnar başta olmak üzere devam eden yangınlarda büyük ölçüde kontrol sağlandı. Şu anda yalnızca doğal süreç gereği devam eden küçük tütmeler bulunuyor. Genel anlamda ciddi bir risk görünmüyor." Türkiye'nin yangın müdahale ağı büyüyor Orman Genel Müdürlüğü son yıllarda özellikle ilk müdahale kapasitesini artırmaya yönelik yatırımlarını hızlandırdı. Bakan Yumaklı'nın verdiği bilgilere göre Türkiye genelinde: 1.600 ilk müdahale noktası 882 orman yangınları ilk müdahale ekip binası Binlerce personel Kara ve hava araçlarından oluşan geniş bir filo aktif olarak görev yapıyor. Bu yaygın ağ sayesinde ekiplerin yangın ihbarı almasının ardından olay yerine ulaşma süresi her geçen yıl daha da kısalıyor. Uzmanlara göre yangınların ilk 10-15 dakika içerisinde kontrol altına alınması, büyük felaketlerin önüne geçilmesinde belirleyici rol oynuyor. Yeni merkez üç ile aynı anda hizmet verecek Takmak mevkiinde açılan yeni tesis yalnızca Eskişehir'e değil, aynı zamanda Kütahya ve Bilecik illerine de hizmet verecek stratejik bir noktada bulunuyor. Bu sayede olası yangınlarda ekiplerin olay yerine daha kısa sürede ulaşması hedefleniyor. Yetkililer, bölgenin özellikle yaz aylarında yüksek risk taşıyan ormanlık alanlara yakın olması nedeniyle merkezin önemli bir görev üstleneceğini belirtiyor. İklim değişikliği yangın riskini artırıyor Uzmanlar, son yıllarda artan sıcaklıklar, kuraklık ve düzensiz yağış rejiminin Türkiye'de orman yangını sezonunu uzattığına dikkat çekiyor. Özellikle düşük nem oranı ve kuvvetli rüzgarın aynı anda görüldüğü günlerde küçük bir kıvılcımın bile kısa sürede büyük yangınlara dönüşebildiği belirtiliyor. Bu nedenle yalnızca söndürme kapasitesinin artırılması değil, vatandaşların da daha dikkatli davranması büyük önem taşıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı, yaz boyunca özellikle ormanlık alanlarda ateş yakılmaması, sigara izmaritlerinin doğaya atılmaması, anız yakılmaması ve kaynak gibi kıvılcım oluşturabilecek çalışmaların gerekli tedbirler alınmadan yapılmaması konusunda uyarılarını sürdürüyor. Erken müdahale, büyük felaketleri önlüyor Son yıllarda yapılan yatırımlar sayesinde Türkiye'nin yangınla mücadele altyapısı önemli ölçüde güçlendirilirken, erken müdahale sistemleri de geliştiriliyor. Yeni ilk müdahale ekip binaları, hava araçlarının koordinasyonu, teknolojik takip sistemleri ve eğitimli personel sayesinde yangınların büyümeden kontrol altına alınması hedefleniyor. Yetkililer, özellikle yaz sezonunun en sıcak dönemine girildiği bu günlerde vatandaşların yapacağı küçük ihmallerin büyük felaketlere yol açabileceğini hatırlatarak, herkesin orman yangınlarına karşı azami hassasiyet göstermesi çağrısında bulunuyor.

Avrupa'da Orman Yangını Felaketi Büyüyor: Türkiye İspanya'ya Destek Gönderdi Haber

Avrupa'da Orman Yangını Felaketi Büyüyor: Türkiye İspanya'ya Destek Gönderdi

Avrupa'nın güneybatısında günlerdir etkisini sürdüren büyük orman yangınları, İspanya ve Fransa'da geniş alanları küle çevirirken yüz binlerce kişinin tahliye edilmesine neden oldu. Şiddetli rüzgar ve yüksek sıcaklıkların etkisiyle hızla yayılan alevler, yerleşim yerleri ile kritik ulaşım hatlarını tehdit ederken, iki ülkede tahliye edilenlerin sayısı yaklaşık 310 bine ulaştı. Yangınlarla mücadelede uluslararası dayanışma da devreye girerken, Türkiye, İspanya'nın yardım talebine iki yangın söndürme uçağı göndererek destek verdi. Türkiye'den İspanya'ya Yangın Söndürme Desteği Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, İspanya'nın resmi yardım talebi üzerine iki yangın söndürme uçağının bölgeye sevk edildiğini açıkladı. Yumaklı, yaptığı değerlendirmede ormanların yalnızca ülkelerin değil, tüm insanlığın ortak mirası olduğunu vurgulayarak, Türkiye'nin geçmişte olduğu gibi bugün de ihtiyaç duyan dost ülkelerin yanında olmaya devam ettiğini belirtti. Bakan Yumaklı, uluslararası dayanışmanın doğal afetlerle mücadelede büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, yangınların en kısa sürede kontrol altına alınmasını temenni etti. Fransa'da Son Yılların En Büyük Yangını Fransa'nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde etkili olan yangınlar, ülke tarihinin en büyük doğal afetlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bordeaux kenti çevresinde 42 bin hektardan fazla alanın kül olduğu belirtilirken, yetkililer bunun 1949 yılından bu yana yaşanan en büyük orman yangını olduğunu ifade ediyor. Yangının yerleşim alanlarına yaklaşması nedeniyle 220 binden fazla kişi güvenli bölgelere tahliye edildi. Alevlerin ulaşım ağlarını tehdit etmesi üzerine Bordeaux çevresindeki otoyollar ve demiryolu hatları da geçici olarak ulaşıma kapatıldı. Fransa hükümeti, yangın söndürme çalışmalarına destek vermek ve boşaltılan bölgelerde güvenliği sağlamak amacıyla 1.500 askeri bölgeye sevk etti. Ayrıca yangınların sosyal yaşam üzerindeki etkisi nedeniyle Fransa Bisiklet Turu'nun son etabının rotasında değişikliğe gidildi. Öte yandan Gironde Cumhuriyet Savcılığı, yangın bölgesinde havai fişek patlattıkları iddiasıyla üç kişiyi gözaltına aldı. Olayın yangınların çıkışıyla bağlantısı olup olmadığına ilişkin soruşturma devam ediyor. İspanya'da Binlerce Kişi Evlerini Terk Etti İspanya'da ise yangınlar özellikle Madrid'in batısı ile Toledo çevresinde etkisini artırdı. Alevlerin yerleşim yerlerine yaklaşması üzerine Toledo yakınlarındaki sekiz belediye tamamen tahliye edildi. Ülke genelinde evlerinden ayrılmak zorunda kalanların sayısı 60 bini aşarken, Valencia bölgesinde alevlerin arasında kalan bir kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. İtfaiye ekipleri ve acil durum görevlileri, yangınların yeni yerleşim alanlarına ulaşmasını önlemek için yoğun mücadele yürütüyor. En Üst Düzey Alarm Devam Ediyor Meteoroloji uzmanları, sıcak hava dalgası ve kuvvetli rüzgarların önümüzdeki günlerde de etkisini sürdüreceğini belirtiyor. Bu nedenle hem Fransa hem de İspanya'da en üst seviyedeki yangın alarmı yürürlükte kalmaya devam ediyor. Fransız yetkililer, yangınla mücadelenin uzun sürebileceğini belirterek önümüzdeki saatlerin kritik önem taşıdığı uyarısında bulundu. Uluslararası ekiplerin desteğiyle sürdürülen çalışmaların temel hedefi ise alevlerin yeni yerleşim yerlerine ulaşmasını engellemek ve can kayıplarının önüne geçmek. Avrupa'nın güneybatısında devam eden yangınlar, iklim değişikliği, uzun süreli kuraklık ve aşırı sıcaklıkların orman yangınları üzerindeki etkisini bir kez daha gündeme getirirken, bölgedeki gelişmeler uluslararası kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Yetkililer, vatandaşlara tahliye çağrılarına uymaları ve riskli bölgelere yaklaşmamaları konusunda uyarılarını sürdürüyor.

İnegöl'den iklim krizi çağrısı: Sorumluluk hepimizin Haber

İnegöl'den iklim krizi çağrısı: Sorumluluk hepimizin

Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği tarafından düzenlenen COP İnegöl İklim Değişikliği Yerel Taraflar Konferansı, Bursa'nın İnegöl ilçesinde gerçekleştirildi. Programa Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay'ın yanı sıra İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, İnegöl Kaymakamı Ayhan Akpay, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Türkiye Temsilcisi, Azerbaycan ve Gürcistan Ülke Direktörü Mariam A. Khan, belediye başkanları, kurum müdürleri, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, akademisyenler ve uzmanlar katıldı. Konferansta, iklim kriziyle mücadele, yeşil dönüşüm ve sağlıklı kentler hedefi doğrultusunda yerel yönetimlerin üstleneceği rol ele alındı. Konferansın açılış konuşmasını yapan Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir'de hayata geçirilen çalışmalardan örnekler paylaşarak, başta sanayi ve tarım olmak üzere tüm sektörlerde iklim kriziyle mücadele konusunda toplumsal bilincin artırılması gerektiğini vurguladı. “İŞİN CİDDİYETİ SONRADAN ANLAŞILDI” İklim krizinin uzun yıllardır gündemde olduğuna dikkat çeken Başkan Dr. Cemil Tugay, kamu kurumları ve ilgili tüm paydaşların ortak bir anlayışla hareket etmesi gerektiğini belirtti. Dünyanın 1970'li yıllardan itibaren iklim değişikliğinin etkilerini hissetmeye başladığını ifade eden Başkan Tugay, “Kuraklık, orman yangınları, düzensiz yağışlar ve tarımsal üretimde yaşanan sorunlar iklim krizinin sonuçlarıdır. Dünya başlangıçta bu tehdidin büyüklüğünü yeterince kavrayamadı, ancak zamanla işin ciddiyeti anlaşıldı” dedi. İklim krizinin temel nedeninin Sanayi Devrimi'yle birlikte artan fosil yakıt kullanımı olduğunu vurgulayan Tugay, sanayileşmenin yaşam standartlarını yükseltirken aynı zamanda karbon emisyonlarını artırdığını belirterek, bu gerçeğin çok geç fark edildiğini söyledi. “Dünya bir bütün, sonuçları herkesi etkiler” İklim krizine karşı ortak hareket edilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Dr. Cemil Tugay, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği olarak yerel COP toplantılarının ülke genelinde yaygınlaştırılmasını hedeflediklerini söyledi. Her kentin kendine özgü sorunları ve ihtiyaçları bulunduğunu belirten Tugay, bu nedenle yerel eylem planlarının hazırlanmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. İklim krizine karşı toplumsal bilincin artırılması gerektiğini dile getiren Tugay, “Dünya bir bütün. Sadece Avrupa'nın önlem alması yeterli değil. İklim kriziyle tüm dünyanın etkin mücadele etmesi gerekiyor. En fazla karbon salımına neden olan ülkeler daha büyük sorumluluk taşıyor. Türkiye'nin payı daha düşük olsa da bu mücadelede herkesin üzerine düşeni yapması şart. Yeterli önlem alınmazsa iklim krizinin sonuçları tüm dünyayı etkileyecek” diye konuştu. İZMİR'DEKİ İKİNCİ EL PAZARLARI ÖRNEĞİ İklim krizinin çözümünde bireysel sorumluluğun önemine dikkat çeken Başkan Dr. Cemil Tugay, “Hiç kimsenin; ‘ben sorumlu değilim’, ‘bana ne’ deme lüksü olmamalı. Herkesin günlük yaşamında yapacağı küçük değişiklikler büyük fark yaratır” dedi. Enerji verimliliğinin karbon salımını azaltmada önemli bir araç olduğunu belirten Tugay, elektrik tüketiminin basit önlemlerle önemli ölçüde azaltılabileceğini ifade etti. Doğanın, bitkilerin ve tüm canlıların sağlığının insan yaşamıyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayan Tugay, bu bilincin toplumun tamamına anlatılması gerektiğini kaydetti. İzmir'de düzenlenen ikinci el pazarlarını örnek gösteren Tugay, kullanılmayan eşyaların yeniden ekonomiye kazandırılmasının hem israfı önlediğini hem de sürdürülebilir tüketime katkı sağladığını belirterek, “Evlerde kullanılmayan eşyaları ihtiyaç sahipleriyle buluşturuyoruz. Böylece hem ekonomik bir döngü oluşuyor hem de gereksiz tüketimin önüne geçiliyor” dedi. SANAYİDE ENERJİ, TARIMDA SU VE ULAŞIMDA DÜŞÜK KARBON VURGUSU Sanayi, tarım ve ulaşımda sürdürülebilir uygulamaların yaygınlaştırılması gerektiğini belirten Başkan Dr. Cemil Tugay, akıllı sayaçlar, modern sulama teknikleri, daha az su tüketen bitki türlerinin tercih edilmesi ve bilinçli hayvancılık uygulamaları üzerinde çalıştıklarını söyledi. Sanayide enerji tüketiminin, tarımda su kullanımının azaltılmasının ve şehirlerde düşük karbon salımlı araçlarla toplu taşımanın yaygınlaştırılmasının iklim kriziyle mücadelede önemli adımlar olduğunu vurguladı. “HİÇBİR KURUMUN TEK SORUMLULUĞU DEĞİLDİR” İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban ise, güçlü iş birliklerine duyulan ihtiyaca vurgu yaptığı konuşmasında, “Şehirlerimizin iklim yolculuğuna birlikte yön vermek ve yerel yönetimlerin bu süreçteki sorumluluğunu konuşmak üzere buluştuk. İklim değişikliği artık geleceğin konusu değil bugünün gerçeğidir. Yaşadığımız kuraklıklar, orman yangınları, seller, azalan su kaynakları bize bu gerçeği her gün hatırlatıyor. İklim değişikliği yalnızca çevresel bir mesele değil ekonomik, sosyal ve kalkınma meselesidir. Hiçbir kurumun tek başına omuzlayacağı bir sorumluluk değildir” ifadelerini kullandı. ORTAK AKIL VURGUSU İnegöl Kaymakamı Ayhan Akpay da, “Şehirlerin geleceği ancak ortak akılla şekillenir. Merkezi idarenin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve özel sektörün aynı hedef doğrultusunda hareket etmesi daha yaşanabilir, daha dirençli ve daha sağlıklı şehirlerin inşasının temel şartıdır. İnanıyorum ki bugünkü oturumlarda ortaya konacak fikirler ve yapılacak değerlendirmeler ülkemizin sürdürülebilir şehircilik anlayışına önemli katkı sağlayacaktır” dedi.

Dünyada hava kirliliğinn en yoğun olduğu ülkelerinin listesi Haber

Dünyada hava kirliliğinn en yoğun olduğu ülkelerinin listesi

Rapor ayrıca, süregelen sağlık risklerine, ortaya çıkan bölgesel eğilimlere ve dünyanın hava kalitesi izleme sistemlerindeki önemli eksikliklere de dikkat çekiyor. Veriler, 143 ülke ve bölgedeki 9.400'den fazla şehirden derlenmiştir; bu, bir önceki yıla göre 12 ülke artışı anlamına gelmektedir ve bunlardan 7'si ilk kez listeye dahil edilmiştir. Yıllık karşılaştırmaya göre, 54 ülkede PM2.5 seviyelerinde artış, 75 ülkede azalma kaydedilmiş ve 2 ülkede ise değişiklik olmamıştır. 2025 yılı için şehirlere göre PM2.5 konsantrasyonlarını gösteren harita. Kaynak: IQAir Dünya genelindeki şehirlerin yalnızca %14'ü, DSÖ'nün PM2.5 ince partikül madde konsantrasyonu kılavuzunda belirtilen (5 µg/m³) güvenli eşiği karşılıyor; bu oran 2024'te %17 idi. 143 ülke ve bölgenin 130'u bu güvenli eşiği aşıyor. En kirli ülkeler listesinde Pakistan (67,3 µg/m³), Bangladeş, Tacikistan, Çad ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti yer alıyor. Kentsel düzeyde ise Loni (Hindistan) dünyanın en yüksek kirlilik seviyelerini kaydederken, Nieuwoudtville (Güney Afrika) en temiz şehir oldu. Dikkat çekici bir şekilde, dünyanın en kirli 25 şehrinin tamamı Hindistan, Pakistan ve Çin'de yoğunlaşmış durumda. En kirli şehirlerin dörtte üçü yalnızca Hindistan'da bulunuyor. ABD'de ortalama PM2.5 konsantrasyonunun 2025 yılına kadar 7,3 µg/m³'e yükselmesi bekleniyor. El Paso en kirli büyük şehir olurken, Los Angeles'ın güneydoğu bölgesi en ağır kirliliğe maruz kalan bölge olacak. Buna karşılık, Seattle ikinci yıl üst üste en temiz büyük şehir unvanını koruyacak. Bölgesel ölçekte, Doğu Asya'da ikinci yıldır Dünya Sağlık Örgütü (WHO) standartlarını karşılayan hiçbir şehir bulunmuyor. Avrupa'da ise karışık bir eğilim gözlendi; 23 ülkede kirlilik artışı, 18 ülkede ise sınır ötesi orman yangınları ve Sahra çölü tozunun etkisiyle kirlilik azalması yaşandı. Bu arada, Latin Amerika ve Karayipler nispeten olumlu gelişmeler gösterirken, Okyanusya %61'lik şehir oranıyla en temiz bölge olmaya devam ediyor. İklim değişikliği nedeniyle orman yangınları giderek daha şiddetli hale geliyor ve küresel hava kalitesinin düşmesinde de önemli bir faktör olarak belirleniyor. Yalnızca Kanada, tarihindeki en kötü ikinci orman yangını sezonunu yaşadı ve bu yıl Kuzey Amerika'nın en kirli bölgesi oldu. Rapor ayrıca izleme eksikliklerine de dikkat çekerek, bazı hava kalitesi izleme programlarının kapatılmasının 44 ülkede izlemeyi zayıflattığını ve altı ülkenin ise hiçbir izleme sistemine sahip olmadığını belirtti. 2025 raporu, dünya çapında hava kalitesini iyileştirme yolunda politika yapıcıları ve toplulukları desteklemede açık verilerin ve izleme ağlarının rolünü vurgulayan küresel bir ölçüt olarak görülmeye devam ediyor. IQAir'in 2025 raporundaki verilere göre Vietnam'da hava kalitesi hala DSÖ güvenlik standartlarını karşılamıyor.

Özçelikler: Atık sular doğru arıtılmazsa tehlike oluşturabilir Haber

Özçelikler: Atık sular doğru arıtılmazsa tehlike oluşturabilir

Küresel iklim değişikliği, hızlı nüfus artışı ve kontrolsüz tüketim nedeniyle su kaynakları her geçen gün daha büyük bir tehdit altında bulunurken, sürdürülebilir su yönetimi konusunda atılması gereken adımlar uzmanlar tarafından sıkça vurgulanıyor. Bu kapsamda açıklamalarda bulunan Çevre Yapı Arıtma Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı Çevre Mühendisi Çağlar Özçelikler, suyun yalnızca bugünün değil, geleceğin de en stratejik kaynağı olduğuna dikkat çekti. Çevre Mühendisi Çağlar Özçelikler, temiz suya erişimin artık bir çevre meselesi olmanın ötesine geçtiğini belirterek, “Dünya genelinde su kaynakları hızla azalıyor. Bugün attığımız her adım, yarın çocuklarımıza bırakacağımız su mirasını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle suyu korumak, kirli suları arıtmak ve atık suları yeniden kazanmak bir tercih değil, zorunluluktur” dedi. Kirli suların çevreye doğrudan deşarj edilmesinin ekosisteme geri dönülmesi zor zararlar verdiğini vurgulayan ve arıtma sistemlerinin bu noktadaki kritik rolüne işaret eden Çevre Yapı Arıtma Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı Çevre Mühendisi Çağlar Özçelikler, “Endüstriyel ve evsel atık sular, arıtılmadan doğaya bırakıldığında yalnızca suyu değil; toprağı, tarımı ve insan sağlığını da tehdit ediyor. Gelişmiş arıtma teknolojileriyle bu suların güvenli hale getirilmesi mümkün” diye konuştu. ATIK SU, DOĞRU TEKNOLOJİYLE DEĞERE DÖNÜŞÜYOR Atık suların geri kazanımının hem çevresel hem de ekonomik açıdan büyük avantaj sağladığını belirten Özçelikler, modern arıtma sistemleri sayesinde bu suların yeniden kullanılabilir hale geldiğini ifade etti. Çevre Mühendisi Çağlar Özçelikler, “Arıtılan atık sular; sanayide, tarımda ve peyzaj alanlarında yeniden kullanılabiliyor. Bu sayede hem temiz su kaynakları korunuyor hem de işletmeler için ciddi bir tasarruf imkânı oluşuyor” sözleriyle geri kazanımın önemine dikkat çekti. Toplumsal farkındalığın artırılmasının önemine de değinen Çevre Yapı Arıtma Sistemleri Yönetim Kurulu Başkanı Çevre Mühendisi Çağlar Özçelikler, Dünya Su Günü’nün bu konuda önemli bir fırsat sunduğunu belirterek açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Suyun kıymetini yalnızca musluktan akmadığında anlamamalıyız. Kamu, özel sektör ve bireyler olarak hepimize sorumluluk düşüyor. Sürdürülebilir bir gelecek için suyu koruyan, arıtan ve geri kazanan sistemlere yatırım yapmalıyız.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.