SON DAKİKA
Hava Durumu

#Deprem Riski

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Deprem Riski haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Deprem Riski haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Büyükada açıklarındaki depremler İstanbul depremi için işaret mi? Şener Üşümezsoy’dan dikkat çeken değerlendirme Haber

Büyükada açıklarındaki depremler İstanbul depremi için işaret mi? Şener Üşümezsoy’dan dikkat çeken değerlendirme

Üşümezsoy, Büyükada çevresindeki mikro depremlerin doğrudan büyük bir İstanbul depreminin habercisi olarak yorumlanmaması gerektiğini savundu. Bölgedeki fayların özelliklerine dikkat çeken yerbilimci, özellikle Adalar çevresindeki fay yapısının büyük deprem üretme kapasitesine ilişkin farklı bir görüş ortaya koydu. Büyükada açıklarında peş peşe sarsıntılar Marmara Denizi'nde Büyükada açıklarında kaydedilen küçük depremler, İstanbul ve çevresinde yaşayan vatandaşların dikkatini çekti. Kısa zaman aralıklarıyla meydana gelen 2,2 ila 3,2 büyüklüğündeki sarsıntılar, sosyal medyada da “büyük deprem yaklaşıyor mu?” tartışmalarının yeniden başlamasına neden oldu. Ancak küçük depremlerin tek başına daha büyük bir depremin kesin habercisi olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği konusunda farklı bilimsel yaklaşımlar bulunuyor. Prof. Dr. Şener Üşümezsoy ise Büyükada çevresindeki son hareketliliğin doğrudan beklenen büyük İstanbul depremiyle ilişkilendirilmesine karşı çıkıyor. “Adalar fayı yaşlı ve ölü bir fay” Üşümezsoy, değerlendirmesinde Adalar çevresindeki fay sistemine özellikle dikkat çekti. Yerbilimci, “Adalar fayı yaşlı ve ölü bir faydır. Buradan büyük bir deprem çıkmaz” ifadelerini kullandı. Üşümezsoy'a göre son günlerde meydana gelen küçük depremlerin konumu da bu değerlendirmeyi destekliyor. Sarsıntıların doğrudan Adalar fayı üzerinde değil, ana fay zonunu kesen daha küçük fay kollarında meydana geldiğini belirten Üşümezsoy, bu yapıların büyük ölçekli ve yıkıcı bir deprem oluşturabilecek düzeyde stres biriktirmediğini savundu. Bu yaklaşım, Büyükada açıklarında meydana gelen her küçük sarsıntının doğrudan İstanbul'da beklenen büyük depremle bağlantılı olduğu şeklindeki yorumların dikkatle ele alınması gerektiğine işaret ediyor. Küçük depremler neden meydana geliyor? Bölgedeki mikro depremlerin nedenine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Üşümezsoy, hareketliliğin geçmiş dönemlerde fay sisteminde meydana gelen stres değişimleriyle bağlantılı olabileceğini ifade etti. Bu görüşe göre küçük fay kollarında meydana gelen sarsıntılar, bölgede biriken gerilimin sınırlı ölçekte açığa çıkmasıyla ortaya çıkıyor. Dolayısıyla son günlerde kaydedilen mikro depremler, tek başına büyük ve yıkıcı bir deprem yaşanacağının göstergesi olarak kabul edilmiyor. Üşümezsoy ayrıca meydana gelen sarsıntıların daha önce hazırlanan fay haritalarıyla uyumlu olduğunu belirtti. 1999 Marmara Depremi sonrasında bölgede benzer nitelikte küçük ölçekli sarsıntıların görüldüğünü aktaran yerbilimci, mevcut hareketliliğin olağan sismik süreç içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini savundu. “İstanbul depremi geliyor” endişesine karşı uyarı Büyükada açıklarında depremlerin art arda yaşanması, özellikle İstanbul'da yaşayan vatandaşlarda büyük deprem endişesini artırdı. Ancak Üşümezsoy, küçük depremler ile büyük İstanbul depremi arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurulmasına karşı çıktı. Yerbilimcinin değerlendirmesine göre, Büyükada açıklarında meydana gelen mikro depremler tek başına orta veya büyük büyüklükte bir depremin yaklaştığını göstermiyor. Bu nedenle bölgedeki hareketliliğin yalnızca deprem sayısı ve büyüklüğü üzerinden değil, depremlerin hangi fay üzerinde meydana geldiği, fayların geometrisi ve bölgedeki geçmiş sismik hareketlilikle birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor. Uzman görüşü ne anlama geliyor? Üşümezsoy'un açıklamaları, Büyükada çevresindeki son sarsıntıların kamuoyunda oluşturduğu “büyük deprem hemen geliyor” algısına yönelik bir değerlendirme niteliğinde. Ancak bu açıklama, İstanbul'un deprem riskinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Marmara Bölgesi'nin aktif fay sistemleri nedeniyle deprem riski taşıdığı gerçeği değişmezken, belirli bir küçük deprem dizisinin ne zaman ve nerede büyük bir deprem meydana geleceğini kesin biçimde gösterdiği sonucuna varmak mümkün değil. Bu nedenle Büyükada açıklarındaki son hareketlilik, Üşümezsoy'un değerlendirmesi doğrultusunda, tek başına büyük İstanbul depreminin habercisi olarak yorumlanmamalı; sismolojik veriler ve fay sisteminin bütünlüğü içerisinde ele alınmalı.

17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. Yılında Naci Görür’den uyarı: Büyük bir deprem olacak Haber

17 Ağustos Marmara Depremi’nin 27. Yılında Naci Görür’den uyarı: Büyük bir deprem olacak

Türkiye, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde hayatını kaybedenleri depremin 27’nci yılında anarken, deprem riski ve kentsel dönüşüm çalışmaları yeniden gündeme geldi. Merkez üssü Kocaeli’nin Gölcük ilçesi olan ve saat 03.02’de meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki deprem yaklaşık 45 saniye sürdü. Kocaeli, Yalova, Sakarya, İstanbul ve Düzce’de büyük yıkıma yol açan depremde 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 43 bin 953 kişi yaralandı. Yaklaşık 200 bin kişi evsiz kalırken, 66 bin 441 konut ve 10 bin 901 iş yeri yıkıldı. Görür: “Er veya geç büyük bir deprem olacak” Prof. Dr. Naci Görür, 17 Ağustos’un yıl dönümünde yaptığı açıklamada Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğuna dikkat çekerek, “Er veya geç, orada veya burada büyük bir deprem olacak ve binlerce insan ölecektir” uyarısında bulundu. Görür, can kayıplarını önlemek için depremin nerede gerçekleşeceği tartışmasından ziyade ülkenin deprem dirençli hale getirilmesi gerektiğini vurguladı. Deprem hazırlığının uzun vadeli ve siyasi değişimlerden bağımsız yürütülmesi gerektiğini belirten Görür, bunun için en az 20 yıl boyunca ciddi biçimde çalışacak bir yapılanmaya ihtiyaç olduğunu ifade etti. İstanbul’da 1 milyon bağımsız bölüm dönüştürüldü Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un verdiği bilgilere göre, 2012'den bu yana Türkiye genelinde 2 milyon 761 bin bağımsız bölüm kentsel dönüşüm kapsamına alındı. Bunların 2 milyon 378 bininin dönüşümü tamamlanırken, 383 bin bağımsız bölümde çalışmalar devam ediyor. Deprem riski açısından kritik konumdaki İstanbul’da ise 1 milyon 298 bin bağımsız bölüm dönüşüm kapsamına alındı. Bunların 1 milyon 7 bininin dönüşümü tamamlandı, 291 bin bağımsız bölümde çalışmalar sürüyor. Konutların yüzde 58’i deprem sigortalı DASK verilerine göre Türkiye genelinde 11 milyon 700 bin 223 konutun Zorunlu Deprem Sigortası bulunuyor. Sigortalılık oranı ülke genelinde yüzde 58 seviyesinde. Bölgesel olarak en yüksek oran Marmara’da yüzde 65, en düşük oran ise Karadeniz’de yüzde 45 olarak kaydedildi. 17 Ağustos’un 27’nci yılında verilen mesaj ise aynı noktada birleşiyor: Depremi önlemek mümkün değil, ancak depremin can ve mal kaybını azaltmak için yapı stokunu ve kentleri depreme dirençli hale getirmek mümkün.

İYİ Parti Bursa’dan ekonomiye 'Özel' eleştiri Haber

İYİ Parti Bursa’dan ekonomiye 'Özel' eleştiri

İYİ Parti Bursa İl Başkanlığı tarafından İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel’in katılımı ile basın toplantısı düzenlendi. “Hukuk Hiçbir Zaman Seçici Olmamalıdır” İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, İYİ Parti Bursa İl Başkanı İsmail Kaya ve çok sayıda basın mensubunun da hazır bulunduğu toplantıda parti yöneticileri ve milletvekilleri gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. İYİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Toktaş, Bursa’nın pek çok sorununun bulunduğuna dikkati çekerek, "İmar, çevre, trafik ve su gibi temel alanlarda ciddi problemler yaşanmaktadır. Bunun yanı sıra, ekonomik kaynaklı olarak hem işverenler hem de çalışanlar açısından önemli sıkıntılar söz konusudur. Kamu kesiminde de benzer sorunlar yaşanmaktadır. Ayrıca, Bursa’da, Türkiye genelinde olduğu gibi, ciddi bir hukuk sorunu da oluşmuştur. Ne yazık ki Bursa bu konuda mağdur edilmiştir. Milletin oyları adeta heba edilmiştir. Hukuk hiçbir zaman seçici olmamalıdır; ancak maalesef Bursa’da bu yönde bir algı oluşmuştur.” dedi. Milletvekili Toktaş’ın konuşması ardından söz alan İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel ise, konuşmasına Bursaspor’un şampiyonluğunu kutlayarak başladı. Kendisinin Üsküp, Makedonya göçmeni olduğunu belirten Özel, Üsküp’te Türk gençlerin oynadığı bir futbol kulübüyle Bursaspor arasında yapılan antrenman maçına dikkati çeken Özel, bu maçın öncesinde duyuru yapılmamasına rağmen sonrasında bile binlerce Bursaspor taraftarının tepki gösterdiğini aktararak, bu sahiplenme örneğinin tüm Anadolu şehirlerinde görülmesi gerektiğini söyledi. İYİ Parti’nin eş zamanlı programlarla sahada olduğunu belirten Özel, yalnızca bugün genel başkan yardımcılarına ait 11 il programı gerçekleştirildiğini söyledi. Nisan ayı sonunda 36 il programının tamamlanacağını, Mayıs ayında ise 53 il programına ulaşmayı hedeflediklerini ifade eden Özel, buna ek olarak 25 ilde parti içi eğitim faaliyetlerinin yürütüleceğini açıkladı. Programların belirli bir stratejiye göre oluşturulduğunu belirten Özel, özellikle 2002 seçimlerinde Doğru Yol Partisi’ne yüksek oy veren ilçelerin ve Yörük-Türkmen nüfusunun yoğun olduğu bölgelerin hedef alındığını söyledi. EKONOMİ ELEŞTİRİSİ: “CUMHURİYET TARİHİNİN EN UZUN KRİZLERİNDEN BİRİ” Türkiye ekonomisine ilişkin sert eleştirilerde bulunan Özel, şunları kaydetti: “Ekonomik olarak, Cumhuriyet tarihinde benzeri az görülmüş bir krizi uzun süredir yaşıyoruz. Ne zaman başladığı net olarak tarif edilemeyen ve bir türlü içinden çıkılamayan bir krizle karşı karşıyayız. Bazı verilerle bu durumu açıkça ortaya koymak mümkündür. En azından bir krizin kabul edilmesinin üzerinden 33 ay geçti. Bu süreçte bir enflasyon sarmalına girildiği ve buradan çıkmak için bir program uygulanması gerektiği ifade edildi. Bu 33 aylık programa “Şimşek programı” denilmektedir. Türkiye’de genellikle olumlu sonuçlanacağı düşünülen programlara Sayın Cumhurbaşkanı’nın adı verilir. Ancak başarı beklentisi düşük görülen durumlarda farklı isimler öne çıkarılır. “Şimşek programı” ifadesi de daha ilk günden itibaren bu programdan istenen sonucun alınamayacağına işaret ediyordu. Nitekim 33 ay sonunda bu program, hepimizin zihninde ve cüzdanında adeta şimşek gibi çaktı. Ne oldu? Bu süreçte, ENAG ya da İTO verilerine göre değil, kendi resmi verilerine göre, yani güvenilirliği sıkça tartışılan TÜİK verilerine göre bile enflasyonda yalnızca yüzde 6,7’lik bir gerileme sağlandı. Şimdi, eleştirilen “eski Türkiye”ye bakalım. Koalisyonlar dönemi olarak nitelendirilen o süreçte, 2001 krizi yaşandı. O dönemi birçoğumuz hatırlıyoruz. Sayın Bülent Ecevit, “Çok büyük bir krizle karşı karşıyayız” diyerek durumu açıkça ifade etmişti. Hem siyasi hem ekonomik bir kriz söz konusuydu. Buna rağmen, 2001 krizinde uygulanan program, 33 ay içerisinde yüzde 30’luk bir düşüş sağlamıştı. Yani eski Türkiye’nin 33 ayda sağladığı yüzde 30’luk iyileşme bir tarafta dururken, bugün “yeni Türkiye” olarak tanımlanan dönemde aynı sürede sağlanan gerileme, kendi verilerine göre bile yalnızca yüzde 6,7’dir. Son 2 yılda, daha doğru bir ifadeyle 2,5 yılda, yaklaşık yüzde 200’lük bir enflasyonla karşı karşıya kaldık. Bunu daha somut bir örnekle açıklayalım: Mayıs 2023’te cebinizde 100 lira olduğunu düşünün. Dünyanın en tutumlu insanı olup bu paranın 1 lirasını bile harcamadığınızı varsayalım. Nisan 2026’ya geldiğimizde bu 100 liranın alım gücü 34 liraya düşmüş durumdadır. Yani paranızın erime hızı bu şekildedir; 100 liranız bu süreçte 34 liraya gerilemiştir.” Bu arada Türkiye’de 10 milyondan fazla işsiz olduğunu belirten İYİ Partili Özel, nüfusun yaklaşık yüzde 38,7’sinin hayatında hiç maaş karşılığı çalışmadığını söyledi. Bu durumun özellikle kadınları etkilediğini vurgulayan Özel, sosyal yardımlar üzerinden bir “sadaka ekonomisi” oluşturulduğunu iddia etti. Ekonomik büyüme verilerinin yanıltıcı olduğunu savunan Özel, Gayrisafi Yurtiçi Hasıla artışının nüfus artışıyla birlikte doğal olarak yükseldiğini belirtti. Asıl önemli göstergenin ihracatın milli gelire oranı olduğunu ifade eden Özel, bu oranın yıllardır benzer seviyelerde kaldığını söyledi. Ekonomi yönetimini “faiz, vergi ve ceza sistemi” olarak nitelendiren Özel, yüksek faiz politikalarının üretici, sanayici ve KOBİ’leri zor durumda bıraktığını ifade etti. Faiz oranlarının dünya sıralamasında üst seviyelerde olduğunu söyleyen Özel, Türkiye’nin bu alanda Venezuela’nın ardından geldiğini iddia etti. BURSA ANALİZİ: “POTANSİYEL VAR AMA YETERİNCE PARLAMIYOR” Bursa özelinde de değerlendirmelerde bulunan Özel, kentin güçlü sanayi altyapısına rağmen yeşil ve dijital dönüşümde yeterince ilerleme kaydedemediğini söyledi. Deprem riski, kentsel dönüşüm, ulaşım ve tarım alanlarının korunması gibi konuların öncelikli sorunlar arasında yer aldığını vurguladı. Bursa'nın aynı zamanda tarım kenti olduğunu ancak tarım alanlarının hem kentleşme hem de sanayileşme baskısı altında olduğunun görüldüğünü kaydeden Özel, "Sanayileşmenin önemli ölçüde tarım arazileri üzerinde gerçekleşmesi, Bursa’nın tarım kenti kimliğini zayıflatıyor. Şehirde ayrıca ciddi bir nitelikli iş gücü açığı bulunuyor. Bursa’nın sanayi kenti olması nedeniyle ihtiyaç duyulan iş gücünün niteliği büyük önem taşıyor. Üniversite-sanayi iş birliğinin yeterli düzeyde olmaması ve diğer şehirlerdeki üniversitelerle Bursa sanayisi arasında güçlü köprüler kurulamaması bu sorunu derinleştiriyor" diye konuştu. Konuşmasının son bölümünde siyasi sürece de vurgu yapan Osman Ertürk Özel, içinden geçilen süreçte, devletin en temel meselelerinin çözümünde izlenen yöntemlerin tartışmalı olduğunun gözlemlendiğini söyledi. Türkiye’nin temel meselelerinin çözümünde izlenen yöntemleri eleştiren Özel, “Cumhuriyetin kurucu değerlerinden taviz verilmesine karşıyız” dedi ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ortaya koyduğu ilkelere vurgu yaptı.

Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir: Nilüfer’in kalbi ve geleceği satılık değildir Haber

Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir: Nilüfer’in kalbi ve geleceği satılık değildir

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla satış listesine alınan Bursa’daki taşınmazlar arasında yer alan FSM Bulvarı “Hastane Alanı” için Nilüfer’den tepki geldi. Başkan Şadi Özdemir, “Biz Nilüfer ile ilgili hep ortak akılla karar almaya çalışıyoruz. Mahalle komitelerimizin uygun bulmadığı işleri bile yapmıyoruz. Bu eğer gerçekleşirse Nilüfer’in kalbine sokulmuş bir hançer şeklinde yorumlayabiliriz. Kararın yeniden gözden geçirilip kaldırılmasını talep ediyoruz” dedi. Cumhurbaşkanı kararıyla Türkiye genelinde bazı taşınmazların özelleştirme kapsamına alınmasının ardından, Bursa’da satış listesine giren alanlar kamuoyunda tartışma yarattı. Söz konusu taşınmazlar arasında Nilüfer’de Fethiye Mahallesi Fatih Sultan Mehmet Bulvarı’ndaki “Hastane Alanı” olarak bilinen ve uzun yıllardır kamusal etkinliklere ev sahipliği yapan bölge de yer aldı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Başkan Yardımcıları Mahmut Demiröz ve Sinan Sarıbal ile Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın’ın katılımıyla söz konusu alanda bir açıklama yaptı. Açıklamada, kararın kentin geleceği açısından ciddi riskler taşıdığı vurgulandı. “BÖLGEDE YOĞUNLUĞU CİDDİ ORANDA ARTIRIR!” Başkan Şadi Özdemir, alanın yıllardır kentin önemli buluşma ve etkinlik noktalarından biri olduğunu belirterek, satış kararının ardından bölgenin yoğun yapılaşma baskısıyla karşı karşıya kalabileceğine dikkati çekti. Başkan Şadi Özdemir şunları söyledi: “Nilüfer’in kalbi ve geleceği satılık değildir. Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararıyla Bursa’da altı kritik noktanın satışına karar verilmiş durumda. Bunlardan biri de şu an bulunduğumuz, imar planlarında ‘Hastane Alanı’ olarak geçen ancak uzun yıllardır belediyemizin etkinlik alanı olarak kullanılan bu bölgedir. Burası, yıllardır çok sayıda etkinliğe ev sahipliği yapan, kent yaşamı açısından önemli bir kamusal alandır. Ancak satış gerçekleştiği takdirde, bu alanın ya özel hastane olarak değerlendirileceğini ya da yapılacak imar planı değişiklikleriyle konut veya ticari alanlara dönüştürülebileceğini öngörüyoruz. Oysa bölgeye baktığımızda, çok sayıda sağlık tesisi bulunduğunu görüyoruz. Bu nedenle burada yeni bir sağlık alanına ihtiyaç olduğu söylenemez.” Nilüfer Belediyesi olarak, sağlık alanında ihtiyaç duyulan her noktada, başta aile sağlığı merkezleri olmak üzere gerekli tahsisleri yaptıklarını ifade eden Başkan Şadi Özdemir, bölgenin halihazırda yoğun bir trafik aldığını vurgulayarak, “Fatih Sultan Mehmet Bulvarı ve çevresi, sosyal yaşamın ve ticari hareketliliğin yoğun olduğu bir hat. Bu alana yüksek yoğunluklu yeni bir yapılaşma getirilmesi; ister hastane ister ticari bir proje olsun, binlerce aracın giriş-çıkışı anlamına gelecektir. Bu da mevcut trafiğin tamamen kilitlenmesi riskini doğuracaktır” dedi. ÖNCELİĞİMİZ SOSYAL, KÜLTÜREL YAŞAM ALANLARI… Konuşmasında “Bu bölgede ne yeni bir sağlık alanına ne de yoğunluğu artıracak başka yatırımlara ihtiyaç var” diyen Başkan Şadi Özdemir, açıklamasına şöyle devam etti: “Nilüfer’in her yıl yaklaşık 20 bin kişilik nüfus artışı yaşadığını da dikkate aldığımızda, önceliğimiz yeni yapılaşma alanları değil; sosyal, kültürel ve kamusal yaşam alanları olmalıdır. Burası yaklaşık 37 dönümlük bir alan. Emsal değerleri dikkate alındığında yaklaşık 100 bin metrekarelik bir inşaat potansiyeline sahiptir. Bu büyüklükte bir alanın yapılaşmaya açılması yerine, düzenlenerek rekreasyon alanına dönüştürülmesi, insanların nefes alabileceği, vakit geçirebileceği bir yaşam alanı olarak korunması gerekmektedir. Üstelik bu alan yalnızca bulunduğu bölge için değil, tüm Nilüfer için büyük önem taşımaktadır.” “BU KENTE ZARAR VERECEK KARARLARDAN KAÇINALIM!” Kararın hayata geçirilmesi durumunda, bunu Nilüfer’in kalbine saplanmış bir hançer olarak tanımlayan Başkan Şadi Özdemir, “Daha önce de benzer satış girişimleri olmuş, ancak kamuoyunun güçlü tepkisiyle geri çekilmiştir. Bugün yeniden gündeme gelmesi, halkın taleplerinin yeterince dikkate alınmadığını göstermektedir. Biz Nilüfer’de karar alma süreçlerinde her zaman ortak aklı esas alıyoruz. Mahalle komitelerimizin uygun bulmadığı projeleri dahi hayata geçirmiyoruz. Bu anlayışın, kentin geleceğini doğrudan etkileyen böylesine önemli bir konuda da geçerli olması gerektiğine inanıyoruz. Buradan bir kez daha çağrıda bulunuyoruz; Nilüfer halkının, yerel yönetimin ve bu kentte yaşayan herkesin görüşü dikkate alınmalıdır. Bu alanın satışı, bu kente yapılacak en büyük yanlışlardan biri olacaktır. Bursa’daki ilgili tüm yetkililere de sesleniyoruz; bu kente zarar verecek kararlardan kaçınılmalıdır. Burası, insanların nefes aldığı önemli kamusal alanlardan biridir ve bu niteliğini korumalıdır. Bu kararın yeniden gözden geçirilmesini ve tamamen ortadan kaldırılmasını talep ediyoruz” diye konuştu. AFET DURUMLARINDA DA KRİTİK ÖNEMDE BİR ALAN Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın da söz konusu alanın yalnızca bulunduğu bölge için değil, tüm Nilüfer için önemli bir kamusal değer taşıdığını belirtti. Aydın, hızlı kentleşme sürecinde bu tür alanların korunmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, “Bu tür kamusal alanlar kaybedildiğinde yeniden kazanılması mümkün olmuyor. Bu nedenle böylesine önemli bir kararın katılımcı bir süreçle ele alınması gerekiyor. Bununla birlikte, bölgenin deprem riski açısından da önemli bir işlev gördüğünü unutmayalım. Kentte nefes alınabilecek bu tarz merkezi alanlar, afet durumlarında da kritik rol oynar. Bu alanın korunması yalnızca bugünün değil, geleceğin de meselesidir” diye konuştu. Açıklamada, söz konusu kararının yeniden gözden geçirilmesi ve alanın kamusal kullanım niteliğinin korunması yönünde çağrı yapıldı.

İMO Bursa: Deprem bir beka sorunudur, afetleri önlemek mümkün Haber

İMO Bursa: Deprem bir beka sorunudur, afetleri önlemek mümkün

İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Bursa Şubesi, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıldönümünde yaptığı açıklamada, Türkiye’de deprem riskinin yönetilmediğini ve afetleri önlemenin yollarının bilim ve mühendislikten geçtiğini vurguladı. İMO Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Atilla Erdem, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremlerin yıldönümünde yaptığı açıklamada, depremin bir doğa olayı olduğunu ancak hasarın çoğunun hatalı ve denetimsiz yapı üretiminden kaynaklandığını belirtti. Erdem, “Depremi afete çeviren, inşaat mühendisliği bilimi yok sayılarak yapılan hatalı uygulamalardır. Afetleri engellemek mümkün olmasa da etkilerini azaltabiliriz” dedi. Başkan Erdem, Türkiye’de halen yapı stokunun büyük bölümünün yüksek deprem riski altında olduğunu, özellikle 2000 öncesi inşa edilmiş binalar ve kaçak eklerle çoğalan yapıların risk oluşturduğunu söyledi. TBMM ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı raporlarına atıfta bulunan Erdem, ülke genelinde milyonlarca konutun dönüşüme ihtiyaç duyduğunu ve net bir yapı envanteri olmadan etkili dönüşümün mümkün olmadığını vurguladı. Başkan Erdem, kentsel dönüşümün yalnızca eski binaların yıkılıp yenilenmesi olmadığını, zemin, altyapı, toplanma alanları ve ulaşım gibi pek çok unsurun bütüncül şekilde planlanması gerektiğini ifade etti. “Toplanma alanları, afet sonrasında değil, öncesinde planlanmalıdır. Bu alanlar temel ihtiyaçları karşılayacak altyapıya sahip olmalıdır” dedi. Erdem, inşaat mühendisliği mesleğinin önemine dikkat çekerek, Türkiye’de afetlerin kader olmadığını söyledi: “Deprem öldürmez, mühendislik hizmeti almamış bina öldürür. Afetleri beka sorunu olmaktan çıkarmanın tek yolu, mühendislik biliminin önünü açmak ve hukuki düzenlemeleri hayata geçirmektir.” İMO Bursa Şubesi’nin hazırladığı kapsamlı rapor, Bursa Valiliği, belediyeler ve ilgili kurumlara iletildi. Raporda, riskli yapıların envanteri, afet yönetimi, toplama ve barınma alanlarının planlanması, kentsel dönüşümün risk temelli uygulanması ve yapı denetim sisteminin güçlendirilmesi gibi öncelikli adımlar sıralandı. Erdem, “6 Şubat’ta yitirdiklerimize karşı sorumluluğumuz, aynı acıların bir daha yaşanmaması için bugünden harekete geçmektir. Bilim ve mühendisliğin uyarılarını dikkate almadan geçen her gün, yeni felaketlerin zeminini hazırlamaktadır” diyerek sözlerini tamamladı.

Ekolojik kentsel dönüşümle Bursa geleceğe hazırlanıyor Haber

Ekolojik kentsel dönüşümle Bursa geleceğe hazırlanıyor

Bursa Büyükşehir Belediyesi, çarpık ve plansız yapılaşmış bölgelerde bütüncül bakış açısıyla kentsel dönüşüm tasarım çalışmalarına başladı. BURSA (İGFA) - Bursa Büyükşehir Belediyesi, birinci derece deprem kuşağında olan Bursa’nın afet riskine karşı daha dirençli hale gelmesi, düzensiz yapılaşmanın önlenmesi ve sağlıklı yaşam alanlarının oluşturulması için çalışmalarını sürdürüyor. Bu çerçevede Bursa Planlama Ajansı tarafından Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Nazlı Yazgan’ın koordinasyonunda yürütülen Ekolojik Temelli Bütüncül Kentsel Dönüşüm Projesi kapsamında ilk etapta Merinos Parkı çevresi ile Soğanlı ve çevre mahalleleri kapsayan yaklaşık 380 hektarlık alanda kapsamlı bir dönüşüm süreci ele alınıyor. Bursa’nın merkezinde yer alan bölgelerde, uzun yıllarda oluşan plansız yapılaşma, dar parseller, yetersiz yol genişlikleri ve eskiyen yapı stoku; hem yaşam kalitesini düşüren hem de deprem riski açısından kırılgan bir kentsel yapı ortaya koyuyor. Deprem riski açısından öncelikli alanlar arasında yer alan bölgede, güvenli, sağlıklı ve doğayla uyumlu yaşam çevrelerinin yeniden kurulmasını hedefliyor. MAHALLE ÖLÇEĞİNDE GÜÇLÜ KAMUSAL ALANLAR Kentsel dönüşümü yalnızca yapı yenileme olarak ele almayan çalışma, ulaşım, açık-yeşil alan sistemi, sosyal yaşam ve ekolojik sürdürülebilirlik bileşenleriyle birlikte değerlendiren bütüncül bir planlama yaklaşımı sunuyor. Hazırlanan ‘Ekolojik Temelli Bütüncül Kentsel Tasarım Planı’; blok nizam yerleşim modeliyle daha büyük ve düzenli imar adaları oluşturmayı, yapılaşmayı kontrollü biçimde yeniden kurgulamayı ve mahalle ölçeğinde güçlü kamusal alanlar üretmeyi amaçlıyor. Dar ve işlevsiz ara yolların kaldırılmasıyla elde edilen alanlar yeşil altyapıya dâhil edilirken; yapı adalarının merkezinde konumlanan avlular, meydanlar ve açık alanlarla mahalle yaşamı destekleniyor. Zemin katlarda bırakılan yaya geçişleri ve iç bağlantılar sayesinde kesintisiz yaya dolaşımı sağlanıyor. Planlama sürecinin temel önceliklerinden birisi de günlük yaşamın yaya öncelikli kurgulanmasıdır. Eğitim, park ve sosyal donatı alanları arasında 1–2 kilometre aralığında, kesintisiz ve güvenli yaya ulaşımı sağlanarak çocukların ve kentlilerin araç trafiğinden arındırılmış bir çevrede hareket edebilmesi hedefleniyor. Araç trafiği ise kontrollü biçimde çevre yollara yönlendirilerek yaya güvenliği önceliklendiriliyor. AĞAÇ SAYISININ 45 BİNİN ÜZERİNE ÇIKARILMASI HEDEFLENİYOR Yeşil altyapı, projenin ana taşıyıcı unsurlarından biri olarak ele alınıyor. Mevcut durumda sınırlı olan yeşil alan oranı, parsel içi pasif yeşil alanlarla birlikte önemli ölçüde artırılıyor. Ağaç sayısının yaklaşık 1.500’den 45 binin üzerine çıkarılması hedefleniyor. Kurakçıl ve iklime dayanıklı bitki türleriyle oluşturulan sistem, kentin mikro klimasını iyileştirirken afet anlarında güvenli toplanma alanları da sunuyor. Bahçe duvarlarının kaldırılmasıyla açık, geçirgen ve paylaşımcı bir kamusal yaşam anlayışı güçlendiriliyor. Yapılaşma kararları, enerji verimliliğini önceleyen ‘Pasif Ev’ yaklaşımıyla destekleniyor. Kompakt blok nizam yapı formu sayesinde fosil yakıt kullanımını minimize eden, düşük enerji tüketimli ve uzun vadede sürdürülebilir konut alanları oluşturulması hedefleniyor. Bu bütüncül dönüşüm yaklaşımının en önemli mekânsal bileşenlerinden biri ise Kuzey Bulvarı Projesi. Ankara–İzmir Yolu’na alternatif olarak planlanan ve kentin kuzey aksında süreklilik gösteren Kuzey Bulvarı; yalnızca bir ulaşım hattı değil, Bursa’nın farklı kentsel parçalarını birbirine bağlayan güçlü bir kentsel omurga olarak ele alınıyor. Yaklaşık 65 metre genişliğinde tasarlanan bulvarın, Ekolojik Temelli Bütüncül Kentsel Tasarım Planı kapsamındaki yaklaşık 3,7 kilometrelik bölümü planlama alanından geçiyor. Kuzey Bulvarı; servis yolları, yaya ve bisiklet yolları ile desteklenen kesiti sayesinde araç trafiğini düzenlerken, yerel ulaşımı ve kamusal mekân sürekliliğini de güvence altına alıyor. Metro ve tramvay hatlarının kesiştiği düğüm noktalarında önerilen özel proje alanları, kentsel yönlenmeyi kolaylaştıran, kamusal kullanımlarla desteklenen ve kent içerisinde yeni cazibe merkezleri oluşturacak mekânsal odaklar olarak kurgulanıyor. “EKOLOJİK TEMELLİ YEŞİL SİSTEME UYGUN” Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, 380 hektarlık alanda yeni bir kentsel tasarım anlayışının hayata geçirildiğini belirterek, “Yeni alternatif yolları da bu planlama süreçlerinde ortaya çıkıyor. Ankara–İzmir Yolu’nda, Mudanya Yolu’na paralel olacak şekilde 65 metrelik Kuzey Bulvarı’nı ortaya çıkaran bir planlama yapıldı. 380 hektarlık alanda, ekolojik temelli yeşil sisteme uygun, öğrencilerin okullarına yürüyerek gidebileceği kentsel tasarımı aralıksız sürdürüyoruz” dedi. DOĞAYLA UYUMLU DÖNÜŞÜM MODELİ Bursa Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, Bursa Planlama Ajansı Kentsel Tasarım Birimi tarafından geliştirilen yaklaşım; kentsel dönüşümü yoğunluğu artıran bir süreç olarak değil, doğayla uyumlu, enerji verimli, sosyal ilişkileri güçlendiren ve güvenli yaşam çevreleri oluşturan bir dönüşüm modeli olarak ele alıyor. Aşamalı ve esnek biçimde uygulanması öngörülen planlama süreci, Bursa için sürdürülebilir ve yaşanabilir bir kentsel geleceğin temelini oluşturmayı amaçlıyor.

Bursa Mudanya'da kaçak yapılara karşı kararlı adım Haber

Bursa Mudanya'da kaçak yapılara karşı kararlı adım

Mudanya Belediyesi, ilçe genelinde ruhsatsız ve kaçak yapılar için kapsamlı bir yıkım süreci başlatıyor. Başkan Deniz Dalgıç, kararların büyük bölümünün yıllar önce alındığını vurgulayarak, “Amaç yıkım değil, güvenli ve planlı bir Mudanya” dedi. Mudanya Belediyesi, ruhsatsız ve kaçak yapılaşmaya karşı ilçe genelini kapsayan yeni bir uygulama sürecini hayata geçiriyor. Konuya ilişkin açıklama yapan Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, yıkım takvimine alınan yapıların tamamının ruhsatsız olduğunu ve büyük bölümüne 2021 yılı ve öncesinde yıkım tebliği yapıldığını belirtti. Yıkım kararlarının hem idari hem de hukuki bir zorunluluk olduğuna dikkat çeken Başkan Dalgıç, sürecin keyfi değil, tüm yasal aşamaları tamamlanmış yapıları kapsadığını söyledi. Amaçlarının yıkım yapmak değil, güvenli ve planlı bir kent düzeni oluşturmak olduğunu vurgulayan Başkan Dalgıç, sürecin barışçıl, şeffaf ve kamu güvenliği esas alınarak yürütüleceğinin altını çizdi. “Adalet Bakanlığı soruyor, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı soruyor, Tarım Bakanlığı soruyor, İçişleri Bakanlığı müfettişleri soruyor. Yıkım kararı alınmış ve tebliğ edilmiş bu yapılar neden hâlâ ayakta?” diyen Başkan Dalgıç, konunun yalnızca belediyenin değil, tüm kamu kurumlarının sorumluluğu olduğunu ifade ederek, “Bugün yapılmayan her işlem, yarın çok daha ağır sonuçlar doğurur. Tek bir canın bile riske girmesine seyirci kalamayız” dedi. Yıkım öncesinde tüm ilgililere tebligat yapıldığını belirten Başkan Dalgıç, kimsenin ani bir uygulamayla karşılaşmayacağını, taşınma ve tahliye süreçlerinde belediyenin lojistik destek sağlayabileceğini de dile getirdi. Mudanya’nın ciddi bir deprem riski taşıdığını anımsatan Başkan Dalgıç, “Bir depremde bu yapılarda insanlar hayatını kaybederse bunun hesabını kimse veremez. Belediye başkanının görevi yalnızca hizmet değil, can güvenliğini sağlamaktır” diyerek, kaçak yapıların yıkılmadıkça çoğaldığını ve tek katlı olarak tespit edilen bazı yapıların zamanla kat çıkarak daha büyük riskler oluşturduğunu kaydetti. “Amacımız kimseyi mağdur etmek değil” diyen Başkan Dalgıç, Mudanya Belediyesi Meclisi’nde alınan kararla kırsalda gerçekten yaşayan ve üreten vatandaşlar için tip projeler hazırlandığını, mühendislik hizmeti alınmış ve denetlenmiş yapıların desteklendiğini aktardı. Dalgıç, açıklamasında sağlıklı imar planları yapılabilmesi için plansız ve kuralsız yapılaşmanın önüne geçilmesinin şart olduğunu vurguladı.

CHP Bursa, kaybedilen yılların hesabını sordu! Haber

CHP Bursa, kaybedilen yılların hesabını sordu!

CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, kente yıllardır söz verilip tamamlanmayan kamu yatırımlarının Bursa’nın geleceğini geciktirdiğini söyledi. Yeşiltaş, “İktidarın vizyon eksikliği Bursa’nın potansiyelini sınırlıyor” dedi. BURSA (İGFA) - Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, yaptığı yazılı açıklamada AKP iktidarının Bursa’yı yıllardır ihmal ettiğini, yereldeki temsilcilerinin ise “algı yönetimi” dışında bir çalışma ortaya koyamadığını ifade etti. Kentte tamamlanmayan kamu yatırımlarının ve yarım kalan projelerin, iktidarın Bursa’daki yönetim zafiyetinin açık bir göstergesi olduğunu belirtti. Bursa’nın Türkiye’nin en güçlü sanayi ve ihracat merkezlerinden biri olmasına karşın ulaşım altyapısındaki gecikmeler, deprem riski taşıyan yapı stoğu, çevre ve su yönetimindeki eksiklikler ile merkezi bütçe kısıtlarının kentteki yatırımları sınırladığını kaydeden Yeşiltaş, ertelenen projelerin Bursa’nın gelişimini yavaşlattığını vurguladı. “GERÇEKLERİ SÖYLEMEKTEN KAÇMAYACAĞIZ” İktidar temsilcilerinin “başarı hikâyesi” söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını ifade eden Yeşiltaş, “Bu şehir büyürken kaynaklar kamu yararına mı kullanıldı? Kalkınma Bursa’nın her mahallesine eşit ulaştı mı? 20 yıllık iktidarın sonunda hâlâ çözülememiş sorunlarla yaşayan bu şehre hangi başarıdan söz ediyorsunuz?” sorularını yöneltti. Başkan Yeşiltaş, YHT Garı–Şehir Hastanesi bağlantı yolu örneğini hatırlatarak projenin yıllar önce bakanlığa devredildiğini, tüm sorumluluğun Karayolları Genel Müdürlüğü’nde olduğunu belirterek, “Bu gerçek ortadayken çıkıp Bursalıları yanıltmaya çalışıyorlar.” dedi. “HANGİ HİZMETTEN SÖZ EDİYORSUNUZ?” Yıllardır vaat edilen kamu yatırımlarının ya rafa kaldırıldığını ya da seçim dönemlerinde hatırlandığını söyleyen Yeşiltaş, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunların da sürdüğünü dile getirerek, “Halkımız hastaneye ulaşmakta zorlanıyor. Sonra çıkıp ‘hizmet üretiyoruz’ diyorsunuz. Hangi hizmet?” sorusuna da yanıt aradı. Bursa’nın plansız büyümeyle karşı karşıya bırakıldığını, sanayi alanlarının doğayı tahrip ederek genişlediğini, yeşil alanların ve su havzalarının özel sermayeye açıldığını belirten Yeşiltaş, “CHP’ye yetersizlik eleştirisi yöneltenlere söylüyorum: Asıl yetersizlik iktidarın vizyon eksikliğidir. Bursa uyandı, görüyor, sorguluyor ve hakkını istiyor. Belediyelerimiz tüm kısıtlamalara rağmen halk için çalışmaya devam ediyor" diye konuştu. EKONOMİK KRİZİN YÜKÜ BURSALILARIN ÜZERİNDE Ekonomik krizin etkilerinin Bursa’da da derinden hissedildiğini belirten Yeşiltaş, vatandaşın geçim mücadelesine dikkat çekerek, “Bir market torbası asgari ücretliyi zorluyor. Emekli ısınmakla beslenmek arasında tercih yapıyor. Esnaf daha kepenk açmadan faturasını düşünüyor. Milletin cebine girenler, gönlüne girmekten önce davranmış durumda.” dedi. Açıklamasını CHP’nin Bursa vizyonunu öne çıkararak bitiren Yeşiltaş, Bursa’nın rantını kamunun yararına kullanacaklarını ifad ederek, "Kayıp yılların hesabını sormaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu şehrin geleceğini masa başında değil, halkımızla birlikte kuracağız” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.