SON DAKİKA
Hava Durumu

#İstihdam

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - İstihdam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İstihdam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BTSO’da yerelden ulusala kooperatifler buluşması Haber

BTSO’da yerelden ulusala kooperatifler buluşması

Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) ve Türkiye Kooperatifçilik Vakfı iş birliğinde, Bursa Ticaret İl Müdürlüğü katkılarıyla “Yerelden Ulusala Kooperatifler Buluşması” gerçekleştirildi. Bursa’daki kooperatiflerin katılımıyla BTSO Ana Hizmet Binası’nda düzenlenen toplantıda kooperatiflerin mevcut sorunları ve çözüm önerileri, stratejik iş birlikleri ve ortaklıklar ile iş fırsatları değerlendirildi. Toplantının açılışında konuşan BTSO Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Batmaz, Türkiye’nin dört bir yanında tarımdan turizme, kadın girişimciliğinden hizmet sektörüne kadar geniş bir alanda faaliyet gösteren binlerce kooperatif bulunduğunu söyledi. “EKONOMİK KALKINMADA STRATEJİK ÖNEMDE” Kooperatiflerin refahın toplumun tüm kesimlerine yayılmasında, bireylerin ortak akıl ve dayanışma kültürüyle üretim ve ticaret süreçlerine katılım sağlamasında hayati bir işleve sahip olduğunu belirten Hakan Batmaz, “Bu yapı, ekonomik kalkınmanın sosyal boyutunu güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. BTSO olarak bizler, kooperatifleşmeyi stratejik bir değer olarak görüyor; girişimcilerimizin ekonominin her alanında daha güçlü, daha etkin ve daha sürdürülebilir bir şekilde varlık göstermesini destekliyoruz. Bu çerçevede özellikle kadın kooperatiflerine yönelik eğitim programları, fuar organizasyonları ve buluşmalar gerçekleştiriyoruz.” dedi. “BURSA, KOOPERATİFÇİLİKTE ÖNCÜ BİR KENT” Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi adına kooperatifçilik kültürünün gelişmesinin büyük önem taşıdığını ifade eden Batmaz, “Bu çerçevede Bursa’mızın merkezinde bulunduğu Marmara Havzası, sahip olduğu ekonomik dinamizm ve üretim gücüyle kooperatifler için son derece elverişli bir zemindir. Sanayi ve ticaretin güçlü bir şekilde varlık gösterdiği bölgemiz; üretim kapasitesi, ihracat hacmi, istihdam gücü ve oluşturduğu katma değer ile ülkemizin lokomotif bölgeleri arasında yer almaktadır. Böylesine güçlü bir potansiyele sahip bölgemizde, kooperatiflerimizin kurumsal kapasitelerini geliştirmesi; üretimden tüketime uzanan değer zincirlerinde daha etkin roller üstlenmesi mümkündür. Nitekim imece kültürü ve dayanışma ruhuyla hareket eden girişimcilerimizin ortaya koyduğu başarı hikâyelerini gururla takip ediyoruz. BTSO olarak bu başarıların artarak devam etmesi adına çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Bugünkü toplantımızın da faydalı olmasını diliyor, emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” diye konuştu. KOOPERATİFLERİN SAYISI 80 BİNİ AŞTI Türkiye Kooperatifçilik Vakfı Genel Başkanı Bahar Kastan, kooperatiflerin yerel kalkınmanın, sosyal adaletin ve ekonomik dengelenmenin önemli araçları haline geldiğini söyledi. Özellikle kırsal bölgelerde, kadınların ve gençlerin ekonomik hayata katılımını artırmada kooperatiflerin kritik rol oynadığını ifade eden Kastan, Türkiye genelinde faaliyet gösteren kooperatiflerin sayısının 80 bini aştığını kaydetti. Yerelden başlayan bu yapıların doğru planlama ve desteklerle ulusal düzeyde güçlü bir ekonomik modele dönüşebileceğini belirten Kastan, “Kooperatiflerin sahip olduğu potansiyele rağmen çeşitli yapısal sorunlar gelişimlerini sınırlandırmaktadır. En önemli sorunlardan biri finansmana erişimdir. Birçok kooperatif, başlangıç sermayesi yetersizliği veya krediye ulaşamama nedeniyle büyüme fırsatlarını değerlendirememektedir. Bununla birlikte pazarlama ve markalaşmada yaşanan eksiklikler, karmaşık mevzuat ve bürokratik süreçler ile nitelikli insan kaynağı eksikliği de kooperatiflerin önünde engel oluşturabilmektedir.” diye konuştu. “KOOPERATİFÇİLİK TEKNOLOJİ ODAKLI BİR YAPIYA DÖNÜŞECEK” Bu sorunların aşılması için çok yönlü ve sürdürülebilir çözümlerin geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Kastan, kooperatiflere özel finansman destek mekanizmaları oluşturulmasının önemli olduğunu vurguladı. Hibe programları, düşük faizli krediler ve mikro finans desteklerinin bu noktada büyük önem taşıdığını belirten Kastan, eğitim ve kapasite geliştirme programlarının yaygınlaştırılması ve dijital pazarlama araçlarının etkin kullanılmasının da stratejik adımlar olacağını ifade etti. “Gelecekte kooperatifçilik daha yenilikçi ve teknoloji odaklı bir yapıya dönüşecek.” diyen Kastan, “Dijital kooperatifler, üretimden pazarlamaya kadar tüm süreçleri dijital platformlar üzerinden yürüten yapılardır. Bu model, özellikle genç girişimciler için büyük fırsatlar sunmaktadır. E-ticaret sayesinde coğrafi sınırlar ortadan kalktı. Küçük bir kooperatif bile ürünlerini farklı şehirlere ve ülkelere satabiliyor. Bu noktada kooperatiflerin e-ticaret platformlarına entegre olması, sosyal medya üzerinden satış yapması ve dijital pazarlama araçlarını kullanması gerekiyor.”

Nilüfer Belediyesi iş arayanlar ve işverenler için, İş Ofisi’nin yeni web sitesini hizmete sundu Haber

Nilüfer Belediyesi iş arayanlar ve işverenler için, İş Ofisi’nin yeni web sitesini hizmete sundu

Nilüfer Belediyesi, kentteki istihdamı desteklemek ve insan kaynağını doğru fırsatlarla buluşturmak amacıyla İş Ofisi’nin yeni web sitesini hizmete sundu. İş arayan vatandaşlar ile nitelikli personel arayan firmaları dijital ortamda bir araya getiren platform, işe alım süreçlerine büyük bir hız ve kolaylık kazandıracak. Ücretsiz üyelik imkanı sunan site üzerinden kullanıcılar, anında profil oluşturarak, kariyer destek hizmetlerinden faydalanabilecek ve iş rehberi içeriklerine kolayca ulaşabilecek. Dijitalleşme adımıyla hizmet ağını genişleten Nilüfer Belediyesi İş ve Meslek Edindirme Bürosu, kurulduğu 2005 yılından bu yana edindiği tecrübeyi yeni platformlara aktarıyor. Bugüne kadar 80 bin 295 başvuru alan ve adayların yetkinlikleri doğrultusunda 16 bin 76 kişinin istihdam edilmesini sağlayan merkez, yeni web sitesiyle bu başarıyı daha da ileriye taşımayı hedefliyor. Yeni sistem üzerinden yapılacak eşleştirmelerin, bugüne kadar olduğu gibi otomotiv, tekstil, hizmet, güvenlik ve eğitim gibi kentin öncü sektörlerine taze bir kan sağlaması bekleniyor. Web sitesine kayıt olan başvuru sahipleriyle yakından ilgilenen ofis yetkilileri, sistemdeki güncel ilanlar üzerinden adayların bilgi ve becerilerine en uygun eşleştirmeleri yapıyor. Bu sayede firmaların emek ve zaman kaybı yaşamadan aradıkları doğru personele ulaşması sağlanıyor. İstihdamın yanı sıra eğitime de büyük önem veren merkez; İŞ-KUR, KOSGEB, üniversiteler, OSB’ler ve meslek odaları gibi birçok paydaşla ortaklaşa mesleki kurslar düzenleyerek adayların donanımlarını artırmaya devam ediyor. SÜRDÜRÜLEBİLİR VE UZUN VADELİ İSTİHDAM HEDEFİ Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, hizmete giren web sitesinin istihdam alanında önemli ve güvenilir bir köprü göreceğini belirtti. Nilüfer’i yalnızca yaşam kalitesi yüksek bir kent değil, aynı zamanda üretimin ve girişimin güçlendiği bir merkez olarak gördüklerini vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, kentin en büyük değerinin insan kaynağı olduğunu ifade etti. Başkan Şadi Özdemir, dijital platform üzerinden yürütülen danışman destekli süreç yönetimiyle adayların deneyimlerinin doğru pozisyonlarla eşleştirildiğini belirterek, amaçlarının yalnızca iş bulmak değil, sürdürülebilir ve uzun vadeli istihdam yaratmak olduğunun altını çizdi.

YÖK Başkanı Erol Özvar: Lisans eğitiminin üç yıla indirilmesiyle alakalı daha somut adımlar atabileceğimize inanmaktayım Haber

YÖK Başkanı Erol Özvar: Lisans eğitiminin üç yıla indirilmesiyle alakalı daha somut adımlar atabileceğimize inanmaktayım

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, yükseköğretim sisteminde son dönemde stratejik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşadıklarını ifade ederek, "Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor. Bununla birlikte üniversitelerin oynayacakları roller, üstlenecekleri sorumluluklar da yeniden tanımlandı. Yükseköğretim sistemleri artık yalnızca eğitim-öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yapılar olmaktan çıkmaya başladı. Üniversiteler bilgi üretiminin, ekonomik gelişmenin, toplumsal dönüşümün ve küresel rekabetin merkezinde yer alan stratejik kurumlar haline gelmeye başladı. Bu değişim üniversitelerimizi hem kendi iç yapılarını hem de toplumla ve dünyayla kurdukları ilişkiyi yeniden düşünmeye zorlamaktadır" dedi. "Lisans eğitiminin süresiyle alakalı çalışma başlattık" Yükseköğretim Kurulu olarak, yükseköğretim sistemini tüm paydaşlarıyla birlikte nicelik merkezli büyüme anlayışından çıkardıklarını vurgulayan Özvar, "Kalite, istihdam uyumu ve toplumsal katkıyı esas alan bir yaklaşımı kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Bu dönüşüm sürecinde önemli gündem maddelerimizden birisi bildiğiniz üzere lisans eğitiminin süresiyle alakalı yapılan çalışmaları başlatmak olmuştur. Geçtiğimiz yılın Ekim ayında düzenlenen Üniversitelerarası genel kurul toplantısında bu konudaki düşüncelerimi ayrıntılı bir biçimde paylaşmış, üniversitelerimizden bu konuda çalışma yapmalarını rica etmiştim. İlerleyen süreçte istişarelerimize ve değerlendirmelerimize devam etmekteyiz. ÜAK bünyesinde oluşturulan komisyon da bu konu üzerinde bir süredir çalışmalarına devam ediyor. Bu çalışmaların belirli bir olgunluğa ulaştığını ve artık bunların üzerinde tartışabileceğimizi düşünüyorum" şeklinde konuştu. "Kontenjan konusunu yalnızca sayısal bir mesele olarak değil" Lisans eğitiminin üç yıla indirilmesinin çok boyutlu bir mesele olduğunu vurgulayan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, şöyle" Müfredatların sadeleştirilmesi, program kredilerinin yeniden değerlendirilmesi ve mevzuat düzenlemeleri gibi pek çok hususun dikkatle ele alınması gereken bir alana işaret etmektedir. Kamuoyu tarafından büyük merakla beklenen bu konuyla ilgili çalışmalardan istifade ederek artık daha somut adımlar atabileceğimize inanmaktayım. Yürüttüğünüz stratejik dönüşümün önemli bir boyutu da yükseköğretim programlarına ilişkin son yıllarda hayata geçirdiğimiz kontenjan politikalarıdır. Bu konuyla ilgili kapsamlı değerlendirmelerimi kısa bir süre önce hem kamuoyuyla paylaştım. Çok kısa şekilde bir kez daha ifade etmek isterim; kontenjan konusunu yalnızca sayısal bir mesele olarak değil, ülkemizin insan kaynağı planlamasının stratejik bir unsuru olarak ele almaktayız. Üniversitelerimizin akademik ve fiziki kapasitesi, iş gücü piyasasının ihtiyaçları ve geleceğin meslek alanları birlikte değerlendirilerek çok dengeli ve rasyonel bir planlama yapmaktayız. Bu süreci ilgili tüm kamu kurumlarıyla, sektör temsilcileriyle ve sivil toplum örgütleriyle yakın iş birliği içerisinde yürüttüğümüzü ve yürüteceğimizi de bilmemizi isterim. Amacımız mezunlarımızın istihdam imkanlarını güçlendiren, ülkemizin kalkınma hedefleriyle uyumlu ve sürdürülebilir bir yükseköğretim yapısı oluşturmaktır. Bu bakımdan başkanlığımıza ulaşan her türlü kontenjan ve yeni program açma taleplerini bu hususları göz önüne almak suretiyle değerlendirdiğimizi bilmenizi isterim" şeklinde konuştu. "Lisans programlarının içerik yapısının yeniden ele alınması" Kontenjanlar konusunda yaptıkları yeni düzenlemelerin, yükseköğretim sistemimizin karakteristik bir kısım özelliklerine de zarar vermeden ilerlemesi gerektiğini vurgulayan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, sözlerini şöyle sürdürdü, "Türk Yükseköğretim sistemimizin Sayın Cumhurbaşkanımızın, Recep Tayyip Erdoğan’ın hükümetleri esnasında yükseköğretime yönelik yapmış olduğu yatırımlar sayesinde kazanmış olduğu erişilebilirlik vasfının zedelenmesini istemiyoruz. Yani üniversitelerimize hak eden, kazanan bütün gençlerimizin girebilmesini, okuyabilmesini fevkalade önemli bir öncelik olarak değerlendirdiğimizi de bilhassa ifade etmek isterim. Bizim kontenjanlar konusunda yapmış olduğumuz çalışma hiç şüphesiz birazdan da değineceğim gibi program ve bölüm açma ve kapatmayla yakından alakalıdır. Yükseköğretimdeki stratejik dönüşümün en önemli aşamalarından biri de biraz önce ifade ettiğim üzere lisans programlarının içerik yapısının yeniden ele alınmasıdır. Artık yalnızca teorik bilgiye dayalı bir eğitim anlayışının yeterli olmadığı açıkça görülmektedir. Öğrencilerimizi daha erken dönemde uygulama ile buluşturan, onları proje üretmeye teşvik eden ve gerçek hayat problemleriyle temas ettiren bir eğitim modeline geçişi gerekli görmekteyiz. Öğrencilerimizin çok sayıda ancak derinlik ve beceri kazandırmayan derslerle meşgul etmek yerine onların yeteneklerini ortaya koyabilecekleri, proje geliştirebilecekleri ve üretkenliklerini artırabilecekleri bir yapı kurmamız fevkalade önemlidir." "Öğrencilerin doğrudan üretim süreçlerine katıldığı bir model" Günümüz dünyasında ve ülkemizde yükseköğretimin en önemli meselelerinden biri olan uygulamalı eğitime de özel bir önem verdiklerini söyleyen Özvar, " Daha önce detaylarını paylaştığım üzere kısa süreli ve çoğu zaman sembolik kalan staj uygulamaları yerine öğrencilerin doğrudan üretim süreçlerine katıldığı, gerçek iş ortamlarında deneyim kazandığı bir modeli yaygınlaştırdığımızı, hep birlikte yaygınlaştırdığımızı burada kamuoyuyla paylaşabiliriz. Bu dönüşümün merkezinde iş yeri temelli uygulamada mesleki eğitim anlayışı yatmaktadır. Daha önceki buluşmamızda ön lisans ve lisans programlarında bir ya da iki dönemi kapsayan uygulamalı eğitim modellerini devreye alacağımızı ifade etmiştim. Bu konudaki çalışmalarımıza hız kesmeden devam etmekteyiz. Gördüğümüz tablo şudur, sadece ön lisansta değil, lisansta da uzun süreli iş yerine, mesleki eğitime ağırlık verilen program veya bölümlerden mezun olan öğrencilerimizin istihdam oranları yükselmektedir. Bu gerçek apaçık bir şekilde ortaya çıktığına göre bütün üniversitelerimizin artık ortaya koyduğumuz bu vizyon ve perspektifle 3 + 1 hatta 2 + 2, 7 + 1 hatta 6 + 2 modelini hayata geçirmek için gerekli çalışmaları başlatmaları gerektiğini kendilerinden beklediğimizi bu toplantı vesilesiyle sizlere sunmak isterim. Eğitim öğretimleri esnasında uygulamayla, meslekle tanışan henüz istihdam piyasasına iş aramaya çıkmadan önce işverenle, işletmeyle, firmalar, iş ortamıyla tanışan öğrencilerimizin iş yeri sahiplerince de, işletme sahiplerince de benimsendiği bütün bize intikal eden bilgilerden, verilerden, geri dönüşlerden anlaşılmaktadır. Bu artık üniversitelerimizin bilgi aktarma, bilgi sunma faaliyetlerinin yanı sıra beceri kazandıracak etkinliklere daha fazla ağırlık vermesi gerektiğini de kıymetli arkadaşlarım göstermektedir. Bu konuda Üniversitelerarası Kurul olarak inşallah gerekli çalışmaları yapacağınıza canı gönülden inanmak lazım. Mesleki eğitimden bahsettiğimizde organize sanayi bölgeleri içinde kurduğumuz OSB-MYO’lar öne çıkan bir diğer başlıktır. OSB yani organize sanayi bölgelerindeki meslek yüksekokulu modelimiz eğitim ile üretim arasındaki bağı güçlendiren en başarılı örneklerden biri olarak yükseköğretim sistemimizde önemli bir seviyeye ulaşmış bulunmaktadır. Bu modeli daha da yaygınlaştırmak önceliklerimiz arasında bulunmaktadır. Bu yönde atılacak adımları görüşmek üzere şubat ayında OSBÜK yönetimi Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yetkilileri ile üniversite temsilcilerimizin katılımlarıyla başkanlığımızda fevkalade verimli bir toplantı gerçekleştirdik. OSB-MYO modelini daha fazla yaygınlaştırmak ve güçlendirmek için çalışmalarımıza devam edeceğimizi ifade etmek isterim" dedi. "2026 alan bazlı dünya üniversite sıralamasında Türkiye’den 11 üniversitemiz var" Uluslararası sıralamaları tek başına bir hedef olarak, amaç alarak görmediklerini ve her vesileyle her platformda ifade etmeye çalıştıklarını söyleyen Özvar, "Ancak üniversitelerimizin bilimsel üretim kapasitesini ve küresel rekabet gücünü göstermesi bakımından önemli de bulduğumuzu ifade etmek isterim. Bu alanda kaydettiğimiz yükselişin sürdürülebilir olması fevkalade önemli bir konudur. Bunun için tüm üniversitelerimizin gayret göstermesi hepimiz açısından beklenen bir faaliyettir. Bu konuda son dönemde memnuniyet verici neticeler aldığımızı gözlemlemekteyiz. Uluslararası bir sıralama kuruluşu tarafından bu hafta açıklanan 2026 alan bazlı dünya üniversite sıralamasında Türkiye’den 11 üniversitemiz bizim, farklı alanlarda ilk 500 içinde yer alması çok kıymetli bir gelişme veya haberdir. 100’ün üzerinde ülkeden yaklaşık 1.900 üniversitenin değerlendirmeye alındığı bu kapsamlı çalışmada elde edilen başarı üniversitelerimizin küresel akademik rekabette giderek daha güçlü bir konuma yükseldiğini ortaya koymaktadır. Üniversitelerimiz, bunu da ifade etmek isterim, küresel ölçekte sadece rekabetle öne çıkmamaktadır. Üniversitelerimiz belki ondan daha fazla oranda uluslararası iş birliği, ortak çalışmalarla temayüz etmektedir. Biz rekabetin iş birliğine bir alternatif olduğunu düşünmüyoruz. Tam aksine uluslararası iş birlikleri ve belki uluslararası rekabetten üniversiteler bakımından çok daha kıymetli olduğunu düşünüyoruz ve bütün gayretlerimizi bu çerçevede yoğunlaştırıyoruz. Mühendislik ve teknoloji alanında İstanbul Teknik Üniversitesi 91. sıraya yükselerek dünyada ilk 100’e girme başarısı göstermiş; Ortadoğu Teknik Üniversitesi 103. , Boğaziçi Üniversitesi 236. , Koç Üniversitesi 243. , Sabancı Üniversitesi 266. , Yıldız Teknik Üniversitesi 273. , Bilkent Üniversitesi 290. ve Hacettepe Üniversitesi 364. sırada yer almıştır. Bu alanda toplam 8 üniversitemiz ilk 500 içerisindedir. Sanat ve beşeri bilimler alanında ise Ortadoğu Teknik Üniversitesi 242. , İstanbul Üniversitesi 279. , İTÜ İstanbul Teknik Üniversitesi 284. sırada yer almıştır. Hacettepe Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi 305. sırayı paylaşmış, Koç Üniversitesi 383. , Ankara Üniversitesi 391. sıradan listeye girmiştir. Bilkent Üniversitesi 401 - 450 , Gazi Üniversitesi ise 451 - 500 bandında yer almıştır. Bu alanda toplam 9 üniversitemiz ise ilk 500 içerisinde yer almayı başlamıştır. Sosyal bilimler ve işletme alanına gelince; Ortadoğu Teknik Üniversitesi 173. , Boğaziçi Üniversitesi 217. , Koç Üniversitesi 252. , Bilkent Üniversitesi 278. , İstanbul Üniversitesi 346. sırada yer almış; İstanbul Teknik Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi 353. sırayı paylaşmıştır. Hacettepe Üniversitesinin 401 - 450 ve Ankara Üniversitesinin 451 - 500 bandında yer almasıyla bu kategoride, bu alanda 9 üniversite ile geniş bir temsil sağlanmıştır. Fen bilimleri ve tıp alanında da benzer bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek isterim. Hacettepe Üniversitesi 308. , Ankara Üniversitesi 390. sırada yer alırken; İstanbul Üniversitesi de 451 - 500 bandında listeye girmiştir. Bu alanda ilk 500’de yer alan toplam üniversite sayımız 3’tür. Son olarak doğa bilimleri alanında ise İstanbul Teknik Üniversitesi 251. , Ortadoğu Teknik Üniversitesi 300. sırada yerleşmiş; Ankara ve Hacettepe üniversiteleri de 451 - 500 bandında kendilerine yer bularak bu alanda ilk 500’e giren 4 üniversite arasında yer almıştır" dedi. "Yapay zeka, veri bilimi, siber güvenlik ve dijital teknolojiler önemli" Tüm bu verilerin üniversitelerin farklı disiplinlerde uluslararası ölçekte görünürlük kazandığını ve alan bazlı değerlendirmelerde iyi bir seviyeye ulaştığını net bir şekilde ortaya koyduğunu söyleyen YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, rektörlere seslenerek "Ancak daha iyi neticeler elde etmek için hep birlikte gayret göstermeye devam etmeliyiz. Yapay zeka, veri bilimi, siber güvenlik ve dijital teknolojiler gibi alanlarda çalışmalarımız yoğun bir biçimde devam etmektedir. Bu alanlarda açılan yeni programların sürdürülebilirliği için nitelikli akademik insan kaynağının yetiştirilmesi kritik bir ihtiyaç haline gelmiştir. Buna dair kadro izinleri Maliye Bakanlığı ile Cumhurbaşkanlığı strateji ve bütçe başkanlığından alınmış bulunmaktadır. Öğretim elemanı yetiştirmek için farklı disiplinlerden mezunların bu alanlara yönlendirilmesini sağlayacak lisansüstü eğitim imkanlarını genişleteceğimizi bu vesileyle kamuoyuyla paylaşmak isterim. Yakın zamanda yürürlüğe giren düzenlemelerle birlikte doktora eğitimine ilişkin önemli bir yapısal değişikliği de hayata geçirdiğimizi bu vesileyle dile getirmek isterim. Öncelikli alanlarda doktora öğrencisi seçimi için merkezi bir sınav sistemi getiriyoruz. Bu yıl inşallah bunu başlatmış olacağız. Bu düzenleme ile doktora eğitimine giriş sürecinin daha şeffaf, ölçülebilir ve nitelik odaklı bir yapıya kavuşturmayı hedeflemekteyiz. Aynı zamanda bu sistem araştırma görevlisi kadrolarının stratejik alanlara yönlendirilmesini sağlayarak ülkemizin ihtiyaç duyduğu insan kaynağının daha planlı bir şekilde yetişmesine katkı sunacaktır. Bununla birlikte lisansüstü eğitim mevzuatında gerçekleştirdiğimiz değişikliklerle doktora programlarına kabul süreçleriyle akademik kadro planlaması arasında daha bütüncül ve eşgüdümlü bir yapı oluşturuyoruz. Bu yaklaşım yükseköğretim sistemimizin uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından fevkalade önemli bir başlık olarak önümüzde durmaktadır. Eğitim programlarının yeniden yapılandırılması, uygulamalı eğitimin güçlendirilmesi, kontenjan planlaması, akademik insan kaynağının geliştirilmesi ve kalite odaklı yönetim anlayışı gibi konular stratejik dönüşüm sürecinin tamamlayıcı unsurları arasında yer almaktadır. Bu süreçte Üniversitelerarası Kurulun ve siz kıymetli rektörlerimizin rolünün fevkalade önemli olduğu açıktır. Başkanlığımız tarafından ortaya konulan politikaların sahada karşılık bulması, üniversitelerimizin bu süreci sahiplenmesiyle ancak mümkün hale gelecektir. Bu nedenle sizlerden istirhamım bu dönüşüm gündemine güçlü bir şekilde sahip çıkmanızdır, belirlediğimiz hedeflere hep birlikte ortak akılla ulaşacağız" diye konuştu

MÜSİAD Bursa'dan güçlü mesaj Haber

MÜSİAD Bursa'dan güçlü mesaj

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Bursa Şubesi, geleneksel bayramlaşma programını yoğun katılımla gerçekleştirdi. MÜSİAD Bursa Şube Başkanı Alparslan Şenocak ve Yönetim Kurulu’nun ev sahipliğinde düzenlenen programa; AK Parti Bursa Milletvekilleri Refik Özen ve Mustafa Yavuz, BTSO Meclis Başkan Yardımcısı Metin Şenyurt’un yanı sıra MÜSİAD Bursa’nın önceki dönem başkanları, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, iş dünyasının önde gelen isimleri ve dernek üyeleri katıldı. “RASYONEL POLİTİKALARLA GELECEĞİ İNŞA EDİYORUZ” Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren MÜSİAD Bursa Şube Başkanı Alparslan Şenocak, Ramazan ayında Zimem Defteri geleneğiyle mahalle bakkalları ve eczanelerdeki borçları sessizce kapatarak ihtiyaç sahiplerinin yükünü hafiflettiklerini belirtti. Dünyadaki ve ekonomideki güncel gelişmelere de dikkat çeken Başkan Şenocak, “Küresel dengelerin hızla değiştiği, etrafımızın adeta bir ateş çemberine döndüğü bu zorlu dönemde, Türkiye’nin yeni dünya düzeninde oyun kurucu rolüyle tam merkeze yerleşeceğine yürekten inanıyoruz. Bu inançla, devletimizin uyguladığı rasyonel ekonomik politikalara sonuna kadar güveniyor; yatırım, üretim, istihdam ve ihracat rotamızdan sapmadan geleceği inşa eden bir yapı olma gayretiyle çalışıyoruz. Diğer yandan başta Gazze ve Doğu Türkistan olmak üzere, insanlık dışı şartlarda hayatta kalma mücadelesi veren tüm kardeşlerimizin acısını derinden hissediyoruz. Dünyanın gözü önünde mazlumlara zulmedenleri şiddetle kınıyor; dünyada barış ve adaletin en kısa sürede hâkim olmasını temenni ediyorum.” ifadelerini kullandı. “BAĞIMSIZLIĞINIZ YOKSA, EKONOMİNİZİN İYİ OLMASININ KIYMETİ YOKTUR” Programda konuşan AK Parti Bursa Milletvekili Refik Özen ise Orta Doğu’da artan gerilime, İsrail’in saldırılarına ve Türkiye’nin caydırıcı gücünün stratejik önemine değindi. Savunma sanayisindeki millî kazanımların ve enerjideki bağımsızlık hamlelerinin Türkiye’yi küresel krizlerden koruduğunu vurgulayan Özen “İsrail’in saldırıları ve Gazze’de yaşanan soykırım karşısında, dünyada hiçbir uluslararası değerin, evrensel kuralın ve insan hakkının kalmadığını; yalnızca güçlünün kurallarının geçerli olduğunu görüyoruz. Biz millet olarak her zaman mazlumun yanındayız. Etrafımızda bu kadar ateş varken, bizler ay yıldızlı bayrağımızın gölgesinde huzurla yaşıyorsak, bu atılan stratejik adımların sonucudur. Savunma sanayisinde güçlü olmak sadece saldırı için değil, caydırıcılık açısından da hayati önem taşır. Bağımsızlığınız yoksa, ekonominizin iyi olmasının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bütün ümmetin umudu olan Türkiye, bu coğrafyada dik durmaya devam edecektir.” dedi. “KENDİ KODLARIMIZA, TÜRK-İSLAM ANLAYIŞINA DÖNMELİYİZ” Batı’nın sözde medeniyet anlayışının çöktüğünü belirten AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Yavuz ise sivil toplumun sahadaki gücüne ve dayanışmanın önemine dikkat çekerek “Batı’nın insan hakları ve özgürlük gibi değerlerinin, günümüz dünyasında yaşanan musibetler karşısında iflas ettiğini net bir şekilde görüyoruz. Bu noktada bize düşen; kendi kodlarımıza, Türk-İslam anlayışına dönmek ve sivil toplum eliyle yürüttüğümüz Zimem Defteri gibi iyilik hareketlerini büyütmektir. Yaşadığımız tüm bu küresel zorlukların, birlik ve beraberliğimiz sayesinde yarının güzelliklerine ve hayırlarına işaret ettiğine yürekten inanıyorum.” diye konuştu. Program, katılımcıların iyi dileklerini paylaştığı mesajların ardından çekilen toplu fotoğrafla sona erdi.

Bursa'ya 2,2 milyar TL'lik dev konut projesi 'ne Onay çıktı. Proje yi Emlak Konut GYO üstlenecek. Haber

Bursa'ya 2,2 milyar TL'lik dev konut projesi 'ne Onay çıktı. Proje yi Emlak Konut GYO üstlenecek.

Bursa Valiliği, Osmangazi ilçesi Demirtaş Cumhuriyet Mahallesi'nde hayata geçirilecek olan Toplu Konut Projesi için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini tamamlayarak 'olumlu' kararı verdi. Emlak Konut GYO A.Ş. imzası taşıyacak projenin toplam yatırım bedeli 2 milyar 210 milyon 162 bin TL olarak belirlendi. Polis Bakım ve Yardım Sandığı (POLSAN)'a ait yaklaşık 24 bin metrekarelik alanda yükselecek olan proje, toplam 83 bin 560 metrekarelik inşaat alanına sahip olacak. Emlak Konut ile POLSAN arasındaki protokol kapsamında yürütülecek çalışma, bölgedeki planlı yapılaşma ihtiyacına önemli bir yanıt verecek. 471 KONUT İNŞA EDİLECEK Proje kapsamında 6 blokta toplam 471 adet konut inşa edilecek. Daire tipleri 1+1'den 4+1'e kadar çeşitlendirilirken, sosyal donatı alanlarında ise yetişkin ve çocuk havuzları gibi modern imkanlar yer alacak. İnşaat aşamasında 400 personelin istihdam edileceği projede, hafriyat çalışmalarının 6 ay, toplam inşaat süresinin ise 24 ay sürmesi öngörüldü. Proje tamamlandığında bölgede yaklaşık 1.500 kişilik yeni bir yaşam alanı oluşacak. BÜYÜK SORUNA KARŞI HAMLE Emlak Konut, projenin yer seçiminde ucuz, hızlı ve planlı konutlar üreterek Bursa'nın en büyük sorunlarından biri olan kaçak yapılaşma ve düzensiz yoğunlaşmanın önüne geçmeyi hedeflediklerini belirtti. Projenin, tarihi ve doğal dokuyu koruyarak modern ve yaşanabilir bir yerleşim birimi oluşturma amacı olduğu vurgulandı.

Ali  Babacan: Sanayi üretimi ve ihracat her geçen ay daha da zorlaşıyor Haber

Ali Babacan: Sanayi üretimi ve ihracat her geçen ay daha da zorlaşıyor

DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan konuşmasına önceki gün vefat eden Prof. Dr. İlber Ortaylı ile geçtiğimiz yıl hayatını kaybeden Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek ile Gülşah Durbay’ı anarak ve 14 Mart Tıp Bayramı'nı kutlayarak başladı. Manisa’nın Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu belirten Babacan, kentin sanayi ve tarımdaki potansiyeline dikkat çekti. Özellikle Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nin yüzlerce fabrikaya ev sahipliği yaptığını ve on binlerce kişiye istihdam sağladığını aktaran Babacan, mevcut ekonomik koşulların sanayiciyi zorladığını belirterek, “Yüksek faizle boğuşan sanayici yatırım yapamıyor. Artan maliyetler ve bastırılan döviz kuru ile baş etmeye çalışan firmalar rekabet gücünü kaybediyor. Sanayi üretimi ve ihracat her geçen ay daha da zorlaşıyor." diye konuştu. Babacan, bugün emekli, öğrenci, asgari ücretli gibi çoğu kesimin çok zor durumda kaldığını vurgulayarak, şunları kaydetti: “Çünkü hayat pahalı. Çünkü mutfakta yangın var. Çünkü geçim zor… Çok zor. Bakın, rakamlar da bunu söylüyor. OECD verilerine gıda enflasyonu en yüksek olan ülke Türkiye. Pandemiden bu yana ülkelerde kümülatif gıda enflasyonu ortalama yüzde 41. Bizde ise yüzde 710. Aradaki fark, kötü yönetimin farkı… Bugün dört kişilik bir ailenin sadece gıda harcaması aylık 31 bin liranın üzerinde tutuyor. Daha kira yok, elektrik yok, doğalgaz yok, okul yok, sağlık yok, ilaç yok. Bir başka acı gerçek daha var: Türkiye’de çocukların yaklaşık üçte biri yoksulluk riski altında yaşıyor. Yani her üç çocuktan biri hayata ne yazık ki adil olmayan şartlarda başlıyor. Okula aç gidiyor veya öğün atlamak zorunda kalıyor. 15-34 yaş arası nüfus 24 milyon. 6,5 milyon genç ne işte ne de eğitimde. Yine 2025’te finans hesabı açığı 21 milyar dolardan 42 milyar dolara çıkmış. Eskiden Türkiye yatırım çeken bir ülkeydi. Sermaye bu ülkeye gelirdi. Artık Türkiye’ye gelen yatırımdan daha fazlası yurt dışına gidiyor. Ülkemizden harıl harıl sermaye çıkışı yaşanıyor.” Genel Başkan Babacan, iş dünyasının başka ülkelere gitmesi ve sermaye çıkışının temel sebebinin “güven” olduğunun altını çizdi. Babacan, “Bizim yatırımcımız, bizim iş insanımız başka ülkelerde fabrika kuruyor. Başka ülkelerde üretim yapıyor. Başka ülkelerin insanlarına iş veriyor. Peki niye? Çünkü güven yok. Ekonomik dengeler altüst oldu… Hukuka güven zedelendi… Adalet duygusu sarsıldı… İnanın, pek çok iş insanıyla konuşuyoruz, hepsinde aynı endişe var. ‘Acaba bir gün sabahın altısında benim de kapım çalınır mı? Acaba bir gün benim de mal varlığıma bir gerekçeyle el konulur mu? Acaba bir gün işlerim devam ederken şirketlerim apar topar TMSF’ye devredilir mi?’ Böyle bir korku iklimi varsa, orada yatırım olmaz arkadaşlar. Böyle bir savruk düzen varsa, sermaye risk almaz. Böyle bir ülkede ağzınızla kuş tutsanız ekonomiyi düzeltemezsiniz." ifadelerini kullandı. Manisa’nın üzüm, zeytin ve diğer tarım ürünleriyle Türkiye için stratejik öneme sahip olduğunu aktaran Babacan, artan girdi maliyetlerinin çiftçiyi zorladığına işaret ederek, “Gübre pahalı, tohum pahalı, mazot pahalı, elektrik pahalı. Üretim maliyetleri sürekli artıyor ama çiftçinin sattığı ürün aynı hızda değer kazanmıyor. Bu nedenle bazı çiftçiler üretimden vazgeçiyor, gençler köyde kalmak istemiyor." dedi.

Türkiye'nin sanayi devinden Bursa'ya büyük yatırım! Taşınma için geri sayım başladı Haber

Türkiye'nin sanayi devinden Bursa'ya büyük yatırım! Taşınma için geri sayım başladı

Bursa'nın Gemlik ilçesinde faaliyet gösteren Borusan Birleşik Boru Fabrikaları, üretim altyapısını güçlendirecek kapsamlı bir proje hazırladı. Gemlik'teki tesislerde yapılması planlanan Boru Üretim Hattı Revizyonu ve İlave Fosfatlama/Yüzey Temizleme Hatları projesi için ÇED süreci resmen başladı. Planlanan yatırım ile İstanbul Halkalı ve Bursa'daki diğer tesislerde bulunan üretim hatları, makine ve ekipmanlar Gemlik kampüsüne taşınacak. Projenin tamamlanmasıyla Gemlik, otomotiv, inşaat ve endüstri sektörlerine hizmet veren entegre, yüksek verimli ve stratejik bir üretim merkezi haline gelecek. İSTİHDAM ARTACAK, KAPASİTE YÜKSELECEK 24 ay içerisinde aşamalı olarak hayata geçirilmesi planlanan yatırım kapsamında tesise yeni yüzey işlem, yıkama, pas temizleme ve boru üretim hatları eklenecek. Mevcut 725 kişilik kadroya 75 personel daha eklenerek toplam çalışan sayısı 800 kişiye ulaşacak. Atıksu Arıtma Tesisi kapasitesi günlük 300 metreküpten 450 metreküpe çıkarılacak. 20 bin metrekarelik alanda çatı yenileme çalışmaları yapılacak. KARARLAR HIZLI ALINACAK Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşları listesinde 50 yıldır aralıksız olarak ilk 100'de yer alan Borusan Boru, bu yatırımla üretim süreçlerini tek bir çatı altında toplama hamlesiyle operasyonel verimliliği hedefliyor. Farklı bölgelerde yürütülen faaliyetlerin Gemlik kampüsünde entegre edilmesiyle birlikte, şirket içinde hızlı kararlar alınacak.

İmamoğlu'dan mesaj: Biz, CHP’yiz; zor günlerin, zor zamanların partisiyiz Haber

İmamoğlu'dan mesaj: Biz, CHP’yiz; zor günlerin, zor zamanların partisiyiz

CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) tarafından düzenlenen “Milletle Birlikte Milletin Emrinde” buluşması, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in katılımıyla Ankara’da gerçekleştirildi. Etkinliğe CHP Genel Başkan Yardımcıları, Parti Meclisi üyeleri, milletvekilleri, Mansur Yavaş, Nuri Aslan ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu da katıldı. Buluşma saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Program, CAO Genel Koordinatörü Bülent Tezcan’ın açılış konuşmasının ardından, CAO’nun vizyonunu ve çalışmalarını anlatan tanıtım filminin gösterimiyle devam etti. Film sunumunun ardından CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke söz aldı. Buluşmada, 19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, yapay zeka destekli sunumuyla partililer tarafından dakikalarca alkışlandı. İmamoğlu, sunumunda Türkiye’nin güncel durumu ve yaşanan sorunlara değinerek, “Demokrasimiz, ekonomimiz, bürokrasimiz, adalet ve eğitim sistemimiz çökmüş durumda. Ülkenin en değerli kurumları, en önemli makamları, sadakatten başka bir özelliği olmayanlara, bir avuç ehliyetsize teslim edilmiş. Cezaevleri; siyasetçiler, belediye başkanları, gazeteciler, aydınlar, öğrencilerle dolu. Kimse ağzını açmasın isteniyor. Çalışanlar yoksulluğa, emekliler açlığa mahkûm. Küçük bir azınlık servetine servet katarken; gençlerimiz işsiz, çocuklarımız ümitsiz. Kimse yarın bugünden iyi olacak diyemiyor. Şehirlerimiz, mahallelerimiz çetelere, uyuşturucu kaçakçılarına teslim edilmiş, sokaklarımızda her gün kadınlar, çocuklar öldürülüyor” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, Türkiye’nin bir kez daha büyük bir yol ayrımında olduğunu belirterek, “Ülkemiz, bugün yine büyük bir yol ayrımında. Yine büyük bir reform hamlesine ihtiyacımız var. Bu büyük reform hamlesini yapabilmek için de bu iktidarı değiştirmemiz gerekiyor” dedi. CHP’nin 2024’teki çalışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan İmamoğlu, “2024’te başardık; çünkü CHP’yi herkesin partisi yaptık. 2024’te başardık; çünkü Türkiye’yi CHP’nin daha iyi yönetebileceğini gösterdik. 2024’te başardık; çünkü CHP’yi ülkemizin demokrat, kapsayıcı, icraatçı ve liyakatli kadrolarının adresi haline getirdik. 2024’te başardık; çünkü CHP’yi herkesin inancının, dilinin, kılığının, kıyafetinin, yaşam tarzının güvencesi haline getirdik” dedi. İmamoğlu, CHP’nin birinci parti konumunda olduğunu vurgulayarak, vatandaşların partilerine duyduğu güveni korumaları gerektiğini belirtti. “Şimdi CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi olarak, Genel Başkanımızın liderliğiyle, bütün kadrolarımızla, enerjimizle, vizyonumuzla bu güveni hak etme zamanı. CHP’nin teslim olmayacağını, CHP’nin teslim alınamayacağını göstereceğiz” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, CHP iktidarında hayata geçirilmesi planlanan hedefleri de paylaştı. Bunlar arasında parasız ve nitelikli eğitim sağlanması, devlet okullarının en iyi hâle getirilmesi, temel vatandaşlık geliri ile yurttaşlara gelir güvencesi oluşturulması, barınma hakkının erişilebilir hâle getirilmesi, gençler için istihdam sağlanması, şehirlerin güvenli ve yaşanabilir hâle getirilmesi, üretim ekonomisine dönülmesi, ekonomik büyümenin verimlilik artırılarak sağlanması ve ulusal refahın ülkenin dört bir yanına yayılması yer aldı. Konuşmasının sonunda İmamoğlu, “Biz, CHP’yiz; zor günlerin, zor zamanların partisiyiz. Bugün de ülkemizi daha güçlü, daha huzurlu ve daha mutlu kılmak için gereken büyük reformları biz yapabiliriz” ifadeleriyle sözlerini tamamladı. Buluşma, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in konuşmasıyla devam etti ve partililerin yoğun katılımıyla sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.