SON DAKİKA
Hava Durumu

#Dış Politika

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Dış Politika haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dış Politika haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Rusya ve Myanmar arasında 12 yeni anlaşma imzalandı Haber

Rusya ve Myanmar arasında 12 yeni anlaşma imzalandı

Kremlin Sarayı'nda gerçekleştirilen törende, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Myanmar Devlet Başkanı Min Aung Hlaing'in görüşmesinin ardından iki ülkenin bakanlık ve kurumları arasında çeşitli anlaşmalar imzalandı. İmzalanan belgeler arasında yaptırımlara karşı koymayı öngören ortak bildiri ile enerji, petrol ve doğal gaz, radyo-elektronik endüstrisi, dijital teknolojiler, uzay, eğitim, kültür ve iletişim alanlarında işbirliği memorandumları ve protokoller yer aldı. Putin: Ekonomik işbirliğine önem veriyoruz Putin, Rusya-Myanmar ilişkilerinin gelişmeye devam ettiğini belirterek ekonomik işbirliğine önem verdiklerini söyledi. Rus lider, iki ülke arasında istikrarlı finansal ödeme kanallarının oluşturulduğunu ve ticari işlemlerin yaklaşık üçte ikisinin Rus rublesiyle gerçekleştirildiğini ifade etti. Enerji alanındaki işbirliğine de değinen Putin, Myanmar'ın güneyinde enerji santrali ve petrol rafinerisi inşasının gündemde olduğunu açıkladı. Putin ayrıca Myanmar'a sıvılaştırılmış doğal gaz ihracatı, ülkenin güney kıyısında liman inşası ve daha önce üzerinde anlaşmaya varılan nükleer santral projesi konusunda çalışmaların sürdüğünü belirtti. Askeri işbirliği de gelişiyor Rusya ile Myanmar arasındaki askeri-teknik işbirliğinin de geliştiğini söyleyen Putin, iki ülkenin ortak askeri tatbikatlar düzenlediğini kaydetti. Rus lider, dış politika alanında iki ülkenin yaklaşımlarının örtüştüğünü belirterek uluslararası hukuk, egemenlik ve içişlerine müdahale etmeme ilkelerine vurgu yaptı. Putin ayrıca Myanmar'ın Rusya'nın Vladivostok kentinde yakın zamanda başkonsolosluk açacağını bildirdi. Hlaing: Parlamentolar arası ilişkileri de genişleteceğiz Myanmar Devlet Başkanı Min Aung Hlaing ise Rusya ile ilişkilerin güven temelinde geliştiğini belirtti.

AK Parti, kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla hazırladığı vizyon belgesini kamuoyuyla paylaştı. Haber

AK Parti, kuruluşunun 25. yılı dolayısıyla hazırladığı vizyon belgesini kamuoyuyla paylaştı.

AK Parti, kuruluşunun 25. yılı kapsamında hazırladığı 25. Yıl Vizyon Belgesi’ni açıkladı. Belgenin önsözünü Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan kaleme aldı. Erdoğan, önsözde ilk çeyrek asırda Türkiye’nin kendi yolunu çizerek önemli bir kapasite inşa ettiğini belirterek, önümüzdeki 25 yıllık dönemin bu kapasitenin “kurucu bir etkiye” dönüşeceği bir dönem olacağını ifade etti. VİZYONUN ÖNE ÇIKAN BAŞLIĞI: TERÖRSÜZ TÜRKİYE Belgede “Terörsüz Türkiye” hedefi önemli bir başlık olarak yer aldı. Terörün sona ermesinin toplumsal alanda kardeşlik hukukunu güçlendireceği, Türkiye’nin huzurunu ve ekonomik kapasitesini artıracağı savunuldu. Terör nedeniyle güvenlik harcamalarından tasarruf edilecek kaynakların eğitim, sağlık, tarım, turizm ve sanayiye yönlendirilmesinin hedeflendiği belirtildi. Vizyon belgesinde Terörsüz Türkiye hedefinin ülke sınırlarıyla sınırlı olmadığı, Suriye ve Irak başta olmak üzere komşu coğrafyalarda bölgesel istikrarın sağlanmasının da amaçlandığı ifade edildi. DİJİTAL EGEMENLİK VE YÜKSEK KATMA DEĞERLİ ÜRETİM Belgede Türkiye’nin değişime uyum sağlayan değil, değişime yön veren bir ülke olması hedefi ortaya konuldu. Bu kapsamda güçlü devlet kapasitesi, bütünleşik millî güç, düzen kurucu dış politika, dijital egemenlik, öngörülebilir hukuk, güçlü aile, yüksek katma değerli üretim ve yeşil dönüşüm başlıkları öne çıktı. Belgede, ilk 25 yılın Türkiye’nin kapasitesini inşa ettiği dönem olduğu, ikinci 25 yılın ise bu kapasitenin küresel ölçekte kurucu bir etkiye dönüştürüleceği vurgulandı. “86 MİLYON ORTAK GELECEĞİN SAHİBİ” Toplumsal birlik ve kardeşlik vurgusunun da öne çıktığı belgede, kökeni, inancı, dili ve yaşam tarzı ne olursa olsun 86 milyon vatandaşın ortak geleceğin sahibi ve kurucusu olduğu ifade edildi. Belgede Türkiye’nin gelecekte daha güçlü, güvenli ve müreffeh bir ülke olması hedeflenirken, küresel düzende Türkiye’nin etkisinin artırılması mesajı verildi. Erdoğan, vizyon belgesindeki mesajını “Yolumuz birdir, istikametimiz birdir, hedefimiz birdir” ifadeleriyle tamamlayarak hedefin köklerinden aldığı güçle geleceğe yön veren, üreten, yöneten ve kuran “Büyük ve Güçlü Türkiye” olduğunu belirtti.

MGK'dan kritik güvenlik zirvesi: Terör, bölgesel krizler ve Gazze mesajı öne çıktı Haber

MGK'dan kritik güvenlik zirvesi: Terör, bölgesel krizler ve Gazze mesajı öne çıktı

MGK'da kritik gündem: Terörle mücadeleden Gazze'ye uzanan kapsamlı değerlendirme Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında Türkiye'nin iç güvenliği, terörle mücadele stratejisi ve bölgesel gelişmeler kapsamlı şekilde masaya yatırıldı. Yaklaşık 2 saat 15 dakika süren toplantının ardından yayımlanan 8 maddelik bildiri, Ankara'nın hem iç politikada hem de dış politikada izleyeceği güvenlik perspektifine ilişkin önemli mesajlar içerdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde yapılan toplantının ardından İletişim Başkanlığı tarafından kamuoyuyla paylaşılan bildiride, terör örgütleriyle mücadele, NATO Zirvesi'nin sonuçları, Orta Doğu'daki gerilim, Rusya-Ukrayna savaşı, Suriye ve Irak'la yürütülen iş birlikleri ile Gazze'deki son gelişmeler ayrıntılı şekilde değerlendirildi. Terörle mücadelede kararlılık mesajı Bildirinin ilk bölümünde Türkiye'nin milli güvenliğine yönelik tehditlerin kapsamlı şekilde ele alındığı belirtildi. PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ başta olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı yurt içinde ve sınır ötesinde sürdürülen operasyonların değerlendirildiği ifade edilirken, güvenlik güçlerinin yürüttüğü faaliyetlerin etkinliği Kurul üyelerine aktarıldı. Toplantıda son dönemde yaşanan uluslararası gelişmelerin Türkiye'nin güvenlik politikalarına olası etkileri de değerlendirilirken, sınır güvenliği ve bölgesel riskler üzerinde duruldu. "Terörsüz Türkiye" hedefinde yeni aşama MGK bildirisinin dikkat çeken başlıklarından biri de "Terörsüz Türkiye" süreci oldu. Kurulda, terör tehdidinin tamamen ortadan kaldırılmasına yönelik yürütülen çalışmaların geldiği nokta değerlendirildi. Açıklamada, yalnızca Türkiye'nin değil bölgenin güvenlik ve istikrarını da hedefleyen stratejik adımların yeni aşamalarına ilişkin kapsamlı istişareler gerçekleştirildiği belirtildi. Bu vurgu, Ankara'nın terörle mücadeleyi sadece askeri değil, uzun vadeli güvenlik politikalarının temel unsuru olarak gördüğünü ortaya koydu. FETÖ ile mücadele gündemdeki yerini koruyor Toplantıda 15 Temmuz darbe girişiminin onuncu yılı dolayısıyla FETÖ ile mücadelede gelinen son durum da ele alındı. Bildiride, darbe girişiminin ardından yürütülen operasyonların kararlılıkla sürdüğü belirtilirken, örgütün tüm yapılanmalarının tamamen etkisiz hale getirilmesine yönelik çalışmaların aynı hassasiyetle devam edeceği ifade edildi. Yetkililer, devlet kurumlarındaki güvenlik mekanizmalarının güçlendirilmesi ve olası yeni yapılanmaların önlenmesine yönelik tedbirlerin sürdürüldüğünü vurguladı. NATO Zirvesi Türkiye'nin diplomatik rolünü güçlendirdi MGK'nın dış politika başlıklarından biri de Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi oldu. Kurulda yapılan değerlendirmelerde zirvenin ittifak açısından kritik bir dönüm noktası olduğu belirtilirken, Türkiye'nin savunma sanayisinde ulaştığı teknolojik kapasite ve askeri kabiliyetlerinin müttefiklerle paylaşılmasına yönelik yapıcı yaklaşımının altı çizildi. Bu değerlendirme, Türkiye'nin NATO içerisindeki etkin rolünü sürdürme iradesinin devam ettiğine işaret eden önemli mesajlardan biri olarak öne çıktı. İran-ABD gerilimi küresel risk olarak değerlendirildi Bildiride İran ile ABD arasında yeniden yükselen askeri gerilimin yalnızca iki ülkeyi değil tüm bölgeyi etkileyebilecek sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekildi. Özellikle enerji koridorları ve uluslararası ticaret yolları üzerindeki risklere vurgu yapılırken, taraflara askeri yöntemlerden uzak durmaları ve diplomatik müzakere süreçlerine yeniden dönmeleri çağrısı yapıldı. Uzmanlara göre bu değerlendirme, Türkiye'nin bölgesel krizlerde dengeleyici ve diplomatik çözüm odaklı dış politika yaklaşımını sürdürdüğünü gösteriyor. Karadeniz ve Suriye başlıkları da masadaydı MGK toplantısında Rusya-Ukrayna savaşının geldiği aşama da ayrıntılı biçimde ele alındı. Bildiride, çatışmanın Karadeniz ve Hazar havzasına yayılmasının yeni güvenlik riskleri oluşturabileceği belirtilirken, savaşın daha geniş coğrafyalara taşınmasının çözüm üretmeyeceği ifade edildi. Taraflara gerilimi düşürecek somut adımlar atılması çağrısı yapıldı. Diğer yandan Suriye ve Irak ile geliştirilen güvenlik iş birliklerinin bölgesel istikrar açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulandı. Türkiye'nin terörle mücadele, sınır güvenliği ve bölgesel iş birliği alanlarında komşu ülkelerle koordinasyonu artırmaya devam edeceği mesajı verildi. Gazze konusunda uluslararası topluma çağrı MGK bildirisinin son bölümünde Gazze'deki gelişmeler geniş yer buldu. Gazze Barış Planı kapsamında belirli ilerlemeler sağlanmasına rağmen ateşkes ihlallerinin devam ettiği belirtilirken, İsrail'in Filistin topraklarındaki yerleşim faaliyetleri ve kutsal mekanlara yönelik eylemleri eleştirildi. Özellikle Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan gelişmelerin bölgesel tansiyonu artırdığına dikkat çekilen bildiride, uluslararası toplumun daha net ve kararlı bir tutum sergilemesi gerektiği vurgulandı. MGK bildirisi Türkiye'nin güvenlik stratejisinin yol haritasını ortaya koydu Toplantı sonrasında yayımlanan sekiz maddelik bildiri değerlendirildiğinde, Türkiye'nin güvenlik politikalarının yalnızca terörle mücadeleyle sınırlı olmadığı görülüyor. Bölgesel krizlerin yönetimi, diplomatik girişimler, NATO içerisindeki rol, sınır güvenliği ve Orta Doğu'daki gelişmeler birlikte ele alınarak çok katmanlı bir güvenlik yaklaşımı benimsendiği mesajı verildi. Analistler, MGK kararlarının önümüzdeki dönemde hem iç güvenlik politikalarının şekillenmesinde hem de Türkiye'nin dış politika hamlelerinde belirleyici olmaya devam edeceğini değerlendiriyor.

ABD Senatosu'ndan Trump'a İran Yetkisi: Askeri Operasyonları Sınırlandıracak Tasarı Kıl Payı Reddedildi Haber

ABD Senatosu'ndan Trump'a İran Yetkisi: Askeri Operasyonları Sınırlandıracak Tasarı Kıl Payı Reddedildi

Senato'da Kritik Oylama: Tasarı Bir Oy Farkla Geçemedi ABD Senatosu'nda Demokrat senatörler tarafından hazırlanan ve Başkan Donald Trump'ın İran'a karşı askeri güç kullanma yetkilerini sınırlandırmayı amaçlayan yasa tasarısı, yapılan kritik oylamada yeterli desteği bulamadı. Tasarı, 49 senatörün desteğini almasına karşın 50 "hayır" oyuyla reddedildi. Kabul edilmesi için gerekli olan 51 oya ulaşılamaması nedeniyle düzenleme Senato'da ilerleyemedi ve askıya alındı. Böylece Başkan Trump'ın İran'a yönelik askeri operasyonlar konusunda sahip olduğu mevcut yetkiler korunmuş oldu. Tasarı Ne Öngörüyordu? Demokratların hazırladığı düzenleme, ABD Anayasası'nda Kongre'ye tanınan savaş ilan etme yetkisini temel alıyordu. Tasarıya göre Kongre açık bir savaş ilanında bulunmadığı sürece Başkan'ın İran'a yönelik askeri operasyonları tek taraflı sürdürmesi engellenmek isteniyordu. Yasa teklifinin kabul edilmesi halinde, Kongre'den resmi onay alınmadan yürütülen askeri faaliyetlerde görev yapan ABD askerlerinin belirli bir süre içerisinde bölgeden çekilmesi gerekecekti. Destekleyen senatörler, bu düzenlemenin yürütme organının savaş yetkilerini dengeleyeceğini savundu. Ancak Senato'daki oylama sonucunda bu girişim başarısız oldu ve mevcut uygulama değişmeden kaldı. Trump'ın Askeri Yetkileri Korundu Oylamanın ardından Başkan Donald Trump'ın İran'a yönelik askeri karar alma yetkilerinde herhangi bir değişiklik yapılmadı. Bu sonuç, Beyaz Saray'ın Orta Doğu politikalarında hareket alanını koruması açısından önemli görülüyor. Uzmanlara göre Senato'dan çıkan sonuç, yönetimin olası güvenlik tehditlerine karşı hızlı karar alma kapasitesini sürdürmesini sağlayacak. Ancak aynı zamanda Kongre ile Beyaz Saray arasındaki savaş yetkileri tartışmasının da devam edeceğine işaret ediyor. ABD'de başkanların askeri operasyon yetkileri uzun yıllardır siyasi ve hukuki tartışmaların merkezinde yer alıyor. Özellikle Kongre onayı olmadan gerçekleştirilen operasyonlar, geçmiş dönemlerde de benzer anlaşmazlıklara neden olmuştu. Demokratlardan Sert Eleştiriler Tasarıyı destekleyen Demokrat senatörler, İran konusunda atılan askeri adımların Kongre'nin bilgisi ve onayı olmadan yürütülmesinin anayasal dengeyi zedelediğini savundu. Muhalefet, askeri gerilimin yalnızca dış politika açısından değil, ABD ekonomisi üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğunu dile getirdi. Özellikle enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmaların ve akaryakıt fiyatlarındaki artışın, İran ile yükselen tansiyonun ekonomik sonuçlarından biri olduğu ifade edildi. Demokratlar ayrıca, ABD'nin yeni ve kapsamlı bir askeri çatışmanın içine sürüklenmemesi için Kongre'nin daha etkin rol üstlenmesi gerektiğini savunuyor. Parti İçi Ayrışmalar Dikkat Çekti Senato'daki oylamanın en dikkat çekici yönlerinden biri ise her iki büyük partide de yaşanan görüş ayrılıkları oldu. Cumhuriyetçi senatörler Susan Collins, Lisa Murkowski ve Rand Paul, parti yönetiminin aksine hareket ederek Trump'ın askeri yetkilerinin sınırlandırılması yönünde oy kullandı. Bu isimlerin kararı, Cumhuriyetçi Parti içinde dış politika konusunda farklı yaklaşımların sürdüğünü gösterdi. Öte yandan Demokrat Senatör John Fetterman, partisinin büyük çoğunluğundan ayrılarak tasarıya karşı oy verdi ve Cumhuriyetçilerle aynı safta yer aldı. Fetterman'ın tercihi, Demokrat Parti içerisinde de İran politikasına ilişkin ortak bir görüş bulunmadığını ortaya koydu. Cumhuriyetçi liderlerden Senatör Mitch McConnell ise oylamaya katılmadı. McConnell'ın yokluğu da Washington kulislerinde dikkat çeken gelişmeler arasında değerlendirildi. ABD-İran Geriliminde Yeni Dönem Senato'dan çıkan sonuç, ABD'nin İran politikasında kısa vadede önemli bir değişiklik beklenmediğini gösteriyor. Başkan Trump yönetimi, Kongre'den yeni bir yetki almaksızın mevcut yasal çerçevede hareket etmeyi sürdürebilecek. Bununla birlikte uzmanlar, İran ile yaşanabilecek yeni gelişmelerin Kongre'de benzer girişimlerin yeniden gündeme gelmesine yol açabileceğini belirtiyor. Özellikle Orta Doğu'da güvenlik dengelerini etkileyebilecek olası askeri operasyonlar, hem iç siyasette hem de uluslararası arenada yakından takip ediliyor. Washington'da yaşanan bu kritik oylama, yalnızca Başkan Trump'ın yetkilerini değil, ABD'de yürütme ve yasama organları arasındaki güç dengesine ilişkin tartışmaları da yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Önümüzdeki dönemde İran ile ilişkilerde yaşanacak gelişmelerin, Kongre'nin benzer düzenlemeleri tekrar değerlendirmesine zemin hazırlayabileceği ifade ediliyor.

Trump’tan Netanyahu ve Zelenski görüşmelerine ilişkin açıklama: “Toplantılar çok iyi geçti” Haber

Trump’tan Netanyahu ve Zelenski görüşmelerine ilişkin açıklama: “Toplantılar çok iyi geçti”

Trump, Netanyahu ve Zelenski görüşmelerini değerlendirdi ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da gerçekleştirdiği iki kritik görüşmenin ardından açıklamalarda bulundu. Trump, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yaptığı temasların olumlu geçtiğini belirterek, toplantıların verimli olduğunu ifade etti. Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda hem Netanyahu hem de Zelenski ile gerçekleştirdiği görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İsrail Başbakanı Netanyahu ile yaptığı görüşmeyi "çok verimli bir toplantı" olarak nitelendiren Trump, görüşmede birçok önemli konunun ele alındığını ancak detaylara ilişkin bilgi paylaşmadığını belirtti. Netanyahu ile Beyaz Saray’da kritik temas Trump ile Netanyahu arasındaki görüşme, Orta Doğu’daki gelişmelerin yoğun şekilde takip edildiği bir dönemde gerçekleşti. İki liderin görüşmesinde İsrail-Filistin meselesi, bölgesel güvenlik başlıkları ve ABD-İsrail ilişkilerinin yanı sıra uluslararası gündemdeki gelişmelerin ele alındığı değerlendiriliyor. Trump, görüşmenin ardından yaptığı açıklamada toplantının oldukça olumlu geçtiğini vurgularken, görüşmenin içeriğine ilişkin kapsamlı bir açıklama yapmadı. Beyaz Saray’dan yapılan paylaşımlarda Trump’ın Netanyahu’yu kapıda karşıladığı, iki liderin tokalaştığı ve görüşme gerçekleştirdiği anlara ait görüntüler yer aldı. Zelenski ile görüşme: “Büyük bir onurdu” ABD Başkanı Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile yaptığı görüşmeye ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Trump açıklamasında, "Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile bir araya gelmek benim için büyük bir onurdu. Pek çok konu ele alındı. Toplantı çok iyi geçti." ifadelerini kullandı. Görüşmenin ana gündem maddeleri arasında Rusya-Ukrayna savaşı, barış süreci, Ukrayna’ya yönelik destekler ve bölgesel güvenlik konularının bulunduğu belirtiliyor. Trump’ın açıklaması, Washington yönetiminin Ukrayna politikası ve savaşın geleceğine ilişkin tartışmaların devam ettiği bir dönemde geldi. Liderler Washington’da bir araya geldi Trump, Washington’a Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın cenaze töreni için gelen Netanyahu ve Zelenski ile Beyaz Saray’da ayrı ayrı görüştü. ABD Senatosu’nda 2003 yılından bu yana görev yapan 71 yaşındaki Lindsey Graham’ın, 11 Temmuz gecesi kısa süreli ve ani gelişen bir sağlık sorunu nedeniyle hayatını kaybettiği açıklanmıştı. Cenaze töreni için ABD’nin başkenti Washington’a gelen iki lider, program kapsamında Trump ile görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelerin sonuçları yakından takip ediliyor Trump’ın Netanyahu ve Zelenski ile yaptığı temaslar, küresel siyasette önemli gelişmelerin yaşandığı bir döneme denk geldi. Ukrayna’daki savaşın sona erdirilmesine yönelik diplomatik girişimler, Orta Doğu’daki çatışmalar ve ABD’nin müttefikleriyle ilişkileri Washington’daki görüşmelerin öncelikli başlıkları arasında yer alıyor. Trump her iki görüşmenin de olumlu geçtiğini açıklarken, liderler arasında hangi somut kararların alındığına ilişkin henüz resmi bir detay paylaşılmadı. Uzmanlar, Beyaz Saray’daki bu temasların önümüzdeki dönemde ABD’nin dış politika adımları açısından önemli mesajlar içerebileceğini değerlendiriyor.

Bahçeli'den CHP ve Yeni Parti açıklaması: "Siyasi rekabet husumete dönüşmemeli" Haber

Bahçeli'den CHP ve Yeni Parti açıklaması: "Siyasi rekabet husumete dönüşmemeli"

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP'de yaşandığı belirtilen son gelişmeler ve Yeni Parti'nin kuruluş sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye'nin gündeminin parti içi tartışmalar yerine ülkenin geleceği olması gerektiğini ifade etti. Siyasi rekabetin demokratik hayatın vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu belirten Bahçeli, farklı görüşlerin zenginlik olduğunu ancak bunun kişisel husumet ve kutuplaşmaya dönüşmemesi gerektiğini dile getirdi. Son dönemde siyasetin en çok tartışılan başlıklarından biri haline gelen CHP'deki gelişmeler hakkında değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, Türkiye'nin köklü demokrasi geleneğine vurgu yaparak, hiçbir siyasi çekişmenin devletin ve milletin ortak menfaatlerinin önüne geçemeyeceğini söyledi. "Türkiye'nin ortak geleceği her şeyden önemlidir" Bahçeli, açıklamasında Türk siyasetinin uzun yıllara dayanan demokratik birikimle şekillendiğini belirterek, siyasi partiler arasındaki rekabetin doğal olduğunu ifade etti. CHP'nin Cumhuriyet'in kurucu partisi olduğuna dikkat çeken MHP Genel Başkanı, MHP ile CHP arasında birçok konuda ciddi görüş ayrılıkları bulunduğunu ancak bunun demokratik sistem açısından olağan karşılanması gerektiğini söyledi. Farklı siyasi anlayışların demokratik hayatın temel unsurlarından biri olduğunu belirten Bahçeli, siyaset kurumunun toplumu ayrıştıran değil, ortak hedeflerde buluşturan bir anlayış sergilemesi gerektiğini ifade etti. Uzmanlara göre bu değerlendirme, son dönemde sertleşen siyasi söylemlerin yumuşatılmasına yönelik bir mesaj olarak yorumlanıyor. Kemal Kılıçdaroğlu için hukuk devleti mesajı Bahçeli'nin açıklamasında dikkat çeken başlıklardan biri de eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında yaptığı değerlendirmeler oldu. Kılıçdaroğlu'nun uğradığını düşündüğü haksızlıkları kamuoyuyla paylaşmasının ve hukuki süreçlere başvurmasının en temel demokratik haklardan biri olduğunu belirten Bahçeli, hukuk devletinde herkesin yargı yollarına başvurma hakkına sahip olduğunu ifade etti. Kılıçdaroğlu'na yönelik eleştirilerin hakaret ve itibarsızlaştırma kampanyasına dönüşmesini doğru bulmadığını dile getiren Bahçeli, siyasi rekabet ile kişisel saldırılar arasındaki çizginin korunması gerektiğini söyledi. Geçmişte yaşanan siyasi anlaşmazlıkların bugünün siyasi iklimini belirlememesi gerektiğini belirten MHP lideri, toplumsal huzurun korunmasının tüm siyasi aktörlerin ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Özgür Özel'e ilişkin dikkat çeken ifadeler Bahçeli, açıklamasında Yeni Parti Genel Başkanı olduğu belirtilen Özgür Özel'in siyasi mücadelesine de değindi. Siyasi liderlerin günlük polemikler içerisinde yıpratılmasının demokratik siyasete katkı sağlamayacağını belirten Bahçeli, siyasi emeğe ve demokratik temsil hakkına saygı gösterilmesi gerektiğini ifade etti. Kemal Kılıçdaroğlu için savunduğu hukuki hassasiyetin, Özgür Özel'in genel başkanlık görevi ve siyasi mücadelesi açısından da geçerli olduğunu belirten Bahçeli, demokratik rekabetin karşılıklı saygı temelinde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca CHP ile Yeni Parti arasında yaşanan tartışmaların Türkiye'nin temel gündem maddesi haline getirilmesini doğru bulmadığını belirten Bahçeli, tüm taraflara sağduyu ve demokratik olgunluk çağrısı yaptı. Rozet töreni iddiaları için "hukuk" çağrısı Kamuoyunda son günlerde gündeme gelen rozet töreni ve organizasyon iddialarına da değinen Bahçeli, söz konusu iddiaların tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulması gerektiğini ifade etti. Gerçekliği kesinleşmeyen bilgiler üzerinden insanların hedef alınmasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Bahçeli, hakikatin ancak hukuk mekanizmaları aracılığıyla ortaya çıkarılabileceğini belirtti. Masumiyet karinesinin demokratik hukuk devletlerinin temel ilkelerinden biri olduğuna işaret eden Bahçeli, yargı süreci tamamlanmadan yapılan kesin yargıların hem bireylerin haklarına hem de kamu vicdanına zarar verebileceğini dile getirdi. "MHP siyasi tartışmalardan çıkar beklemez" MHP'nin başka siyasi partilerde yaşanan iç tartışmalardan siyasi kazanç elde etmeyi doğru bulmadığını söyleyen Bahçeli, Türkiye'nin bugün çok daha önemli meselelerle karşı karşıya bulunduğunu ifade etti. Ekonomik gelişmeler, bölgesel güvenlik, dış politika, terörle mücadele ve küresel krizlerin Türkiye'nin öncelikli gündemleri arasında yer aldığını belirten Bahçeli, siyaset kurumunun enerjisini iç çekişmelere değil ülkenin geleceğine yöneltmesi gerektiğini söyledi. Analistler, bu açıklamanın Türkiye'nin hem iç hem de dış politikada yoğun gündem yaşadığı bir dönemde siyasi tansiyonun düşürülmesine yönelik önemli mesajlar içerdiğini değerlendiriyor. Analiz: Bahçeli'nin açıklamasında öne çıkan dört mesaj Siyasi iletişim açısından değerlendirildiğinde Bahçeli'nin açıklaması dört temel başlıkta öne çıkıyor. İlk olarak, siyasi rekabetin demokratik sistemin doğal bir parçası olduğu ancak kişisel hesaplaşmaya dönüşmemesi gerektiği vurgulanıyor. İkinci olarak, hukuk devletinin tüm siyasetçiler için eşit şekilde işlemesi gerektiği mesajı veriliyor. Üçüncü olarak, CHP ve Yeni Parti arasında yaşanan tartışmaların ülke gündeminin merkezine yerleştirilmemesi gerektiği ifade ediliyor. Dördüncü olarak ise Türkiye'nin ekonomi, güvenlik ve dış politika gibi stratejik başlıklara odaklanmasının önemine dikkat çekiliyor. Bahçeli, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: "Makamlar gelip geçicidir, şahıslar fanidir. Baki olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve onun muhafızı olan büyük Türk milletidir." Bu sözlerle devletin sürekliliği, milli birlik ve ortak değerlerin günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulması gerektiği mesajını veren Bahçeli, tüm siyasi aktörlere sağduyu, karşılıklı saygı ve demokratik olgunluk çağrısını yineledi.

Trump "Küba'yı özgürleştireceklerini" savundu Haber

Trump "Küba'yı özgürleştireceklerini" savundu

ABD Başkanı Trump, Connecticut eyaletinde katıldığı bir mezuniyet töreninden Washington'a dönüşünde havalimanında basın mensuplarının Küba ile ilgili sorularını yanıtladı. Küba'da ekonomik ve siyasi durumun "çok kötü" olduğunu savunan Trump, Küba halkının kendilerinden yardım istediğini ifade ederek, "Onlara yardım edeceğiz." dedi. Küba'da gıda ve elektrik sıkıntısı olduğunu anlatan Trump, Küba halkının ise "harika insanlar" olduğunu söyledi. ABD Başkanı, Küba konusunda uzmanlıklarının olduğunu ve halkın 65 yıldır bugünü beklediğini dile getirerek, "Küba'yı özgürleştireceğiz." yorumunu yaptı. Küba'ya yönelik ambargonun ne zaman kaldırılacağına ilişkin soru üzerine Trump, somut bir tarih vermekten kaçındı, ancak yakında bu konuyla ilgili açıklama yapacaklarını dile getirdi. Trump, ABD'nin Küba'da tansiyonu artırıp artırmayacağı konusunda ise "Tansiyon yükselmeyecek, buna gerek yok. Bakın, ülke parçalanıyor. Orası tam bir felaket, (yönetim) kontrolü kaybetmiş durumdalar, Küba'nın kontrolünü gerçekten kaybettiler." değerlendirmesini yaptı. Trump'ın Küba ile ilgili değerlendirmeleri, ABD Adalet Bakanı Vekili Todd Blanche'nin, eski Küba Devlet Başkanı Raul Castro ve diğer yetkilileri "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmak"la suçlayan iddianameyi açıklamasından kısa süre sonra geldi. Küba'nın eski lideri Castro hakkındaki iddianameyi açıklayan Blanche, "Bugün, Raul Castro ve diğer bazı kişileri 4 ABD vatandaşını öldürmek amacıyla komplo kurmakla suçlayan bir iddianameyi duyuruyoruz." ifadelerini kullanmıştı. Blanche, Fidel Castro'nun kardeşi olan 94 yaşındaki Castro ve isimlerini belirtmediği bazı diğer kişilerin, Küba'nın 1996'da insani yardım grubu "Brothers to the Rescue'ya (Kurtarma Kardeşleri) ait uçakları düşürme ve başka suçlarla" itham edildiklerini açıklamıştı. ABD basınına göre, 2021'de Küba Komünist Partisi liderliğinden resmen istifa eden Raul Castro, hala ülkenin en güçlü figürlerinden biri olarak kabul ediliyor. ABD, Küba ile gerilim devam ederken USS Nimitz uçak gemisini Karayipler'e konuşlandırdı ABD ile Küba arasındaki gerilim sürerken Washington yönetimi, "USS Nimitz (CVN 68)" uçak gemisini Karayipler'e konuşlandırdığını duyurdu. ABD Güney Saha Komutanlığının (SOUTHCOM) ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformu hesabından konuyla ilgili açıklamada bulunuldu. Açıklamada, ABD'nin 17. Uçak Gemisi Hava Kanadı (CVW-17) biriminin bulunduğu USS Nimitz uçak gemisini, USS Gridley (DDG 101) ve USNS Patuxent (T-AO 201) savaş gemileriyle Karayipler'e konuşlandırdığı bildirildi. USS Nimitz'in, Tayvan Boğazı'ndan Arap Körfezi'ne kadar dünyanın dört bir yanında görevlerde bulunarak "savaş yeteneğini kanıtladığı" belirtilen açıklamada, bu durumun "hazırlık ve varlığın" en iyi örneği olduğu savunuldu. ABD Donanmasından martta yapılan açıklamada, dünyanın en büyük savaş gemileri arasında yer alan "USS Nimitz"in görev süresini yaklaşık 1 yıl daha uzatma kararı alındığı duyurulmuş ancak bu süreçte yeni görev yerine dair detay paylaşılmamıştı. ABD ile Küba arasındaki kriz ABD Başkanı Donald Trump, 30 Ocak'ta Küba'ya petrol satan veya sağlayan ülkelerden gelen tüm mallara gümrük vergisi uygulanmasını öngören başkanlık kararnamesini imzalamıştı. Beyaz Saray, bu kararın, Küba'nın "zararlı eylem ve politikalarına" karşı ABD'nin ulusal güvenlik ve dış politika çıkarlarını korumayı amaçladığını savunmuştu. Küba ile ilgili açıklamalarında, İran'dan sonra bu ülkeye yönelerek Havana yönetimiyle görüşeceklerini ifade eden Trump, Küba'nın "çökmüş bir devlet" olduğunu ve ancak ABD'nin bu ülkedeki siyasi ve ekonomik sorunları çözebileceğini savunuyor. Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel ise ABD'nin ülkesine askeri olarak müdahalede bulunmak için "bahane" aradığını belirterek, böyle bir durumda bölgenin "kan gölüne döneceği" uyarısı yapıyor.

Çin, ABD'ye Tayvan ve İran'la ilgili mesajlar verdi Haber

Çin, ABD'ye Tayvan ve İran'la ilgili mesajlar verdi

Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, 13-15 Mayıs tarihlerinde gerçekleştirilen ziyarette tartışılan konulara dair basına yazılı değerlendirmede bulundu. ABD Başkanı Trump'ın, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile 9 saate yakın birlikte vakit geçirdiğini ifade eden Vang, liderlerin iki ülke ilişkilerinin yanında dünya barışı ve kalkınmasını ilgilendiren konularda da uzun tartışmalar yaptıklarını belirtti. Vang, Çin'in egemenlik ihtilafı içinde olduğu Tayvan ile yeniden birleşmesinin Çin ulusunun ortak özlemi, Çin Komünist Partisinin (ÇKP) tarihi misyonu ve İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası düzenin önemli bir parçası olduğuna işaret ederek şunları kaydetti: "(Tayvan sorunu) Eğer uygun şekilde ele alınırsa ABD-Çin ilişkileri istikrarlı olacak ve taraflar karşılıklı işbirliğini ilerletmeye daha fazla enerji ayırabilecektir. Aksi halde, iki ülke arasında gerginlikler ve hatta çatışmalar yaşanabilir, ilişkilerin geneli tehlikeye girebilir." Çinli Bakan, ABD'nin "tek Çin" ilkesine ve iki ülke arasında siyasi ilişkilerin temelini oluşturan Üç Ortak Bildiri'deki Tayvan konusundaki taahhütlerine uyacağını umduklarını vurguladı. İran ile kalıcı ve kapsamlı ateşkes çağrısı Ziyarette Devlet Başkanı Şi'nin, Ortadoğu'daki savaş konusunda Çin'in pozisyonunu dile getirdiğini, burada güç kullanımın sorunları çözmeyeceğini ve diyaloğun tek doğru tercih olduğunu vurguladığını aktaran Vang, müzakerelerden hemen sonuç alınamasa da diyalog yolu hazır açılmışken yeniden kapanmaması gerektiğini söylediğini belirtti. Vang, Çin'in ABD'yi İran ile nükleer sorunu dahil farklılıklarını ve anlaşmazlıklarını müzakerelerle çözmeyi sürdürmeyi teşvik ettiğini, ateşkesin sürdürülerek Hürmüz Boğazı'nın en kısa zamanda yeniden açılması çağrısı yaptığını, burada yaşanan açmazın temel çözümünün kalıcı ve kapsamlı ateşkesin sağlanması olduğunu dile getirdiğini kaydetti. Çin ve ABD liderlerinin, temaslarının ardından iki ülke arasında "yapıcı stratejik istikrar ilişkisi" olarak tanımladıkları bir vizyon oluşturma konusunda siyasi mutabakata vardıklarını aktaran Vang, tarafların, dış politika, askeri ilişkiler, ekonomi, ticaret, halk sağlığı, tarım, turizm, halklar arası bağlar, kanun koruma dahil tüm alanlarda ve her seviyede temasların artırılmasında anlaştıklarını belirtti. İki ülke ilişkilerinde stratejik istikrarın tesisine odaklanan bu yeni vizyonun, büyük güç ilişkilerinde yeni bir paradigma ihtiyacına yanıt verdiğine işaret eden Vang, Çin'in, bundan, işbirliğinin temel dayanak olduğu, rekabetin uygun sınırlar içinde sürdürüldüğü ve savaş ve çatışma yerine barış odaklanan bir istikrar ilişkisini anladığını kaydetti.

Almanya'da Cem Özdemir eyalet başbakanı oldu Haber

Almanya'da Cem Özdemir eyalet başbakanı oldu

157 sandalyeli parlamentoda 93 oy alan Özdemir, Yeşiller ve CDU arasında kurulan koalisyonun adayı olarak eyaletin yeni başbakanı oldu. Bu sonuçla Özdemir, Almanya’da bir eyaletin başına geçen ilk Türkiye kökenli siyasetçi olarak tarihe geçti. Seçim süreci, Yeşiller’in 8 Mart 2026’daki eyalet seçimlerinden birinci parti çıkmasının ardından şekillendi. Ardından CDU ile yürütülen koalisyon müzakereleri tamamlandı ve iki parti ekonomi, sanayi dönüşümü ve iklim politikalarında uzlaşarak hükümet programını oluşturdu. Özdemir, koalisyonun ortak adayı olarak parlamentoda çoğunluğu sağlayarak göreve geldi. Yeni hükümet programında ekonomik büyümenin güçlendirilmesi, sanayinin rekabet gücünün artırılması ve bürokrasinin azaltılması öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Bunun yanında eyaletin 2040 yılına kadar iklim nötr olması hedefi korunuyor. Ayrıca şirket kuruluş süreçlerinin hızlandırılması ve eğitim alanında reformlar da koalisyon anlaşmasında dikkat çekiyor. Özdemir’in başbakanlığı, Almanya siyasetinde sembolik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Türkiye kökenli göçmen bir ailenin çocuğu olarak siyasette yükselen Özdemir, hem Yeşiller’in lider kadrosunda hem de federal hükümette üstlendiği görevlerle uzun süredir ülke siyasetinin tanınan isimleri arasında yer alıyor. Baden-Württemberg gibi ekonomik açıdan güçlü bir eyaletin yönetimine gelmesi, bu kariyerin zirvesi olarak görülüyor. 1965 yılında Bad Urach’ta doğan Özdemir, 18 yaşında Alman vatandaşlığına geçti ve genç yaşta siyasete atıldı. 1981’de Yeşiller’e katıldı, 1994’te Federal Meclis’e girdi ve daha sonra Avrupa Parlamentosu ile federal bakanlık görevlerinde bulundu. Kariyeri boyunca hem göçmen kimliği hem de Alman siyasetine entegrasyonu üzerinden tartışmaların odağında yer aldı. DW kaynaklı haberde, Özdemir’in hem Almanya’da hem de Türkiye’de farklı kesimler tarafından zaman zaman eleştirilse de özellikle Baden-Württemberg’de geniş bir siyasi taban oluşturduğu vurgulandı. Pragmatik siyasi çizgisi ve yerel kimliğe yakın diliyle tanınan Özdemir’in yeni görevinde ekonomi ve iklim politikaları arasında denge kurması bekleniyor. Cem Özdemir hakkında kısaca Cem Özdemir, Almanya'nın Baden-Württemberg eyaletindeki Bad Urach şehrinde, Türkiye'den göç eden Tokatlı Çerkes kökenli bir baba ve İstanbullu bir annenin çocuğu olarak 1965 yılında dünyaya geldi. Kendisini "Anadolulu bir Svabyalı" (Anatolische Schwabe) olarak tanımlayan Özdemir, Almanya'da doğup büyümüş bir siyasetçidir. Özdemir, 1981 yılından beri Yeşiller Partisi'nin Ludwigsburg İlçe Teşkilatı üyesidir. 1989 ile 1994 yılları arasında Baden-Württemberg'in parti eyalet yönetiminde yer aldı. 1992'de göçmen hakları için kurulan Immi-Grün - Bündnis der neuen InländerInnen grubunun kurucuları arasında yer aldı. Özdemir, 2004 ile 2009 yılları arasında Yeşiller/Avrupa Özgür İttifakı (Yeşiller/EFA) parlamento grubunda Avrupa Parlamentosu üyeliği yaptı. Bu süre zarfında grubun dış politika sözcüsü ve Dış İlişkiler Komitesi (AFET) üyesi olarak görev yaptı. Ayrıca, Avrupa Parlamentosu'nun Orta Asya raportörü ve Irak ile İlişkiler Daimi Geçici Delegasyonu'nun başkan yardımcısı olarak görev yaptı. 2006 ile 2007 yılları arasında Özdemir, ABD Merkezî İstihbarat Teşkilatı'nın (CIA) Avrupa'daki operasyonlarına yönelik araştırma ekibinin başkan yardımcılığını yaptı. Özdemir, 2013 seçimleri sonucunda yeniden Federal Meclis'e girdi.[17] Alman-Çin Parlamento Dostluk Grubu'nun başkan yardımcısı olarak görev yaptı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.