SON DAKİKA
Hava Durumu

#Filistin

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Filistin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Filistin haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Başkan Altay UCLG Dünya Başkanlığına adaylığını açıkladı Haber

Başkan Altay UCLG Dünya Başkanlığına adaylığını açıkladı

Dünya Belediyeler Birliği (UCLG) ve Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, İspanya’nın Barselona kentinde düzenlenen UCLG Yıllık İstişare Toplantısı’na katıldı. Dünyanın farklı bölgelerinden belediye başkanları ile yerel ve bölgesel liderlerin katılımıyla gerçekleştirilen toplantı sonrası değerlendirmelerde bulunan Başkan Altay, Haziran ayında Fas’ın Tanca kentinde yapılacak seçim sürecine emin adımlarla yürüdüklerini ifade etti. Başkan Altay, “Artık resmi olarak adaylığımızı da açıklamış olduk. Tanca’da yapılacak seçimlerde UCLG Dünya Başkanlığı için adaylığımızı deklare ediyoruz. Zor bir yolculuk olacak. Bölgelerin dengeleri farklı, talepler var ama 8-10 yıldır burada inşa ettiğimiz bir dostluk, arkadaşlık ortamı var, bir güven oluşturmayı başarabildik. Görüşmeler gayet olumlu gidiyor. Tabii seçim sandıkta kazanılır ama gidişat iyi gözüküyor. İnşallah 2026'da ülkemize Dünya Başkanlığını kazandırmak, uluslararası alanda yerel yönetimlerin en üst temsilcisi olarak şehirlerin sesinin başta BM olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşlarda yankılanmasını, dünya politikalarında etkin olmasını sağlamak için çok yoğun bir çaba sarf ediyoruz. Böylece ülkemizin dış politikada izlediği “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ve “Dünya Beşten Büyüktür” şiarlarının gerçekleşmesi için de yerel diplomasinin güç ve imkânlarını değerlendirmek istiyoruz. Sefer bizden zafer Allah'tandır” ifadelerini kullandı. “ŞEHRİMİZDE YAPILAN ORGANİZASYONLAR BURADA BİZİ GÜÇLÜ KILIYOR” Türkiye’nin bu platformlarda olmasının dünyaya ve bölgeye katkısına da değinen Başkan Altay, “Bu yıl COP 31'in Antalya'da düzenlenmesi çok önemli. Uluslararası çok büyük bir etkinlik organize ediyoruz. UCLG'nin en önemli gündem maddelerinden birisi de iklim değişikliği ve onun şehirlere etkisi. Dolayısıyla şehrimizde yapılan organizasyonlar da burada bizi güçlü kılıyor. Burada konuşulan konular dünyada şehirlerin gündemi. Biz Konya olarak masada olduğumuz durumlarda dünya gündemini önceden takip etme, buna göre tedbir alma, finansal ulaşım konusunda yeni çözümler üretme konusunda bir bilgi birikimimiz oluşuyor” diye konuştu. “BURADA ADAY OLMAK BİLE ÇOK ÖNEMLİ VE KIYMETLİ AMA BİZ BU YOLCULUĞA KAZANMAK İÇİN ÇIKIYORUZ” Konya’nın UCLG gibi dünya organizasyonunda yer almasının Türkiye için çok önemli bir imaj olduğunu vurgulayan Başkan Altay, “Burası 240 binden fazla üyesi olan dünyanın en büyük yerel yönetim birliği. UCLG Dünya Başkanlığı için aday olmak bile çok önemli ve kıymetli ama biz tüm dünyada mazlumların sesi olmak için bu yolculuğa çıkıyoruz. İnşallah Haziran'da bunu başarabileceğimize inanıyorum. Bugün yaptığımız görüşmeler bu konuda umudumuzu artırdı. Özellikle Gazze konusunda burada son 4 yıldır çok önemli söylemlerde bulunuyoruz. Yani acıyı hafifletmek belki mümkün değil ama ilk açıkladığımız gündeki salonun tepkisiyle bugün Filistin’den bir kardeşimizin konuşmasındaki uzun süre alkış, kat ettiğimiz mesafeyi göstermesi açısından da çok önemli. Geçtiğimiz Ekim ayında Konya'daki toplantıda salonda Müslüman ülkelerin dışında çok fazla destek alamamıştık. Ama aradan geçen sürede burada Filistinli kardeşimizin paylaşımı tüm salondan çok yoğun ve çok uzun bir alkış aldı. Bu da bu tür platformlarda haklı davası olan insanları savunmamızdan, onları anlatma gayretimizden oluştu. İnşallah güzel şeyler olacaktır diye düşünüyorum” değerlendirmelerini yaptı. Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Teşkilatı (UCLG), 140 ülkede 240 binden fazla yerel yönetimi ve 175’ten fazla yerel ve bölgesel yönetim birliğini kapsıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Alın terinin değerini çok iyi bilirim Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Alın terinin değerini çok iyi bilirim

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından bazı satır başları şöyle: “Sizlerin şahsında 81 ilimizin tamamında alın teriyle, emeğiyle, gayretiyle ülkemize değer katan tüm çalışanlarımıza, tüm işçi kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan mübarek Ramazan-ı Şerif’inizi tebrik ediyorum. İftarını bizimle açan siz emekçi kardeşlerime şükranlarımı sunuyorum. Müslümanlar olarak, bir taraftan 11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’e erişmenin coşkusunu yaşıyor, diğer taraftan da Gazze’de, Sudan’da ve daha birçok yerde sıkıntı çeken, eziyet gören, bir kuru ekmek, bir tas çorba ile iftar yapmak zorunda kalan kardeşlerimizin sızısını yüreğimizde hissediyoruz. 10 Ekim’de bizim de çabalarımızla sağlanan ateşkese rağmen hukuk tanımaz İsrail hükümeti, Gazze ve Batı Şeria’ya yönelik saldırılarını artırarak sürdürüyor. İsrail’in saldırıları sonucu 11 Ekim’den bu yana 615 Filistinli şehit oldu, 2 bine yakın Filistinli kardeşimiz yaralandı. İnsani yardım malzemelerinin girişinde halen ciddi güçlükler çekiliyor. Gazze’nin nefes borusu olan Refah Sınır Kapısı’nda kısıtlamalar, zulümler, İsrail’in keyfi davranışları maalesef devam ediyor. Yıkıntılar arasında, kurşun ve şarapnel izleriyle dolu derme çatma binalarda iftar yapan, son derece çetin şartlar altında oruç tutan ama bunlara rağmen zalime boyun eğmeyen Gazzeli kardeşlerimiz, bir kez daha imanlarıyla tüm Müslümanlara örnek oluyor. Bu mübarek günlerin, en başta Filistin’in kahraman evlatları olmak üzere dünyanın dört bir yanında onurunu, haysiyetini ve hürriyetini korumak için mücadele eden tüm mazlumların kurtuluşuna, hasretle bekledikleri huzura kavuşmalarına vesile olmasını canı gönülden tebrik ediyorum. Gönül ve kültür coğrafyamızın her köşesindeki kardeşlerimize buradan selamlarımı iletiyor, dualarımızın onlarla olduğunu ifade ediyorum. Cenab-ı Allah, Gazze’deki mazlumlarla birlikte zulüm ve eziyet gören tüm kardeşlerimizin yardımcısı olsun. ‘Emek, alın teri ve helal kazanç’ medeniyetimizin, tam merkezinde yer alan kutsal değerlerdir. Bu kavramlar; adaletle, hakkaniyetle ve refahla yoğrulmuş tarihimizin köşe taşlarıdır. Emeği mukaddes gören ve alnındaki ter kurumadan emeğin karşılığının ödenmesini emreden bir dinin mensupları olarak 2002 yılından beri siz değerli kardeşlerimin hakkını vermeye, adil ve huzurlu bir çalışma iklimi inşa etmeye gayret gösterdik. İlk günden itibaren hedefimiz, işçi, işveren ve kamu görevlisi dahil herkesin hukukunun korunduğu, iş barışının en ideal seviyede sağlandığı bir sistemi ülkemize kazandırmaktı. Ne ülkemizdeki malum çevreler gibi sermaye düşmanlığı yaptık, ne sermayeyi renklere ayırdık ne de rızkını alın teri dökerek kazanan emekçi kardeşlerimizin haklarının gasp edilmesine göz yumduk. Dengeli, sağduyulu ve rasyonel politikalarla işçilerimizin, memurlarımızın, sendikalarımızın şartlarını iyileştirmek, refah seviyelerini yükseltmek için çaba harcadık. Yıllardır bizden önceki siyasilerin vaatlerinden öteye gitmeyen alanlarda devrim niteliğinde adımlar attık. İşçi kardeşlerimizin daha emniyetli koşullarda çalışmalarını temin etmek için İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu çıkardık. Sendikaların kuruluş şartlarını biz kolaylaştırdık. Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nu revize ederek iyileştirdik. Sendikal güvenceleri ve grev hakkını biz güçlendirdik. Kamu görevlilerimize toplu sözleşme hakkı tanıdık. Ana muhalefet partisinin, Anayasa Mahkemesi’ne taşıyıp iptal ettirdiği toplu sözleşme ikramiyesini yeniden biz yürürlüğe koyduk. Kamuda başörtüsü yasağını kaldırarak kadınların çalışma hayatındaki hak ve özgürlüklerini garanti altına aldık. Kamu çalışanlarımız, artık cuma izni, Hac izni gibi haklardan tam ve etkin şekilde yararlanabiliyor. Yıllarca örselenen, yıllarca hakları yok sayılan, keyfi yasaklarla on yıllar boyunca mağdur edilen insanlarımıza yönelik bu düzenlemelerin ülkemizdeki kimi çevreleri ciddi manada rahatsız ettiğini görüyoruz. Milletin Anayasamızın amir hükümlerine uygun şekilde din ve vicdan hürriyetine sahip olması, inancını kamusal alanda özgürce yaşaması nedense bunlara dokunuyor, bunları adeta zıvanadan çıkartıyor. Laiklik kavramının korkakça arkasına saklanıp milletin inanç değerlerine ateş eden, 27 Mayıs’tan beri milli iradeye yönelik darbe girişimlerinde cuntacılara sivil alanlarda tetikçilik yapma dışında hiçbir görevi olmayan, Türkiye’nin 23 yılda yaşadığı değişimi içlerine sindiremeyen, zihnen ve fikren fosilleşmiş bu güruhun hezeyanlarına sadece gülüp geçiyoruz. Onlar ne derse desin, hangi bildiriyi yayınlarsa yayınlasın biz, toplumun her kesiminin hak ve özgürlüklerini genişletmeye odaklanıyoruz. İnşallah bundan sonra da aynı hassasiyetle hareket edeceğiz. Çalışma hayatına henüz genç yaşlarında İETT’de işçi olarak adım atmış bir Cumhurbaşkanı olarak, alın terinin değerini çok iyi bilirim. İster özel sektörde ister kamuda olsun helal rızık peşinde koşmanın nasıl bir mücadele gerektirdiğinin gayet farkındayım. Aynı şekilde çalışmak, üretmek, ülkemiz ekonomisine katkı sunmak kadar emeğinin karşılığını almanın da ehemmiyetinin bilincindeyiz. Bunun için siyasi hayatımızın hiçbir döneminde bazıları gibi siyasi emelleri için emeği ve emekçiyi istismar edenlerden olmadık. Meydanlarda emekli ve emekçiye bol keseden vaat dağıttığı halde göreve gelince verdiği sözleri unutanlardan olmadık. Kendi işçisi maaş alamadığı için belediye önünde eylem yaparken tropik adalarda zevki sefa içinde keyif çatanlar gibi olmadık. Hep sırtımızda yumurta küfesi taşıdığımızın, 86 milyonun emanetini ve sorumluluğunu taşıdığımızın şuuruyla hareket ettik. Devletimizin imkanları genişledikçe bundan 86 milyonun tamamının, elbette emekçilerin, emeklilerimizin, memurlarımızın da adil bir şekilde yararlanmasını sağladık. Maaş artışları, disiplin affı, refakat izni ve ek ödemeler gibi alanlarda yaptığımız düzenlemelerle memurlarımızın özlük haklarını iyileştirdik. Kamu görevlilerimizin, ücret artış oranlarını, zam ve tazminatlarını, sosyal desteklerini enflasyona ezdirmeyecek şekilde biz düzenledik. Emeklilerimizin, yılda 2 defa olmak üzere bayram ikramiyesi ve banka promosyonu gibi yeni haklardan istifade etmelerini temin ettik. Geçmişte ilaç ve hastane kuyruklarında ömür tüketen vatandaşlarımızın, tüm sorunlarını giderdik. Sağlık ve sosyal güvenlik sistemini sorunsuz şekilde işler hale getirdik. Kamu kurumlarındaki alt işveren işçilerine ve sözleşmeli personele kadro verdik. Geçici işçilerin, tam yıl çalışabilmesinin önünü açtık. Daha nice düzenlemeyi, yeniliği, projeyi devreye alarak çalışanlarımızı her alanda destekledik. Teşvik ettik, güçlendirdik, inşallah bundan sonra da sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun. Bu düşüncelerle ramazan ayının, milletçe birliğimizin, beraberliğimizin, kardeşliğimizin güçlenmesine vesile olmasını temenni ediyorum. Her birinize kazasız, belasız, verimli, huzurlu çalışmalar diliyorum. İftar soframıza teşrif ettiğiniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sağ olsun, var olun, Allah’a emanet olun. Kalın sağlıcakla.”

Babacan: Kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla sağlanmaz Haber

Babacan: Kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla sağlanmaz

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol grubunda yaptığı konuşmada terörsüz Türkiye sürecine ve komisyon raporuna değindi. Terörsüz Türkiye sürecinin ilk günlerini hatırlatan Babacan, şunları söyledi: “Terörsüz Türkiye sürecinin gündeme geldiği ilk günlerde biz sözlerimize şöyle başlamıştık: ‘Barış savaştan iyidir.’ ‘Diyalog çatışmadan iyidir’ demiştik. ‘Yeter ki bu ülke bu sorunu çözsün; biz değil elimizi, gerekirse bedenimizi taşın altına koyarız’ diye de eklemiştik. O günden bu yana, tam 1 yıl 4 ay geçti. Sürece katkı sunacak her zeminde yer aldık. Siyasetin, Meclis’in ve demokratik zeminin yanında durduk; durmaya da devam edeceğiz inşallah. Geçtiğimiz hafta komisyon raporu oylandı ve yayınlandı. Böylesine zor bir konuda ortak bir metin kaleme almak elbette kıymetlidir. Silahların susması, terör örgütünün feshi, şiddetin tamamen devreden çıkması çok önemlidir ama bugün geldiğimiz noktada şunu açıkça söylemek zorundayız: Kalıcı barış yalnızca silahların susmasıyla sağlanmaz. Kalıcı barış; adaletle mümkündür; hukuk devletiyle mümkündür; temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla mümkündür. Eğer hukuk devleti güçlendirilmezse, eğer yargı bağımsız ve tarafsız işlemezse, eğer meselenin kök sebepleri cesaretle ele alınmazsa, bu süreç kalıcı bir sonuca ulaşamaz.” Kayyım uygulamaları ve yargı kararlarının uygulanmasına ilişkin değerlendirmesinde Babacan “Kayyım uygulamalarının sona erdirilmesi yönünde raporda zikredilen iradeyi değerli buluyoruz. Ama sadece bir ifade yeterli değil. Bu konunun sağlam hukuki güvencelerle desteklenmesi gerekir. İdari vesayeti azaltan, demokratik meşruiyeti güçlendiren açık ve net bir çerçevenin oluşturulması gerekir. Öte yandan, yüksek yargı kararlarının uygulanmaması gibi, hukuka olan güveni zedeleyen işler devam ederse, toplumun devlete olan güveni de boşa çıkmış olur. Yargıtay ve Danıştay denetiminden geçip haklarında takipsizlik veya beraat kararı verildiği halde hala KHK mağduriyeti yaşayanlar varsa, sürece olan güveni pekiştiremezsiniz. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ortadayken uygulama yoksa, hangi hukuk devletinden söz edilebilir?” sorusunu sordu. “Casperlar” adlı silahlı suç örgütü soruşturmasına ilişkin Babacan, “Kamuoyuna yansıyan ‘Casperlar’ adlı silahlı suç örgütü soruşturmasında çok çarpıcı bir detay ortaya çıktı. Aralarında polis memurlarının, bir zabıt katibinin ve bir gümrük muhafaza memurunun da bulunduğu toplam 14 kamu görevlisi, suç örgütüne yardım ettikleri ve adli kayıtları sızdırarak haksız menfaat sağladıkları iddiasıyla tutuklandı. Bir suç örgütünün kamu görevlileriyle irtibat ve menfaat ilişkisine girdiğinin tespit edilmesi, yargı ve kolluk açısından çok vahim bir durumdur. Kamu görevi yürüten kişiler bir suç örgütünün hiyerarşisi içinde hareket etmişse burada yalnızca bireysel bir yozlaşma değil, kurumsal bir güvenlik zafiyeti vardır. Devlet yönetimi bu türden sızmaları kaldırmaz, kaldıramaz. Bu kamu görevlileri hangi mekanizmalar üzerinden bilgi paylaştı? Denetim mekanizmaları niçin zamanında alarm vermedi? Bu tür örgütler bürokrasi ve siyasetle ilişki içinde hareket eder” dedi. Filistin’deki gelişmelere de değinen Babacan, “Gazze’de tam iki yıl süren bir soykırımına şahit olduk. Gazze’de 70 binden fazla insan hayatını kaybetti. Yapıların yüzde 90’ı kullanılamaz hale geldi. Ateşkes işlenen suçların cezasız kalması anlamına gelmemelidir. Netanyahu’nun dünya kamuoyuna meşru bir aktör olarak tekrar sunulmaya çalışıldığı hiçbir platforma Türkiye destek vermemelidir. Nihai hedef olan iki devletli çözümü riske sokacak her türlü girişimin karşısında Türkiye kararlılıkla durmalıdır. Kudüs’te ve Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin durumu yakından izlenmelidir” diye konuştu.

Özgür Özel: Lüks vergisi; Mutfak tüpünde var, doğalgazda var ama elmasta, pırlantada yok Haber

Özgür Özel: Lüks vergisi; Mutfak tüpünde var, doğalgazda var ama elmasta, pırlantada yok

Özel, Cumhuriyet Halk Partisi TBMM Grup Toplantısı’nda konuştu. Konuşmasına partilileri ve vatandaşları selamlayarak başlayan Özel, 19 Mart’tan sonra İstanbul’da başlatılan sürece değinerek, “26 Mart Çarşamba akşamı Saraçhane’deki son mitingimizi yaptığımızda bir karar ilan etmiştik. Her cumartesi Türkiye’de bir şehirde ve her çarşamba akşam İstanbul’da bir ilçede olacağız demiştik” dedi. Özel, İstanbul’daki 39 ilçede eylem yaptıklarını belirterek, “46 derecede yaptık, eksi 4 derecede yaptık. Üzerimize kar yağdı, dolu yağdı. 12 kişinin bayıldığı da oldu. Geçen hafta 39’uncu ilçeyi Ataşehir’de tamamladık. 91’inci eylemde Kocaeli’ndeydik” ifadelerini kullandı. “Hukuksuzluklar ve siyasi operasyonlar sürdükçe mücadelemiz devam edecek” diyen Özel, İstanbul il örgütüne ve katılım gösterenlere teşekkür etti. Ramazan ayının üçüncü gününde Saadet Partisi’nin düzenlediği iftara katıldıklarını belirten Özel, “DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Yeniden Refah Partisi genel başkanları oradaydı. AK Parti Genel Başkan Vekili de oradaydı. Kürsüde siyaset yoktu, sadece Gazze ve Filistin vardı” dedi. İftarla ilgili eleştirilere değinen Özel, “Bu iftarı Saadet Partisi yapmadı, İBB kaynaklarıyla yapıldı dediler. O masada AK Parti’nin genel başkan vekilini bile görmeden husumet çıkarmaya çalıştılar. Vallahi de billahi de iyilik kazanacak, kötülük kaybedecek” diye konuştu. Şubat ayının son haftasının vergi haftası olduğunu hatırlatan Özel, Türkiye’de vergi sisteminin adaletsiz olduğunu savundu. “Türkiye’de toplanan vergilerin yüzde 62,5’i dolaylı vergiler. Elektrik yakarken, doğalgaz öderken, çocuğuna ayakkabı alırken ödediğin vergi bu” dedi. Gelir vergisinin maaşlı çalışanlardan kesildiğini belirten Özel, “12 maaş alan bir çalışanın 3 maaşı vergiye gidiyor” ifadelerini kullandı. Özel tüketim vergisine (ÖTV) ilişkin de konuşan Özel, “Lüks vergisi diye getirildi ama mutfak tüpünde var, doğalgazda var. Ama elmasta, pırlantada yok” dedi. Yeni çıkan bir cep telefonu modelini örnek gösteren Özel, “Türkiye’de fiyatı 108 bin lira. Bunun 54 bin 959 lirası vergi. 53 bin lirası telefon. Yani vergisi telefondan fazla” dedi. Telefon üzerinden alınan vergileri sıralayan Özel, “Yüzde 50 ÖTV, yüzde 20 KDV, yüzde 12 TRT bandrolü, yüzde 1 Kültür Bakanlığı payı var. Üstelik verginin de vergisi alınıyor” diye konuştu. Gelir İdaresi Başkanlığı’nın vergi haftası paylaşımında köprü görseli kullandığını hatırlatan Özel, Boğaz köprüleri ve otoyolların özelleştirilmesine yönelik iddiaları gündeme getirdi. “Birinci ve ikinci köprü ile 7 otoyolu satmaya niyet ettiler” diyen Özel, mevcut geçiş ücretinin 59 TL olduğunu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nde ise ücretin 959 TL olduğunu söyledi. Köprülerin yıllık 600 milyon dolar gelir getirdiğini savunan Özel, “25 yıllık geliri, 5 yıllık kira bedeli karşılığında bırakmak istiyorlar” dedi. Satış iddialarına ilişkin sorularına yanıt alamadığını belirten Özel, “Yüzde 90 karşı, yüzde 10 destekliyor. Altın yumurtlayan tavuğu satmak istiyorlar” ifadelerini kullandı. Özel, köprü gelirlerinin emekli maaşlarının artırılması, asgari ücret düzenlemesi, çiftçi destekleri ve gençlere ilk telefon ve bilgisayarda vergi muafiyeti için kullanılabileceğini söyledi. Özel, Ankara Soğuksu, Uludağ, Bolu Abant ve Trabzon Altındere milli parklarının 49 ya da 99 yıllığına kiralanmasına yönelik kanun teklifi hazırlandığını ileri sürdü. Kamuoyu araştırmalarına da değinen Özel, “Önümüzdeki anketlerin hepsinde Türkiye’nin birinci partisi Cumhuriyet Halk Partisi” dedi. Özel, konuşmasının sonunda iktidarı eleştirerek, “Bu zor günler geçecek ama emekli, emekçi, öğrenci, esnaf yapılanları unutmayacak, sandıkta hesabı soracak” ifadelerini kullandı.

Arap ve İslam ülkelerinden ABD Büyükelçisi'nin açıklamalarına kınama Haber

Arap ve İslam ülkelerinden ABD Büyükelçisi'nin açıklamalarına kınama

Filistin Dışişleri Bakanlığı, Filistin Devleti ile birlikte Mısır, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya, Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Umman, Bahreyn, Lübnan ve Suriye Dışişleri Bakanlıkları ile İİT, Arap Birliği ve Körfez İşbirliği Konseyi genel sekreterliklerinin ortak açıklamasını yayımladı. Açıklamada, ABD’nin İsrail Büyükelçisinin, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria dahil Arap devletlerine ait topraklar üzerinde kontrol sağlamasının kabul edilebilir olabileceğine yönelik ifadeleri güçlü şekilde kınandı ve derin endişe dile getirildi. Söz konusu açıklamaların uluslararası hukuk ilkeleri ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık ihlali olduğu belirtilen metinde, bu tür söylemlerin bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit ettiği kaydedildi. Bakanlıklar, İsrail’in işgal altındaki Filistin toprakları ya da diğer işgal altındaki Arap toprakları üzerinde herhangi bir egemenliğinin bulunmadığını vurguladı. Batı Şeria’nın ilhakına ya da Gazze Şeridi’nden ayrılmasına yönelik girişimlerin reddedildiği belirtilirken, yerleşim faaliyetlerinin genişletilmesine karşı çıkıldığı ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına ve 4 Haziran 1967 sınırları temelinde bağımsız devletinin kurulmasına yönelik desteğin sürdüğü bildirildi.

Filistin’in hikâyesi Bursa Nilüfer’de beyazperdeye yansıdı Haber

Filistin’in hikâyesi Bursa Nilüfer’de beyazperdeye yansıdı

Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Filistin Sinema Günleri”, yönetmen Nawras Abu Saleh’in “Büyük Gelen Palto” filmiyle özel bir gösterime sahne oldu. Filmi Nilüferlilerle birlikte izleyen Saleh, gösterimin ardından söyleşi gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi tarafından Filistin halkının yaşadığı zorlukları, kültürel direnişi ve insan hikayelerini sinemanın gücüyle anlatmak için düzenlenen “Filistin Sinema Günleri”, Konak Kültürevi’nde devam ediyor. 15 Ocak’a kadar sürecek gösterimlerdeki özel buluşmalardan biri, Nawras Abu Saleh’in “Büyük Gelen Palto” gösterimiyle gerçekleşti. Gösterime ve ardından yapılan söyleşiye Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir de katıldı. Filistin’deki 1987 – 2011 yılları arasını kapsayan, İntifada ve Oslo Anlaşması süreçlerine tanıklık eden bir gencin hikâyesini konu alan film, ismini eski bir Filistin inanışından alıyor. İnanışa göre rüyada kendisine büyük gelen bir palto giydiğini gören kişi, taşıması zor ve büyük bir sorumluluk üstlenir. Yönetmen Saleh, Filistin davasını “masumların üzerine giydiği ve onlara büyük gelen bir palto” olarak betimlediği filminde, kahramanın çocukluktan gençliğe uzanan değişimini ve işgal altındaki yaşam mücadelesini beyazperdeye taşıyor. “FİLİSTİNLİLER ZOR ZAMANLARDA BİLE GÜLÜMSEYEBİLİR” Gösterimin ardından düzenlenen söyleşide izleyicilerin sorularını yanıtlayan yönetmen Nawras Abu Saleh, filmin yapım sürecini ve sinemaya bakış açısını izleyicilerle paylaştı. Mühendislik eğitimini yarıda bırakarak sinemaya yöneldiğini belirten Saleh, bu kararının nedenini şu sözlerle açıkladı: “Batı sinemasında Filistinliler sürekli kötü ve terörist olarak gösteriliyor. Kendi kendime sordum; en temel haklarımız elimizden alınırken, bu kadar eziyet görürken nasıl kötü taraf biz oluyoruz? Eğer biz kendi hikâyemizi anlatmazsak, zalimler tersini anlatacak. Bizim görevimiz kendi hikâyemize sahip çıkmak.” Filistinlilerin sadece acı çeken insanlar olarak görülmemesi gerektiğini, zor zamanlarda bile gülebilen, normal insanlar olduklarını vurgulayan Saleh, filmde bu yüzden mizahi unsurlara da yer verdiğini belirtti. Söyleşinin ardından yönetmen Nawras Abu Saleh’i tebrik eden Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sanatın toplumsal olaylardaki birleştirici gücüne vurgu yaptı. Başkan Şadi Özdemir, “Orta Doğu’da süregelen zulme karşı sinema; acıları dünyaya duyurmanın ve direnişi anlatmanın en güçlü yollarından biri. Nilüfer Belediyesi olarak, insanlık onurunu ve adaleti merkeze alan, kültürel belleği diri tutan tüm sanatçıların yanındayız” ifadelerini kullandı. Başkan Şadi Özdemir, günün anısına Nawras Abu Saleh’e hediye verdi. Filistin Sinema Günleri, 15 Ocak tarihine kadar Konak Kültürevi’ndeki gösterimlerle devam edecek.

Erdoğan: Bu sene 8 ayrı kategoride 9 kıymetli isme ödüllerini tevcih ediyoruz Haber

Erdoğan: Bu sene 8 ayrı kategoride 9 kıymetli isme ödüllerini tevcih ediyoruz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasınan bazı satır başları şu şekilde: "Kültür, sanat ve edebiyat dünyamızın kıymetli temsilcileri, sevgili gençler, saygı değer misafirler sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. Yeditepe üstünde zamanın gergef işlediği aziz İstanbulumuzda sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Bu sene Sonsuzun Fethine Çık temasıyla 12'ncisi tertiplenen Necip Fazıl Ödülleri'nin ilim, kültür ve sanat camiamız başta olmak üzere ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Üstadın hem kalplerde hem de zihinlerde bıraktığı izleri bugünlere taşıyan Necip Fazıl'ın fikri ve edebi mirasını güçlü bir şekilde yaşatan her bir kardeşime canı gönülden teşekkür ediyorum. Sözlerimin hemen başında şairler sultanı büyük mütefekkir hak bildiği yolda gözünü budaktan sakınmayan büyük dava ve aksiyon adamı üstad Necip Fazıl Kısakürek'i bir kez daha rahmetle yad ediyorum. 2014'ten bu yana geleneksel olarak her yıl sahipleriyle buluşturduğumuz Necip Fazıl ödülleri, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla sanat ve düşünce dünyamızda kanon oluşturucu bir nitelik kazanmıştır. Bu ödüller, tam da 12 yıl önce tahayyül ettiğimiz şekilde kültür, sanat ve fikir dünyamıza yeni bir pencere açmıştır. Türkiye'nin kültür sanat havzasını çoraklaştıran al gülüm ver gülümcü anlayışın önemli ölçüde kırılmasına katkı sunmuştur. İşte bugün burada olduğu gibi ödül sahiplerimizin birbirinden kymetli eserleri, eşsiz güzelliklerle dolu medeniyet bahçemizi yeni ürünlerle yeni çiçeklerle süslüyor. Üstelik bu eserler, yeni nesillerin ve genç kalemlerin sıhhatli bir kültür sanat ikliminde yetişmesine de vesile oluyor. Küreselleşmeyle birlikte kültürel bir yozlaşma, kültürel bir çölleşme de tüm dünyayı etkisi altına alıyor. Dijital tekno kültürün pek çok alanda olduğu gibi edebiyatta da yön ve anlam krizine yol açtığı bir dönemde geçnlerimiz için pusula işlevi gören Necip Fazıl Ödüllerimizi bu bakımdan son derece kıymetli buluyorum. Sizler üstadın hayalini kurduğu gençliğin yolunu kaybetmemesi ve daima istikamet üzre olması için çok mühim bir misyonu yerine getiriyorsunuz. Birazdan ödüllerini takdim edeceğimiz yazarlarımızı, şairlerimizi, sanatçılarımızı şahsım ve milletim adına ayrı ayrı tebrik ediyorum. İçinde bulunduğumuz çağın tükenmeye yüz tutan fikir ve sanat madenine eserleriyle yeni damarlar açan siz kardeşlerime teşekkür ediyorum. Son derece titiz bir değerlendirme süreciyle ödül sahiplerimizi beliryen jüri üyelerimize şükranlarımı iletiyorum. Necip Fazıl demek her şeyden önce vakar ve cesaret demektir. Zira gençliğin fikir hamurunu çilesiyle yoğuran üstada göre hakim bir dava mahkum bir eda ile anlatılamaz. Onun tasavvurunda zafere vasıl olmak, müjdeye nail olmak ancak eza ve cefaya katlanmakla, zorluk ve baskılara göğüs germekle ama daima dik durmakla mümkündür. Merhum Necip Fazıl'ın çilesini çektiği fikir ve aksiyon tohumlarını ektiği gençlik hamdolsun bugün meyveye durmuştur. Türkiye Yüzyılı ülkümüze omur veren gençlik, ülkemizin yarınlarını inşa eden gençlik işte bizimle buradadır. Savunma sanayinden siyasete, spordan kültür ve sanata hayatın her alanında çağa mührünü vuracak kim var diye sorulduğunda sağına soluna bakınmadan ben varım diye kükreyecek bir gençlik. Necip Fazıl Ödülleri'ni ülkemizin kültür, sanat ve edebiyat hayatının canlanması, kalitenin ödüllendirilmesi adına ben kıymetli buluyorum. Bu sene 8 ayrı kategoride 9 kıymetli isme ödüllerini tevcih ediyoruz. Şiir ödülümüzü Celal Fedai'ye takdim ediyoruz. Bu yıl ki hikaye roman ödülümüzün sahibi ise Tarık Tufan. Fikir araştırma ödülümüzü Peren Birsaygılı Mut hanımefendiye tevcih ediyoruz. Nabzı Filistinle atan Gazze'de soykırımı kalemiyle kelamıyla kayıtlara geçiren, Filistinli şairleri, yazarları Türk okuyusucuna tanıtarak sağlam ve sahici edebiyat köprülerinin kurulmasına vesile olan Peren Birsaygılı Mut hocamız emeklerinden ötürü teşekkür ediyor kendisini tebrik ediyorum. Bu vesileyle Gazze'deki İsrail saldırılarında ehit edilen 71 binden fazla Filistinli akrdeşimize Allah'tan rahmet bir kez daha özellikle bunu niyaz ediyorum. Kışın soğuğunda son derece kısıtlı imkanlarla hayata tutunmaya çalışan şartlar ne olursa olsun direniş ve diriliş ruhunu koruyan tüm Filistin halkına buradan dayanışma duygularımı iletiyorum .O çadırların içerisinde kışta, yağmurda, çamurda o yediden yetmişe o çocukların annelerin halini ekranlarda izliyoruz değil mi? Konteyner gönderelim diyoruz, Birleşmiş Milletleri devreye sokuyoruz, Batı'yı devreye sokuyoruz Netanyahu denilen firavun zaten bu işlere asla ilgi duymaz ve bunu kabul etmiyorlar. Necip Fazıl İlk eserler Ödülü'nü bu sene iki genç kaleme Merve Uygun ve Hasan Bozdaş'a veriyoruz. Çocuk Edebiyatı Ödülümüzü Ayşe Sevim hanımefendiye takdim ediyoruz. Necip Fazıl Uluslararası Kültür Sanat Ödülümüzün sahibi ise bu yıl Dia al-Azzawi. Bu seneki müzik ödülümüzü Bayram Bilge Tokel kardeşimize tevcih ediyoruz. Necip Fazıl Saygı Ödülümüzü ise çizgileriyle konuşan çizgileriyle anlatan dünyaya çizgileriyle bakan Hasan Aycın hocamıza tevcih ediyoruz. Bugün bir kez daha gördük ki Türkiye dış politikada, savunma sanayiinde, ekonomide olduğu gibi kültür sanatta da zincirlerini parçalıyor. Kendisine zorla giydirilen elbiyesi hamdolsun orada da yırtıp atıyor."

Hakan Fidan: Suriye’deki olayları çok yakından takip ediyoruz Haber

Hakan Fidan: Suriye’deki olayları çok yakından takip ediyoruz

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Umman Dışişleri Bakanı Sayyid Badr Hamad Al Busaidi ile gerçekleştirdiği görüşme sonrası düzenlenen ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Suriye konusuna da değinen Fidan, Paris’te Suriye Dışişleri Bakanı ile yapılan görüşmelerde Demokratik Suriye Güçleri (DSG) ile temasların ele alındığını söyledi. “Türkiye’nin beklentisinin Suriye’ye istikrar getirecek bir mutabakat olduğunu” belirten Fidan, "SDG’nin elindekileri her ne pahasına olursa olsun koruma ısrarı Suriye’nin huzur ve istikrarına kavuşmasının önündeki en büyük engeldir. SDG’nin teröre ve ayrılıkçılığa artık veda etmesi gerekmektedir" dedi. Fidan, sürecin çok yakından takip edildiğini söyleyerek, "Ulusal güvenliğimiz açısından Suriye’deki olayların seyri bizim için fevkalade önemlidir. Çok yakından takip ediyoruz. Gerekli bölgesel ve ulusal ortaklarımızla da bir koordinasyon ve irtibat halindeyiz" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin süreçte pasif bir izleyici olmadığını söyleyen Fidan, "Yakından takip ediyoruz. Gerektiğinde müdahil olmaktan da çekinmiyoruz. Taraflarının hepsiyle konuşma konusunda hiçbir sıkıntımız yok. Çünkü vizyonumuz çok net ve şeffaf" dedi. Fidan konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Son birkaç gündür devam eden Halep’teki olaylar maalesef son bir yıldır uyardığımız, tekrar tekrar dile getirdiğimiz hususun tecelli etmesi. SDG’nin (DSG) zamana oynamak yerine bölgede sahici bir kendi ülkesinde entegrasyon sürecini hayata geçirmeye başlamış olsaydı bunların hiçbirini biz görmeyecektik. Bunun yerine bulunduğu her yerde taviz vermeden kalalım, menfaatimizi ilerletelim anlayışı maalesef ve maalesef kimseye fayda getirmiyor. SDG’nin üzerine düşeni yapması lazım. Fakat onun yerine İsrail’le bir koordinasyon içerisinde İsrail’in bölgemizde yürüttüğü böl, parçala, yönet politikasına alet olacak bir aktöre dönüşmesi de maalesef tesadüf değil. Biz Yemen’de olanı, Somaliland’de olanı, Sudan’da olanı ve Suriye’de olanların hepsini artık aynı perspektiften, aynı mercekten görmeye başladık. Bu bizim kendi stratejik değerlendirmemiz. Zaten biliyorsunuz Filistin’deki bölünmeyi ve işgali devam ettiren bir yapı var. Aynı işgali Lübnan’da da derinleştirmeye yönelik bir çaba var. Hükümetin görev ve sorumluluklarını şehrin tamamında yerine getirebileceği bir ortamın hayat bulması suretiyle Halep’teki durumun normalleşmesini temenni ediyoruz. Halep’te yaşayan Kürt kardeşlerimizin de Ezidi kardeşlerimizin de diğer bütün kardeşlerimizin de menfaati bundadır. Yani bırakın Suriye hükümeti Halep’in tamamında temel hizmetleri, güvenlik dahil yerine getirilir bir durumda olsun. Şimdi siz Halep’in içerisinde şehir içinde ayrı bir yönetim, bir paralel yapı, bir paralel devlet oluşturmaya çalışırsanız bunu hiçbir egemen devlet kabul etmez. Artık bu paralel yapıdan SDG’nin kendisini çıkarması gerekiyor. Halep’te bütün vatandaşların lehin olacak bir tutumu benimsemesi gerekiyor. Biz bu son iki gündür gerekli kurumlarımız istişare halindeler. Hem Suriye tarafıyla hem şu anda Amerika tarafıyla yoğun görüşme içerisindeyiz. İnşallah daha fazla kan dökülmeden bu sorun çözülür, sulhla selametle. Ama dediğim gibi maalesef SDG yürüyen bütün süreçlerin olumluluğuna rağmen pozitif adım atmakta direniyor, atmıyor. Türkiye’de bir iklim var, adadan gelen mesajlar var, onlara yazılan direkt mektuplar var, verilen talimatlar var.”

Erdoğan: Netanyahu denilen firavunun yaptıkları yanına kar kalmayacak Haber

Erdoğan: Netanyahu denilen firavunun yaptıkları yanına kar kalmayacak

İstanbul, 2 Ocak – Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma namazının ardından basın mensuplarına açıklama yaptı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından bazı satır başları şöyle: “Filistin, yalnız değil. Filistin, her an bizim canciğerimiz ve İsrail’in bu düşmanlığı yanına kar kalmayacak. Şu ana kadar bizler tabii Türkiye olarak Gazze’yi yalnız bırakmadık, Filistin’i yalnız bırakmadık ve bundan sonra da ne Gazze ne Filistin yalnız kalmayacak. Elimizden gelen tüm gayreti Türkiye olarak, İslam dünyası olarak Filistin’in ve Gazze’nin yanında bulunarak inşallah güç birliğimizi devam ettireceğiz. İnşallah 2026’ya çok daha farklı bir şekilde, güçlü bir şekilde giriyoruz, gireceğiz. Tabii özellikle de Netanyahu denilen bu firavunun yaptıkları yanına kar kalmayacak. Çünkü 7’den 70’e çok mazlumun ahını aldı. Bu yavruların ahı, onun yanına kar kalmaz. Televizyon ekranlarında o çadırdan başka her şeye benzeyen, rüzgarların, yağmurun, çamurun içindeki o yavruların hali herhalde onların ahı Netanyahu’ya kar kalmaz. Bizler, elimizden geleni yapıyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Konteyner göndermek istiyoruz, müsaade etmiyor. Çünkü onun buna müsaadesi gerekiyor. Müsaade etmediği için konteyner da gönderemiyoruz. Elimizde konteynerler var. Halbuki bu konteynerler ile o çadırlarda yaşamaktan biz Filistinli, Gazzeli kardeşlerimizi kurtarma imkanına sahip olabilirdik. Ama ne yazık ki olamadık, olamıyoruz. Ama er veya geç inşallah o mazlumları bu sıkıntıdan kurtaracağız. Şu anda bildiğiniz gibi benim gerek Sayın Putin ile gerek Zelenski ile gerek bu konuda Trump ile Avrupa ülkelerinin liderleriyle görüşmelerim devam ediyor. Bu hafta içinde Paris’te yine böyle bir zirve Gönüllüler Konferansı adı altında olacak ve benim adıma oraya Dışişleri Bakanım katılacak. Ama bu arada pazartesi gündüz saat 4 gibi Sayın Trump ile de yine bir görüşmemiz olacak. Rusya-Ukrayna arasındaki konuları, aynı şekilde Filistin’deki konuları da görüşme fırsatını bulacağız. 2026’ya her şeyden önce olumlu bir şekilde girdik, giriyoruz. Gerek enflasyondaki düşüş gerek Merkez Bankamızın rezervi her geçen gün daha iyiye gidiyor. 2026 bu noktada inşallah başarılarla dolu bir yıl olarak geçecek. Buna olan inancımız tamdır. Rezervimiz gayet iyi. Bundan dolayı da herhangi bir sıkıntı yaşamıyoruz. İnşallah daha gayretle bu rezervi güçlü hale getireceğiz ve 2026’yı da bu şekilde karşılayacağız.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.