Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Balıkesir

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Balıkesir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Balıkesir haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BADO Akçay–Midilli Deniz Otobüsü Hattı, ilk ayında yüzde 95 doluluk oranına ulaştı. Haber

BADO Akçay–Midilli Deniz Otobüsü Hattı, ilk ayında yüzde 95 doluluk oranına ulaştı.

Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın’ın şehrin turizm potansiyelini, yerel ekonomisini ve uluslararası tanınırlığını artırmak adına hayata geçirdiği BADO Akçay–Midilli Deniz Otobüsü Hattı ilk ayından itibaren yoğun ilgi görmeye devam ediyor. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi iştiraki Balıkesir Toplu Taşıma AŞ (BTT) tarafından 27 yıl aradan sonra yeniden hizmete alınan Akçayport’tan Midilli’ye 29 Temmuz’da başlayan seferlerle ilk aydan itibaren yolcu sayısı rekora koştu. Hafta içi seferlerinin de en az hafta sonu seferleri kadar yoğun talep gördüğü BADO Akçay–Midilli Deniz Otobüsü Hattı’nın hafta içi gerçekleştirilen bir seferinde tek yönde yüzde 95 doluluk oranı, 412 yolcu ile rekor sayıya ulaştı. Körfez turizmini hareketlendiren BADO’nun Akçay-Midilli Deniz Otobüsü Hattı, vatandaşın takdirini kazanırken yerel ekonomiyi de canlandırıyor. BOYUER: “TAHMİNİMİZDEN ÇOK DAHA İYİ BİR NOKTADA” Balıkesir Toplu Taşıma A.Ş. Genel Müdürü Mustafa Ömür Boyuer, BADO Akçay–Midilli Hattının ilk ayında gördüğü yoğun ilgiden memnuniyet duyduklarını belirterek, “Hizmete açmadan önce yapmış olduğumuz fizibilite çalışmalarında buranın cazibe merkezi olabileceğini düşünmüştük ama ilgi bizim düşündüğümüzden de daha iyi bir noktada. Seferlerimize başlayalı bir ay oldu ve doluluk oranı beklenen seviyenin üzerinde . Tabii yalnızca Adaya değil, Midilli’den de gelen yolcularımız da var. Bu da Edremit, Akçay ve bölgemiz için turizm ile ekonomi açısından da canlılık getirecektir. Önümüzdeki süreçte bu sayının artarak devam edeceğini düşünüyoruz. Bu hattı yalnızca iki nokta arasında ulaşım sağlayan bir deniz yolu olarak değil, Balıkesir’in turizm potansiyelini güçlendiren önemli bir bağlantı olarak görüyoruz. Yine burada yeni hattımız ile birlikte en son 27 Yıl önce hizmet verilmiş Gümrük Limanını da son teknolojiyle donatarak, modern yapısı ile Akçayport olarak yeniden hizmete açtık. Biz projelerimizi; akılcı, bilimsel ön değerlendirme ve modelleme çalışmaları sonrasında hayata geçiriyoruz. Burada da kurguladığımız güçlü iş birliği modeli sayesinde, minimum yatırım maliyetiyle kaynak tüketen değil, kaynak yaratan bir projeyi şehrimize kazandırmış olduk. Deniz Ulaşımda hem Ege hem de Marmara kıyılarında yeni hatlar açılması için fizibilite ve altyapı çalışmaları devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal: Çiftçi perişan. Hem de üreterek perişan Haber

CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal: Çiftçi perişan. Hem de üreterek perişan

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında tarım sektöründeki sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çiftçinin borçluluğu, üretim maliyetleri, ürün fiyatları, Malatya’daki sel felaketi, kuru üzüm fiyatları ve ABD’nin Türk zeytinyağına uyguladığı ek gümrük vergisi Sarıbal’ın gündemindeydi. Gıdaya erişimin temel bir hak olduğunu belirten Sarıbal, tarımsal üretimin yalnızca çiftçiyi değil, toplumun tamamını ilgilendirdiğini söyledi. İktidarın üretim yerine ithalatı önceleyen politikalarının hem üreticiyi hem tüketiciyi yoksullaştırdığını savundu. ÇİFTÇİNİN BORCU 1,4 TRİLYON LİRAYI AŞTI Sarıbal, Haziran 2026 itibarıyla çiftçinin bankalara olan tarımsal kredi borcunun 1 trilyon 459 milyar liraya ulaştığını açıkladı. 2004 yılında 5,3 milyar lira olan borcun 275 kat arttığını belirten Sarıbal, aynı dönemde tarımsal desteklerin 3,1 milyar liradan 167,6 milyar liraya yükseldiğini söyledi. Buna göre çiftçinin borcu ile tarımsal destek arasındaki farkın da büyüdüğünü ifade eden Sarıbal, 2004'te 1,7 kat olan oranın bugün 8,7 kata çıktığını kaydetti. Takipteki tarım kredilerinin de bir yılda 7,7 milyar liradan 25,5 milyar liraya yükseldiğini belirten CHP'li Sarıbal, “Çiftçi perişan. Hem de üreterek perişan” dedi. Sarıbal, kredilerin tarımsal finansmanın merkezinden çıkarılması, çiftçinin faiz yükünden kurtarılması ve üretimini sürdürebilmesi için kamusal destek sağlanması çağrısında bulundu. BURSA’DA ŞEFTALİ ÜRETİCİSİ MALİYETİN ALTINDA SATIYOR Bursa, Mersin ve Denizli’de şeftali üreticilerinin maliyet baskısıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen Sarıbal, Bursa’da kilogram maliyeti 20-25 liraya ulaşan sanayilik şeftalinin 5 liraya kadar düşen fiyatlarla alındığını belirtti. Mersin’de yaklaşık 15 liraya mal edilen sanayilik şeftalinin yine 5 liraya alınmak istendiğini, Denizli’nin Çivril ilçesinde ise maliyeti yaklaşık 22 lira olan sofralık şeftalinin 15 liraya kadar gerilediğini aktaran Sarıbal, üreticinin ürünü satsa da dalında bıraksa da zarar ettiğini söyledi. Sarıbal, “Üretim yapan çiftçi adeta cezalandırılıyor” ifadelerini kullandı. MALATYA’DA 400 TONDAN FAZLA KAYISI TELEF OLDU Malatya’da etkili olan sağanak ve selin kayısı üreticilerini de ağır biçimde etkilediğini belirten Sarıbal, CHP Malatya İl Başkanlığından alınan bilgilere göre 168 çiftçinin selden etkilendiğini, 3 ev, 2 ahır ve 2 deponun hasar gördüğünü açıkladı. Kurutulmak üzere serilen 400 tondan fazla kayısının telef olduğunu belirten Sarıbal, zarar tespitlerinin gecikmeden tamamlanmasını istedi. Üreticinin yalnızca faizli borç ertelemesiyle kurtarılamayacağını savunan Sarıbal, zararların doğrudan karşılanması, karşılıksız destek verilmesi ve borçların faizsiz şekilde yeniden yapılandırılması çağrısında bulundu. “KURU ÜZÜMDE FİYAT 150 LİRANIN ALTINDA OLMAMALI” Kuru üzüm üreticisinin yeni sezon fiyatını beklediğini belirten Sarıbal, 2026 için bir kilogram kuru üzümün çıplak maliyetinin 93 lira, üreticinin emeği ve yaşam payı eklendiğinde referans fiyatın 151,50 lira olarak hesaplandığını söyledi. TMO’nun 2025 yılında 9 numara çekirdeksiz kuru üzüm için kilogram başına 120 lira fiyat açıkladığını hatırlatan Sarıbal, yeni sezon fiyatının gecikmesinin üreticiyi tüccarın insafına bıraktığını savundu. Sarıbal, TMO’nun bir an önce fiyat açıklamasını ve fiyatın 150 liranın altında olmamasını istedi. ABD’NİN ZEYTİNYAĞI VERGİSİNE TEPKİ ABD’nin Türkiye’den ithal edilen zeytin ve zeytinyağına yüzde 12,5 ek gümrük vergisi getirmesinin üretici ve ihracatçı üzerinde baskı oluşturacağını belirten Sarıbal, ABD’nin Türkiye zeytinyağı ihracatında önemli bir pazar olduğunu söyledi. 2024-2025 sezonunun ilk dokuz ayında yaklaşık 480 milyon dolarlık zeytinyağı ihracatı yapıldığını, bunun 118 milyon dolarlık bölümünün ABD’ye gerçekleştirildiğini aktaran Sarıbal, Türkiye’nin kendi üreticisini koruyacak bir dış ticaret politikası oluşturması gerektiğini savundu. Zeytinyağının dökme olarak düşük fiyatla ihraç edilmesi nedeniyle katma değerin başka ülkelerde kaldığını belirten Sarıbal, markalaşmaya ve üreticinin ihracat gelirinden daha fazla pay almasına yönelik politikalar geliştirilmesini istedi. TURŞULUK BİBERDE DE FİYAT KRİZİ Balıkesir’in Deliklitaş ve Yaylacık mahallelerindeki turşuluk biber üreticilerinin de sorun yaşadığını belirten Sarıbal, kilogramı 35-40 liraya satılabilen ürün için üreticinin en az 70 lira fiyat beklediğini söyledi. Mazot ve gübre fiyatlarının yüzde 50-60, işçilik ve diğer bakım giderlerinin ise yüzde 40-50 arttığını belirten Sarıbal, üreticilerin az sayıdaki alıcının belirlediği koşullara mahkûm edildiğini savundu. Sarıbal, üretim maliyetinin altında alım yapılmasının önlenmesi, piyasanın kamu tarafından düzenlenmesi ve üretici örgütlerinin fiyat belirleme süreçlerine dahil edilmesi çağrısında bulundu.

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Güney Marmara Başkanı Mehmet Yıldız: 27 yıl daha kaybedemeyiz Haber

TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) Güney Marmara Başkanı Mehmet Yıldız: 27 yıl daha kaybedemeyiz

17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçti. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Yıldız, yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşmeye ve afet risklerini azaltmaya yönelik kapsamlı adımlar atmaya devam etmesi gerektiğini vurguladı. 17 Ağustos 1999’da Gölcük merkezli meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki depremde resmi verilere göre 18 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, yaklaşık 50 bin kişinin yaralandığını ve 375 bin yapının hasar gördüğünü hatırlatan Yıldız, depremde yaşamını yitirenleri saygıyla andı. “DEPREM BİR DOĞA OLAYI, YIKIM KADER DEĞİL” Depremin tek başına afete neden olmadığını belirten Yıldız, yanlış yer seçimi, plansız kentleşme, niteliksiz yapılaşma, denetimsizlik ve bilimsel mühendislik hizmetlerinin yeterince kullanılmamasının riskleri büyüttüğünü ifade etti. Yıldız, “Deprem bir doğa olayıdır. Afete dönüşmesi veya dönüştürülmesi ise yerleşim yeri planlayıcılarının, karar alıcıların ve uygulayıcıların yanlışlarının sonucudur” dedi. Deprem bilincinin yalnızca deprem sırasında ne yapılacağını bilmekten ibaret olmadığını belirten Yıldız, kentlerin jeolojik özelliklerinin, zemin davranışlarının ve yapı güvenliğinin bilinmesi gerektiğini söyledi. “MİKROBÖLGELEME ÇALIŞMALARI HIZLA TAMAMLANMALI” Afetlere dirençli kentlerin yalnızca sağlam binalardan oluşmadığını vurgulayan Yıldız; aktif faylar, sıvılaşma, heyelan, kaya düşmesi, taşkın, tsunami ve diğer jeolojik tehlikelerin belirlenmesi gerektiğini kaydetti. Bu kapsamda mikrobölgeleme çalışmalarının tamamlanması, yerleşime uygun alanların bilimsel verilerle belirlenmesi ve imar kararlarının bu veriler doğrultusunda alınması çağrısında bulunan Yıldız, mevcut yapı stokunun yanı sıra ulaşım sistemleri ve kritik altyapıların da afetlere karşı güvenli hale getirilmesi gerektiğini söyledi. Yıldız, jeolojik-jeoteknik etütlerin bir formalite olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu çalışmaların can ve mal güvenliğinin temel unsurlarından biri olduğunu ifade etti. “KENTSEL DÖNÜŞÜM RANT ODAKLI OLMAMALI” Yerleşim alanlarının planlanmasından yapıların projelendirilmesine, kentsel dönüşümden altyapı yatırımlarına kadar tüm süreçlerde jeoloji mühendisliği hizmetlerinden etkin şekilde yararlanılması gerektiğini belirten Yıldız, kentsel dönüşümün yalnızca yapı yenileme faaliyetine indirgenmemesi gerektiğini söyledi. Deprem tehlikesi, zemin koşulları, yapı güvenliği ve toplumsal ihtiyaçların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, riskli yapıların yenilenmesi kadar riskli alanlarda yeni yapılaşmanın önlenmesinin de hayati önem taşıdığını kaydetti. “GÜNEY MARMARA NEDEN KAPSAM DIŞINDA?” Açıklamasında “Yarısı Bizden” kampanyasına da değinen Yıldız, İstanbul’da uygulanan finansman modelinin Güney Marmara illerinde de uygulanması gerektiğini savundu. Yıldız, İstanbul’da riskli yapı stokunun yaklaşık yüzde 17 olduğunu, Bursa, Yalova, Balıkesir ve Çanakkale’de ise bu oranın yaklaşık yüzde 65 seviyesinde bulunduğunu öne sürerek, “Olası Marmara Depremi öncesi 1 birim maliyet ile ‘önlemek’ mi, yoksa afet sonrası 6 birim maliyet ‘ödemek’ mi daha insani, daha akılcı ve daha ekonomik?” sorusunu yöneltti. '1' İLE ÖNLEMEK Mİ, '6' İLE ÖDEMEK Mİ? Mevcut riskli yapı stoğunu eritmek amacıyla devreye alınan en güçlü mekanizmanın 2026 yılında da ana strateji olan “Yarısı Bizden” kampanyası olduğunu ifade eden JMO Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız, konuşmasında şunları kaydetti: "Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yürütülen bu modelde, her bir konut için 875 bin TL hibe, 875 bin TL kredi ve 125 bin TL taşınma desteği veriliyor. Bu şekilde Bakanlığın her bir konut için sağladığı 1 milyon 875 bin TL’lik finansman desteğinden faydalanan vatandaşlar evlerini yüklenici firmalarla yeniden inşa ettirebiliyor. Bu finansal modelin amacı, inşaat maliyetlerindeki artış nedeniyle kentsel dönüşüme giremeyen dar ve orta gelirli vatandaşın üzerindeki yükü hafifletmektir. Ancak riskli yapı stoğu yaklaşık % 17 olan İstanbul ilimiz için bu sistem uygulanırken, riskli yapı stoğu % 65 olan Bursa – Yalova – Balıkesir ve Çanakkale için neden uygulanmıyor? Üstelik Güney Marmara’da bulunan bu illerin toplam nüfusu İstanbul’un 3’te 1’i ve riskli yapı stoğu yaklaşık 4 kat daha fazla iken. Yetkililere tekrar hatırlatmak istiyoruz, tek bir canımızı dahi kaybetmemek adına, olası Marmara Depremi öncesi 1 birim maliyet ile ‘’ÖNLEMEK’’ mi, yoksa afet sonrası 6 birim maliyet ‘’ÖDEMEK’’ mi, hangisi daha insani, daha akılcı ve daha ekonomik?". “AFET VE ACİL DURUM BAKANLIĞI KURULMALI” Jeoloji Mühendisleri Odası olarak tüm yerleşimlerde mikrobölgeleme çalışmalarının tamamlanmasını, mevcut yapı stokunun risk önceliğine göre güvenli hale getirilmesini ve yapı ile zemin denetiminin kamusal ve bağımsız bir anlayışla güçlendirilmesini talep ettiklerini belirten Yıldız, afet eğitiminin toplumun tüm kesimlerine yaygınlaştırılması gerektiğini söyledi. Yıldız ayrıca “Afet, Acil Durum ve İklim Değişikliği Bakanlığı” kurulması çağrısında bulundu. Afet yönetimindeki kurumlar arasındaki koordinasyonun yeniden düzenlenmesi ve ulusal, bölgesel ve yerel ölçekte etkin bir afet yönetim modeli oluşturulması gerektiğini ifade etti. Bunun yanında afet risk yönetimini destekleyecek bir afet hukuk sistemi oluşturulması ve afet suçlarına yönelik caydırıcı yaptırımlar getirilmesi gerektiğini savundu. “KAYBEDECEK 27 YILIMIZ DAHA YOK” Deprem sonrasında yaraları sarmaya dayalı anlayıştan, afet öncesinde riskleri azaltan bütünleşik afet yönetimine geçilmesi gerektiğini vurgulayan Yıldız, bilimin ve mühendisliğin gereklerinin yerine getirilmesinin tercih değil, kamusal sorumluluk olduğunu söyledi. Yıldız açıklamasını, “27 yıl geçti ancak hâlâ doğa olaylarının afete dönüşmemesi için hazır değiliz. Kaybedecek bir 27 yılımız daha olmamalı” sözleriyle tamamladı. Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şubesi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nde yaşamını yitirenleri bir kez daha saygıyla anarken, yerel ve merkezi yönetimler başta olmak üzere tüm toplumsal kesimleri afet risklerinin azaltılması için bilimsel ve kamusal çözümler üretmeye çağırdı.

Türkiye Sigorta Eksperleri Derneği (TÜSED)'den  Balıkesir’deki saldırıya suç duyurusu Haber

Türkiye Sigorta Eksperleri Derneği (TÜSED)'den Balıkesir’deki saldırıya suç duyurusu

Türkiye Sigorta Eksperleri Derneği (TÜSED), Balıkesir’de meslektaşları Murat Muslu’ya yönelik saldırının ardından yürüttükleri çalışmalara ilişkin açıklama yaptı. Dernekten yapılan açıklamada, saldırının ardından yalnızca kınama açıklamasıyla yetinilmediği, olayın ilk andan itibaren hem adli hem de idari yönden takip edildiği belirtildi. TÜSED Yönetim Kurulu Üyesi Serkan Okan Gökeer, Marmara Bölge Temsilcisi Bülent Kabacan, Balıkesir İl Temsilcisi Mustafa Yaren, Balıkesir Koordinatörü Güven Bora Çelik, Bursa ve Balıkesir’de faaliyet gösteren eksperler ve dernek avukatı, Balıkesir’de bir araya geldi. Saldırıya uğrayan Murat Muslu’nun ziyaret edilerek geçmiş olsun dileklerinin iletildiği, bölgedeki meslektaşlarla olay ve bundan sonraki hukuki sürecin değerlendirildiği aktarıldı. Aynı gün ilgili meslek kuruluşları ve sektör paydaşlarıyla da görüşmeler gerçekleştirildi. “EKSPERTİZ YALNIZCA YETKİLİ KİŞİLERCE YAPILABİLİR” Görüşmelerde, sigorta eksperliği faaliyetinin yalnızca mevzuatla yetkilendirilmiş kişiler tarafından yürütülebileceği vurgulandı. Eksperlik yetkisi bulunmayan kişilerin sahada ekspertiz faaliyeti gerçekleştiremeyeceğini belirten TÜSED, ekspertiz amacıyla sahaya gelen kişilerin eksper kimliklerinin kontrol edilmesinin önemine dikkat çekti. Dernek ayrıca, ilgili kurum ve kuruluşlardan yetkisiz faaliyetlerin önlenmesi konusunda gerekli bilgilendirmeleri yapmaları ve sürece aktif katkı sağlamalarını istedi. Görüşmeler sonrasında Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Suç duyurularının, eksperlik yetkisi bulunmaksızın ekspertiz faaliyeti yürüttüğü iddia edilen kişiler ile eksperlik yetki ve unvanını bu kişilere kullandırdığı iddia edilenler hakkında hazırlandığı belirtildi. TÜSED açıklamasında, konunun yalnızca meslektaşlarına yönelik saldırıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda sigorta eksperliği yetkisinin yetkisiz kişiler tarafından kullanılması meselesinin de bulunduğunu vurguladı. Açıklamada, “saha görevlisi”, “denetim uzmanı”, “araştırmacı”, “ofis personeli” veya “şirket görevlisi” gibi farklı unvanların, eksperlik yetkisi bulunmayan kişilere mevzuat kapsamında yalnızca sigorta eksperlerine tanınan mesleki faaliyetleri yürütme hakkı vermeyeceği savunuldu. TÜSED, somut tespit bulunması halinde yetkisiz şekilde ekspertiz faaliyeti yürütenler ile bu kişilere eksperlik yetkisini kullandırdığı belirlenenler hakkında adli ve idari süreçlerin işletilmeye devam edeceğini açıkladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.