Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Balkanlar

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Balkanlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Balkanlar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

CHP’li Yıldırım Kaya: Çiftçi üretiyor, ama kazanamıyor Haber

CHP’li Yıldırım Kaya: Çiftçi üretiyor, ama kazanamıyor

CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, CHP Parti Okulu Yönetici Eğitimleri kapsamında geldiği Edirne’de basın toplantısı düzenledi. Konuşmasına 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutlayarak başlayan Kaya, Büyük Taarruz’un Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlık yolunu açtığını belirterek Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını andı. “EDİRNE TÜRKİYE’NİN TAHIL AMBARI” Edirne’nin Türkiye’nin tarım ve gıda güvenliği açısından stratejik bir kent olduğunu belirten Kaya, çiftçinin artan maliyetler karşısında üretimden kopma noktasına geldiğini savundu. Buğday üreticisinin geçen yıl kilogramını yaklaşık 16 liraya sattığı ürünü bu yıl 14 liraya satmak zorunda kaldığını ifade eden Kaya, aynı dönemde mazot fiyatının yaklaşık 40-42 liradan 81-82 liraya yükseldiğini söyledi. Kaya, “Mazot iki katına çıkarken gübre, ilaç, tohum, elektrik ve işçilik maliyetleri de arttı. Üreticinin ürünü aynı ölçüde değerlenmedi” diyerek tarım politikalarının yeniden ele alınması gerektiğini savundu. AYÇİÇEĞİNDE DÜŞÜŞ, KANOLADA ARTIŞ Kuraklığın özellikle ayçiçeği üretimini olumsuz etkilediğini belirten Kaya, Edirne’de 2026 yılında ayçiçeği ekim alanlarının yaklaşık yüzde 15 azaldığını, kanola ekiminin ise yüzde 100 arttığını söyledi. Kaya, çiftçinin artık “Bu ürünü ekersem zarar eder miyim?” sorusunu sorduğunu belirterek, tarımsal desteklerin ekim öncesinde açıklanması ve zamanında ödenmesi çağrısında bulundu. “KAPIKULE’DEN YÜZ BİNLER GEÇİYOR, ESNAF KAZANAMIYOR” Edirne’nin Avrupa’ya açılan kapısı olduğunu vurgulayan Kaya, sınır kapılarındaki yoğunluğun kent ekonomisine yeterince yansımadığını öne sürdü. CHP'li Kaya, yalnızca Temmuz 2026’da Kapıkule’den 727 bin kişinin geçtiğini belirterek, “Sorun insanların Edirne’ye gelmemesi değil. Asıl sorun, bu büyük insan hareketliliğinin Edirne esnafına ve kent ekonomisine yeterince katma değer bırakmaması” dedi. Türkiye’deki hayat pahalılığının vatandaşları Bulgaristan ve Yunanistan’da alışveriş yapmaya yönelttiğini savunan Kaya, Edirne esnafının yüksek kira, vergi, elektrik ve finansman maliyetleriyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Edirne’nin tarihi ve kültürel zenginliğinin turizm gelirine yeterince yansımadığını belirten Kaya; Selimiye, Karaağaç, Sarayiçi, tarihi köprüler ve külliyeler üzerinden daha kapsamlı bir turizm politikası oluşturulması gerektiğini söyledi. Kaya, İstanbul’a gelen turistlerin Edirne’ye yönlendirilmesi, Balkan ülkeleriyle ortak kültür ve turizm rotalarının oluşturulması gerektiğini ifade etti. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nin de yalnızca birkaç günlük bir organizasyon olarak görülmemesi gerektiğini savunan Kaya, Kırkpınar’ın yıl boyunca yaşayan bir kültür ve turizm markasına dönüştürülmesi çağrısında bulundu. EĞİTİM VE TRAKYA ÜNİVERSİTESİ VURGUSU Edirne’de eğitim alanında da sorunların büyüdüğünü belirten Kaya, öğrencilerin beslenme, barınma ve ulaşım, öğretmenlerin ise ekonomik sorunlarla karşı karşıya olduğunu söyledi. CHP’nin hedefinin “kamusal eğitim” olduğunu belirten Kaya, her çocuğun nitelikli, parasız, laik ve bilimsel eğitime ulaşması gerektiğini savundu. Kaya ayrıca Trakya Üniversitesi’nin Balkanlar’a açılan önemli bir bilim kapısı olduğunu belirterek, üniversitenin tarım, su yönetimi, iklim değişikliği, sağlık ve Balkan araştırmaları gibi alanlarda daha etkin rol üstlenmesi gerektiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu ülkenin dış politikasını sadece ve sadece Türk milleti belirler Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Bu ülkenin dış politikasını sadece ve sadece Türk milleti belirler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ahlat Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde gerçekleştirilen Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’nın ardından basın açıklaması yaptı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan konuşmasında “Terörsüz Türkiye” hedefinin önemine dikkat çekerek, siyasi tartışmaların Türkiye’yi uzun yıllardır meşgul eden terör sorununun çözümüne yönelik çabalara gölge düşürmemesi gerektiğini söyledi. Erdoğan, söz konusu sürecin yalnızca iktidar ve ittifakın meselesi olmadığını belirterek, “Bu mesele, bir devlet meselesidir; 86 milyonun ortak meselesidir” ifadelerini kullandı. Medya kuruluşları ve gazetecilere de çağrıda bulunan Erdoğan, daha fazla reyting ve etkileşim amacıyla hayati bir konunun tartışmalı hale getirilmemesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sonrası açıklamalarda (#MalazgirtZaferi) bulundu: "Türkiye Cumhuriyeti ne ilkelerinden ne de ulusal çıkarlarından taviz verir. Biz, bize güvenen hiçbir dostumuzu, kardeşimizi yarı yolda bırakmayız.… pic.twitter.com/dzYU9pIAE7 — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) August 25, 2026 “TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKASINI SADECE TÜRK MİLLETİ BELİRLER” “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” vizyonunun yanı sıra Türkiye’nin bölgesel barış ve istikrarı önceleyen dış politikasının bazı çevreleri rahatsız ettiğini savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bölgedeki tüm toplumlar için barış ve kalkınma istediğini belirtti. Son dönemde kendisine ve Türkiye’ye yönelik kampanyaları da değerlendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, bunları bölgedeki bazı planların bozulmasının oluşturduğu tepkinin yansıması olarak nitelendirdi. “Türkiye Cumhuriyeti ne ilkelerinden ne de ulusal çıkarlarından taviz verir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin dost ve kardeş ülkeleri desteklemeyi sürdüreceğini ifade etti. Bölgesel barış için mücadeleden geri adım atmayacaklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu ülkenin dış politikasını sadece ve sadece Türk milleti belirler; milletten başka hiçbir aktör Türkiye’ye ve Türk dış politikasına rota ve sınır çizemez” dedi. “BÖLGEMİZİN TAMAMINDA BARIŞ İSTİYORUZ” Türkiye’nin bölge politikasının temelinde barış, adalet, istikrar ve huzurun bulunduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, gizli bir ajanda veya niyetlerinin olmadığını söyledi. Türkiye’nin hedefinin çevresinde bir “sulh iklimi” oluşturmak ve bölgenin her karışında adalet, güvenlik ve refahı tesis etmek olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin’in yanı sıra Körfez, Afrika, Balkanlar ve Kafkasya’ya kadar uzanan geniş coğrafyaya dikkat çekerek, Türkiye’nin bu bölgelerde tarihi ve kültürel bağların güçlendirilmesi için çalıştığını söyledi. Erdoğan, açıklamasını Türkiye’nin bölgesel barış ve istikrar hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdüreceğini belirterek tamamladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avusturya ile ticaret hacminin 5 milyar dolara çıkarılmasını hedeflediklerini söyledi. Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avusturya ile ticaret hacminin 5 milyar dolara çıkarılmasını hedeflediklerini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Şansölyesi Christian Stocker ile Ankara'da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından ortak basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Türkiye ile Avusturya arasındaki ilişkilerin köklü bir geçmişe sahip olduğunu belirten Erdoğan, Avusturya-Türk toplumunun iki ülkenin ortak değeri olduğunu ifade etti. Erdoğan, 400 bini aşan Avusturya-Türk toplumunun huzur ve refahına önem verdiklerini vurguladı. TİCARET HACMİNDE 5 MİLYAR DOLAR HEDEFİ Ekonomik ve ticari ilişkilerde son dönemde olumlu bir ivme yakalandığını belirten Erdoğan, 2025 yılında yaklaşık 4,5 milyar dolara ulaşan ticaret hacminin bu yıl 5 milyar dolara çıkarılmasını hedeflediklerini söyledi. Türkiye'de binden fazla Avusturya firmasının faaliyet gösterdiğini belirten Erdoğan, Avusturya'nın Türkiye'deki doğrudan yatırımlarının 11 milyar doları aştığını, Türkiye'nin Avusturya'daki yatırımlarının ise 1 milyar dolara yaklaştığını açıkladı. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerin daha da geliştirilmesi amacıyla mevcut Karma Ekonomik Komisyon mekanizmasının yerine Ekonomik ve Ticaret Ortak Komitesi kurulmasını önerdiklerini belirten Erdoğan, komitenin ilk toplantısının yıl sonuna kadar gerçekleştirilmesini istediklerini söyledi. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Avusturya Şansölyesi Christian Stocker ile Ortak Basın Toplantısı’nda konuştu: "Şansölye sıfatıyla ülkemize ilk ziyaretini gerçekleştiren Sayın Stocker'i Ankara'da ağırlamaktan memnuniyet duyuyorum. Tarihi ve köklü ilişkilere sahip… pic.twitter.com/FHMEchydkh — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) August 10, 2026 "ORTA KORİDOR'U GÜÇLENDİRECEK İŞ BİRLİĞİ" Türkiye ile Avusturya arasında yeşil enerji, kritik mineraller, yüksek teknoloji, ulaştırma ve savunma sanayisi alanlarında önemli iş birliği fırsatları bulunduğunu belirten Erdoğan, özellikle Orta Koridor'u güçlendirecek stratejik projelerin hayata geçirilebileceğini ifade etti. Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine de değinen Erdoğan, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ve vize serbestisi diyaloğu başta olmak üzere AB'nin atacağı adımların Türkiye ve Avrupa'nın ortak menfaatine olduğunu söyledi. SURİYE VE GAZZE MESAJI Bölgesel gelişmelerin de ele alındığını belirten Erdoğan, Suriye'nin toprak bütünlüğünün ve birliğinin korunmasının Türkiye açısından öncelikli hedef olduğunu vurguladı. Erdoğan, Avusturya'nın Suriye'nin yeniden inşa sürecine katkı sunmasını önemsediklerini söyledi. Gazze'deki insani duruma da dikkat çeken Erdoğan, kalıcı barış için iki devletli çözüme bağlı olduklarını belirterek, Gazze'ye insani yardımların kesintisiz ulaştırılmasının önemini vurguladı. Erdoğan ayrıca Türkiye ve Avusturya'nın Balkanlar'da istikrarın korunmasına büyük önem verdiğini ifade etti.

Mustafa Dündar 'Hüdavendigar Buluşmaları'nın konuğu oldu Haber

Mustafa Dündar 'Hüdavendigar Buluşmaları'nın konuğu oldu

Toplantının konuk konuşmacısı Kuzey Makedonya’nın Tetova (Kalkandelen) Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Üsküp Ensar Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Baki, Türkiye ile Balkanlar ve Kuzey Makedonya ilişkileri hakkında değerlendirmelerde bulundu. Hüdavendigar Mahallesi Osmangazi Camii Toplantı Salonu’nda düzenlenen Hüdavendigar Buluşmaları’nın Ağustos ayı toplantısına, AK Parti Bursa Milletvekili ve TBMM Türkiye-Kuzey Makedonya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Ahmet Kılıç, Bursa Büyükşehir Belediyesi önceki dönem Başkanı ve AK Parti Genel Merkez Yerel Yönetimler Başkan Yardımcısı Recep Altepe, 22. Dönem Bursa Milletvekili Şevket Orhan ile Kuzey Makedonya Bursa Fahri Konsolosu Halil Bedzeti ve Hüdavendigar Buluşmaları platformu üyeleri katıldı. Buluşmanın açılış konuşmasını yapan önceki dönem Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar, 2024 yılı Aralık ayından bu yana düzenli olarak gerçekleştirdikleri Hüdavendigar Buluşmaları’nda güncel ulusal ve uluslararası gelişmeleri Bursa perspektifinden değerlendirdiklerini söyledi. Başkan Dündar, “Bursa'nın geçmişinden aldığı birikimi geleceğe taşıma hedefiyle, fikir üretmeye ve ortak akıl oluşturma çalışıyoruz. Bu toplantımızda da Türkiye ile Balkanlar ve Kuzey Makedonya ilişkileri hakkında değerlendirmelerde bulunmak amacıyla Tetova (Kalkandelen) Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Üsküp Ensar Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Baki’yi ağırlıyoruz” dedi. Lise ve üniversite öğrenimini Bursa’da yaptığını, 12 yıl yaşadığı Bursa’da olmaktan büyük mutluluk duyduğunu belirten Prof. Dr. Süleyman Baki, “Bursa demek, Üsküp, Saraybosna, Manastır, Kırçova, Prizren, Priştina, İşkodra, İskeç, Gümülcine, Selanik, Kavala demektir. Bu şehirler adeta bir coğrafyanın içinde Osmanlı Devleti'nin serpiştirdiği birer medeniyet kaleleridir. Bursa demek Balkanlar ve Batı Trakya demektir” şeklinde konuştu. Bursa'nın Balkanlar ve Batı Trakya ile yakın ilişkilerinin günümüzde de devam ettiğini belirten Prof. Dr. Süleyman Baki, “Yani Rumeli, Balkanlar, Türkiye'siz, Anadolu'suz olmaz, Hamdolsun son yıllarda başta Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurumları olarak Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) aracılığıyla ve tabii ki Bursa Büyükşehir Belediyesi, Osmangazi Belediyesi gibi yerel yönetimlerin çalışmalarıyla ilişkilerimiz devam ediyor. Bursa belediyelerinin destekleriyle Balkanlar’daki Türk ve Osmanlı eserleri yenilendi. Bu ilişkileri sürdürülebilir hale getirmek büyük önem taşıyor. Bu noktada hizmetlerin akamete uğramaması gerekiyor” dedi. Hüdavendigar Buluşmaları’na katılan AK Parti Bursa Milletvekili ve TBMM Türkiye-Kuzey Makedonya Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Ahmet Kılıç da “Biz öyle bir medeniyetiz ki, Adiyatik Denizi'nden Çin Seddi’ne kadar çok büyük bir coğrafyada ecdadımız varlığını sürdürmüş. Türkiye şu anda Balkanlar’da faaliyette bulunan kurumlarıyla ve firmalarıyla bölgede ekonomik olarak çok güçlü. Bunu arttırarak devam ettirmeliyiz ve daha güzel işleri de hep beraber yapmamız gerekiyor” şeklinde konuştu. Toplantının sonunda Hüdavendigar Buluşmaları’na öncülük eden Mustafa Dündar tarafından Kuzey Makedonya’nın Tetova (Kalkandelen) Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Üsküp Ensar Derneği Başkanı Prof. Dr. Süleyman Baki’ye teşekkür plaketi takdim edildi.

Balkanlar'dan Gelen Soğuk Hava Türkiye'yi Etkisi Altına Aldı: 35 İl İçin Alarm Verildi Haber

Balkanlar'dan Gelen Soğuk Hava Türkiye'yi Etkisi Altına Aldı: 35 İl İçin Alarm Verildi

Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nün (MGM) günler öncesinden yaptığı uyarıların ardından Balkanlar üzerinden gelen serin ve yağışlı hava dalgası Türkiye genelinde etkisini göstermeye başladı. Hava sıcaklıklarının belirgin şekilde düşmesine neden olan sistem, birçok kentte kuvvetli sağanak, fırtına ve yer yer dolu yağışını beraberinde getirdi. İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok şehirde yağış nedeniyle cadde ve sokaklarda su birikintileri oluşurken, bazı bölgelerde ulaşımda aksamalar yaşandı. Meteoroloji, olumsuz hava koşullarına karşı 35 il için sarı ve turuncu kodlu uyarı yayımladı. Türkiye Genelinde Sıcaklıklar Düştü Meteoroloji'nin son değerlendirmelerine göre, Balkanlar üzerinden gelen soğuk hava sistemi özellikle Marmara ve İç Anadolu bölgelerinde etkili oldu. Yaz mevsiminin ortasında sıcaklıkların hissedilir derecede düşmesiyle bazı bölgelerde vatandaşlar sonbahar hatta kış aylarını andıran hava koşullarıyla karşılaştı. Kuvvetli yağış ve rüzgarın etkili olduğu kentlerde yetkililer, sel, su baskını, yıldırım, ulaşımda aksama ve heyelan risklerine karşı vatandaşları dikkatli olmaları konusunda uyardı. İstanbul'da Sağanak Hayatı Olumsuz Etkiledi Turuncu kodla uyarılan İstanbul'da gece saatlerinde başlayan yağış, sabah saatlerinde etkisini artırdı. Kentin birçok noktasında yoğun yağış nedeniyle günlük yaşamda aksamalar meydana geldi. Kağıthane ilçesinde Hamidiye ve Merkez mahallelerinde bazı cadde ve sokaklarda su birikintileri oluştu. Sürücüler, suyla kaplanan yollarda ilerlemekte zorlanırken, bazı bölgelerde trafik yoğunluğu yaşandı. Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi'nde de etkili olan sağanak nedeniyle vatandaşlar zor anlar yaşadı. Meteoroloji yetkilileri, yağışların gün boyunca aralıklarla devam edebileceğini bildirdi. Marmara Bölgesi İçin Kuvvetli Yağış Uyarısı Meteoroloji 1. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, İstanbul, Tekirdağ, Yalova ve Kocaeli çevrelerinde yerel olarak kuvvetli sağanak beklendiği belirtildi. Sakarya ile Kocaeli'nin kuzey kesimlerinde ise çok kuvvetli ve yer yer şiddetli yağış ihtimaline dikkat çekildi. Yetkililer, özellikle dere yatakları, alçak kesimler ve su baskını riski bulunan bölgelerde yaşayan vatandaşların tedbirli olması gerektiğini vurguladı. Ankara'da Sağanak, Sel ve Yıldırım Etkili Oldu Sarı kodlu uyarı verilen Ankara'da da sabah saatlerinden itibaren kuvvetli yağış başladı. Gök gürültülü sağanağa dönüşen yağış nedeniyle birçok ilçede cadde ve yollarda su birikintileri meydana geldi. Mamak başta olmak üzere bazı bölgelerde su baskınları yaşanırken, bazı yollarda çökmeler meydana geldi. Yağış nedeniyle trafikte de zaman zaman aksamalar görüldü. Haymana ilçesinde Merkez Camii'ne yıldırım düşmesi sonucu caminin elektrik sistemi zarar gördü. Çevredeki bazı binaların elektrik tesisatında da hasar oluştu. Yenikent Sanayi Sitesi'nde çok sayıda iş yerini su basarken, Mamak Dereboyu'nda sel sularına kapılan bazı kurye motosikletleri sürüklendi. Kentte hava sıcaklığının 16 dereceye kadar düşmesi, vatandaşları şaşırttı. 35 İl İçin Sarı ve Turuncu Kodlu Uyarı Meteoroloji Genel Müdürlüğü, kuvvetli yağış ve fırtına riski nedeniyle birçok il için renk kodlu uyarı yayımladı. Turuncu kod verilen iller arasında Amasya, Bolu, Çorum, Kastamonu, Kocaeli, Ordu, Samsun, Sinop, Sakarya, Tokat, Zonguldak, Bartın ve Düzce yer aldı. Sarı kodlu uyarı yapılan iller ise Adana, Ankara, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Eskişehir, Hatay, İstanbul, Kayseri, Kırşehir, Konya, Kahramanmaraş, Niğde, Sivas, Tekirdağ, Yozgat, Kırıkkale, Yalova, Karabük ve Osmaniye oldu. Vatandaşlara Tedbir Çağrısı Meteoroloji yetkilileri, kuvvetli yağışların oluşturabileceği risklere karşı vatandaşların resmi uyarıları takip etmesini istedi. Özellikle ani sel, su baskını, yıldırım ve kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli olunması gerektiği belirtildi. Uzmanlar, Balkanlar üzerinden gelen serin hava sisteminin önümüzdeki günlerde de bazı bölgelerde etkili olmaya devam edebileceğini ve hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin altında seyretmesinin beklendiğini ifade ediyor.

Bursa'nın fethinin 700’üncü yılında Osmangazi’de Türkçe konuşuldu Haber

Bursa'nın fethinin 700’üncü yılında Osmangazi’de Türkçe konuşuldu

Bursa’nın Türk dili, edebiyatı ve kültürel birikimini geçmişten geleceğe taşımak amacıyla organize edilen panel, Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nde gerçekleştirildi. Panelde Türkçenin tarihsel gelişimi, Balkanlar’daki etkisi ve kültürel mirasa katkıları akademik yönleriyle değerlendirildi. Prof. Dr. Hatice Şahin moderatörlüğünde düzenlenen panele, Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Doç. Dr. Hasene Aydın, Dr. Ayla Hafız Küçük Usta, Prof. Dr. Lindita Xhanarı ve Uzman Belgin Aksu konuşmacı olarak katıldı. Panelde, Türkçenin 4’üncü yüzyıldan günümüze uzanan tarihçesi, Balkan dillerinde kullanılan Türkçe kelimeler ile Türk Dil Kurumu’nun Türkçenin gelişimine sunduğu katkılar ele alındı. Katılımcılar, Türkçenin yalnızca bir iletişim dili değil, aynı zamanda kültürel kimliğin ve medeniyet birikiminin en önemli taşıyıcılarından biri olduğuna dikkat çekti. Bursa’nın fethinin 700’üncü yılı etkinlikleri kapsamında bu paneli düzenlediklerini belirten Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın “Fethin 700’üncü yılında Bursa Türkçeyi konuşuyor. Türkçenin geçmişi çok daha eskiye dayanıyor. Orhangazi’nin Bursa’yı fethetmesinin ardından, hem Türkçeyi bu coğrafyada etkin kılmak hem de Selçuklu ile Osmanlı medeniyetinin izlerini yaşatmak adına Türkçe en önemli araçlardan biri olmuştur. 13 Mayıs 1277’de Karamanoğlu Mehmed Bey’in yayımladığı fermanda, ‘Bundan sonra dergahta, divanda, bargahta ve meydanda Türkçe kullanılacaktır’ denilmiştir. Türkçe, 700 yıl boyunca zaman zaman yabancı dillerin etkisi altında kalsa da varlığını ve gücünü korumayı başarmıştır. Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk de Türk Dil Kurumu’nu kurarak Türkçeye büyük önem vermiştir. Atatürk, Türkçeyi yalnızca bir iletişim aracı olarak değil; milli egemenliğin, bağımsızlığın ve bir medeniyetin ilelebet yaşatılabilmesinin en önemli unsurlarından biri olarak görmüştür. Bu anlayış doğrultusunda Türkçeye yönelik çok değerli yatırım ve hizmetlerde bulunmuştur. Bu sempozyumda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” diye konuştu. “BİZLER BU ŞEHRİN EMANETİNİ OMUZLARIMIZDA HİSSEDİYORUZ” Böylesine kadim bir başkente hizmet vermekten gurur duyduklarını belirten Osmangazi Belediyesi Araştırma ve Geliştirme Müdürü Serkan Cebeci, Atatürk’ün, ‘Türk dili, Türk milletinin kalbidir, beynidir, vicdanıdır’ sözü, dil ile milletin varoluşu arasındaki bağı en güçlü şekilde ortaya koyduğunu ifade ederek, "Bursa gibi bir irfan şehrinde, Atatürk’ün izinde Türkçeyi konuşmak, tartışmak ve gelecek nesillere taşımak bizim için önemli bir sorumluluktur. İşte bu nedenle ilk panelimizin adını ‘700. Yılında Bursa Türkçeyi Konuşuyor’ olarak belirledik.” dedi. Balkanlarda 4’üncü yüzyıldan itibaren Türkçenin konuşulmaya başlandığını belirten Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi Başkanı Ayla Hafız Küçük Usta ise, yaptığı konuşmada, “Bursa, çok önemli bir Balkan şehridir. Türkçe, Bursa’da kullanılmaya başlanmadan yaklaşık 600 yıl önce Balkanlarda konuşuluyordu. Hunlarla birlikte 4’üncü yüzyıldan itibaren farklı Türk kavimlerinin bölgeye gelmesiyle Türkçe yaygın olarak kullanılmaya başlanmış, Osmanlı döneminde ise bu süreç daha da güçlenmiştir. 4’üncü yüzyıldan 12’inci yüzyıla kadar bölgede Ogur Türkçesi kullanılmıştır. Daha sonra Kıpçakların etkisiyle Kıpçak Türkçesi yaygınlaşmıştır. Osmanlılarla birlikte Oğuz Türkçesinin bölgeye gelmesiyle ise Türk lehçeleri büyük ölçüde standartlaşmış ve Oğuz Türkçesi hakim dil haline gelmiştir.” dedi. “BALKAN DİLİNDE TÜRKÇENİN ÖNEMLİ ETKİLERİ GÖRÜLÜYOR” Tiran Üniversitesi’nde 25 yıldır Balkan dillerinde Türkçenin etkisi üzerine çalışmalar yürüten Prof. Dr. Lindita Xhanarı, Osmanlıların Balkanlara veda etmiş olsa da Balkan dilleri Türkçeden gelen kelimelere hiçbir zaman veda etmediğini ifade ederek, "Günümüzde 8 Balkan dilinde Türkçenin önemli etkileri görülüyor. Bu etki yalnızca geçmişten miras kalan kelimelerle sınırlı değil; bugün bile özellikle Türk dizilerinin etkisiyle Türkçe kökenli birçok kelime aktif olarak kullanılmaya devam ediyor. Sırpça, Boşnakça, Makedonca, Romence, Bulgarca, Yunanca ve Arnavutça üzerine yaptığımız incelemelerde, Sırpça ve Boşnakçada 8 ila 9 bin arasında Türkçe kökenli kelime bulunduğunu gördük. Diğer Balkan dillerinde ise günlük yaşamda kullanılan Türkçe kelime sayısı 3 ila 5 bin arasında değişiyor. Bir Balkan evine girdiğinizde yorgan, yastık, çarşaf, perde, dolap, yatak ve kilim gibi pek çok eşyanın adının hala Türkçe kelimelerle ifade edildiğini görebilirsiniz” diye konuştu. Türk Dil Kurumu Eski Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın ise Türk Dil Kurumu’nun Türkçe sözlüğü Ahmet Vefik Paşa’nın Lehçe-i Osmani’siyle başlayan Şemseddin Sami’yle devam eden bir geleneğin öncüsü böyle bir etkinlikte bir arada olmaktan dolayı mutluluk duyduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ADF konuşması kitabı 3 dilde yayında Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ADF konuşması kitabı 3 dilde yayında

Türkiye'nin küresel marka değerlerinden olan, barış diplomasisi açısından kritik öneme sahip ADF’ye bu yıl 150'den fazla ülkeden 20'yi aşkın devlet ve hükûmet başkanı, yaklaşık 15 devlet ve hükûmet başkan yardımcısı, 40'tan fazlası dışişleri bakanı olmak üzere 50'nin üzerinde bakan, 75'i uluslararası kuruluş temsilcisi olmak üzere 460'ı aşkın üst düzey yetkilinin yanı sıra aralarında akademisyen ve öğrencilerin de bulunduğu çok sayıda konuk yer aldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Yarını Kurgulamak, Belirsizlikleri Yönetmek" temasıyla düzenlenen 5. Antalya Diplomasi Forumu’nun açılışında yaptığı konuşmada, mevcut uluslararası sistemin ahlaki ve varoluşsal bir kriz içinde olduğunu vurguladı. Forumu sadece diplomatik bir temas noktası değil, küresel aklın ve vicdanın ortak kürsüsü olan bir “akıl platformu” olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle Gazze’de yaşanan soykırımı modern düzenin yapısal çürümesinin ve meşruiyet krizinin en bariz örneği olarak gösterdi. Küresel sistemin sadece "güçlünün hukukunu" gözettiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünya beşten büyüktür” şiarıyla ifade edilen temsil açığı kapatılmadan ne sistem krizinin çözülmesinin ne de daha adil bir dünya inşasının mümkün olduğunu ifade etti. Bölgesel krizlere ve çözüm yollarına da geniş yer ayıran Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pakistan Başbakanı Şerif’in girişimleriyle sağlanan 15 günlük ateşkesten duyduğu memnuniyeti dile getirerek kalıcı barış için yapıcı diyalog ve diplomasinin önemine dikkat çekti. Türkiye’nin “Barışın Anahtarı” misyonuyla Ukrayna, Suriye ve Balkanlar gibi pek çok coğrafyada kolaylaştırıcı rol üstlenmeye hazır olduğunu ve komşularıyla iş birliğine açık olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan; Kalkınma Yolu ve Balkan Barış Platformu gibi stratejik projelerin altını çizdi. Konuşmasında Türkiye’nin Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olduğunu ve AB üyeliği hedefini koruduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO Liderler Zirvesi ve Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31 gibi önemli organizasyonlarla küresel dayanışma zeminini güçlendirme kararlılığını yineledi.

Hakan Fidan: İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde Haber

Hakan Fidan: İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın himayesinde, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı’nın ev sahipliğinde bu yıl beşinci kez düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu’nun (ADF2026) teması, "Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek" olarak belirlendi. 17-19 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Serik ilçesine bağlı Belek turizm bölgesindeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen forumun ikinci gününde, ADF Sohbetleri kapsamında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan değerlendirmelerde bulundu. Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun her geçen yıl daha da önem kazandığını belirterek, forumun özellikle bölgesel meselelerin ele alınması bakımından ayrı bir zemin sunduğunu söyledi. "Antalya Diplomasi Forumu bölgemiz için eşsiz bir fırsat" Antalya Diplomasi Forumu’nun dünya siyasetinde daha etkili bir yer edinmeye başladığını kaydeden Fidan, "Antalya Diplomasi Forumu her geçen yıl çok verimli bir yönde gelişiyor; katılımcı sayısı da, ele alınan konu başlıklarının sayısı da artıyor ve dünya siyasetinde çok daha etkili bir yer edinmeye başlıyor. Aslında Antalya Diplomasi Forumu ile yapmaya çalıştığımız şey, bu platformu özellikle bölgesel meselelerimiz açısından öne çıkarmaktır" ifadelerini kullandı. Dünyadaki benzer platformlarda çoğunlukla küresel ve Batı merkezli sorunların ele alındığını belirten Fidan, "Bölgesel meseleler, özellikle bizim bölgemizle çok yakından ilgili konular, belki Ukrayna meselesi dışında, derinlemesine tartışılmıyor. Ama bunun dışında, örneğin Orta Doğu, Kuzey Afrika, hatta Balkanlar ve Akdeniz’e ilişkin meselelerde çok fazla platform görmüyoruz. Bu bakımdan Antalya Diplomasi Forumu’nun bölgemiz için bölgesel tartışmalar yürütme, bölgesel çözümler ve fikirler ortaya koyma açısından eşsiz bir fırsat sunduğunu düşünüyorum" dedi. "Diplomasiye her zamankinden daha fazla ihtiyaç var" Uluslararası sistemde çok taraflılığın ve kurallara dayalı yapının zayıfladığını belirten Fidan, mevcut dönemde diplomasinin daha da hayati hale geldiğini söyledi. Fidan, "Diplomasinin her zamankinden daha ilgili ve her zamankinden daha gerekli olduğu bir dönemdeyiz. Çünkü çok taraflılığın ve uluslararası düzenin çöktüğünü gördüğümüz bir çağda, çok daha fazla diyaloğa ihtiyaç duyuyoruz" diye konuştu. Yerleşik bir sistemin işlediği dönemlerde devletlerin daha az temas ihtiyacı hissettiğini, ancak sistemin zayıfladığı anlarda koordinasyonun zorunlu hale geldiğini belirten Fidan, "Uluslararası sistemin çökmekte olduğunu ve hukuksuzluğun ortaya çıktığını gördüğünüzde, daha fazla koordinasyona başlamanız gerekir. Diğer taraflarla daha fazla iletişim kurmanız gerekir; aksi halde ezilirsiniz ve kendinizi bir kazanın içinde bulabilirsiniz" dedi. Soğuk Savaş sonrasındaki dönemin 1990’lardan itibaren değişmeye başladığını, 2010-2011 sonrasının ise "serbest düşüş" dönemi olduğunu söyleyen Fidan, insanlığın artık yıkım ve savaş yaşandıktan sonra öğrenen bir döngüden çıkması gerektiğini vurguladı. "Bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim" Fidan, Orta Doğu başta olmak üzere Türkiye’nin çevresindeki bölgelerde uzun süredir güç siyasetinin belirleyici olduğunu belirterek, bunun ciddi yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini ifade etti. Fidan, savaşların sadece bölgeyi değil, kısa sürede diğer ülkeleri de olumsuz etkilediğini kaydederek, "Ne yazık ki bizim bölgemizde güç siyaseti uzun zamandır oyunun kurallarına hâkim durumda. Bu yüzden bir tür düzen getirmemiz gerekiyor. Çünkü sorunları çözmenin eski yöntemi, çoğu zaman savaşı içeriyor ve bu da bize yardımcı olmuyor" şeklinde konuştu. Bölgede kalıcı istikrarın temel şartının egemenliğe, toprak bütünlüğüne ve güvenliğe saygıdan geçtiğini söyleyen Fidan, "Bakın, her ulusun kendi sınırı var. Dolayısıyla hiçbir ülke başka bir ülkenin toprağının peşinde değil; İsrail hariç. İsrail yayılmacı politikaların peşinde. Ama İsrail dışında, bölgedeki ülkelerin kendi sınırları, kendi bayrakları ve kendi devletleri var. O halde, bölgede diğer ulus devletlerin toprak bütünlüğüne, egemenliğine, emniyetine ve güvenliğine saygı duyduğumuz sürece, bu çok temel bir başlangıç noktasıdır. Bence sorunların yüzde 80’inden fazlasını çözeriz" ifadelerini kullandı. "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz" Türkiye’nin bölgesel krizlerdeki yaklaşımını da anlatan Fidan, diplomasinin çatışmalarda tüm taraflarla temas kurmayı zorunlu kıldığını vurguladı. Fidan, "Biz savaş değil, diplomasi ve diyalog yürütüyoruz. Savaşta taraf tutmanız gerekir; ama diplomaside çatışmaya dâhil olan her tarafla, bütün taraflarla temas kurmanız gerekir. Bizim için başlangıç noktası budur" dedi. Bölgede dış politika önceliklerinin savaşların önlenmesi ve süren çatışmaların sonlandırılması olduğunu belirten Fidan, "Bölgede dış politika önceliğimiz ise savaşların patlak vermemesini sağlamak, eğer süren bir çatışma varsa bunun durdurulması ya da sona erdirilmesidir. Bölgemizde ticaretin, kalkınmanın, emniyetin, güvenliğin ve istikrarın mümkün olmasının tek yolu budur" diye konuştu. Türkiye’nin Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar çok sayıda kriz alanında yoğun çaba yürüttüğünü söyleyen Fidan, "İşte bu nedenle bölgemizde hâlihazırda süren yangınları söndürmek için çok yoğun çalışıyoruz; Ukrayna’dan Gazze’ye, İran’dan Afrika’daki bazı çatışmalara kadar, gerekirse zaman zaman Balkanlar’da da devreye giriyoruz" dedi. "İran’daki savaş, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itti" Ukrayna-Rusya savaşına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, sürecin inişli çıkışlı seyrettiğini ancak tarafların ve arabulucuların görüşmeleri sürdürme iradesini koruduğunu söyledi. Fidan, "Ne yazık ki Ukrayna-Rusya savaşı inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Ancak olumlu olan taraf şu ki, her iki tarafın ve arabulucuların en azından süreci sürdürme konusunda hâlâ istekli olduğunu görüyoruz. Bu hepimiz için büyük bir artı" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin tarafları ateşkes ve kalıcı çözüme yönlendirmeye çalıştığını belirten Fidan, Ukrayna’daki savaşın büyük bir yıkım ve istikrarsızlık ürettiğini söyledi. Fidan, "Şu anda Ukrayna görüşmeleri bakımından karşı karşıya olduğumuz tek olumsuzluk, İran’daki savaştır. Bu durum, Rusya-Ukrayna görüşmelerini bir kenara itmiş durumda. İnşallah, İran’la ilgili ateşkes ya da barış anlaşması sağlanır sağlanmaz, dikkatimizi derhal yeniden Ukrayna görüşmelerine çevireceğiz. Bu çok önemli. O meseleye olan odağımızın kaymasına izin veremeyiz" dedi. Söz konusu savaşın yalnızca iki ülkeyi değil, bölgesel ve küresel dengeleri de etkilediğini vurgulayan Fidan, tırmanma riskine de dikkat çekti. "İsrail kendi güvenliğinin değil, daha fazla toprağın peşinde" İsrail’in uzun süredir kendi güvenliğini gerekçe göstererek uluslararası kamuoyunda bir algı oluşturduğunu belirten Fidan, son yıllarda bunun arkasında daha fazla toprak hedefinin bulunduğunun netleştiğini söyledi. Fidan, "İsrail, uluslararası alanda, kendi güvenliğinin peşinde olduğu yönünde bir yanılsama oluşturdu. Ancak özellikle son yıllarda çok daha net hale geldi ki, bu kavramın altında İsrail’in peşinde olduğu şey daha fazla topraktır. Gerçekte olan budur. İsrail kendi güvenliğinin peşinde değil; daha fazla toprağın peşinde. Güvenlik, Netanyahu hükümeti tarafından daha fazla toprağı işgal etmek için bir gerekçe olarak kullanılıyor" diye konuştu. Bu sürecin Filistin topraklarından başladığını, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’ten Lübnan ve Suriye’ye uzanan bir yayılmacılık politikası izlendiğini belirten Fidan, "Bu, bölgede süregelen bir işgal ve yayılmacılık politikasıdır. Bence bunun durması gerekiyor" dedi. İsrail’in ancak diğer ülkelerin güvenlik, egemenlik ve özgürlüklerine saygı göstermesi halinde bölgede kalıcı barış içinde yaşayabileceğini vurgulayan Fidan, "İsraillilerin daha fazla toprak elde etmeye dönük yayılmacı politikaları, bölgesel ölçekte çok büyük bir sorun oluşturuyor" ifadelerini kullandı. "Avrupa Birliği, İsrail’i sınırlamak için daha fazlasını yapmalı" İsrail’e verilen Batı desteğinin meseleyi daha da karmaşık hale getirdiğini belirten Fidan, özellikle Avrupa Birliği’nin son dönemde bazı adımlar atsa da bunun yeterli olmadığını söyledi. Fidan, "Avrupa’nın, Avrupa Birliği olarak ve kurumsal bir yapı olarak bir araya gelmesi, kendi gücünü gerçekten İsrail’in bölgesel ve küresel güvenliği istikrarsızlaştıran eylemlerini sınırlamak için kullanması gerekiyor. Şu anda Avrupa Birliği’nden görmediğimiz şey tam olarak budur" dedi. Batı Şeria’daki bazı aşırı yerleşimcilerin yaptırım listesine alınmasını hatırlatan Fidan, buna rağmen İsrail’in işgal, saldırı ve insani hukuk ihlalleri karşısında daha güçlü adımlar gerektiğini söyledi. Fidan, "İsrail’in bölgede nasıl davranması gerektiğini gerçekten sağlamak için daha fazlasını yapmaları gerekiyor. Soykırım işlemeyi durdurmalı. Yerleri işgal etmeyi durdurmalı. Batı Şeria ve Gazze’de olduğu gibi başkasına ait toprakları çalmayı durdurmalı" ifadelerine yer verdi. "Gazze Planı’nın ilk aşamasındaki insani yükümlülükler yerine getirilmedi" Gazze’deki son duruma ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, geçen yıldan itibaren Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin ABD ile birlikte Gazze Barış Planı’na öncülük ettiğini söyledi. Planın savaşın durdurulmasında etkili olduğunu belirten Fidan, "Geçen yıldan itibaren, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bir dizi ülke, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte hareket ederek Gazze Barış Planı’na öncülük etti. Bu da Gazze’de savaşı durdurmayı mümkün kıldı. Özellikle o zamana kadar aktif bir soykırım söz konusuydu. Şimdi İsrailliler Gazze halkını hâlâ kasıtlı olarak öldürüyor, ancak en azından kitlesel öldürme düzeyi durdu" dedi. Planın aşamalardan oluştuğunu kaydeden Fidan, şu anda Kahire’de devam eden görüşmelerde birinci aşamanın performansının değerlendirildiğini ve ikinci aşamaya geçiş zemininin ele alındığını ifade etti. Fidan, "Her iki taraf da farklı şeyler ileri sürüyor. Ancak genel olarak şunu söyleyebilirim: Özellikle anlaşmanın insani boyutu söz konusu olduğunda, İsrail’in birinci aşamayla ilgili yükümlülüklerini fiilen yerine getirdiğini görmedik" diye konuştu. İlk aşamanın gerekleri arasında daha fazla insani yardım, tıbbi destek, barınak girişine izin verilmesi ve Filistin teknik komitesinin Gazze’de çalışmaya başlamasının yer aldığını söyleyen Fidan, "Daha fazla insani yardıma, daha fazla tıbbi yardıma ihtiyacımız var. Barınakların içeri sokulmasına izin verilmesi gerekiyor. Filistin teknik komitesinin Gazze’de kendi çalışmalarına başladığını görmemiz gerekiyor; ancak henüz başlamış değiller. Gazze’ye girişlerine izin verilmiyor. Bunlar birinci aşamanın gerekleridir" dedi. Fidan, bu yükümlülüklerin yerine getirilmesinin ardından ikinci aşamaya geçilerek daha somut sonuçların görülebileceğini belirterek, "Ama şu anda insani durum, birinci aşama şartlarının gerektirdiği şekilde tam anlamıyla ele alınmıyor. Şu an bulunduğumuz nokta budur. Ve umarım Kahire’de devam eden görüşmeler, inşallah, olumlu bir sonuç verecektir" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye’yi geleceğe taşıyacak güç, nitelikli eğitimdir. Şiddete töleransımız yoktur. Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye’yi geleceğe taşıyacak güç, nitelikli eğitimdir. Şiddete töleransımız yoktur.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eğitim Ailesi ile İftar Programı’nda yaptığı konuşmada, Çanakkale ruhundan eğitimin önemine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında Çanakkale Zaferi’nin taşıdığı anlamı vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Türkiye’nin sadece 783 bin kilometrekareden ibaret olmadığının en büyük şahidi Çanakkale’dir. Çanakkale’de Anadolu’nun her ili, Balkanlar, Kafkaslar ve Kuzey Afrika vardır” ifadelerini kullandı. Eğitimin bir milletin geleceğini belirleyen en önemli unsur olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bir milleti büyük yapan sadece kazandığı zaferler değil, aynı zamanda iyi yetişmiş, özgüven sahibi fertleridir. Güçlü bir Türkiye hedefi, ancak iyi eğitim almış insan kaynağıyla mümkündür” dedi. Son 23 yılda eğitim alanında önemli reformlar hayata geçirildiğini belirten Erdoğan, Türkiye’yi “muasır medeniyetler seviyesinin üzerine taşıyacak en önemli kaldıraçlardan birinin nitelikli ve milli bir eğitim sistemi” olduğunu ifade etti. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan: “Öğretmene kalkan el, geleceğimize kalkmış demektir. Öğretmene kalkan el, bu milletin istiklaline vurulmuş bir hançerdir. İstikbalimizin güvencesi olan çocuklarımızı ve gençlerimizi bir kuyumcu titizliğiyle yetiştiren kıymetli… pic.twitter.com/ZTfx5avFCD — T.C. İletişim Başkanlığı (@iletisim) March 18, 2026 Öğretmenlere yönelik şiddet konusuna da değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu konuda net bir duruş sergileyerek, “Öğretmene kalkan el, geleceğimize kalkmış demektir. Öğretmenlerimize karşı şiddete asla toleransımız yoktur, olmayacaktır. Bu sorunun üzerine kararlılıkla gidiyoruz.” dedi. Erdoğan, öğretmenlerin güvenli ve huzurlu bir ortamda görev yapabilmesi için gerekli tüm adımların atılacağını belirterek, Türkiye Yüzyılı hedefini birlikte inşa edeceklerini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle: "İftar soframızı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 81 vilayetimizin 922 ilçemizin her birinde aşkla görev yapan eğitimcilerimizin Ramazan-ı Şerif'ini tebrik ediyorum. Bir taraftan rahmet mevsimini uğurlamanın burukluğu diğer taraftan da Ramazan bayramına kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Ramazan'a girerken duamız 'Ya Rab bizleri Ramazan-ı Şerif'e kavuşturduğun gibi Ramazan bayramına da kavuştur'. Şimdi Ramazan-ı Şerif'i geride bırakırken 'Elveda Ramazan' diyoruz. Ramazan bayramının buradaki tüm kardeşlerime, ülkemize, milletimize ve İslâm dünyasına hayırlar getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Temiz bir kalple yapılacak duaların Cenab-ı Hak katında karşılığını mutlaka bulacağına inanıyoruz. Rabbim tuttuğunuz oruçları, yaptığınız ibadetlerini, ettiğiniz duaları katında kabul ve makbul buyursun diyorum. Daha fazlasını keşfedinGazeteSağlık haberleri bülteniDünya haberleri Bugün aynı zamanda Çanakkale deniz zaferimizin 111. yıldönümünü büyük bir gururla idrak ediyoruz. Vatan topraklarının şahit olduğu en büyük kahramanlık sahnelerinden biri olan Çanakkale destanının üzerinden tam 111 yıl geçti. 111. yılında kara toprağı al kanlarıyla sulayan tüm şehitlerimizi rahmetle, şükranla yâdediyorum. Anadolu her ocağından her ailesinden şehit veren mubarek toprakların adıdır. Dikkat edin ana dolu, baba dolu denmiyor. Burası çok anlamlı. Şehit ahvadı olan aziz milletimizin nazarında cennet vatanımızın her karış toprağı Conk Bayırı, Gelibolu, Çanakkale'dir. Ve dost düşman iyi bilir ki; Çanakkale geçilmez. İnşallah Çanakkale dünya durdukça Türk milletin hürriyet tutkusunun yıkılmaz iradesinin, varoluş mücadelesinin en parlak nişanesi olacaktır. Türkiye'nin sadece 783 bin kilometrekareden ibaret olmadığının en büyük şahidi Çanakkale'dir. Çanakkale'yi geçilmez kılan irade, ittihat fikri, mücadele azmidir. Çanakkale'de Anadolu'nun her ili, bir ilçesi vardır. Çanakkale'de Saraybosna, Balkanlar, Kafkaslar, Kuzey Afrika vardır. Çanakkale'de gönül ve kültür coğrafyamızın her köşesinin duası, niyazi, seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatan milyonların muhabbeti vardır. Çanakkale destanı epik olduğu kadar dramatik bir hikâyedir. Bakınız 1914-1918 yılları arasında Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi, İstanbul Lisesi, Yozgat Lisesi, Balıkesir Lisesi, Kayseri Lisesi'nin tamamı Çanakkale'de şehit olduğu için mezun verememiştir. İnşallah son nefesimize kadar Çanakkale ruhuna sahip çıkacak, bu toprakları bize vatan eyleyenlerin fedakârlıklarını asla unutmayacağız. 111. seneyi devriyesinde bizlere cennet vatanı miras bırakar, büyük cumhuriyeti emanet eden istiklal kahramanlarımızı, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle anıyorum. Bir milleti büyük yapan sadece tarihe şanla şerefle yazdırdığı zaferleri değildir. Aynı zamanda eğitimli, özgüven sahibi iyi yetişmiş fertleridir. Bu hassasiyetle çalışıyor, eğitime önem ve öncelik vermeyi ihmal etmiyoruz. Güçlü toplum güçlü ülke hedefini ancak insan kaynağı, iyi eğitim almış güçlü içtimai bünye ile gerçekleştireceğimizin farkındayız. Bugünün ve yarının dünyasında ilerleme, kalkınmanın her alanda muzaffer ve muteber bir ülke olmanın yolu eğitimden geçiyor. Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak kaldırıç, nitelikli, milli, zamanın ruhunu yakalamış eğitim sistemidir. Son 23 yılda gerçekten çok ciddi mesafe aldık. Tüm engelleme girişimlerine rağmen tarihi reformları ülkemize kazandırdık. Başta başörtüsü olmak üzere katsayı gibi adaletsiz uygulamaları ortadan kaldırdık. Ders müfredatlarını ve kitapları gözden geçirerek çağdışı ve vesayetçi unsurları temizledik, bilimsel anlayışla yeni baştan hazırladık. Hayata geçirdiğimiz Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile çalışmalarımızı kapsamlı bir zemine oturttuk. Ailelerimize her yıl kırtasiye kırtasiye gezmek zorunda bırakmıyor, ders kitaplarını çocuklarımıza ücretsiz olarak dağıtıyoruz. Eğitim kurumlarımızı, spor salonları, dijital kütüphaneler, akıllı tahtalar ile donatarak modern bir çehreye kavuşturduk. 821 binden fazla öğretmenimizin atamasını yaparak eğitim ordumuzun gücüne güç kattık. Öğretmenlerimizin mali ve sosyal imkanlarında da kaydadeğer iyileştirmeler gerçekleştirdik. Türkiye'nin son 23 yılda eğitimde aldığı mesafenin lokomotifi kuşkusuz öğretmenlerimiz olmuştur. Muallimler yani öğretmenler devlet ve millet hayatımızda hayati bir rol üstlenmekte, varlığımız ve milli bekamız açısından böyle bir anlam ifade etmektedir. Kültürümüzde anne ve babadan sonra eli öpülen kişi öğretmendir. Çocukluk ve gençlik çağımızda aile büyüklerimizden bunu gördük, öğretmene saygıda kusur etmemeye gördük. Öğretmene yönelik bırakın şiddeti en küçük saygısızlığı kabul etmemiz, hoşgörmemiz mümkün değildir. Türkiye'nin son 23 yılda eğitimde aldığı mesafenin lokomotifi kuşkusuz öğretmenlerimiz olmuştur. Muallimler yani öğretmenler devlet ve millet hayatımızda hayati bir rol üstlenmekte, varlığımız ve milli bekamız açısından böyle bir anlam ifade etmektedir. Kültürümüzde anne ve babadan sonra eli öpülen kişi öğretmendir. Çocukluk ve gençlik çağımızda aile büyüklerimizden bunu gördük, öğretmene saygıda kusur etmemeye gördük. Öğretmene yönelik bırakın şiddeti en küçük saygısızlığı kabul etmemiz, hoşgörmemiz mümkün değildir. En son Fatmanur Çelik öğretmenimizin maruz kaldığı gibi menfur şiddet olaylarını lanetlediğimizi, bunların kökünün kazınması gerektiğini burada tekrar vurguluyorum. Öğretmene kalkan el geleceğimize kalkmış demektir. Öğretmene kalkan el bu milletin istiklaline vurulmuş bir hançerdir. İstikbalimizin güvencesi olan çocuk ve gençlerimizi kuyumcu t itizliğiyle yetiştiren kıymetli öğretmenlerimize karşı şiddete töleransımız yoktur, olamaz ve asla olmayacaktır. Sayısı azalmakla birlikte zaman zaman karşılaştığımız şiddet sorununun üzerine kararlılıkla gidiyoruz. Bundan sonra da ödün vermeyeceğiz. Öğretmenlerimizin görevlerini güven ve huzur içinde yerine getirmeleri için devletin üzerine ne düşüyorsa yapmakta tereddüt etmeyeceğiz. Kızılelmamız Türkiye Yüzyılı'nı inşallah sizlerle birlikte inşa edeceğiz." Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle: "İftar soframızı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 81 vilayetimizin 922 ilçemizin her birinde aşkla görev yapan eğitimcilerimizin Ramazan-ı Şerif'ini tebrik ediyorum. Bir taraftan rahmet mevsimini uğurlamanın burukluğu diğer taraftan da Ramazan bayramına kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Ramazan'a girerken duamız 'Ya Rab bizleri Ramazan-ı Şerif'e kavuşturduğun gibi Ramazan bayramına da kavuştur'. Şimdi Ramazan-ı Şerif'i geride bırakırken 'Elveda Ramazan' diyoruz. Ramazan bayramının buradaki tüm kardeşlerime, ülkemize, milletimize ve İslâm dünyasına hayırlar getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Temiz bir kalple yapılacak duaların Cenab-ı Hak katında karşılığını mutlaka bulacağına inanıyoruz. Rabbim tuttuğunuz oruçları, yaptığınız ibadetlerini, ettiğiniz duaları katında kabul ve makbul buyursun diyorum. Daha fazlasını keşfedinGazeteSağlık haberleri bülteniDünya haberleri Bugün aynı zamanda Çanakkale deniz zaferimizin 111. yıldönümünü büyük bir gururla idrak ediyoruz. Vatan topraklarının şahit olduğu en büyük kahramanlık sahnelerinden biri olan Çanakkale destanının üzerinden tam 111 yıl geçti. 111. yılında kara toprağı al kanlarıyla sulayan tüm şehitlerimizi rahmetle, şükranla yâdediyorum. Anadolu her ocağından her ailesinden şehit veren mubarek toprakların adıdır. Dikkat edin ana dolu, baba dolu denmiyor. Burası çok anlamlı. Şehit ahvadı olan aziz milletimizin nazarında cennet vatanımızın her karış toprağı Conk Bayırı, Gelibolu, Çanakkale'dir. Ve dost düşman iyi bilir ki; Çanakkale geçilmez. İnşallah Çanakkale dünya durdukça Türk milletin hürriyet tutkusunun yıkılmaz iradesinin, varoluş mücadelesinin en parlak nişanesi olacaktır. Türkiye'nin sadece 783 bin kilometrekareden ibaret olmadığının en büyük şahidi Çanakkale'dir. Çanakkale'yi geçilmez kılan irade, ittihat fikri, mücadele azmidir. Çanakkale'de Anadolu'nun her ili, bir ilçesi vardır. Çanakkale'de Saraybosna, Balkanlar, Kafkaslar, Kuzey Afrika vardır. Çanakkale'de gönül ve kültür coğrafyamızın her köşesinin duası, niyazi, seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatan milyonların muhabbeti vardır. Çanakkale destanı epik olduğu kadar dramatik bir hikâyedir. Bakınız 1914-1918 yılları arasında Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi, İstanbul Lisesi, Yozgat Lisesi, Balıkesir Lisesi, Kayseri Lisesi'nin tamamı Çanakkale'de şehit olduğu için mezun verememiştir. İnşallah son nefesimize kadar Çanakkale ruhuna sahip çıkacak, bu toprakları bize vatan eyleyenlerin fedakârlıklarını asla unutmayacağız. 111. seneyi devriyesinde bizlere cennet vatanı miras bırakar, büyük cumhuriyeti emanet eden istiklal kahramanlarımızı, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle anıyorum. Bir milleti büyük yapan sadece tarihe şanla şerefle yazdırdığı zaferleri değildir. Aynı zamanda eğitimli, özgüven sahibi iyi yetişmiş fertleridir. Bu hassasiyetle çalışıyor, eğitime önem ve öncelik vermeyi ihmal etmiyoruz. Güçlü toplum güçlü ülke hedefini ancak insan kaynağı, iyi eğitim almış güçlü içtimai bünye ile gerçekleştireceğimizin farkındayız. Bugünün ve yarının dünyasında ilerleme, kalkınmanın her alanda muzaffer ve muteber bir ülke olmanın yolu eğitimden geçiyor. Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak kaldırıç, nitelikli, milli, zamanın ruhunu yakalamış eğitim sistemidir. Son 23 yılda gerçekten çok ciddi mesafe aldık. Tüm engelleme girişimlerine rağmen tarihi reformları ülkemize kazandırdık. Başta başörtüsü olmak üzere katsayı gibi adaletsiz uygulamaları ortadan kaldırdık. Ders müfredatlarını ve kitapları gözden geçirerek çağdışı ve vesayetçi unsurları temizledik, bilimsel anlayışla yeni baştan hazırladık. Hayata geçirdiğimiz Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile çalışmalarımızı kapsamlı bir zemine oturttuk. Ailelerimize her yıl kırtasiye kırtasiye gezmek zorunda bırakmıyor, ders kitaplarını çocuklarımıza ücretsiz olarak dağıtıyoruz. Eğitim kurumlarımızı, spor salonları, dijital kütüphaneler, akıllı tahtalar ile donatarak modern bir çehreye kavuşturduk. 821 binden fazla öğretmenimizin atamasını yaparak eğitim ordumuzun gücüne güç kattık. Öğretmenlerimizin mali ve sosyal imkanlarında da kaydadeğer iyileştirmeler gerçekleştirdik. Türkiye'nin son 23 yılda eğitimde aldığı mesafenin lokomotifi kuşkusuz öğretmenlerimiz olmuştur. Muallimler yani öğretmenler devlet ve millet hayatımızda hayati bir rol üstlenmekte, varlığımız ve milli bekamız açısından böyle bir anlam ifade etmektedir. Kültürümüzde anne ve babadan sonra eli öpülen kişi öğretmendir. Çocukluk ve gençlik çağımızda aile büyüklerimizden bunu gördük, öğretmene saygıda kusur etmemeye gördük. Öğretmene yönelik bırakın şiddeti en küçük saygısızlığı kabul etmemiz, hoşgörmemiz mümkün değildir. Türkiye'nin son 23 yılda eğitimde aldığı mesafenin lokomotifi kuşkusuz öğretmenlerimiz olmuştur. Muallimler yani öğretmenler devlet ve millet hayatımızda hayati bir rol üstlenmekte, varlığımız ve milli bekamız açısından böyle bir anlam ifade etmektedir. Kültürümüzde anne ve babadan sonra eli öpülen kişi öğretmendir. Çocukluk ve gençlik çağımızda aile büyüklerimizden bunu gördük, öğretmene saygıda kusur etmemeye gördük. Öğretmene yönelik bırakın şiddeti en küçük saygısızlığı kabul etmemiz, hoşgörmemiz mümkün değildir. En son Fatmanur Çelik öğretmenimizin maruz kaldığı gibi menfur şiddet olaylarını lanetlediğimizi, bunların kökünün kazınması gerektiğini burada tekrar vurguluyorum. Öğretmene kalkan el geleceğimize kalkmış demektir. Öğretmene kalkan el bu milletin istiklaline vurulmuş bir hançerdir. İstikbalimizin güvencesi olan çocuk ve gençlerimizi kuyumcu t itizliğiyle yetiştiren kıymetli öğretmenlerimize karşı şiddete töleransımız yoktur, olamaz ve asla olmayacaktır. Sayısı azalmakla birlikte zaman zaman karşılaştığımız şiddet sorununun üzerine kararlılıkla gidiyoruz. Bundan sonra da ödün vermeyeceğiz. Öğretmenlerimizin görevlerini güven ve huzur içinde yerine getirmeleri için devletin üzerine ne düşüyorsa yapmakta tereddüt etmeyeceğiz. Kızılelmamız Türkiye Yüzyılı'nı inşallah sizlerle birlikte inşa edeceğiz." Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından bazı satır başları şöyle: "İftar soframızı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 81 vilayetimizin 922 ilçemizin her birinde aşkla görev yapan eğitimcilerimizin Ramazan-ı Şerif'ini tebrik ediyorum. Bir taraftan rahmet mevsimini uğurlamanın burukluğu diğer taraftan da Ramazan bayramına kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Ramazan'a girerken duamız 'Ya Rab bizleri Ramazan-ı Şerif'e kavuşturduğun gibi Ramazan bayramına da kavuştur'. Şimdi Ramazan-ı Şerif'i geride bırakırken 'Elveda Ramazan' diyoruz. Ramazan bayramının buradaki tüm kardeşlerime, ülkemize, milletimize ve İslâm dünyasına hayırlar getirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Temiz bir kalple yapılacak duaların Cenab-ı Hak katında karşılığını mutlaka bulacağına inanıyoruz. Rabbim tuttuğunuz oruçları, yaptığınız ibadetlerini, ettiğiniz duaları katında kabul ve makbul buyursun diyorum. Daha fazlasını keşfedinGazeteSağlık haberleri bülteniDünya haberleri Bugün aynı zamanda Çanakkale deniz zaferimizin 111. yıldönümünü büyük bir gururla idrak ediyoruz. Vatan topraklarının şahit olduğu en büyük kahramanlık sahnelerinden biri olan Çanakkale destanının üzerinden tam 111 yıl geçti. 111. yılında kara toprağı al kanlarıyla sulayan tüm şehitlerimizi rahmetle, şükranla yâdediyorum. Anadolu her ocağından her ailesinden şehit veren mubarek toprakların adıdır. Dikkat edin ana dolu, baba dolu denmiyor. Burası çok anlamlı. Şehit ahvadı olan aziz milletimizin nazarında cennet vatanımızın her karış toprağı Conk Bayırı, Gelibolu, Çanakkale'dir. Ve dost düşman iyi bilir ki; Çanakkale geçilmez. İnşallah Çanakkale dünya durdukça Türk milletin hürriyet tutkusunun yıkılmaz iradesinin, varoluş mücadelesinin en parlak nişanesi olacaktır. Türkiye'nin sadece 783 bin kilometrekareden ibaret olmadığının en büyük şahidi Çanakkale'dir. Çanakkale'yi geçilmez kılan irade, ittihat fikri, mücadele azmidir. Çanakkale'de Anadolu'nun her ili, bir ilçesi vardır. Çanakkale'de Saraybosna, Balkanlar, Kafkaslar, Kuzey Afrika vardır. Çanakkale'de gönül ve kültür coğrafyamızın her köşesinin duası, niyazi, seccadelerini gözyaşlarıyla ıslatan milyonların muhabbeti vardır. Çanakkale destanı epik olduğu kadar dramatik bir hikâyedir. Bakınız 1914-1918 yılları arasında Kastamonu Abdurrahman Paşa Lisesi, İstanbul Lisesi, Yozgat Lisesi, Balıkesir Lisesi, Kayseri Lisesi'nin tamamı Çanakkale'de şehit olduğu için mezun verememiştir. İnşallah son nefesimize kadar Çanakkale ruhuna sahip çıkacak, bu toprakları bize vatan eyleyenlerin fedakârlıklarını asla unutmayacağız. 111. seneyi devriyesinde bizlere cennet vatanı miras bırakar, büyük cumhuriyeti emanet eden istiklal kahramanlarımızı, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle anıyorum. Bir milleti büyük yapan sadece tarihe şanla şerefle yazdırdığı zaferleri değildir. Aynı zamanda eğitimli, özgüven sahibi iyi yetişmiş fertleridir. Bu hassasiyetle çalışıyor, eğitime önem ve öncelik vermeyi ihmal etmiyoruz. Güçlü toplum güçlü ülke hedefini ancak insan kaynağı, iyi eğitim almış güçlü içtimai bünye ile gerçekleştireceğimizin farkındayız. Bugünün ve yarının dünyasında ilerleme, kalkınmanın her alanda muzaffer ve muteber bir ülke olmanın yolu eğitimden geçiyor. Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine taşıyacak kaldırıç, nitelikli, milli, zamanın ruhunu yakalamış eğitim sistemidir. Son 23 yılda gerçekten çok ciddi mesafe aldık. Tüm engelleme girişimlerine rağmen tarihi reformları ülkemize kazandırdık. Başta başörtüsü olmak üzere katsayı gibi adaletsiz uygulamaları ortadan kaldırdık. Ders müfredatlarını ve kitapları gözden geçirerek çağdışı ve vesayetçi unsurları temizledik, bilimsel anlayışla yeni baştan hazırladık. Hayata geçirdiğimiz Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile çalışmalarımızı kapsamlı bir zemine oturttuk. Ailelerimize her yıl kırtasiye kırtasiye gezmek zorunda bırakmıyor, ders kitaplarını çocuklarımıza ücretsiz olarak dağıtıyoruz. Eğitim kurumlarımızı, spor salonları, dijital kütüphaneler, akıllı tahtalar ile donatarak modern bir çehreye kavuşturduk. 821 binden fazla öğretmenimizin atamasını yaparak eğitim ordumuzun gücüne güç kattık. Öğretmenlerimizin mali ve sosyal imkanlarında da kaydadeğer iyileştirmeler gerçekleştirdik. Türkiye'nin son 23 yılda eğitimde aldığı mesafenin lokomotifi kuşkusuz öğretmenlerimiz olmuştur. Muallimler yani öğretmenler devlet ve millet hayatımızda hayati bir rol üstlenmekte, varlığımız ve milli bekamız açısından böyle bir anlam ifade etmektedir. Kültürümüzde anne ve babadan sonra eli öpülen kişi öğretmendir. Çocukluk ve gençlik çağımızda aile büyüklerimizden bunu gördük, öğretmene saygıda kusur etmemeye gördük. Öğretmene yönelik bırakın şiddeti en küçük saygısızlığı kabul etmemiz, hoşgörmemiz mümkün değildir. Türkiye'nin son 23 yılda eğitimde aldığı mesafenin lokomotifi kuşkusuz öğretmenlerimiz olmuştur. Muallimler yani öğretmenler devlet ve millet hayatımızda hayati bir rol üstlenmekte, varlığımız ve milli bekamız açısından böyle bir anlam ifade etmektedir. Kültürümüzde anne ve babadan sonra eli öpülen kişi öğretmendir. Çocukluk ve gençlik çağımızda aile büyüklerimizden bunu gördük, öğretmene saygıda kusur etmemeye gördük. Öğretmene yönelik bırakın şiddeti en küçük saygısızlığı kabul etmemiz, hoşgörmemiz mümkün değildir. En son Fatmanur Çelik öğretmenimizin maruz kaldığı gibi menfur şiddet olaylarını lanetlediğimizi, bunların kökünün kazınması gerektiğini burada tekrar vurguluyorum. Öğretmene kalkan el geleceğimize kalkmış demektir. Öğretmene kalkan el bu milletin istiklaline vurulmuş bir hançerdir. İstikbalimizin güvencesi olan çocuk ve gençlerimizi kuyumcu t itizliğiyle yetiştiren kıymetli öğretmenlerimize karşı şiddete töleransımız yoktur, olamaz ve asla olmayacaktır. Sayısı azalmakla birlikte zaman zaman karşılaştığımız şiddet sorununun üzerine kararlılıkla gidiyoruz. Bundan sonra da ödün vermeyeceğiz. Öğretmenlerimizin görevlerini güven ve huzur içinde yerine getirmeleri için devletin üzerine ne düşüyorsa yapmakta tereddüt etmeyeceğiz. Kızılelmamız Türkiye Yüzyılı'nı inşallah sizlerle birlikte inşa edeceğiz."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.