Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Bölgesel Güvenlik

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Bölgesel Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Bölgesel Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hakan Fidan: İttifakımızın resmi adı Mekke Savunma İttifakı Haber

Hakan Fidan: İttifakımızın resmi adı Mekke Savunma İttifakı

Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantıya Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu'nun yanı sıra Pakistan ve Suudi Arabistan'dan yetkililer katıldı. Gemi kazasında hayatını kaybedenleri andı Bakan Fidan, açıklamasının başında KKTC'nin Girne açıklarında meydana gelen gemi kazasında hayatını kaybedenler için başsağlığı mesajı verdi. Hayatını kaybedenlere rahmet, yakınlarına, Türkiye'ye ve KKTC halkına taziye dileklerini ileten Fidan, kazada yaralananlara da acil şifa temennisinde bulundu. “Yeni bir güvenlik ve iş birliği mimarisi” Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında 7 Ağustos 2026'da Mekke'de Ortak Savunma Anlaşması'nın imzalandığını hatırlatan Fidan, anlaşmanın bölgesel sahiplenme anlayışının bir sonucu olduğunu söyledi. Bölge ülkelerinin güvenlik, istikrar, refah ve kalıcı barış için ortak hareket etmesinin önemli bir ihtiyaç haline geldiğini belirten Fidan, anlaşmayla yeni bir bölgesel güvenlik ve iş birliği mimarisinin oluşturulması sürecinin başladığını ifade etti. Fidan, bölgeye dışarıdan getirilen çözüm arayışlarının her zaman sorunlara çözüm üretmediğini, aksine zaman zaman ağır sonuçlara yol açtığını dile getirdi. “Resmi adı Mekke Savunma İttifakı” Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nin ilk toplantısında anlaşmanın uygulanması ve kurumsal yapının oluşturulması için atılacak adımların ele alındığını belirten Fidan, ittifakın resmi ismi konusunda da mutabakata varıldığını açıkladı. Fidan, şu değerlendirmede bulundu: “İttifakımızın resmi adı Mekke Savunma İttifakı.” Anlaşma kapsamında kurulması planlanan sekretaryanın Riyad'da faaliyet göstermesinin öngörüldüğünü aktaran Fidan, ilk genel sekreterin Pakistanlı olması yönünde daha önce mutabakata varıldığını söyledi. Toplantıda, ittifakın kurumsallaşma sürecinde bundan sonra hangi adımların ne zaman atılacağına ilişkin ön kararların alındığını belirtti. “Herhangi bir devlete karşı değil” Mekke Savunma İttifakı'nın savunma temelli bir yapı olduğunu vurgulayan Fidan, ittifakın devletlerin egemenliği ve toprak bütünlüğüne saygı ile iç işlerine müdahale etmeme gibi uluslararası hukuk ilkelerine dayandığını ifade etti. İttifakın belirli bir devleti hedef almadığını kaydeden Fidan, temel ilkeleri benimseyen bölgedeki diğer devletlere de açık olduğunu söyledi. Mekke Savunma İttifakı'nın barışçıl vizyonunun, aynı ilkeleri paylaşan dost ülkelerin katılımıyla geliştirilmesinin ortak hedef olduğunu dile getirdi. NATO ve diğer anlaşmaların alternatifi değil Bakan Fidan, yeni ittifakın Türkiye'nin NATO başta olmak üzere mevcut uluslararası ittifak ve anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini ortadan kaldırmadığının da altını çizdi. Mekke Savunma İttifakı'nın mevcut yükümlülüklerin yerine geçen bir yapı olmadığını belirten Fidan, yeni oluşumun mevcut iş birliği mekanizmalarını tamamlayıcı nitelikte olduğunu ifade etti. Fidan, Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi'nin ilk toplantısıyla Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın bölgesel barış, güvenlik ve istikrar konusunda sorumluluk üstlenmeye hazır olduklarını ortaya koyduklarını belirterek, dost ülkelerle yakın iş birliği ve koordinasyonun sürdürüleceğini kaydetti.

Bahçeli: Türkiye’nin sabrını sınamayın Haber

Bahçeli: Türkiye’nin sabrını sınamayın

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne yönelik saldırısına ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulundu. Bahçeli, saldırının Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirterek İsrail yönetiminin bölgesel güvenlik açısından giderek daha büyük bir tehdit oluşturduğunu savundu. Bahçeli, Türkiye’nin İsrail’le savaş arayışında olmadığını ancak ülkenin egemenlik haklarının ihlal edilmesine ve milli güvenliğine yönelik tehditlere de kayıtsız kalmayacağını vurguladı. “TÜRKİYE’NİN SABRINI SINAMAKTAN VAZGEÇİN” İsrail’in Suriye sahasındaki faaliyetleri, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya yönelik girişimleri ve bölgesel parçalanmayı teşvik eden politikalarının yakından takip edildiğini belirten Bahçeli, İsrail yönetimine şu mesajı verdi: “Türkiye’yi kışkırtmaktan, Türkiye’nin sabrını sınamaktan ve ülkemizin millî güvenlik alanlarına müdahale anlamına gelebilecek teşebbüslerden vazgeçilmelidir.” Bahçeli, Türkiye’nin barış iradesinin zafiyet, itidalinin ise acziyet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ VURGUSU Suriye’nin etnik, dini ve mezhepsel fay hatları üzerinden parçalanmasına yönelik girişimlerin bölgeyi daha büyük bir istikrarsızlığa sürükleyeceğini belirten Bahçeli, Suriye’nin güçlü, egemen ve toprak bütünlüğünü koruyan bir devlet yapısına kavuşmasının bölge ülkelerinin yararına olduğunu kaydetti. Bahçeli, İsrail’in Suriye’de kalıcı işgal alanları oluşturmasının, fiili sınırları değiştirmesinin veya tampon bölgeleri genişletmesinin Türkiye açısından kabul edilemez olduğunu bildirdi. “İSRAİL’İN ETKİSİZLEŞTİRİLMESİ ZORUNLULUK” İsrail’in uluslararası hukuk çerçevesinde etkisizleştirilmesinin ertelenemez bir zorunluluk haline geldiğini savunan Bahçeli, bunun İsrail devletinin veya halkının ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini; uluslararası hukuka aykırı politikaların siyasi, ekonomik, diplomatik ve hukuki araçlarla sınırlandırılması gerektiğini belirtti. Bahçeli ayrıca İsrail’e yönelik uluslararası yaptırım mekanizmalarının işletilmesi, ekonomik ve diplomatik baskının artırılması ve İsrail’e koşulsuz destek veren ülkelerin politikalarını gözden geçirmesi çağrısında bulundu. ORTA DOĞU İÇİN YENİ GÜVENLİK MİMARİSİ ÖNERİSİ Bahçeli açıklamasında, bölgesel barışın sağlanması amacıyla bir dizi öneri de sıraladı. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki iş birliğinin genişletilmesini savunan Bahçeli, daha kapsamlı bir “İslam Barış Gücü” oluşturulmasını önerdi. Ayrıca ABD, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği’nin dahil olacağı bir “Ortadoğu Barış Koalisyonu/Konseyi” kurulmasını, Birleşmiş Milletler himayesinde Ortadoğu Güvenlik ve Barış Konferansı düzenlenmesini ve bölgesel güvenlik ilkelerini ortaya koyacak bir “Ankara Deklarasyonu” yayımlanmasını teklif etti. Bahçeli, ateşkeslerin denetlenmesi için BM çatısı altında uluslararası gözlem misyonu kurulması ve kalıcı diplomatik temas sağlayacak bir “Uluslararası Arabuluculuk Temas Grubu” oluşturulması gerektiğini de ifade etti. FİLİSTİN İÇİN İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM ÇAĞRISI Filistin meselesinin Orta Doğu’daki güvenlik mimarisinin merkezinde bulunduğunu belirten Bahçeli, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti’nin kurulmasını ve iki devletli çözümün uluslararası toplum tarafından desteklenmesini savundu. Bahçeli, İsrail’in Gazze, Suriye ve Lübnan’daki faaliyetlerinin yanı sıra İran’la yaşanan gerilim, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs eksenindeki gelişmelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Açıklamasının sonunda İsrail’e yönelik sert mesajını yineleyen Bahçeli, Türkiye’nin egemenlik haklarına yönelik saldırılar karşısında geri adım atmayacağını belirtti. Bahçeli, “Türkiye egemenlik haklarına yönelik saldırılar karşısında kapı kapı dolaşacak bir aktör değildir. Türk milleti ayağa kalktığı zaman önünde durabilecek bir güç de yoktur” ifadelerini kullandı.

Ürdün, Katar ve Kuveyt’ten İsrail’e tepki: “Suriye’nin egemenliği ihlal edildi” Haber

Ürdün, Katar ve Kuveyt’ten İsrail’e tepki: “Suriye’nin egemenliği ihlal edildi”

Ürdün, Katar ve Kuveyt, İsrail savaş uçaklarının Suriye’nin İdlib kentindeki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na düzenlediği saldırıyı sert sözlerle kınadı. Üç ülke, saldırının Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali olduğunu belirterek İsrail’e bölgedeki eylemlerine son verme çağrısında bulundu. Ürdün: “Uluslararası hukuka aykırı” Ürdün Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na yönelik saldırısının Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik bir ihlal olduğunu açıkladı. Saldırıyı “gerekçesiz düşmanca saldırı” olarak nitelendiren Amman yönetimi, operasyonun uluslararası hukukla bağdaşmadığını vurguladı. Açıklamada, İsrail’in Suriye’nin güvenliğini ve istikrarını hedef alan saldırılarını durdurması gerektiği belirtildi. Katar: “Bölgeyi gerilim sarmalına sürüklüyor” Katar da İsrail’in İdlib’e yönelik saldırısını kınadı. Katar Dışişleri Bakanlığı, saldırının Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün yanı sıra uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık bir ihlali olduğunu ifade etti. Doha yönetimi, İsrail’in bölge ülkelerinin egemenliğini ihlal etmeye devam etmesinin bölgesel güvenlik açısından ciddi risk oluşturduğunu belirtti. Açıklamada ayrıca uluslararası düzeyde hesap verebilirlik ve caydırıcılık mekanizmalarının yetersiz kalmasının İsrail’in benzer eylemlerini sürdürmesine zemin hazırladığı savunuldu. Katar, mevcut tablonun bölgeyi daha geniş bir çatışma ve gerilim ortamına sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Kuveyt: “Saldırılar durdurulmalı” Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da Ebu Zuhur Havaalanı’na yönelik saldırının Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali olduğunu bildirdi. İsrail’in Suriye’ye yönelik tekrarlanan saldırılarının bölgesel güvenliği olumsuz etkilediğini belirten Kuveyt, uluslararası topluma bu saldırıların durdurulması için sorumluluk üstlenme çağrısı yaptı. Kuveyt ayrıca Suriye’nin toprak bütünlüğü, güvenliği ve istikrarına yönelik desteğinin devam edeceğini açıkladı. İsrail-Suriye gerilimi yeniden gündemde Ebu Zuhur Havaalanı’na düzenlenen saldırı, İsrail ile Suriye arasındaki güvenlik geriliminin yeniden tırmandığı bir dönemde gerçekleşti. Ürdün, Katar ve Kuveyt’in açıklamaları, İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına yönelik bölgesel tepkilerin arttığını gösterirken, özellikle Suriye’nin egemenliği ve bölgesel istikrar başlıkları öne çıktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Mısır, Mekke Paktı’na dahil olabilir Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Mısır, Mekke Paktı’na dahil olabilir

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ortak savunma anlaşmasına Mısır’ın da katılabileceğini söyledi. El Cezire Arapça kanalına özel mülakat veren Erdoğan, bölgesel güvenlik ve savunma iş birliğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erdoğan, Mekke Paktı’nın yeni ülkelerin katılımına açık olduğunu belirterek Mısır’ın ilerleyen dönemde anlaşmaya dahil olmasının mümkün olduğunu ifade etti. “Mekke Paktı dünyaya önemli bir mesaj verdi” 7 Ağustos’ta Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ve kamuoyunda “Mekke Paktı” olarak adlandırılan anlaşmaya göre, taraflardan birine yönelik saldırının tüm taraflara yapılmış sayılması öngörülüyor. Anlaşmanın bölgesel güvenlik açısından önemli bir mesaj taşıdığını belirten Erdoğan, Mısır’ın da gelecekteki genişleme seçenekleri arasında bulunduğunu söyledi. Erdoğan, anlaşmanın “Sünni Paktı” veya “Müslüman NATO’su” şeklinde tanımlanmasına da karşı çıkarak, oluşumun herhangi bir ülkeyi hedef almadığını vurguladı. Paktın bölgenin huzur, refah ve istikrarını hedefleyen ülkelere açıkolduğunu ifade etti. Hakan Fidan da Mısır için “doğal ortak” demişti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da daha önce yaptığı açıklamada, Mısır’ın stratejik konumu ve bölgesel ağırlığı nedeniyle Mekke Paktı’nın doğal ortaklarından biri olduğunu belirtmişti. Fidan’ın açıklamalarında da Kahire’nin ilerleyen süreçte iş birliğine dahil olabileceğine yönelik mesajlar verilmişti. Erdoğan’ın son açıklamasıyla birlikte Mısır’ın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki savunma iş birliğine olası katılımı yeniden gündeme geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmelidir” Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmelidir”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Londra merkezli Şarku'l Avsat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ghassan Charbel’e verdiği mülakat İngilizce ve Arapça olarak yayımlandı. Mülakatta Türkiye’nin bölgesel güvenlik ve istikrara ilişkin yaklaşımı öne çıkarken, Erdoğan’ın özellikle Mekke Ortak Savunma Anlaşması üzerinden bölge ülkelerinin kendi güvenlik mekanizmalarını güçlendirmesi gerektiğine yönelik mesajları dikkat çekti. İletişim Başkanlığı'ndan aktarılan habere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vurguladığı “Bölgenin meselelerini bölgenin kendi aktörleri çözmelidir” anlayışının, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında atılan adımın temel yaklaşımını oluşturduğu belirtildi. “BİRİMİZİN GÜVENLİĞİ HEPİMİZİN GÜVENLİĞİDİR” Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın herhangi bir ülkeyi hedef alan bir bloklaşma olmadığı, aksine barış, istikrar, dayanışma ve kolektif caydırıcılığı esas alan stratejik bir iradeyi temsil ettiği ifade edildi. Türkiye’nin bölgesel vizyonunda dışarıdan dayatılan çözümler yerine bölgesel sahiplenmenin, gerilim yerine diplomasinin, çatışma yerine diyaloğun ve ayrışma yerine iş birliğinin öne çıktığı vurgulandı. Körfez’den Hürmüz’e, Lübnan’dan Suriye’ye uzanan geniş coğrafyada Türkiye’nin egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygıyı esas alan bir bölgesel düzeni savunduğu belirtildi. Açıklamada, güvenlik, kalkınma ve refahın birlikte güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekilirken, Türkiye’nin bölgesinde edilgen bir aktör olmadığı, barışın tesisi için inisiyatif alan ve sorumluluk üstlenen bir ülke olduğu ifade edildi. Erdoğan’ın ortaya koyduğu vizyonun, Orta Doğu’nun geleceğinin çatışma ve istikrarsızlık yerine barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek iradesiyle şekillenmesi çağrısı taşıdığı belirtilerek, Türkiye’nin bölgesel ve küresel barış için yapıcı diplomasi yürütmeyi sürdüreceği kaydedildi.

Mekke'de tarihi anlaşma: Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortak savunma mekanizması kurdu Haber

Mekke'de tarihi anlaşma: Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan ortak savunma mekanizması kurdu

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında savunma ve güvenlik alanındaki ilişkileri yeni bir seviyeye taşıyan Ortak Savunma Anlaşması imzalandı. Mekke'de gerçekleştirilen temaslar sırasında imzalanan anlaşmayla üç ülke arasındaki savunma iş birliğinin kurumsal bir zemine taşınması ve kolektif caydırıcılık kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Anlaşma, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Selman'ın daveti üzerine gerçekleştirdiği Mekke ziyareti sırasında imzalandı. Görüşmelerde Erdoğan'ın yanı sıra Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de yer aldı. Üç ülke arasındaki anlaşma, bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bir dönemde dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıktı. Erdoğan: "Hiçbir ülkeyi hedef almıyor" Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlaşmanın ardından yaptığı açıklamada, yeni savunma mekanizmasının temelinde kolektif caydırıcılık bulunduğunu belirtti. Erdoğan, anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını özellikle vurgularken, bölgenin huzur, refah ve istikrarına katkı sağlayacak diğer kardeş ülkelerin de bu iş birliğine katılımına açık olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanı'nın açıklamasında, anlaşmanın yalnızca askeri bir iş birliği çerçevesi olmadığı mesajı da öne çıktı. Güvenlik ve savunma alanındaki ilişkilerin geliştirilmesinin yanı sıra savunma sanayisinde ortak projeler oluşturulması ve terörizmle mücadelede koordinasyonun artırılması hedefleniyor. BM Şartı'nın 51. maddesine vurgu Anlaşmanın dikkat çeken unsurlarından biri de Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesine yapılan atıf oldu. Erdoğan, Mekke'de imzalanan anlaşmanın devletlerin savunma hakkını teyit ettiğini belirtti. Bu yaklaşım, üç ülke arasındaki savunma iş birliğinin uluslararası hukuk temelinde şekillendirileceği mesajını taşıyor. Anlaşmanın "savunma odaklı" bir iş birliği niteliği taşıdığı ve herhangi bir ülkeye karşı oluşturulmadığı vurgusu da bu çerçevede önem kazanıyor. Suudi Arabistan: Stratejik ilişkilerin derinliğini gösteriyor Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan da anlaşmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bin Ferhan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan "Mekke Ortak Savunma Anlaşması"nın üç ülke arasındaki kardeşlik ve stratejik ilişkilerin ulaştığı seviyeyi gösterdiğini belirtti. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Bin Ferhan, anlaşmayı üç ülkenin savunma iş birliği sürecinde önemli bir dönüm noktası olarak nitelendirdi. Suudi Bakan, bölgenin güvenliği ve istikrarını tehdit eden zorluklara karşı üç ülkenin güç birliği yapma yönündeki ortak iradesinin anlaşmayla somutlaştığını ifade etti. "Bölgenin tamamı üzerinde olumlu etki oluşturacak" Bin Ferhan'ın açıklamasında ekonomik ve sosyal istikrar da savunma anlaşmasının dolaylı hedefleri arasında gösterildi. Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, anlaşmanın bölgenin tamamında olumlu bir etki oluşturmasını beklediklerini belirterek, güvenliğin güçlendirilmesinin kalkınma ve refah açısından yeni fırsatlar ortaya çıkarabileceğini vurguladı. Bu yaklaşım, Mekke Anlaşması'nın yalnızca askeri kapasite oluşturmayı değil, güvenlik ile ekonomik kalkınma arasındaki bağlantıyı güçlendirmeyi amaçladığı yönünde bir çerçeve ortaya koyuyor. Savunma sanayisinde yeni ortaklıklar gündeme gelebilir Anlaşmanın Türkiye açısından önemli başlıklarından biri savunma sanayisi olacak. Türkiye'nin insansız hava araçları, hava savunma sistemleri, zırhlı araçlar, elektronik harp ve farklı savunma teknolojilerinde geliştirdiği kapasite, Suudi Arabistan ve Pakistan'la yürütülen mevcut iş birliklerinin genişletilmesi açısından önemli bir zemin oluşturuyor. Anlaşmayla birlikte üç ülkenin ortak savunma projeleri geliştirmesi, teknoloji ve deneyim paylaşımını artırması ve savunma sanayisindeki karşılıklı bağımlılığı güçlendirmesi beklenebilir. Pakistan'ın Güney Asya'daki stratejik konumu ile Suudi Arabistan'ın Körfez bölgesindeki ağırlığı, Türkiye'nin NATO üyeliği ve bölgesel savunma kapasitesiyle birleştiğinde ortaya farklı coğrafyaları birbirine bağlayan bir iş birliği modeli çıkıyor. Bölgesel güvenlik açısından yeni denklem Mekke'de imzalanan anlaşmanın zamanlaması da dikkat çekiyor. Ortadoğu'da devam eden çatışmalar, Körfez güvenliği, terör tehdidi ve küresel güç rekabeti, bölge ülkelerinin savunma kapasitelerini yeniden değerlendirmesine neden oluyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ın ortak savunma mekanizması oluşturması, bu ortamda üç ülkenin güvenlik politikaları arasında daha güçlü koordinasyon kurulmasını sağlayabilir. Ancak Erdoğan ve Suudi Arabistan tarafının anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığını vurgulaması, mekanizmanın doğrudan yeni bir askeri blok şeklinde konumlandırılmadığını gösteriyor. Erdoğan'dan diplomasi mesajı Cumhurbaşkanı Erdoğan, savunma anlaşmasının yanı sıra Türkiye'nin bölgesel krizlere yönelik diplomatik yaklaşımını da yineledi. Türkiye'nin çatışma ve krizlerin uluslararası hukuka saygı, diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesine yönelik politikasını sürdüreceğini belirten Erdoğan, bölgesel sahiplenme vizyonunun devam edeceğini ifade etti. Bu mesaj, Türkiye'nin bir taraftan savunma ve caydırıcılık kapasitesini artırırken diğer taraftan diplomatik çözüm arayışlarını koruyacağına işaret ediyor. Mekke Anlaşması'nın geleceği merak ediliyor Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, üç ülkenin savunma ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Kolektif caydırıcılık, savunma sanayisi, terörle mücadele ve ortak güvenlik anlayışı anlaşmanın temel başlıklarını oluştururken, mekanizmanın ilerleyen dönemde hangi somut projelerle destekleneceği önem kazanacak. Suudi Arabistan'ın anlaşmayı üç ülke arasındaki stratejik ilişkilerin derinliğinin göstergesi olarak tanımlaması ve Türkiye'nin anlaşmanın diğer kardeş ülkelere açık olduğunu açıklaması, Mekke'de başlayan bu yeni iş birliği modelinin ileride daha geniş bir bölgesel çerçeveye taşınabileceği mesajını veriyor.

Trump: İran'la anlaşmaya yakınız, müzakereler iyi gidiyor Haber

Trump: İran'la anlaşmaya yakınız, müzakereler iyi gidiyor

ABD Başkanı Donald Trump, İran ile devam eden diplomatik temaslara ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Trump, Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerin olumlu ilerlediğini belirterek, tarafların yakın zamanda bir anlaşmaya varabileceği mesajını verdi. Oval Ofis'te düzenlenen bir başkanlık kararnamesi imza töreninin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, İran'la yürütülen görüşmelerin seyrine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Trump, müzakerelerde kendisinin de doğrudan yer aldığını ifade ederek, sürecin beklenenin üzerinde ilerlediğini savundu. "Bence işler çok iyi gidiyor" İran ile olası bir anlaşmanın zamanlamasına ilişkin soruya yanıt veren Trump, net bir tarih vermekten kaçınırken sürecin olumlu ilerlediğini söyledi. Trump açıklamasında, "Bence işler çok iyi gidiyor. Müzakerelerde ben de yer alıyorum. Bence gayet iyi gidiyoruz. Anlaşma yakında gerçekleşebilir" ifadelerini kullandı. ABD Başkanı, İran'ın mevcut süreçte daha fazla dayanamayacağını düşündüğünü belirterek, diplomatik çözüm ihtimaline vurgu yaptı. Trump ayrıca savaşın sona ermesiyle birlikte enerji piyasalarında da rahatlama yaşanacağını savundu. "Savaş biter bitmez benzin fiyatları düşecek. Bence çok yakında bitecek" diyen Trump, İran üzerindeki baskının devam ettiğini belirtti. Hürmüz Boğazı açıklaması Trump, İran ile yürütülen müzakerelerin önemli başlıklarından biri olan Hürmüz Boğazı konusuna da değindi. Daha önce basında yer alan ve ABD ile İran'ın bu konuda anlaşmaya yaklaştığı yönündeki haberleri değerlendiren Trump, henüz tamamen anlaşmaya varıldığını söyleyemeyeceğini ifade etti. Ancak görüşmelerin sürdüğünü belirten ABD Başkanı, Hürmüz Boğazı'nın küresel enerji ticareti açısından kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Trump, ABD'nin bölgedeki kontrol kapasitesine ilişkin açıklamalar yaparken, İran'ın boğazdan geçen gemilere yönelik tehdit oluşturabilecek eylemler gerçekleştirebileceğini de öne sürdü. ABD Başkanı, İran tarafından gemilere ateş açılması veya deniz mayınlarının kullanılması gibi ihtimallerin bulunduğunu savundu. İran-ABD ilişkilerinde yeni dönem beklentisi Trump'ın açıklamaları, uzun süredir gerilimli seyreden ABD-İran ilişkilerinde diplomatik çözüm ihtimalinin yeniden gündeme gelmesine neden oldu. İki ülke arasında özellikle nükleer faaliyetler, bölgesel güvenlik ve enerji yolları konusunda ciddi anlaşmazlıklar bulunuyor. Washington yönetimi geçmiş dönemlerde İran'a yönelik ekonomik yaptırımları artırırken, Tahran ise bu yaptırımların kaldırılmasını temel taleplerinden biri olarak öne çıkardı. Uzmanlara göre olası bir anlaşma, yalnızca iki ülke ilişkilerini değil, Orta Doğu'daki dengeleri ve küresel enerji piyasalarını da doğrudan etkileyebilir. Trump'tan Rusya-Ukrayna savaşı değerlendirmesi ABD Başkanı Donald Trump, basın açıklamasında Rusya-Ukrayna savaşıyla ilgili de değerlendirmelerde bulundu. Trump, önceki ABD yönetiminin Ukrayna'ya önemli miktarda silah ve mühimmat desteği sağladığını belirtti. ABD'nin yalnızca Ukrayna'ya değil, birçok ülkeye yüksek miktarda askeri ekipman gönderdiğini ifade eden Trump, ihtiyaç halinde bu stokların bir bölümünün yeniden değerlendirilebileceğini söyledi. Trump, ABD'nin mühimmat konusunda herhangi bir sıkıntı yaşamadığını savunarak, kullanılan stokların günlük olarak yenilendiğini belirtti. "Silah stoklarımızı yerine koyuyoruz" ABD Başkanı, İran konusunda ihtiyaç duyulan askeri kapasitenin bulunduğunu ifade ederek, mevcut stokların düzenli şekilde tamamlandığını söyledi. Trump'ın bu açıklamaları, ABD'nin hem Orta Doğu'daki gelişmeler hem de Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle askeri hazırlıklarını sürdürdüğüne işaret ediyor. Washington yönetiminin aynı anda farklı bölgelerdeki krizleri takip ettiği ve askeri kapasitesini buna göre planladığı belirtiliyor. Diplomasi ve askeri seçenekler birlikte yürütülüyor Trump'ın son açıklamaları, İran konusunda diplomasi mesajları verirken aynı zamanda askeri seçeneklerin de masada tutulduğunu gösteriyor. ABD Başkanı bir yandan müzakerelerin olumlu ilerlediğini ifade ederken, diğer yandan Hürmüz Boğazı ve bölgesel güvenlik tehditlerine ilişkin sert mesajlar vermeye devam ediyor. İran ile olası anlaşmanın ne zaman ve hangi şartlarla gerçekleşeceği ise önümüzdeki dönemde yapılacak görüşmelerin sonucuna bağlı olacak. Uluslararası kamuoyu, Washington-Tahran hattındaki gelişmeleri yakından takip ederken, olası bir anlaşmanın enerji fiyatlarından bölgesel güvenliğe kadar birçok alanda etkili olması bekleniyor.

Şam'da minibüse bombalı saldırı: Patlamada ölü ve yaralılar olduğu bildirildi Haber

Şam'da minibüse bombalı saldırı: Patlamada ölü ve yaralılar olduğu bildirildi

Suriye'nin başkenti Şam'da patlama paniği: Yolcu aracına tuzaklanan bomba infilak etti Suriye'nin başkenti Şam'da meydana gelen şiddetli patlama bölgede paniğe neden oldu. Ceramana Mahallesi'nde bir yolcu aracına yerleştirildiği belirtilen el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu ölü ve yaralıların olduğu bildirildi. Patlamanın ardından güvenlik güçleri olay yerinde geniş çaplı inceleme başlatırken, saldırının kimler tarafından gerçekleştirildiği ve hedefin ne olduğu henüz netlik kazanmadı. Minibüse yerleştirilen patlayıcı infilak etti Suriye resmi haber ajansı SANA'nın aktardığı bilgilere göre, olay başkent Şam'ın Ceramana Mahallesi'nde meydana geldi. İlk belirlemelere göre, bir minibüse tuzaklanan el yapımı patlayıcı (EYP) infilak etti. Şiddetli patlama çevrede büyük paniğe yol açarken, olay yerine güvenlik ve sağlık ekipleri sevk edildi. Suriye devlet televizyonu El-İhbariye de patlamayı doğrulayarak, yolcu otobüsüne yerleştirilen el yapımı patlayıcının patlaması sonucu ölü ve yaralıların bulunduğunu duyurdu. Patlama sonrası güvenlik önlemleri artırıldı Patlamanın ardından bölgeye sevk edilen güvenlik güçleri çevrede güvenlik önlemleri aldı. Olay yerinde inceleme yapan ekipler, patlayıcının türü, saldırının nasıl gerçekleştirildiği ve olası faillerin belirlenmesi için çalışma başlattı. Sağlık ekipleri ise yaralıları çevredeki hastanelere sevk ederek tedavi sürecini başlattı. Yetkililer, saldırıda kaç kişinin hayatını kaybettiği ve kaç kişinin yaralandığı konusunda henüz kesin bir sayı paylaşmadı. Ceramana Mahallesi daha önce de güvenlik olaylarıyla gündeme geldi Şam'ın Ceramana Mahallesi, başkentin önemli yerleşim bölgelerinden biri olarak biliniyor. Bölgede geçmiş yıllarda da çeşitli güvenlik olayları yaşanmıştı. Suriye'de uzun yıllardır devam eden siyasi ve askeri istikrarsızlık, farklı bölgelerde güvenlik risklerinin devam etmesine neden oluyor. Başkent Şam, ülkenin diğer bölgelerine kıyasla daha sıkı güvenlik önlemleriyle korunmasına rağmen zaman zaman bombalı saldırı girişimleri ve güvenlik olaylarıyla gündeme gelebiliyor. El yapımı patlayıcılar güvenlik tehdidini sürdürüyor Uzmanlar, el yapımı patlayıcıların düşük maliyetli ancak yüksek etkili saldırı yöntemlerinden biri olduğunu belirtiyor. Bu tür patlayıcıların özellikle araçlara veya kalabalık alanlara yerleştirilmesi, sivil kayıpların artmasına neden olabiliyor. Güvenlik güçleri, saldırıların önlenmesi için istihbarat çalışmalarının kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Suriye'deki güvenlik dengeleri, farklı silahlı grupların varlığı ve bölgesel gerilimler nedeniyle halen karmaşık bir yapı içerisinde bulunuyor. Saldırının arkasındaki güç araştırılıyor Ceramana'daki patlamanın ardından en önemli soru, saldırının kim veya kimler tarafından gerçekleştirildiği oldu. Suriye makamları olayla ilgili soruşturma başlatırken, saldırının herhangi bir örgüt tarafından üstlenilip üstlenilmeyeceği merak ediliyor. Güvenlik kaynaklarının yapacağı incelemeler ve toplanacak deliller doğrultusunda saldırının planlayıcıları hakkında daha fazla bilgi edinilmesi bekleniyor. Bölgesel güvenlik açısından kritik gelişme Şam'da meydana gelen patlama, Suriye'deki güvenlik sorunlarının tamamen sona ermediğini bir kez daha ortaya koydu. Ülkede siyasi çözüm arayışları devam ederken, benzeri saldırılar hem sivil halk üzerinde endişeye neden oluyor hem de güvenlik konusundaki kırılganlığı artırıyor. Uluslararası çevreler de Suriye'deki güvenlik gelişmelerini yakından takip ederken, sivillerin hedef olduğu saldırıların önlenmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Patlamayla ilgili yeni detayların Suriye makamlarının yapacağı açıklamalarla netleşmesi bekleniyor.

CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç, silahsızlanma sürecinin denetlenebilir ve kalıcı olması gerektiğini belirtti Haber

CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç, silahsızlanma sürecinin denetlenebilir ve kalıcı olması gerektiğini belirtti

CHP Grup Başkanvekili Sevda Erdan Kılıç, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’ne ilişkin açıklamalarda bulundu. Teklif kapsamında atılacak her adımın tarihi sorumluluk taşıdığını ifade eden Kılıç, CHP’nin yaklaşımının silahsızlanmanın gerçek, doğrulanabilir, denetlenebilir ve geri dönüşsüz olması yönünde olduğunu söyledi. Teklifin yürürlüğe girmesi için terör örgütü PKK/KCK’nın ve bağlantılı yapıların fiili varlığına son verdiğinin, silah ve mühimmatların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve bu tespitin Milli Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi şartlarının öngörüldüğünü hatırlatan Kılıç, sürecin kapsamlı bir güvenlik yaklaşımıyla ele alınması gerektiğini belirtti. Grup Başkanvekilimiz Sevda Erdan Kılıç: "Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de İstanbul Sözleşmesi’nin yaşaması, devam etmesi ve atılan o imzanın korunması için elimizden gelen mücadeleyi verdik; bundan sonra da bu mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz." pic.twitter.com/D9WE8M9dP2 — CHP ???????? (@herkesicinCHP) August 6, 2026 “SİLAHLARIN SUSMASI BARIŞIN BAŞLANGICIDIR” Irak ve Suriye’deki bağlantılı silahlı yapıların geleceğini kapsayan bölgesel güvenlik düzenlemelerinin de dikkate alınması gerektiğini ifade eden Kılıç, yalnızca silahların susmasının kalıcı barış için yeterli olmayacağını söyledi. Kılıç, “Silahların susması, barışın başlangıcıdır ama kendisi değildir. Aynı anda hukuk devleti de güçlendirilmelidir” ifadelerini kullandı. Toplumsal güvenin sağlanmadan kalıcı bir barış ortamının oluşamayacağını belirten Kılıç, CHP’nin teklif üzerindeki imzasının tüm hükümleri koşulsuz kabul ettiği anlamına gelmediğini vurguladı. Kılıç, “İmzamız açık bir çek değil, devlet ciddiyetiyle üstlenilmiş tarihi bir sorumluluktur” diyerek, teklifin komisyon ve Genel Kurul süreçlerinde gerekli gördükleri değişiklikleri gündeme getireceklerini söyledi. EKONOMİ ELEŞTİRİSİ Konuşmasında ekonomik gelişmelere de değinen Kılıç, Türkiye’deki enflasyonun vatandaşın günlük yaşamında ağır şekilde hissedildiğini savundu. Kiraların artık temel gider olmaktan çıkıp maaşların önemli bir bölümünü oluşturan bir yük haline geldiğini belirten Kılıç, fiyatların düşmediğini, yalnızca artış hızının yavaşladığını ifade etti. Ekonomi yönetimini eleştiren Kılıç, enflasyonun yalnızca para politikalarından değil; üretim sorunları, vergi düzeni, kentleşme politikaları ve kurumlara duyulan güven kaybı gibi birçok etkenden kaynaklandığını öne sürdü.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.