Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Birleşmiş Milletler

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Birleşmiş Milletler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Birleşmiş Milletler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Savaş suçlusu Bosna Kasabı Ratko Mladic hayatını kaybetti Haber

Savaş suçlusu Bosna Kasabı Ratko Mladic hayatını kaybetti

Kamuoyunda “Bosna Kasabı” olarak tanınan eski Sırp general Ratko Mladic, cezasını çektiği Hollanda'nın Lahey kentindeki Birleşmiş Milletler (BM) cezaevinde öldü. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) tarafından 2017 yılında soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş kanunlarını ihlal suçlarından ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Mladic'in bir süredir sağlık sorunları nedeniyle cezaevi hastanesinde tedavi gördüğü belirtildi. Ölüm haberi BM yetkilileri tarafından duyuruldu. Srebrenitsa ve Saraybosna kuşatmasının sorumluları arasında gösterildi 1992-1995 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı sırasında Bosnalı Sırpların askeri liderliğini yapan Mladic, özellikle Srebrenitsa Soykırımı ve Saraybosna Kuşatması nedeniyle yargılandı. Temmuz 1995'te Srebrenitsa'da 8 binden fazla Boşnak sivilin öldürülmesi, Mladic'in mahkumiyetine konu olan en önemli olaylardan biri oldu. Saraybosna Kuşatması sırasında da 10 binden fazla kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi. 16 yıl boyunca firari kaldı Savaşın ardından uzun süre yakalanamayan Mladic, yaklaşık 16 yıl firari yaşadı. 26 Mayıs 2011'de Sırbistan'da yakalanan Mladic, daha sonra Lahey'e gönderildi. 2017'de verilen ömür boyu hapis cezasına yönelik temyiz başvurusu ise 2021 yılında reddedildi ve karar kesinleşti. 84 yaşındaki Ratko Mladic, hayatının son dönemini Lahey'deki BM cezaevinde geçirdi.

Bahçeli: Türkiye’nin sabrını sınamayın Haber

Bahçeli: Türkiye’nin sabrını sınamayın

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İsrail’in 18 Ağustos’ta Suriye’nin İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü’ne yönelik saldırısına ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulundu. Bahçeli, saldırının Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirterek İsrail yönetiminin bölgesel güvenlik açısından giderek daha büyük bir tehdit oluşturduğunu savundu. Bahçeli, Türkiye’nin İsrail’le savaş arayışında olmadığını ancak ülkenin egemenlik haklarının ihlal edilmesine ve milli güvenliğine yönelik tehditlere de kayıtsız kalmayacağını vurguladı. “TÜRKİYE’NİN SABRINI SINAMAKTAN VAZGEÇİN” İsrail’in Suriye sahasındaki faaliyetleri, Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlamaya yönelik girişimleri ve bölgesel parçalanmayı teşvik eden politikalarının yakından takip edildiğini belirten Bahçeli, İsrail yönetimine şu mesajı verdi: “Türkiye’yi kışkırtmaktan, Türkiye’nin sabrını sınamaktan ve ülkemizin millî güvenlik alanlarına müdahale anlamına gelebilecek teşebbüslerden vazgeçilmelidir.” Bahçeli, Türkiye’nin barış iradesinin zafiyet, itidalinin ise acziyet olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti. SURİYE’NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ VURGUSU Suriye’nin etnik, dini ve mezhepsel fay hatları üzerinden parçalanmasına yönelik girişimlerin bölgeyi daha büyük bir istikrarsızlığa sürükleyeceğini belirten Bahçeli, Suriye’nin güçlü, egemen ve toprak bütünlüğünü koruyan bir devlet yapısına kavuşmasının bölge ülkelerinin yararına olduğunu kaydetti. Bahçeli, İsrail’in Suriye’de kalıcı işgal alanları oluşturmasının, fiili sınırları değiştirmesinin veya tampon bölgeleri genişletmesinin Türkiye açısından kabul edilemez olduğunu bildirdi. “İSRAİL’İN ETKİSİZLEŞTİRİLMESİ ZORUNLULUK” İsrail’in uluslararası hukuk çerçevesinde etkisizleştirilmesinin ertelenemez bir zorunluluk haline geldiğini savunan Bahçeli, bunun İsrail devletinin veya halkının ortadan kaldırılması anlamına gelmediğini; uluslararası hukuka aykırı politikaların siyasi, ekonomik, diplomatik ve hukuki araçlarla sınırlandırılması gerektiğini belirtti. Bahçeli ayrıca İsrail’e yönelik uluslararası yaptırım mekanizmalarının işletilmesi, ekonomik ve diplomatik baskının artırılması ve İsrail’e koşulsuz destek veren ülkelerin politikalarını gözden geçirmesi çağrısında bulundu. ORTA DOĞU İÇİN YENİ GÜVENLİK MİMARİSİ ÖNERİSİ Bahçeli açıklamasında, bölgesel barışın sağlanması amacıyla bir dizi öneri de sıraladı. Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasındaki iş birliğinin genişletilmesini savunan Bahçeli, daha kapsamlı bir “İslam Barış Gücü” oluşturulmasını önerdi. Ayrıca ABD, Rusya, Çin ve Avrupa Birliği’nin dahil olacağı bir “Ortadoğu Barış Koalisyonu/Konseyi” kurulmasını, Birleşmiş Milletler himayesinde Ortadoğu Güvenlik ve Barış Konferansı düzenlenmesini ve bölgesel güvenlik ilkelerini ortaya koyacak bir “Ankara Deklarasyonu” yayımlanmasını teklif etti. Bahçeli, ateşkeslerin denetlenmesi için BM çatısı altında uluslararası gözlem misyonu kurulması ve kalıcı diplomatik temas sağlayacak bir “Uluslararası Arabuluculuk Temas Grubu” oluşturulması gerektiğini de ifade etti. FİLİSTİN İÇİN İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM ÇAĞRISI Filistin meselesinin Orta Doğu’daki güvenlik mimarisinin merkezinde bulunduğunu belirten Bahçeli, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin Devleti’nin kurulmasını ve iki devletli çözümün uluslararası toplum tarafından desteklenmesini savundu. Bahçeli, İsrail’in Gazze, Suriye ve Lübnan’daki faaliyetlerinin yanı sıra İran’la yaşanan gerilim, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs eksenindeki gelişmelerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Açıklamasının sonunda İsrail’e yönelik sert mesajını yineleyen Bahçeli, Türkiye’nin egemenlik haklarına yönelik saldırılar karşısında geri adım atmayacağını belirtti. Bahçeli, “Türkiye egemenlik haklarına yönelik saldırılar karşısında kapı kapı dolaşacak bir aktör değildir. Türk milleti ayağa kalktığı zaman önünde durabilecek bir güç de yoktur” ifadelerini kullandı.

Ömer Çelik: İsrail E1 planı ile İki devletli çözüm perspektifini yok etme amacı taşıyor Haber

Ömer Çelik: İsrail E1 planı ile İki devletli çözüm perspektifini yok etme amacı taşıyor

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İsrail’in işgal altındaki Batı Şeria’da yeni yerleşim alanları oluşturma planına ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yaptı. İsrail’in Batı Şeria’daki saldırganlığını sert sözlerle eleştiren Çelik, İsrail’in yasa dışı yerleşim faaliyetlerinin Filistinlileri vatansızlaştırmaya yönelik olduğunu savundu. Çelik, “Yerleşim” ve “yerleşimci” ifadelerinin kullanılmasına da tepki göstererek, söz konusu faaliyetlerin “işgalcilik, hırsızlık ve soykırımcı şiddet” olarak nitelendirilmesi gerektiğini söyledi. “E1 PLANI TEHLİKELİ BİR AŞAMA” İsrail’in Batı Şeria’da yeni yerleşimci konutları için ihale açma planını kınayan Çelik, E1 planının “soykırımcı şiddetin yeni ve tehlikeli bir aşaması” olduğunu ifade etti. Çelik, söz konusu planın Batı Şeria’yı fiilen ikiye bölmeyi ve Doğu Kudüs’ü izole etmeyi hedeflediğini belirterek, bunun iki devletli çözüm perspektifini ortadan kaldırma amacı taşıdığını kaydetti. “İSRAİL’İN SINIRLARI NERESİDİR?” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çeşitli uluslararası platformlarda “İsrail’in sınırları neresidir?” sorusunu gündeme getirdiğini hatırlatan Çelik, bu soruyla İsrail’in işgal politikalarına uluslararası toplumun dikkatinin çekildiğini belirtti. AK Partili Çelik, İsrail’in uluslararası toplumun kurallarını çiğnediğini savunarak, “İsrail’in adımları sadece Gazze ve Batı Şeria’yı değil, tüm insanlığı ve kuralları hedef almaktadır” ifadelerini kullandı. Parti Sözcüsü Ömer Çelik, açıklamasının sonunda tüm ülkeleri İsrail’in politikalarına karşı “ortak ve somut adımlar” atmaya davet etti. Netanyahu şebekesinin Batı Şeria’yı “Gazzeleştirme”ye dönük soykırım politikası devam ediyor. İsrail’in yasa dışı yerleşim yerlerini genişleterek Filistinlileri vatansızlaştırmaya dönük saldırganlığı mekansal soykırımdır. “Yerleşim” ve “yerleşimci” kavramları yanlıştır; bu… — Ömer Çelik (@omerrcelik) August 21, 2026

Ürdün, Katar ve Kuveyt’ten İsrail’e tepki: “Suriye’nin egemenliği ihlal edildi” Haber

Ürdün, Katar ve Kuveyt’ten İsrail’e tepki: “Suriye’nin egemenliği ihlal edildi”

Ürdün, Katar ve Kuveyt, İsrail savaş uçaklarının Suriye’nin İdlib kentindeki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na düzenlediği saldırıyı sert sözlerle kınadı. Üç ülke, saldırının Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali olduğunu belirterek İsrail’e bölgedeki eylemlerine son verme çağrısında bulundu. Ürdün: “Uluslararası hukuka aykırı” Ürdün Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na yönelik saldırısının Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik bir ihlal olduğunu açıkladı. Saldırıyı “gerekçesiz düşmanca saldırı” olarak nitelendiren Amman yönetimi, operasyonun uluslararası hukukla bağdaşmadığını vurguladı. Açıklamada, İsrail’in Suriye’nin güvenliğini ve istikrarını hedef alan saldırılarını durdurması gerektiği belirtildi. Katar: “Bölgeyi gerilim sarmalına sürüklüyor” Katar da İsrail’in İdlib’e yönelik saldırısını kınadı. Katar Dışişleri Bakanlığı, saldırının Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün yanı sıra uluslararası hukuk ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın açık bir ihlali olduğunu ifade etti. Doha yönetimi, İsrail’in bölge ülkelerinin egemenliğini ihlal etmeye devam etmesinin bölgesel güvenlik açısından ciddi risk oluşturduğunu belirtti. Açıklamada ayrıca uluslararası düzeyde hesap verebilirlik ve caydırıcılık mekanizmalarının yetersiz kalmasının İsrail’in benzer eylemlerini sürdürmesine zemin hazırladığı savunuldu. Katar, mevcut tablonun bölgeyi daha geniş bir çatışma ve gerilim ortamına sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Kuveyt: “Saldırılar durdurulmalı” Kuveyt Dışişleri Bakanlığı da Ebu Zuhur Havaalanı’na yönelik saldırının Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali olduğunu bildirdi. İsrail’in Suriye’ye yönelik tekrarlanan saldırılarının bölgesel güvenliği olumsuz etkilediğini belirten Kuveyt, uluslararası topluma bu saldırıların durdurulması için sorumluluk üstlenme çağrısı yaptı. Kuveyt ayrıca Suriye’nin toprak bütünlüğü, güvenliği ve istikrarına yönelik desteğinin devam edeceğini açıkladı. İsrail-Suriye gerilimi yeniden gündemde Ebu Zuhur Havaalanı’na düzenlenen saldırı, İsrail ile Suriye arasındaki güvenlik geriliminin yeniden tırmandığı bir dönemde gerçekleşti. Ürdün, Katar ve Kuveyt’in açıklamaları, İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına yönelik bölgesel tepkilerin arttığını gösterirken, özellikle Suriye’nin egemenliği ve bölgesel istikrar başlıkları öne çıktı.

BM'den Türkiye'deki çözüm sürecine destek: “Atılan tüm adımları teşvik ediyoruz” Haber

BM'den Türkiye'deki çözüm sürecine destek: “Atılan tüm adımları teşvik ediyoruz”

Birleşmiş Milletler, TBMM'de kabul edilen çözüm sürecine ilişkin yasal düzenlemeyi memnuniyetle karşıladı. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Türkiye'nin PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik attığı adımları desteklediklerini açıkladı. Birleşmiş Milletler (BM), Türkiye'de Kürt sorununa ilişkin yürütülen çözüm sürecinde TBMM'den geçen yasal düzenlemeye ilişkin değerlendirmede bulundu. BM Genel Sekreter Sözcü Yardımcısı Farhan Haq, Türkiye'nin barış sürecine yönelik attığı adımları yakından takip ettiklerini ve desteklediklerini söyledi. Haq, Rûdaw'ın sorularını yanıtlarken, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Türkiye'deki sürece ilişkin yaklaşımını değerlendirdi. BM'den çözüm sürecine destek mesajı Farhan Haq, Türkiye'de yürütülen sürecin gelişimine paralel olarak durumu değerlendirmeye devam ettiklerini belirtti. Haq, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışın sağlanmasına yönelik attığı adımlara ilişkin, “Sürecin ilerlemesine paralel olarak durumu değerlendiriyoruz. Ancak elbette, Türkiye hükümetinin PKK dahil Kürt gruplarla barışı sağlamak için ileriye dönük attığı tüm adımları teşvik ediyoruz” ifadelerini kullandı. BM'nin açıklaması, TBMM'de kabul edilen yasal düzenlemenin ardından uluslararası kuruluşlardan gelen ilk önemli değerlendirmelerden biri olarak öne çıktı. TBMM'de çözüm süreci yasası kabul edildi Ankara'daki gelişmelerin ardından TBMM Genel Kurulu'nda çözüm sürecine ilişkin 12 maddelik yasa tasarısı oylanarak kabul edildi. Verilen bilgilere göre oylamaya 563 milletvekili katıldı. Tasarı 467 evet, 87 hayır ve 7 çekimser oyla kabul edilerek yasalaştı. Yasal düzenlemeyle birlikte Türkiye'de terörün sona erdirilmesi, silahların bırakılması ve kalıcı barışın sağlanmasına yönelik sürecin yeni bir aşamaya taşınması hedefleniyor. Sürecin yeni aşamasında gözler silah bırakma adımlarında Yasanın kabul edilmesinin ardından sürecin nasıl uygulanacağına ilişkin ayrıntılar da gündeme gelmeye başladı. Paylaşılan bilgilere göre, sürecin önemli başlıklarından birini PKK'nin silah bırakmasına ilişkin 10 maddelik yol haritasıoluşturuyor. Söz konusu yol haritasının, silah bırakma sürecinin aşamalarını ve izlenecek yöntemi ortaya koyması bekleniyor. Ancak verilen kaynak metinde yol haritasının 10 maddesinin tamamına ilişkin ayrıntılar yer almıyor. BM süreci yakından takip ediyor Birleşmiş Milletler'in açıklaması, Türkiye'deki gelişmenin yalnızca iç siyasette değil, uluslararası alanda da yakından takip edildiğini gösterdi. BM Sözcü Yardımcısı Farhan Haq'ın açıklamasında özellikle barışın sağlanmasına yönelik adımların teşvik edildiği vurgulandı. Bununla birlikte BM'nin sürecin ilerleyişini aşamalara göre değerlendirmeye devam edeceği belirtildi. TBMM'de yasal düzenlemenin kabul edilmesiyle birlikte bundan sonraki süreçte uygulama aşaması önem kazanacak. Özellikle silah bırakma, güvenlik, siyasi düzenlemelerin uygulanması ve toplumsal mutabakat başlıkları sürecin geleceği açısından belirleyici olacak.

Nauru Tarihe Karıştı! Pasifik Ada Ülkesi Resmen "Naoero" Adını Benimsedi Haber

Nauru Tarihe Karıştı! Pasifik Ada Ülkesi Resmen "Naoero" Adını Benimsedi

Güney Pasifik'in en küçük ada devletlerinden biri olan Nauru, tarihi bir karara imza attı. Yaklaşık 11 bin kişinin yaşadığı ülke, uzun yıllardır yerel dilde kullanılan "Naoero" adını resmen benimseyerek ulusal kimliğini ön plana çıkaran önemli bir değişikliğe gitti. Parlamento tarafından oy birliğiyle kabul edilen yasa yürürlüğe girerken, ülkenin resmi adı artık Naoero olarak kullanılacak. Kararla birlikte vatandaşların resmi tanımı da değiştirildi ve "Nauruan" yerine "dei-Naoero" ifadesi kullanılmaya başlandı. Parlamento oy birliğiyle kabul etti İsim değişikliği, Naoero Parlamentosu tarafından mayıs ayında oy birliğiyle kabul edildi. Cumhurbaşkanı David Adeang, daha önce planlanan ulusal referandumun iptal edilmesinin ardından yeni ismin geçtiğimiz hafta resmen yürürlüğe girdiğini açıkladı. Hükümet, değişikliğin ülkenin yerel dilini, kültürel mirasını ve ulusal kimliğini daha doğru yansıtmayı amaçladığını belirtti. 3 bin yıllık geçmişe sahip ada Yaklaşık 20,7 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip Naoero, Birleşmiş Milletler'in en küçük ikinci tam üye ülkesi olma özelliğini sürdürüyor. Arkeolojik verilere göre adada yaklaşık 3 bin yıldır yerleşim bulunuyor. Tarihi boyunca Almanya, Avustralya ve Japonya'nın yönetiminde kalan ada, daha sonra Avustralya, Yeni Zelanda ve Birleşik Krallık'ın ortak yönetimi altında bulundu. Ülke, 1968 yılında Nauru adıyla bağımsızlığını ilan etmişti. Yerel isim resmiyet kazandı Ülkede İngilizcenin yanı sıra yerel Nauru dili de konuşuluyor. Ada halkı uzun yıllardır ülkelerini kendi dillerinde Naoeroolarak adlandırıyordu. "Nauru" isminin ise geçmişte yabancıların "Naoero" adını telaffuz etmekte zorlanması nedeniyle uluslararası kullanıma yerleştiği belirtiliyor. Yeni düzenlemeyle birlikte yerel halkın kullandığı isim ilk kez resmi statü kazanmış oldu. Vatandaşlık tanımı da değişti Yapılan değişiklik yalnızca ülkenin adıyla sınırlı kalmadı. Daha önce uluslararası belgelerde kullanılan "Nauruan"vatandaşlık tanımı da kaldırıldı. Bundan böyle ülke vatandaşları resmi belgelerde "dei-Naoero" olarak tanımlanacak. Sömürge mirasından uzaklaşma adımı Uzmanlar, isim değişikliğini sömürge döneminden kalan adlandırmaların terk edilerek yerel kültür ve tarihi kimliğin öne çıkarılması yönünde atılmış önemli bir adım olarak değerlendiriyor. Uzun yıllar ekonomisini fosfat madenciliği üzerine kuran Naoero, rezervlerin büyük ölçüde tükenmesinin ardından farklı gelir kaynaklarına yönelmiş, son yıllarda ise Avustralya'nın sığınmacı işlemlerine ev sahipliği yapmasıyla da uluslararası kamuoyunun gündemine gelmişti. Resmi isim değişikliğiyle birlikte ülke, bağımsızlığını kazandığı Nauru adını geride bırakarak, kendi dilindeki Naoeroismini uluslararası alanda da kullanmaya başlayacak.

BM Genel Sekreteri Guterres Suriye'de: Şam Yönetimiyle Yeni Dönem Diplomasi Trafiği Haber

BM Genel Sekreteri Guterres Suriye'de: Şam Yönetimiyle Yeni Dönem Diplomasi Trafiği

Ziyaret, Suriye'de 14 yıl süren iç savaşın ardından başlayan yeni siyasi süreç açısından önemli bir diplomatik gelişme olarak değerlendiriliyor. Guterres'in temasları kapsamında Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ile bir araya gelmesi beklenirken, görüşmelerde ülkenin geleceği, siyasi geçiş süreci ve uluslararası ilişkiler ele alınacak. Guterres'in Suriye Ziyareti Tarihi Bir Anlam Taşıyor António Guterres'in Suriye ziyareti, Birleşmiş Milletler açısından da dikkat çekici bir gelişme olarak öne çıkıyor. Bu ziyaretin, 2009 yılından bu yana bir BM Genel Sekreteri'nin Suriye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyaret olduğu belirtiliyor. 14 yıllık savaş sürecinde büyük yıkım yaşayan Suriye'de yeni yönetimin uluslararası toplumla ilişkileri geliştirme çabaları sürerken, BM Genel Sekreteri'nin Şam ziyareti diplomatik temasların yeniden şekillendiği bir döneme denk geldi. Uzmanlar, ziyaretin yalnızca siyasi mesajlar açısından değil, insani yardım, yeniden yapılanma ve bölgesel güvenlik konularında da önemli sonuçlar doğurabileceğini değerlendiriyor. Şam Yönetimiyle Kritik Görüşmeler Yapılacak Guterres'in ziyaret programında Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ile görüşmenin yanı sıra Suriye Dışişleri Bakanı Asaad el-Şaibani, hükümet yetkilileri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle temaslar bulunuyor. Görüşmelerde Suriye'nin siyasi geleceği, devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması, insani yardım çalışmalarının devamı ve uluslararası toplumla ilişkilerin geliştirilmesi başlıklarının gündeme gelmesi bekleniyor. Şam yönetimi, Beşar Esad'ın iktidardan ayrılmasının ardından uluslararası alanda daha fazla diplomatik temas kurmak ve ülkenin yeniden entegrasyonunu sağlamak için girişimlerde bulunuyor. BM'nin Öncelikli Gündemi: İstikrar ve İnsani Yardım Suriye'de uzun süren savaş nedeniyle milyonlarca insan yerinden edilirken, ülkenin altyapısı da büyük zarar gördü. BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar, insani yardım faaliyetlerinin sürdürülebilmesi ve kalıcı siyasi çözüm bulunabilmesi için çalışmalar yürütüyor. BM'nin Suriye dosyasındaki temel başlıklar arasında sivillerin korunması, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, güvenliğin sağlanması ve siyasi istikrarın oluşturulması bulunuyor. BM Sözcüsü Stephane Dujarric, Guterres'in ziyaret sırasında Suriye'nin yalnızca çatışma döneminden çıkmakla kalmayıp, tüm Suriyeliler için daha istikrarlı, kapsayıcı ve ekonomik açıdan güçlü bir gelecek oluşturma fırsatına sahip olduğunu vurgulayacağını ifade etti. Guterres UNDOF Misyonunu Ziyaret Edecek BM Genel Sekreteri'nin Suriye temasları kapsamında Golan Tepeleri bölgesinde görev yapan Birleşmiş Milletler Silahsızlanma Gözlem Gücü'nü (UNDOF) ziyaret etmesi planlanıyor. UNDOF'un temel görevi, Suriye ile İsrail arasında 1974 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasının uygulanmasını izlemek ve bölgede güvenliğin korunmasına katkı sağlamak. Bu ziyaretin, bölgesel güvenlik açısından da önemli mesajlar içermesi bekleniyor. Yeni Parlamento Ziyareti Bekleniyor Guterres'in Şam'daki temaslarının birkaç gün sürmesi beklenirken, ayrıntılı ziyaret programının tamamı henüz açıklanmadı. BM Genel Sekreteri'nin 27 Temmuz'da Suriye'nin yeni parlamentosuna hitap etmesinin de planlandığı bildiriliyor. Bu konuşmanın, Suriye'nin siyasi geleceği ve uluslararası toplumla ilişkileri açısından önemli mesajlar içerebileceği belirtiliyor. Diplomatik Süreç Yakından İzleniyor Guterres'in ziyareti, Suriye'deki yeni yönetim ile uluslararası kuruluşlar arasındaki ilişkilerin geleceği açısından kritik bir adım olarak değerlendiriliyor. Ziyaret, Avrupa Birliği ülkelerinden bir liderin Esad yönetiminin devrilmesinden sonra gerçekleştirdiği ilk Suriye ziyareti sırasında yaşanan ve Şam'da bir otel yakınında meydana gelen çifte bombalı saldırının ardından gerçekleşmesi nedeniyle de dikkat çekiyor. Bölgesel gelişmeler ve güvenlik endişeleri devam ederken, BM Genel Sekreteri'nin Şam temaslarının Suriye'nin gelecekteki siyasi yönü üzerinde etkili olması bekleniyor. Uluslararası kamuoyu, Guterres'in Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa ve diğer yetkililerle yapacağı görüşmelerden çıkacak mesajları yakından takip ediyor.

Birleşmiş Milletler, siber alanda çocukların korunması çağrısında bulunuyor. Haber

Birleşmiş Milletler, siber alanda çocukların korunması çağrısında bulunuyor.

Sosyal medyanın ve çevrimiçi platformların hızla büyümesi, çocukların bilgiye erişmesi için birçok fırsat yaratırken, aynı zamanda güvenlik, gizlilik ve ruh sağlığıyla ilgili giderek daha karmaşık riskleri de beraberinde getiriyor. Bu gerçek ışığında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, hükümetleri dijital ortamda çocukları korumak için daha güçlü önlemler almaya çağırdı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, 29 Mayıs'ta Almanya'nın Frankfurt kentinde yaptığı açıklamada, siber alanda çocukların korunmasının tüm ülkeler için acil bir öncelik haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Türk, meselenin sadece koruyucu önlemlerin uygulanmasında değil, aynı zamanda bu önlemlerin gerçekten etkili ve çocukların hak ve çıkarlarıyla tutarlı olmasının sağlanmasında da yattığını savundu. Volker Türk, “Çocukların çevrimiçi ortamda korunmasının güçlendirilmesi, sadece uygulanması değil, doğru bir şekilde uygulanmasını da sağlamamız gereken acil bir önceliktir” dedi. Ona göre, dijital ortam çocukların ve gençlerin hayatında giderek daha önemli bir rol oynuyor, bu nedenle koruyucu önlemlerin buna göre güncellenmesi gerekiyor. BM İnsan Hakları Ofisi, sorumluluğun yalnızca düzenleyici kurumlarda değil, teknoloji şirketlerinin kendilerinde de olduğunu savunuyor. Ofis, çevrimiçi platformları, olaylar meydana geldikten sonra riskleri ele almak yerine, çocuk güvenliği özelliklerini ürünlerinin tasarım ve işletim aşamalarından itibaren entegre etmeye çağırıyor. Bu çağrı, birçok ülkenin sosyal medyaya yönelik daha sıkı kontrolleri değerlendirdiği bir dönemde geliyor. Zararlı içerik, siber zorbalık, dolandırıcılık ve gençlerin ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerle ilgili endişeler, hükümetleri teknoloji platformları için hesap verebilirliği artıracak yeni yasal çerçeveler geliştirmeye yöneltiyor. Uzmanlar, dijital ortamda çocukların korunmasının önümüzdeki yıllarda küresel teknoloji yönetişiminin ana konularından biri olacağına inanıyor. Çocukların internette geçirdikleri süre arttıkça, asıl sorun artık çevrimiçi platformların düzenlenip düzenlenmemesi değil, bilgiye erişim, gizlilik ve genç neslin güvenliği arasında nasıl bir denge kurulacağıdır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.