SON DAKİKA
Hava Durumu

#Ham Petrol

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Ham Petrol haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ham Petrol haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Teksas'ta kurulan Greenlend Energy, Grönland’da izinsiz sondaja hazırlanıyor Haber

Teksas'ta kurulan Greenlend Energy, Grönland’da izinsiz sondaja hazırlanıyor

ABD Başkanı Donald Trump'la bağlantılı petrol şirketi, Grönland'da sondaj çalışması yapmaya hazırlanıyor. Guardian'ın aktardığına göre, geçen yıl Teksas'ta kurulan Greenlend Energy, ada yönetiminden izin almadan sondaj ekipmanlarını karaya çıkarıyor. Firma, Grönland'ın doğusundaki Jameson Land yarımadası civarında 1 trilyon dolar değerinde ham petrol rezervi bulunabileceğini savunuyor. Bölgede iki sondaj kuyusu açılması için toplamda 60 milyon dolarlık yatırım yapılacak. Diğer yandan perşembe günü hissedarlara gönderilen açıklamada, projenin tek kuyuyla devam edebileceği belirtildi. Grönland yönetimi, şirketle görüşmelerin sürdüğünü doğrularken ekipmanların karaya çıkarılması için herhangi bir onay verilmediğini bildirdi. Hükümetten yapılan açıklamada, "Gelecekte gerçekleştirilecek tüm lojistik işlemler, uygulanmadan önce adadaki maden kaynakları yetkililerine bildirilmeli ve onay sürecinden geçmelidir" dendi. Grönland, çevresel gerekçelerle yeni petrol arama ruhsatı vermeyi 2021'de durdurmuştu. Britanyalı enerji firması 80 Mile'ın Jameson Land'de arama hakkı bulunuyor. Greenland Energy, arama çalışmalarını finanse etmesi karşılığında projenin hisselerinin çoğunu alacak. Teksaslı şirketin hissedarları arasında Cumhuriyetçi Parti'nin en büyük bağışçılarından Kenneth Griffin yer alıyor. Kendisi Trump'ın ikinci dönemindeki göreve başlama törenine 1 milyon dolar bağışlamıştı. Ayrıca firmanın yönetim kurulunda, Trump'ın "Altın Kubbe" savunma sistemi projesine dahil olan Sidus Space firmasının kurucusu donanma emeklisi Carol Craig yer alıyor. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü'nün bu hava savunma sisteminin önemli bir parçası olacağını söylemişti. Trump'ın Grönland'ı ele geçirme hedefi hem özerk adayı hem de bağlı olduğu Danimarka'yı rahatsız ediyor. Cumhuriyetçi lider, geçen ay Ankara'da düzenlenen NATO zirvesinde de adayı ilhak etme planlarını yinelemişti. ABD'nin Grönland Özel Temsilcisi Jeff Landry de mayısta adaya gerçekleştirdiği ziyaretin ardından "Bir anlaşma yapmamız lazım. Şu anda günde 2 milyon varil petrol ihraç ediyor olabilirdik" demişti. Danimarka ve Grönland yönetimleriyse Washington'ın adayı ilhak planlarına karşı çıkıyor. Independent Türkçe, Guardian, Biggo Finance

Trump’ın İran açıklaması piyasaları hareketlendirdi: Petrol düştü, altın yükseldi Haber

Trump’ın İran açıklaması piyasaları hareketlendirdi: Petrol düştü, altın yükseldi

ABD ile İran arasında son dönemde artan gerilimin ardından gelen diplomasi mesajı, enerji ve değerli metal piyasalarında hızlı fiyat hareketlerine yol açtı. Trump’ın askeri seçeneklerin şimdilik rafa kaldırıldığı ve görüşmelerin yeniden gündeme geldiği yönündeki açıklamaları, yatırımcıların risk algısını değiştirdi. Petrol fiyatlarında sert düşüş Ortadoğu’daki gerilimin azalabileceği beklentisi, petrol fiyatlarında aşağı yönlü baskı oluşturdu. Temmuz ayında ABD-İran gerilimi nedeniyle yüzde 20’nin üzerinde yükselen ham petrol fiyatları, Trump’ın açıklamalarının ardından haftanın ilk işlem gününde yüzde 5’ten fazla değer kaybetti. Petrolün varil fiyatı 80 dolar seviyesinin altına geriledi. Piyasalarda özellikle Hürmüz Boğazı’na ilişkin gelişmeler yakından takip ediliyor. Dünya petrol ticaretinin önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda yaşanabilecek olası bir kriz, küresel enerji arzı açısından büyük risk oluşturuyordu. Trump, bölgedeki bazı önemli müttefiklerinin askeri operasyonların durdurulması ve diplomatik çözüm yollarının tercih edilmesi yönünde görüş bildirdiğini belirterek, Hürmüz Boğazı’nın kısa süre içerisinde yeniden güvenli hale gelmesi gerektiğini ifade etti. Enerji piyasalarında yeni beklenti ABD ile İran arasındaki gerilimin azalması ihtimali, petrol piyasalarında arz endişelerini de hafifletti. Geçtiğimiz dönemde Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’de yaşanan güvenlik sorunları nedeniyle petrol fiyatlarında yaklaşık yüzde 23’lük yükseliş yaşanmıştı. Öte yandan OPEC+ ülkeleri de petrol piyasasının geleceği açısından yakından izleniyor. Üretim kesintilerinin kademeli olarak kaldırılması kapsamında örgütün sınırlı üretim artışlarını sürdürmesi bekleniyor. Analistler, Ortadoğu’daki tansiyonun düşmesi halinde OPEC+ ülkelerinin üretim artışlarına daha fazla alan açabileceğini değerlendiriyor. Altın yatırımcının güvenli limanı oldu Petroldeki düşüşe rağmen altın fiyatları haftaya yükselişle başladı. Küresel piyasalarda jeopolitik risklerin tamamen ortadan kalkmadığını düşünen yatırımcılar, güvenli liman olarak altına yöneldi. Yeni haftanın ilk işlem gününde altının güncel seviyeleri şöyle oldu: Gram altın: 6 bin 206,39 TL Çeyrek altın: 10 bin 128 TL Yarım altın: 20 bin 256 TL Tam altın: 39 bin 999,91 TL Cumhuriyet altını: 40 bin 326 TL Gremse altın: 100 bin 306,51 TL Ons altın: 4 bin 66,01 dolar Piyasalar Trump-İran görüşmelerine odaklandı Uzmanlar, önümüzdeki dönemde petrol ve altın fiyatlarının ABD-İran ilişkilerindeki gelişmelere bağlı olarak hareket edeceğini belirtiyor. Diplomatik görüşmelerin ilerlemesi halinde petrol fiyatlarında daha fazla geri çekilme yaşanabileceği, ancak müzakerelerin başarısız olması veya bölgedeki tansiyonun yeniden yükselmesi durumunda enerji fiyatlarında yeniden sert hareketlerin görülebileceği ifade ediliyor. Küresel piyasalar şimdi Washington ve Tahran arasındaki temaslardan gelecek yeni mesajları takip ediyor.

Türkiye ile Irak Arasında Enerji Koridorunda Yeni Dönem: Ceyhan’a günlük 750 bin varil petrol akışı olacak Haber

Türkiye ile Irak Arasında Enerji Koridorunda Yeni Dönem: Ceyhan’a günlük 750 bin varil petrol akışı olacak

Türkiye-Irak enerji iş birliği güçleniyor Türkiye ile Irak arasında uzun yıllardır devam eden enerji ortaklığı, imzalanan yeni anlaşmayla farklı bir boyuta taşındı. Ankara'da gerçekleştirilen üst düzey temaslarda, iki ülkenin enerji alanındaki stratejik iş birliğini güçlendirecek önemli kararlar alındı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Irak Petrol Bakanı Basim Muhammed Hüdeyir ve beraberindeki heyetle yaptığı görüşmenin ardından, BOTAŞ ile Irak'ın devlet petrol şirketleri SOMO ve NOC arasında yeni bir geçiş düzenlemesine imza atıldığını duyurdu. Anlaşma, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı'nın etkin şekilde kullanılmasını sağlayacak bir yıllık geçiş sürecinikapsıyor. Günlük 750 bin varillik kapasite hedefleniyor Bakan Bayraktar'ın verdiği bilgilere göre yeni düzenleme kapsamında boru hattının günlük 750 bin varil petrol taşıma kapasitesi esas alınacak. Bu sayede Irak'ta üretilen ham petrolün, Türkiye'nin Akdeniz kıyısındaki stratejik enerji merkezi Ceyhan Limanıüzerinden uluslararası pazarlara güvenli ve kesintisiz biçimde ulaştırılması amaçlanıyor. Uzmanlara göre söz konusu kapasite, yalnızca iki ülke arasındaki ticari ilişkiler açısından değil, küresel enerji piyasalarının istikrarı bakımından da önemli bir rol üstleniyor. Yaklaşık 50 yıllık stratejik enerji koridoru Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı, yaklaşık yarım asırdır iki ülke arasında enerji ticaretinin en önemli altyapılarından biri olarak faaliyet gösteriyor. Yıllar içerisinde bölgedeki siyasi gelişmeler ve güvenlik sorunları nedeniyle zaman zaman kesintiye uğrayan hat, yeniden tam kapasiteyle işletilmesi halinde hem Türkiye hem de Irak ekonomisine önemli katkılar sağlayabilecek potansiyele sahip bulunuyor. Enerji uzmanları, mevcut hattın yeniden etkin kullanılmasıyla birlikte Türkiye'nin bölgesel enerji merkezi olma hedefinin daha da güçleneceğini değerlendiriyor. Uzun vadeli anlaşma için çalışmalar sürüyor Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, imzalanan düzenlemenin geçici bir uygulama olduğunu, tarafların daha kapsamlı ve uzun vadeli yeni bir anlaşma üzerinde de çalışmalarını sürdürdüğünü açıkladı. Bakan Bayraktar, hedeflerinin yalnızca mevcut hattın yeniden işletilmesi olmadığını belirterek, enerji alanındaki ortaklığın daha geniş bir çerçevede geliştirilmesini istediklerini ifade etti. Bu kapsamda Irak petrolünün yanı sıra bölgedeki farklı enerji kaynaklarının da Türkiye üzerinden dünya pazarlarına ulaştırılmasına yönelik projelerin değerlendirildiği bildiriliyor. Ceyhan'ın enerji merkezi rolü güçleniyor Türkiye'nin Akdeniz kıyısındaki Ceyhan Limanı, son yıllarda enerji taşımacılığı açısından stratejik önemini giderek artırıyor. Irak petrolünün yanı sıra Azerbaycan ve farklı ülkelerden gelen enerji kaynaklarının da uluslararası piyasalara ulaştırıldığı Ceyhan, Avrupa'nın enerji arz güvenliğinde kritik noktalardan biri olarak görülüyor. Yeni anlaşmayla birlikte Ceyhan'ın küresel enerji ticaretindeki konumunun daha da güçlenmesi bekleniyor. Küresel enerji güvenliği açısından kritik adım Son dönemde dünya petrol piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, enerji arz güvenliğini ülkelerin öncelikli gündem maddelerinden biri haline getirdi. Jeopolitik riskler, bölgesel çatışmalar ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar nedeniyle alternatif enerji koridorlarının önemi her geçen gün artıyor. Bakan Bayraktar da yaptığı açıklamada Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı'nın yalnızca iki ülke için değil, bölgesel ve küresel enerji güvenliği açısından da stratejik bir öneme sahip olduğunu vurguladı. Türkiye bölgesel enerji merkezi olmayı hedefliyor Türkiye, son yıllarda doğal gaz ve petrol altyapısına yaptığı yatırımlarla yalnızca bir enerji tüketicisi değil, aynı zamanda enerji ticaretinin merkezi olmayı hedefliyor. Doğal gaz depolama tesisleri, LNG terminalleri, uluslararası boru hatları ve Ceyhan gibi stratejik limanlar bu vizyonun önemli parçaları arasında yer alıyor. Irak ile imzalanan yeni geçiş düzenlemesinin de bu stratejiyi destekleyen önemli adımlardan biri olduğu değerlendiriliyor. Türkiye-Irak ilişkilerinde yeni sayfa Enerji alanındaki iş birliğinin iki ülke arasındaki ekonomik ve diplomatik ilişkileri daha da güçlendirmesi bekleniyor. Uzmanlar, uzun vadeli yeni anlaşmanın hayata geçirilmesi halinde Irak petrolünün uluslararası pazarlara daha istikrarlı şekilde ulaştırılabileceğini, Türkiye'nin ise enerji transit ülkesi konumunu daha da pekiştireceğini ifade ediyor. İki ülke arasında enerji, ticaret ve altyapı alanlarında geliştirilecek yeni projelerin, hem bölgesel ekonomik entegrasyona katkı sağlaması hem de küresel enerji piyasalarındaki arz güvenliğini desteklemesi bekleniyor. Irak Petrol Bakanı Sayın Basim Muhammed Hüdeyir ve beraberindeki heyet ile Bakanlığımızda verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Görüşmemizin ardından, BOTAŞ ile Irak devlet petrol şirketleri SOMO ve NOC arasında Irak–Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’nın etkin kullanımını sağlayacak… pic.twitter.com/aYk8rbo5Da — Alparslan Bayraktar (@aBayraktar1) August 1, 2026

Trump-Xi zirvesinin gündemi: Hürmüz Boğazı ve İran krizi Haber

Trump-Xi zirvesinin gündemi: Hürmüz Boğazı ve İran krizi

13-15 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşmesi beklenen zirve, bir ABD başkanının neredeyse on yıl aradan sonra Çin'e ilk ziyareti olacak. Dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkiler açısından kritik bir dönemde gerçekleşecek. Zirvede Çin’in geçtiğimiz yıla oranla öncelikleri değişmiş durumda. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Cinping arasında uzun süredir beklenen Pekin zirvesinin ana gündemi başlangıçta ticaret savaş üzerineydi. Ancak İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan yeni kriz, görüşmenin önceliklerini değiştirdi. Şimdi Pekin için en kritik meselelerden biri, küresel enerji akışı açısından hayati önemdeki Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması. Zirve İran savaşı nedeniyle ertelendi 20 Şubat’ta Beyaz Saray’dan bir yetkili, Donald Trump’ın bir sonraki ay Pekin’e giderek Xi Cinping ile görüşeceğini doğrulamıştı. Görüşmenin ana başlığı ise ABD-Çin ticaret savaşıydı. Ancak bir hafta sonra Trump, İsrail ile birlikte İran’a yönelik ortak saldırıları onayladı ve Orta Doğu’da yeni bir savaş başladı. Krizin bölge dışına taşan etkileri Pekin’de de endişe yarattı ve liderler zirvesi ertelendi. Şimdi ise Trump ile Xi ’nin 13-15 Mayıs tarihlerinde Pekin’de bir araya gelmesi bekleniyor. Ancak Çin’in öncelikleri artık değişmiş durumda. Çin, yüksek gümrük tarifelerinin geri dönmesini istemiyor Pekin yönetimi, Trump’ın geçen yıl uygulamaya koyduğu ve tarafların Ekim ayında ateşkes benzeri bir uzlaşıya varmasından önce yüzde 145’e kadar çıkan yüksek gümrük tarifelerinin yeniden yürürlüğe girmemesini istiyor. Bununla birlikte Çin açısından daha acil mesele, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması. Çünkü Çin’in ham petrol ithalatının yaklaşık yarısı bu su yolundan geçiyor. Çin, enerji kaynaklarını çeşitlendirmesi ve büyük rezervlere sahip olması nedeniyle diğer Asya ülkelerine kıyasla enerji şokundan daha az etkilenmiş durumda. Ancak Uluslararası Para Fonu’nun İran savaşı nedeniyle küresel resesyon riskine dikkat çekmesi, Pekin açısından daha büyük bir tehdit olarak görülüyor. Çin ekonomisinin yaklaşık beşte biri ihracata dayanıyor. Dünyadaki tüketimin düşmesi durumunda Çin ekonomisinin de ciddi zarar görebileceği değerlendiriliyor. “Çin kısa vadeye hazırlıklı ama uzun vadeli kriz daha tehlikeli” Uluslararası Kriz Grubu kıdemli danışmanı Ali Wyne, geçen hafta yaptığı değerlendirmede, “Bu çatışmanın sürmesinden çıkar sağlayacak hiçbir ülke yok” dedi. Wyne, Çin’in Hürmüz Boğazı’ndaki kısa süreli bir ticaret aksamasına birçok ABD müttefikinden daha hazırlıklı olduğunu, ancak uzun süreli bir kesintinin Çin açısından ciddi sorun yaratacağını söyledi. Bu nedenle Trump-Xi zirvesinin en önemli sorularından biri, Çin’in İran krizinin çözümü için nasıl bir rol üstleneceği olacak. Washington, Pekin’in İran üzerindeki etkisini kullanmasını istiyor Geçen ay çıkan haberlerde Çin’in, İran’ı önceki ateşkes görüşmelerinde ABD ile müzakere masasına dönmeye teşvik ettiği öne sürülmüştü. Geçen hafta İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Pekin’de Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi ile görüştü. Çin tarafından yapılan açıklamada Wang Yi’nin Orta Doğu’daki çatışmaların “tamamen durdurulması” çağrısı yaptığı ve Çin’in İran’ın “ulusal egemenliği ve güvenliğini koruma” çabalarını desteklediği belirtildi. ABD yönetimi de giderek daha açık biçimde Çin’in İran konusunda devreye girmesini istediğini gösteriyor. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Pekin’in İran üzerindeki baskısını artırarak Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına katkı sunmasını beklediklerini söyledi. “Trump alışık olmadığı bir pozisyonda” Chicago Üniversitesi siyaset bilimi profesörü Dali Yang’a göre, Trump’ın Çin’den yardım istemesi görüşmenin dengelerini değiştirebilir. Yang, “Trump şu anda Çin liderinden yardım isteyen bir durumda. Bu onun alışık olduğu bir pozisyon değil” değerlendirmesinde bulundu. Uzmanlara göre Pekin, İran üzerindeki etkisini ticaret ve Tayvan başlıklarında elini güçlendirecek bir koz olarak da kullanabilir. Ticaret savaşında “sumo güreşi” benzetmesi ABD ile yaşanan ticaret savaşına rağmen Çin’in ticaret fazlası geçen yıl 1,2 trilyon dolarla rekor seviyeye ulaştı. Çin’in en büyük müşterisi ise yine ABD oldu. Yang, karşılıklı tarifeler ve Çin’in nadir toprak elementleri ihracatına getirdiği sınırlamalar nedeniyle iki taraf arasındaki süreci “sumo güreşine” benzetti. “İki taraf da birbirini yıprattı ama sonuçta berabere kaldılar” diyen Yang, büyük bir ticaret anlaşması beklemediğini söyledi. Analistlere göre zirveden çıkabilecek en olası sonuç, Ekim ayında Güney Kore’de varılan geçici uzlaşının süresinin uzatılması olabilir. Pekin için asıl hassas konu Tayvan Çinli uzman Da Wei’ye göre zirvenin asıl kritik başlığı ise Tayvan’a yapılacak silah satışları olacak. ABD Kongresi geçen yıl Tayvan’a 11 milyar dolarlık silah satış paketini onaylamıştı. Pekin’in kendi toprağı olarak gördüğü Tayvan’a yönelik bu satışın Trump-Şi zirvesi öncesinde Dışişleri Bakanlığı tarafından beklemeye alındığı belirtiliyor. Ancak Çin yönetimi satışın tamamen iptal edilmesini istiyor. Öte yandan Tayvan Meclisi cuma günü aylar süren tartışmaların ardından 25 milyar dolarlık özel savunma bütçesini kabul etti. Kabul edilen bütçenin hükümetin talep ettiğinden daha düşük olduğu ve yalnızca ABD’den yapılacak alımları kapsayacağı belirtildi. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü ise Tayvan’ın yerli savunma kapasitesine yönelik finansmanın geciktirilmesini “Çin Komünist Partisi’ne verilmiş bir taviz” olarak değerlendirdi. Pekin, Trump yönetimini daha “yumuşak” görüyor Pekin yönetimi, bazı konuların Kongre denetiminde olduğunu ve Trump’ın doğrudan kontrolünde bulunmadığını biliyor. Ancak Çin’in, özellikle söylem düzeyinde Washington’dan daha fazla taviz talep edebileceği belirtiliyor. Örneğin ABD’nin mevcut “Tayvan bağımsızlığını desteklemiyoruz” söylemi yerine “Tayvan bağımsızlığına karşı çıkıyoruz” ifadesini kullanmasının Pekin açısından önemli bir diplomatik kazanım olacağı değerlendiriliyor. Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi de kısa süre önce ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile yaptığı görüşmede Tayvan’ın “Çin-ABD ilişkilerindeki en büyük risk” olduğunu söyledi. Pekin ayrıca Trump yönetimini önceki ABD yönetimlerine kıyasla daha “yumuşak” görüyor. Trump’ın Çin’e gelişmiş çip satışlarına yönelik bazı kısıtlamaları gevşetmesi, Tayvan’a güçlü destek vermemesi ve Pentagon’un savunma stratejilerinde Çin’i tehdit olarak gösteren bazı ifadeleri azaltmasını istemesi, Pekin’de dikkatle izleniyor. Trump’ın Pekin ziyareti öncesinde Xi Cinping’den “büyük ve sıcak bir kucaklama” beklediğini söylemesi de Çin’de olumlu bir işaret olarak yorumlandı. Dali Yang, “Çin, Başkan Trump’ın Xi Cinping’e gösterdiği saygıyı çok önemsiyor” dedi.

ABD'nin deniz ablukası nedeniyle İran'ın petrol ihracatı durma noktasına geldi. Haber

ABD'nin deniz ablukası nedeniyle İran'ın petrol ihracatı durma noktasına geldi.

Analistlere göre, İran'ın petrol ihracatı %80'den fazla oranında ciddi şekilde azaldı ve ihracat için tahmini sadece 4 milyon varil petrol kaldı. Kpler uzmanları, abluka yürürlüğe girdiğinden beri Umman Körfezi'nden hiçbir İran ham petrol tankerinin ayrıldığını görmediklerini söyledi. ABD hükümeti 30 Nisan'da ablukanın Tahran'ı ham petrol ihracatından elde ettiği hayati gelirden mahrum bıraktığını iddia etti. ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) aynı gün resmi bir açıklama yayınladı: "Şu anda İran hükümetinin satamadığı 69 milyon varil petrol taşıyan 41 petrol tankeri bulunmaktadır." Bu baskı, İran riali'nin ABD doları karşısında rekor düşük seviyeye gerilemesiyle sonuçlanan döviz piyasasını anında etkiledi ve bu durum, petrol bağımlı bu ekonominin karşı karşıya olduğu ciddi mali zorlukları yansıttı. Hürmüz Boğazı'ndan geçen petrol tankerleri ABD ablukasından etkileniyor. Fotoğraf: Baidu TankerTrackers adlı gemi takip şirketine göre, baskılara rağmen İran, ana ihracat merkezi olan Harg Adası'nda petrol pompalamaya devam ediyor. Uydu görüntüleri, Umman Körfezi'ndeki Çabahar limanı açıklarında en az 10 petrol tankerinin demirlediğini gösteriyor. Şubat ayında İran, günlük yaklaşık 3,24 milyon varil petrol üretimi gerçekleştirdi ve bunun yaklaşık yarısı iç rafineri ihtiyaçlarını karşıladı. Ancak ihraç edilemeyen ham petrol fazlası, ülkenin depolama sistemini tehlikeli sınırlara zorluyor. Kpler analisti Johannes Rauball, depolama alanlarının azalması nedeniyle İran'ın önümüzdeki bir iki hafta içinde üretimi kısmaya başlamak zorunda kalabileceğine inanıyor. Kpler, İran'ın karadaki depolama tesislerinin yaklaşık %60 kapasiteyle çalıştığını ve rezervlerin 50 milyon varili aştığını, toplam maksimum kapasitenin ise sadece 86 milyon varil olduğunu belirtti.

Birleşik Arap Emirlikleri OPEC'ten ayrılıyor Haber

Birleşik Arap Emirlikleri OPEC'ten ayrılıyor

Birleşik Arap Emirlikleri, 28 Nisan'da, 1 Mayıs'tan itibaren geçerli olmak üzere, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nden (OPEC) ve OPEC+ ittifakından resmen çekildiğini duyurdu. Bu karar, 1967'de Abu Dabi Emirliği'nin örgüte katılmasıyla başlayan ve 1971'de Birleşik Arap Emirlikleri'nin birleşik bir ulus olarak kurulmasından önce gerçekleşen yaklaşık altmış yıllık üyeliği sona erdiriyor. Birleşik Arap Emirlikleri, altmış yıllık üyeliğin ardından OPEC'ten ayrılma kararı aldı. Fotoğraf: SB Mintel Bu olay, Suudi Arabistan ve Irak'tan sonra OPEC'in üçüncü büyük petrol üreticisi olan ve günlük 4,8 milyon varile kadar üretim kapasitesine sahip Birleşik Arap Emirlikleri'nde şok etkisi yarattı. Ancak bu ani bir şok değildi; aksine, uzun süredir biriken çelişkili çıkarların sonucuydu. Son on yılda Abu Dabi, sessiz ama kararlı bir şekilde petrol ve doğalgaz altyapısına büyük yatırımlar yapma stratejisi izledi. Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) aracılığıyla ülke, petrol sahalarını modernize etmek ve üretim kapasitesini artırmak için 150 milyar dolardan fazla yatırım yaptı. Hedefleri açık: 2027 yılına kadar günlük 5 milyon varil üretim seviyesine ulaşmak. Ancak, OPEC çerçevesinde yer almasına rağmen, BAE sürekli olarak küresel petrol fiyatlarını korumayı amaçlayan üretim kesintileriyle karşı karşıya kaldı. OPEC kotaları, BAE'nin üretimini genellikle günlük 2,9 ila 3,2 milyon varil arasında tutuyor. Bu da BAE'nin büyük yatırımlar yaptığı yaklaşık 2 milyon varillik üretim kapasitesinin atıl durumda kaldığı anlamına geliyor. Dramatik bir ekonomik dönüşüm geçiren bir ülke için, böylesine büyük bir finansal kaynağı "dondurmak" kabul edilemez bir yük haline gelir. Abu Dabi, özellikle Net Sıfır 2050 planını uygulamak ve petrol dışı ekonomisini çeşitlendirmek için önemli miktarda sermayeye ihtiyaç duyduğu bir dönemde, mevcut fiyat seviyesini korumak için ulusal çıkarları feda etmenin uzun vadeli vizyonuyla artık uyumlu olmadığını kabul etmektedir. Ayrıca, BAE'nin lojistik haritasındaki konumu da önemli ölçüde değişti. Hürmüz Boğazı'ndaki devam eden jeopolitik güvenlik sorunlarının ortasında, BAE Hint Okyanusu kıyısında Fujairah limanını proaktif bir şekilde geliştirdi. Batıdaki sahalardan doğudaki sahalara petrol taşıyan bir boru hattı sistemi, Hürmüz Boğazı'nın hassas sularından geçmeden günde yaklaşık 1,5 milyon varil petrolü doğrudan ihraç etmelerine olanak tanıyor. Ulaşım yolları üzerindeki bu özerklik, önemli bir rekabet avantajı yaratmakta ve OPEC'in ortak dağıtım kurallarına uymayı kısıtlayıcı hale getirerek Asya'daki stratejik ortaklarla uzun vadeli tedarik sözleşmeleri imzalama konusunda esneklikten yoksun bırakmaktadır. Ortak ülkelere petrol ihracatını artırma özgürlüğü. Birleşik Arap Emirlikleri'nin birlikten ayrılma kararının yürürlüğe girmesinin hemen ardından, en doğrudan etki fiyatlandırma mekanizmalarında ve arz akışlarında meydana gelen değişiklik oldu. Üretim kesintisi anlaşmalarına artık bağlı olmayan BAE, başta Japonya, Güney Kore ve Hindistan olmak üzere, petrolünün %90'ından fazlasını Orta Doğu'dan ithal eden başlıca müşterilerinin gerçek talebine göre üretimini ayarlamakta özgürdü. Bu özgürlük, BAE'nin yenilenebilir enerjinin yükselişi nedeniyle giderek daha rekabetçi hale gelen enerji piyasasında müşterilerini elde tutmak için daha esnek finansal ve indirim araçları kullanmasına olanak tanıyor. Birleşik Arap Emirlikleri Enerji Bakanı Suhail Mohamed al-Mazrouei. Fotoğraf: YouTube Uluslararası piyasalardan gelen tepki, daha istikrarlı bir arz beklentisiyle karışık bir temkinlilik oldu. Başlıca petrol borsalarında, yatırımcılar BAE'den gelebilecek potansiyel arz fazlasını yeniden hesaplarken, Brent ve WTI ham petrol fiyatlarında kısa vadeli dalgalanmalar yaşandı. Ancak, büyük bir satış dalgası yerine, piyasada enerji ittifaklarında bir yeniden yapılanma yaşanıyor gibi görünüyor. OPEC üretiminin yaklaşık %10'unu oluşturan bir üreticinin ayrılması, örgütün fiyatları manipüle etme yeteneğini önemli ölçüde zayıflatıyor. OPEC artık küresel ham petrol üretiminin %30'undan daha azını kontrol ediyor; bu da Viyana'daki üretim kesintisi duyurularının ağırlığını eskisine göre daha az belirleyici kılıyor. Asya'daki büyük petrol tüketen ülkeler hızla yeni yaklaşımlar benimsedi. ADNOC ile yapılan vadeli işlem sözleşmelerinin, nakliye ve depolama konusunda daha uygun şartlarla yeniden müzakere edilmesi muhtemel. Birleşik Arap Emirlikleri'nin Fujairah limanındaki stratejik konumu, onu Hint Okyanusu'nda güvenli, dev bir "yakıt istasyonu" haline getiriyor. Bu durum, bölgesel istikrarsızlık nedeniyle artan nakliye sigorta maliyetlerini düşürmeye yardımcı olmakla kalmayıp, Doğu Asya sanayi ekonomileri için enerji güvenliğini de sağlamaktadır. Açıkça görüldüğü üzere, BAE'nin ayrılması, birliğin idari önlemleriyle yapay olarak yüksek tutulan fiyatlar yerine, arz istikrarı ve işlem şeffaflığının önceliklendirildiği bir piyasa senaryosunu tetiklemiştir. Bu, düzenlenmiş petrol piyasaları döneminin sonu mu? Uzun vadede, BAE'nin kararı uluslararası enerji yönetişim yapısı için dikkate değer bir emsal teşkil etmektedir. Bu karar, geleneksel petrol kartelleri aracılığıyla yürütülen piyasa yönetimi modelinin, üye devletlerin kaynakları bireysel olarak optimize etme eğilimi karşısında giderek cazibesini kaybettiğini göstermektedir. Bu çözülme, mutlaka şiddetli bir petrol fiyat savaşına yol açmaz, ancak tekelci fiyat düzenlemesi döneminin sonunu işaret eder. Petrol piyasası, arz ve talebin doğal yasalarının daha baskın bir rol oynadığı "yeni bir normale" doğru kaymaktadır. Birleşik Arap Emirlikleri'nin OPEC'ten ayrılması birçok yeni zorluğu beraberinde getiriyor ve küresel enerji piyasası için yeni oyun kuralları belirleyebilir. Fotoğraf: Finance with JC OPEC için, BAE'nin çekilmesi örgütün sonu değil, kolektif kontrol modelinden daha merkezi olmayan ve çok kutuplu bir petrol piyasası yapısına geçişi işaret eden kritik bir dönüm noktasıdır. OPEC'in etkisi azalacak, ancak ortadan kaybolmayacak. Bu, Al Jazeera ile görüşen birçok bağımsız uzmanın da paylaştığı değerlendirmedir. Ancak, yüksek finansal disipline ve modern üretim kapasitesine sahip bir üye olan Birleşik Arap Emirlikleri'nin ayrılması, OPEC'in güvenilirliği ve uygulama gücü için büyük bir darbe anlamına geliyor. Blok zorlu bir ikilemle karşı karşıya kalacak: diğer üyelerin bütçelerine fayda sağlayacak bir seviyede petrol fiyatlarını nasıl tutacak ve aynı zamanda Irak veya Kuveyt gibi üretimi artırmak isteyen ülkelerden gelebilecek bir "ayrılık" dalgasını nasıl önleyecek? Toplumsal birlik ile ulusal çıkarlar arasındaki çizgi her zamankinden daha kırılgan hale geliyor. Bu ayrışma, geçmişteki geniş ama çoğu zaman çatışmalarla dolu ittifak yerine, benzer düşüncelere sahip birkaç üreticiye odaklanan daha küçük bir OPEC yapısına yol açabilir. Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu olay Körfez ülkelerinin petrol sonrası bir geleceğe hazırlanmasını yansıtıyor. Birleşik Arap Emirlikleri, küresel talep yüksek kalırken, yeşil enerjiye ve ileri teknolojiye geçiş için sermaye biriktirmek amacıyla "kara altın" kaynaklarını en üst düzeyde kullanmayı tercih etti. Bu, dinamik ekonomik düşünceyi yansıtan ve artık geleneksel siyasi taahhütlerle sınırlı olmayan pragmatik bir hamledir. Petrol artık tek jeopolitik silah olmadığında, uluslar halklarına en büyük ekonomik faydayı sağlayan ve sürdürülebilir gelecek gelişimlerini güvence altına alan yolu önceliklendireceklerdir. Birleşik Arap Emirlikleri'nin OPEC'ten çekilmesi, Körfez jeopolitik yapısındaki derin bir ayrılığın da somut bir işaretidir. Bu, sadece dünyanın en büyük petrol ihracatçısı ve hala OPEC'e hakim olan Riyad ile Abu Dabi arasındaki bir ayrılık değil, aynı zamanda kendi "ulusal çıkarlarını" tanımlamada daha özgüvenli ve bağımsız bir Birleşik Arap Emirlikleri'nin ortaya çıkışıdır.

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel,  ABD'yi uyardı. Haber

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, ABD'yi uyardı.

Küba Devlet Başkanı Diaz-Canel, ABD Başkanı Donald Trump'ın "Küba'yı bir şekilde ele geçirme" planlarına ilişkin son açıklamalarına karşılık olarak, bu sözleri saldırgan ve tarihe saygısızlık olarak nitelendirdi. Küba'nın barışsever bir millet olduğunu ancak asla tehdit altında kalmasına veya saldırgan planlar karşısında pasifleşmesine izin vermeyeceğini vurguladı. Ayrıca, 60 yıldan fazla süren abluka karşısında Küba halkının gösterdiği direnci övdü. Ayrıca, iki ülke arasındaki umut vadeden tıbbi işbirliği örneklerini de açıkladı; bunlar arasında saygın bir Amerikan tesisinde Küba akciğer kanseri aşısının klinik denemelerinin yapılması veya Amerikalı Alzheimer hastalarının Küba ilaçlarıyla tedavi edilmesi yer alıyor. Giderek kötüleşen enerji durumuyla ilgili olarak, Rusya'dan insani yardım amacıyla gelen petrol tankerlerinin önemli olduğunu ancak ülkenin aylık ihtiyacının yalnızca üçte birini karşıladığını kabul etti. ABD'nin uyguladığı yıkıcı enerji ablukasının ortasında Küba, yerli ham petrol üretimini artırarak, ağır petrolü rafine etmek için bilimsel ve teknolojik gelişmeleri uygulayarak ve yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırarak enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye çalışıyor. Küba lideri, ABD yönetimiyle bir anlaşmaya varılması olasılığına ilişkin olarak, diyaloğun mümkün ancak son derece zor olduğunu belirtti. Küba'nın her zaman saygı, eşitlik ve birbirlerinin iç işlerine karışmama temelinde medeni komşuluk ilişkileri kurmaya hazır olduğunu vurguladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.