SON DAKİKA
Hava Durumu

#Dopamin

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Dopamin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dopamin haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Bir araştırmada, insanların gece yarısı hayatı neden sürekli olarak daha kötü bulduklarını ortaya koyuyor. Haber

Bir araştırmada, insanların gece yarısı hayatı neden sürekli olarak daha kötü bulduklarını ortaya koyuyor.

University College London tarafından yürütülen UCL COVID-19 Sosyal Çalışma projesinden elde edilen verilere göre, bilim insanları 2020 ile 2022 yılları arasında 49.000'den fazla yetişkinden alınan yaklaşık bir milyon anket yanıtını analiz etti. Bu, gün boyunca ruh sağlığındaki dalgalanmalar üzerine yapılan en kapsamlı çalışmalardan biri olarak kabul ediliyor. Basit "iyi veya kötü ruh hali" yaklaşımının aksine, bu çalışma ruh sağlığını altı spesifik göstergeye ayırıyor: depresyon belirtileri, kaygı, mutluluk düzeyi, yaşam memnuniyeti, yaşamda anlam duygusu ve yalnızlık hissi. Bu ayrım, psikolojik yaşamın karmaşıklığını daha doğru bir şekilde yansıtmaya yardımcı oluyor. Sonuçlar net bir eğilim gösterdi: Sabahları insanlar daha az depresyon ve kaygı belirtisi gösterdi ve kendilerini daha mutlu ve hayattan daha memnun hissettiler. Tersine, gün geceye doğru ilerledikçe bu göstergeler azaldı ve gece yarısı civarında en düşük seviyelerine ulaştı. Londra Üniversitesi Koleji'nin İngiltere'de 49.000'den fazla yetişkin üzerinde yaptığı geniş kapsamlı bir araştırma, ruh sağlığının genel olarak sabah saatlerinde en iyi, gece yarısında ise en kötü durumda olduğunu göstermiştir. İstatistiksel olarak anlamlı olmasa da, sonuçların tutarlılığı araştırmacıların özellikle dikkatini çekti. Sabah ve gece yarısı arasındaki fark, negatif belirtiler için %10'a kadar, pozitif göstergeler için ise yaklaşık %15'e kadar standart sapmaya ulaşabiliyordu. Dikkat çekici noktalardan biri, tüm faktörlerin eşit derecede dalgalanmamasıdır. Hayatın anlamlılığı duygusu gün boyunca en dramatik şekilde değişirken, yalnızlık duygusu neredeyse sabit kaldı; bu da yalnızlığın geçici bir duygu olmaktan ziyade daha uzun süreli bir durum olabileceğini düşündürmektedir. Çalışma ayrıca haftanın gününü de inceledi ve yaygın yanlış algıları çürüten sonuçlar buldu. "Pazartesi sendromu" yerine, mutluluk ve memnuniyet düzeyleri iş haftasının başında ve sonunda biraz daha yüksekti. Ancak, fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. En belirgin fark, hafta içi ve hafta sonu arasındaki günlük ritimde yatmaktadır. Hafta sonlarında duygular daha yoğun bir şekilde dalgalanır; sabah zirveye ulaşır, gün ortasında azalır, akşam tekrar yükselir ve gece yarısında dibe vurur. Öte yandan, hafta içi günler sabit bir programın etkisiyle daha istikrarlı olma eğilimindedir. Mevsimsel faktörler de önemli bir rol oynar. İlkbahar, yaz ve sonbaharda insanlar kışa göre daha az depresyon ve kaygı yaşarlar ve genellikle daha yüksek mutluluk seviyelerine sahiptirler. Bununla birlikte, "sabah daha iyi, gece daha kötü" kuralı mevsimler boyunca değişmeden kalır. Bilim insanları bunun nedeninin vücudun sirkadiyen ritminde yattığına inanıyor. Enerji ve stres tepkileriyle bağlantılı olan kortizol hormonu, uyandıktan kısa bir süre sonra zirveye ulaşır ve akşama doğru kademeli olarak azalır. Buna ek olarak, serotonin, dopamin, vücut sıcaklığı ve yorgunluk seviyeleri gibi faktörler de zihinsel durumu şekillendirmeye katkıda bulunur. Ancak biyolojik faktörler her şeyi açıklamıyor. Hafta içi ve hafta sonu arasındaki farklılıklar, iş, günlük rutinler ve etkileşimler gibi sosyal faktörlerin de ruh halini önemli ölçüde etkilediğini gösteriyor. Bu ruh hali dalgalanması tamamen rastgele değildir, aksine doğal biyolojik ritimlerin, özellikle kortizol hormonu üretim döngüsünün yanı sıra yaşam tarzı ve sosyal alışkanlıkların bir kombinasyonundan oluşur. Çalışmanın verileri, özellikle önemli psikolojik değişimlerin yaşandığı çalkantılı bir dönem olan COVID-19 pandemisi sırasında toplandı. Bu durum sonuçları etkilemiş olabilir, ancak aynı zamanda insanların krizlere nasıl uyum sağladığına dair de fikir vermektedir. Daha da önemlisi, çalışma ruh sağlığı sorunlarını "sadece uyuyarak atlat" tavsiyesine indirgemiyor. Yazarlar, depresyon, kaygı veya yalnızlığın sadece zamanla çözülemeyeceğini vurguluyor. Bununla birlikte, duyguların doğal bir ritmi olduğunu anlamak, insanların zorluklara daha hafif bir gözle bakmalarına yardımcı olabilir. Gece geç saatlerde olumsuz düşünceler bunaltıcı hale geldiğinde, bu sadece kişisel bir sorun değil, aynı zamanda biyolojik saatinizin bir parçası da olabilir. Ve bazen yapılacak en iyi şey, işlerin aslında daha hoş hale geldiği ertesi sabaha kadar beklemektir.

Bursa Nilüfer’de beyin sağlığı konuşuldu Haber

Bursa Nilüfer’de beyin sağlığı konuşuldu

Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği “Sağlık Buluşmaları” programına konuk olan Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er; demans, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarına karşı uyarılarda bulundu. Er, sağlıklı yaşlanmak için zihni aktif ve vücudu hareketli tutmanın önemine işaret etti. Nilüfer Belediyesi’nin toplum sağlığını koruma ve farkındalık oluşturma amacıyla düzenlediği “Sağlık Buluşmaları”nda Medicana Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Büşra Er, “Bunama-Parkinson-Alzheimer nedir? Ne değildir?” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen programa vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Günümüzde insan ömrünün uzamasıyla bunama, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarının daha fazla görülmeye başladığını söyleyen Dr. Er, hastalıklarla başa çıkma ve korunma yolları hakkında bilgiler paylaştı. Dr. Büşra Er, her unutkanlığın demans olmadığını belirterek, aradaki farka dikkat çekti. Unutkanlığın basit bir hafıza eğitimi gibi görülebilirken, demansın merkezi sinir sisteminin hasar görmesi sonucu zihinsel yeteneklerin kalıcı ve ilerleyici şekilde bozulması olduğunu söyledi. Demans hastalığında beynin hafıza merkezinin hasar aldığını ve tüm beynin yaygın olarak küçüldüğünü ifade eden Er, belirtileri arasında sadece unutkanlığın değil; konuşma bozukluğu, yön bulma güçlüğü, karar verme zorluğu, kişilik değişiklikleri ve el becerilerinde bozulmaların da görüldüğünü kaydetti. Alzheimerda stres faktörünün de öne çıktığını anlatan Er, 65 yaş üstü olmanın risk faktörleri arasında yer aldığını belirterek, aile öyküsü olanların da konuyla ilgili kontrollü ilerlemesini tavsiye etti. Er, tansiyon, şeker, yüksek kolesterol, obezite ve B12 ve D vitamini eksikliğini de riski faktörleri arasında sıraladı. Alzheimer için henüz tam bir tedavi olmadığını ve ilaçların sadece kötüleşmeyi yavaşlattığını söyleyen Er, “Yol yakınken, klinik bulgular ilerlemeden doktora başvurmak çok önemli” dedi. "HER EL TİTREMESİ PARKİNSON DEĞİLDİR" Alzheimer’dan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalığın Parkinson olduğunu ifade eden Dr. Er, hastalığın beyindeki dopamin üreten hücrelerin kaybıyla ortaya çıktığını söyledi. Hastalığın temel özelliklerinden bahseden Er, “Motor belirtilerde; mimiklerde azalma, gövdenin öne eğilmesi, el titremeleri, hareketlerde yavaşlama ve küçük adımlarla yürüme görülür. Motor olmayan belirtiler arasında da depresyon, kaygı, kabızlık, koku alma kaybı ve uyku bozuklukları çoğu zaman motor belirtilerden daha zorlayıcı olabilir. Her el titremesi Parkinson değildir. 40-70 yaş aralığında daha sık görülen bu hastalığın genetik ve çevresel faktörlerin birleşimiyle oluşur” diye konuştu. Sağlıklı yaşlanma ile ilgili önerilerde bulunan Dr. Er, şunları söyledi: “Beyin uyku sırasında temizlenir; yetersiz uyku artık maddelerin birikmesine yol açar. Bu nedenle kaliteli uyku önemlidir. Zihinsel aktiviteler yapılabilir. Yeni bir dil öğrenmek veya yeni hobiler edinmek koruyucu olabilir. Haftada en az 3 gün, mümkünse her gün yarım saat yürüyüş yapılmalıdır. Sebze, salata ve balık ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir.”

Sanal Kumar Gençliği Tehdit Ediyor! Haber

Sanal Kumar Gençliği Tehdit Ediyor!

Gençler arasında hızla yayılan ve masumane gibi görünen mobil uygulamaların, sanal kumar bağımlılığı riskini beraberinde getirdiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Bu oyunlar, beyinde dopamin salgısını artırarak ‘haz’ duygusunu tetikliyor. Üstelik bu haz arayışı sadece oyunda uzun süre vakit geçirmekle sınırlı kalmıyor; birçok kişi oyuna para yatırarak bu süreci daha da artırıyor.” dedi. Ailelerin gözlemlemesi gereken kritik belirtilere işaret eden Sedef Koç Bal, “Oyuna yatırılan bahisler nedeniyle kontrolsüz para harcamalarının görülmesi ve sık sık ihtiyaç dışı para talep edilmesi ilk dikkat çeken işaretlerdir. Ayrıca bireyin aile ortamında daha az bulunması, evde olsa bile zihninin sürekli oyunda olması, engellendiğini düşündüğü anlarda öfke, tahammülsüzlük gibi tepkiler göstermesi de bir sorunun varlığına işaret eder.” dedi. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, gençler arasında yaygınlaşan sanal kumar bağımlılığını değerlendirdi. Renkli oyunlar sanal kumar tuzağına dönüşüyor Dijitalleşmenin getirdiği kolay erişim ve akranlar arasında popülerliğin sanal kumar bağımlılığına işaret eden Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, özellikle gençler arasında yaygınlaşan, renkli ve eğlenceli arayüzlere sahip bazı mobil uygulamaların, aslında bahis sistemi üzerine kurulu sanal kumar tuzağı olduğunu ifade etti. Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, bu tarz oyunların başlangıçta eğlence vaat ettiğini, ancak hızlıca kontrol kaybına dönüştüğünü belirterek, “Renkli şekerleri eşleştirme ya da farklı kombinasyonlar yapmaya dayanan ve üzerine bahis konulan oyunlar, şans oyunu gibi görünse de neden olduğu maddi kayıplar ve sorunlar nedeniyle sanal kumar bağımlılığını akla getiriyor. Bu oyunlar, beyinde dopamin salgısını artırarak ‘haz’ duygusunu tetikliyor. Üstelik bu haz arayışı sadece oyunda uzun süre vakit geçirmekle sınırlı kalmıyor; birçok kişi oyuna para yatırarak bu süreci daha da artırıyor.” diye anlattı. Kaybettiklerini kazanma hırsı ve akran popülerliği Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, sanal kumarın gençleri çeken en büyük faktörlerinden birinin, kazanma ve kaybetme arasındaki heyecan döngüsü olduğunu, bu döngünün, kayıplar yaşandıkça "Kaybettiklerimi tekrar kazanmalıyım" hedefine dönüştüğünü ve bağımlılığın derinleştiğini kaydederek, “Kazanma ve kaybetme arasındaki hızlı değişimler heyecan verse de, zamanla yaşanan kayıplar kişide ‘Kaybettiklerimi geri almalıyım’ düşüncesini doğurarak yeni bir hedef yaratıyor. Gençlerin bu oyunlara ilgisini canlı tutan bir diğer unsur ise akranları arasında popüler olması. Sosyal çevre, gençleri arkadaş grubuna uyum sağlamak ve dışlanmamak için benzer deneyimleri yaşamaya yönlendiriyor.” dedi. Ailelerin çocuklarının dijital araçlarla geçirdiği zamanı değil, bu davranışın neden olduğu sorunları takip etmesi gerektiğini vurgulayan Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, “Sanal kumar bağımlılığı geliştiğinde, bireyin akademik, sosyal ve ailevi işlevselliği zayıflıyor.” ifadesinde bulundu. Aileler için dikkat çeken belirtiler neler? Uzman Klinik Psikolog Sedef Koç Bal, ailelerin gözlemlemesi gereken kritik belirtileri şöyle sıraladı: “Oyuna yatırılan bahisler nedeniyle kontrolsüz para harcamalarının görülmesi ve sık sık ihtiyaç dışı para talep edilmesi ilk dikkat çeken işaretlerdir. Teknolojik cihazlarda geçirilen sürenin yaş grubuna önerilen sınırların üzerine çıkması, bu dengenin bozulmasıyla birlikte akademik başarının düşmesi, okulda devamsızlıkların artması ve kişinin keyif aldığı aktivitelerden uzaklaşması gibi değişiklikler ise sağlıklı iletişim kurulan bir aile tarafından genellikle fark edilebilir. Ayrıca bireyin aile ortamında daha az bulunması, evde olsa bile zihninin sürekli oyunda olması, engellendiğini düşündüğü anlarda öfke, tahammülsüzlük gibi tepkiler göstermesi de bir sorunun varlığına işaret eder.” Bağımlılık gelişince yalan ve gizleme ortaya çıkıyor Kumar bağımlılığı yerleştiğinde, bireylerin utanç ve suçluluk duygularının yanı sıra, oyuna devam edebilmek amacıyla yalan söyleme ve gerçeği saklama davranışları sergilediğini belirten Sedef Koç Bal, bu aşamada profesyonel destek almanın zorunlu olduğunu ifade etti. Sedef Koç Bal, sağlıklı sınırların önemini ve tedavi sürecinin kapsamını şu sözlerle anlattı: “Çocuğun gelişim dönemine uygun bir yaklaşımla, açık ve sağlıklı iletişim kurulması önemlidir. Dijital dünyanın oluşturduğu riskler anlatılırken, çocuğun duygu ve düşünceleri ile bireysel ihtiyaçları mutlaka dikkate alınmalıdır. Tedavi sürecinin amacı yalnızca oyuna erişimi kısıtlamak değildir; davranışın altında yatan nedenleri değerlendirmek, gerekli görüldüğünde ilaç desteğine başvurmak, riskleri ve koruyucu önlemleri belirlemek, etkili baş etme yöntemleri geliştirmek ve finansal yönetim planı oluşturmak gibi kapsamlı bir süreç hedeflenir. Bu süreçte aile desteği kritik rol oynar; ancak bu destek, sınırsız maddi yardım sağlamak ya da ortaya çıkan borçları kapatmak olarak anlaşılmamalıdır. Ailenin görevi, yapıcı sınırlar koymak, doğru iletişim kurmak ve tedavi sürecini güçlendirmektir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.