SON DAKİKA
Hava Durumu

#Asgari Ücret

Bursa Digital, Bursa Haber, Bursa Son Dakika - Asgari Ücret haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Asgari Ücret haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Özgür Özel: Emeklinin Tabağında Yemek Yok, Katar Emiri’nin Altın Tabaklarını Sergileyecekmiş” Haber

Özgür Özel: Emeklinin Tabağında Yemek Yok, Katar Emiri’nin Altın Tabaklarını Sergileyecekmiş”

Özel, şunları söyledi: “80’İNCİ MİTİNGDE DENİZLİ’DE ON BİNLER MEYDANI DOLDURDU” “Değerli arkadaşlar, son grup toplantımızdan bu yana hep beraber yoğun bir çalışma sürecinin içinde olduk. Bir yandan İstanbul, Beykoz’da 79’uncu eylemimizi yaptık. Ardından pazar günü Denizli’de 80’inci eylemde yoğun bir yağışın altında, tüm gün boyunca yağmur yağarken, ‘Acaba bu miting iptal olacak mı? Mitingi iptal edecek misiniz?’ diyenlere şöyle söyledik: ‘Bu yağmurda miting olmaz, mitingi iptal etmek lazım. Ama bu yağmurda eylemin en güzeli olur, en etkilisi olur’ dedik. 10 binler meydanı doldurdu. Denizli’de o yağmura rağmen Türkiye’deki herkesin direnme umudunu, mücadele azmini diri tutan Denizli’de ve civarından bize katılan herkese, Denizli örgütümüze, belediye başkanlarımıza, büyükşehir belediye başkanımıza yürekten teşekkür ediyoruz. 2026 yılında mücadeleyle, mücadeleyi büyüterek, bir santim eğilmeden, bir adım geri atmadan, bir kelime eksik konuşmadan hakkımızı aramaya, mücadeleyi sürdürmeye ve iktidara yürümeye hep beraber devam edeceğiz.” “RAUF DENKTAŞ’I RAHMETLE ANIYORUZ” “Vefatının 14’üncü yılında Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kurucusu, ömrü Kıbrıs davasıyla geçmiş, sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kurucu Cumhurbaşkanı rahmetli Rauf Denktaş’ı bir kez daha minnetle anıyoruz. Her Kıbrıs’a gittiğimizde ailesini ve kabristanı ziyaret ediyoruz. Bir kez daha ailesine buradan saygılarımızı, selamlarımızı yollarken, kendisine de Allah’tan gani gani rahmet diliyorum.” “BEYAZ BASTON YASASINA İHTİYAÇ VAR” “Bugün aramızda elbette emekliler var. Uzun konuşacağız. 7 - 14 Ocak haftası, Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası. Biz beyaz bastonluların farkındayız. Beyaz bastonluları görüyoruz. Bastonlarını kaldırıyorlar. Ayağa kalktılar. Türkiye görsün beyaz bastonluları. Aradaki emekliler birazcık açılırsa onları görelim. Onların farkında olmak lazım; trafikte, kaldırımda farkında olmaz lazım. Sarı çizgiler onlar için tek başlarına toplumsal yaşama katılabilmelerinin teminatı. Sarı çizgilere dikkat etmek, park ederken dikkat etmek, kaldırımlarda esnafımızın dikkat etmesi, onların yollarını tek başlarına bulmalarına katkı sağlayan sarı çizgilere özen göstermek lazım. Cumhuriyet Halk Partisi olarak engelli dostu, görme engelli dostu bir belediyecilik anlayışını tüm belediyelerimizde uygulamaya çalışıyoruz. Bu konuda tüm yerel yönetimlere düşen görevlerin bir kez daha altını çiziyorum. Ayrıca beyaz bastonun standartları var. Uzun yıllardır mücadele edildi ama mutlaka bir Beyaz Baston Yasası’na ihtiyaç var. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ihtiyacın da farkındayız. Tüm grupları Beyaz Baston Yasası’nı çalışmak ve hep birlikte yasalaştırmaya davet ediyorum.” “İFTİRALAR, HAKARETLER VE CHP’Yİ SUÇLAYAN BİR DİL VAR” “Diğer taraftan biraz önce söyledim. Birazdan emeklilerle ilgili çok kapsamlı, uzun ve bütün meseleyi çözüm önerileriyle birlikte konuşacağımız adeta emeklilere özel bir grup toplantısını yapacağız. Ancak bir yandan Adalet ve Kalkınma Partisi’nde grup toplantısında teknolojik imkânlardan yararlanıp, ülkenin Cumhurbaşkanı sıfatıyla gelip de burada bir partinin Genel Başkanlığını yaparken, Cumhuriyet Halk Partisi gibi bir partiye iftiralar, hakaretler ve dönüp dolaşıp Cumhuriyet Halk Partisi’ni kendinde olanı, kendi yaptığını şimdi CHP yapıyormuşçasına CHP’yi suçlayan bir dil var. Sayın Erdoğan’a hep söyledim, ‘Eğer hak etmediğimizi duyarsak, hak ettiğini duyarsın’ dedim. Şimdi hep birlikte bir hak ettiğini izleyelim. Sonra tekrar birlikteyiz. İşte hak etmediğini duyan Cumhuriyet Halk Partisi’nin Adalet ve Kalkınma Partisi’ne hak ettiği cevabıdır. Bundan sonra böyle. Duyan duymayana söylesin. Gören görmeyene anlatsın. Erdoğan'a yapıldığında gidip yurtdışından destek istemek meşru, Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve Ekrem İmamoğlu’na yapıldığında dışarıya gidip de ‘Türkiye’de yapılan bir yolsuzluk operasyonu değildir. Türkiye’de yapılan yargı eliyle bir darbedir. Mevcut Cumhurbaşkanı’nın gelecek Cumhurbaşkanı’na, mevcut iktidarın bugün gücünü kullanarak geleceğin iktidar partisine yaptığı darbedir’ dediğimizde, ‘Bizi gidip de oraya şikayet ediyorlar…’ Geçmişte kimin Türkiye’yi şikayet ettiğini, Türkiye’yi mahkemelere verdiğini, tazminat taleplerinde bulunduğunu… Ben mesela tutup da İngiliz’den, Amerikalı’dan ‘Türkiye’yi kınayan bir açıklamayı yap, bunu da gelelim burada gazetelere manşet yapalım’ filan demedim. Ben Avrupa’daki kardeş partilerime ‘Türkiye’deki bir yargı darbesidir, ülkenizde bunu doğru anlatın. Erdoğan’ı güvenlik kaygılarıyla pazarlık edilecek birisi olarak değil demokrasi zeminine davet edilmesi gereken bir siyasi muhatap olarak görün’ dedim. Demeye de devam ediyorum. Bundan sonra da söyleyeceğim. Japonya’da trende basılan sekiz milyon tirajlı gazetesine de anlattım, dünyanın öbür ucunda 50 kişiye yayın yapan bir radyo varsa ona da anlatırım. Türkiye’de yapılanlar darbedir. Bu darbeye teslim olmayacağız.” “SENİN İÇİN UTANÇ, BİZİM İÇİN ONUR VESİKASIDIR” “Biraz önce de vardı; Türk basınının amiral gemilerinden bir tanesi Milliyet’te tam manşet. 2005 yılının 6 Haziran günü. ‘Erdoğan, ABD’ye uçarken anti-Amerikancılığa karşı net tavır aldı: ‘Talihsizlik Cumhuriyet Halk Partisi’nin ABD karşıtı olması.’ Erdoğan, Washigton’u kızdıran anti- Amerikanizmin faturasını CHP’ye kesti. ‘Bu ilk defa çıkmadı, talihsizlik ana muhalefetin de bu çizgide olmasıdır’ dedi.’ Erdoğan, işte bu o günkü halini de bugünkü halini de gösteren; işte bu o günkü durumunu da bugünkü durumunu da gösteren; tarihin önünde ne olduğunu altın harflerle kazıdığın, senin için utanç, bizim için onur vesikasıdır.” “ALEVİ CANLARIMIZIN CANINI YAKANA ‘ARKASINDAYIM’ DENİYOR” “Ayrıca bir yandan da halen daha bekliyoruz. Geçtiğimiz hafta Meclis’te AK Parti’nin Grup Başkanvekili, Adalet ve Kalkınma Partisi adına orada konuşan, söz söyleyen, bütün işlemlerde parti adına o oturumda, o birleşimdeki en yetkili kişi tuttu ve dedi ki… Güya bizi eleştirecek. ‘Suriye’de Müslümanlar ölürken ses çıkarmayanlar, Alevi katliamı var diye şimdi konuşuyorlar’ dedi. Grup Başkanvekilimiz bunu fark etti ve büyük bir siyasi olgunlukla dedi ki ‘Bunu düzeltin.’ Çünkü ağızdan çıkan laf bazen olmadık bir yere gider. Orada olur. Döndü ve dedi ki ‘Yanlış bir şey söylüyorsun, bunu düzelt.’ Hanımefendi düzeltmedi. Direndi. Şimdi bütün Türkiye’de bu konuda Alevi canlarımızın canını yakan bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi uyarımıza rağmen ‘Hayır, arkasındayım’ diyor. Alevileri Müslüman’dan saymayan, Cumhuriyet Halk Partisi’ne iftira atacağım derken Suriye’deki Alevi katliamını meşrulaştıran, acayip, tutulacak hiçbir yanı olmayan bir şey. Dün Ömer Çelik çıkmış televizyon karşısına… Parti adına bir düzeltme bekliyorsun. Abuk subuk laflar çeviriyor. Bir - 1,5 aylık polemiklerden bir şeyler çıkarmaya çalışıyor. Bu hanımefendiyi halen daha görevde tutmaya devam ederseniz, o ayıplı lafın altına tüm parti imza atar, başta Erdoğan.” “AMERİKANCILIK DA SANA KALSIN, BOP’UN EŞ BAŞKANISIN” “Bir de o hanımefendiye söyleyeyim. Müslüman kanı akarken ses çıkarmamak filan. Tövbeler olsun. Böyle bir lafı söyleyene yazıklar olsun da 1 Mart 2003… Erdoğan o Amerikancı Erdoğan, ‘CHP ABD karşıtıdır, talihsizliktir’ diyen Erdoğan iktidara gelmeden önce partisinin Genel Başkanı’yken Amerika’ya gidip, biat sözü veren Erdoğan, karşılığında Irak operasyonu için tezkere sözü veren Erdoğan, 1 Mart’ta kapalı oturumda Irak operasyonu için Mersin Limanı’ndan Amerikan askerinin gelmesini, geçip Irak’a bizim sınırımız üzerinden kara operasyonu yapmasını engellemek için Cumhuriyet Halk Partisi 22’nci dönem grubu çırpındı. 99 AK Parti milletvekili o gün bizimle birlikte oy kullanarak, o tezkerenin geçmesine, Amerikan postalının Mersin’den basıp güneye, güney doğuyu kirletmesine, Irak’a gidip 1,5 Müslüman kanı akıtmasına, bu ayıba ortak olunmamasına Meclis’te o günkü 99 AK Parti milletvekili ve tüm Cumhuriyet Halk Partisi grubu oy kullandı. Mani oldu. O 99’dan bir tanesini siyasette var etmedi, hepsini yok etti. Şimdi buradan 22’nci dönem yaşayan tüm milletvekillerimizi hürmetle, hayatta olmayanları rahmetle anıyorum ve diyoruz ki; biz Amerika’nın her türlü emperyalist ve kirli oyununa karşı, Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk milletinin hakkını ve menfaatini sonuna kadar koruruz. Amerikancılık da sana kalsın. Çünkü ben antiemperyalist mücadeleyle vatanı, yedi farklı işgal ordusundan temizleyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu partinin Genel Başkanıyım. Sen BOP’un Eş Başkanısın. Bununla övünüyorsun.” “SEN MÜZE AÇMAYA DEVAM ET, BİZ ASLANLAR GİBİ HİZMET EDİYORUZ” “Türkiye 2018’den bu yana artık bütün yetkileri bünyesinde toplayan, maalesef aynı dolmakalem, aynı mürekkeple sabah vali, öğleden sonra il başkanı atayan, aynı mürekkeple kaymakam, ilçe başkanı atayan, hem bir partinin genel başkanı hem Cumhurbaşkanlığı yapan birinin artık çoklu makam bozukluğuyla büyük ve içinden çıkılamaz krizlere sürükleniyor. Bir ekonomik kriz içindeyiz ki, tek adam rejimi başladığından beri bitmek bilmiyor. Bunun yanında yargı krizi, sosyal krizler, her bir tanesi bu ülkenin canını ayrı ayrı yakıyor. Bugün asgari ücretliler, emekliler, çiftçiler tarihin en borçlu dönemini yaşarken yüksek faiz, yüksek enflasyon, iğneden ipliğe gelen zamlar hepimizin belini büktü. AK Parti’nin bu sıkıntıları çözecek kadroları da becerisi de enerjisi de yok. Öyle bir ihtimal yok artık. O yüzden AK Parti ile milletin arasına giren mesafeyi görmek lazım. Ve Cumhuriyet Halk Partisi gerçek siyaseti meydanlarda, sokaklarda, vatandaşın yanında yaparken; kışın sıcak, yazın serin salonlardan polemik yapanların ürettikleri siyaseti de utanarak izliyor. Millet bu haldeyken Erdoğan bambaşka bir alemde. Geçen gün bir konuşma yapmış. Not önüme geldi inanamadım. ‘Bu fakirin İstanbul’da bir müzesi var’ diyor. Hangi fakirin? Erdoğan fakir, İstanbul’da bir yer almış, metruk haldeymiş, yaptırıyormuş. Oraya müze yapıp kendisine verilen hediyeleri sergileyecekmiş. Bu salondaki emeklinin tabağını koyacak yemeği yok. Adam Katar Emirinden aldığı altın tabakları sergileyecekmiş. Katar şeyhinden aldığı altın tabağı sergileyecek, kendisine verilen hediyeleri sergileyecek, ‘Fakirim ben’ diyor. ‘Bu fakirin bir müzesi olacak artık’ diyor. Sen kimsin? Sen Cumhurbaşkanısın. Cumhurbaşkanının müzesi olmaz kardeşim. Atatürk’ün müzesi mi var, İnönü’nün müzesi mi var? Hangi Cumhurbaşkanının müzesi var? Cumhurbaşkanına ne verildiyse devletin müzesinde durur, devletin müzesinden.” “YALVARDIK ‘SİYASİ AHLAK YASASI ÇIKARALIM’ DİYE” “Kendi kendini ihbar ediyor. Yalvardık, yalvardık Siyasi Ahlak Yasası çıkaralım diye. Bunu Sayın Davutoğlu desteklediğinde ‘Siyaset yapacak bir il başkanımız, ilçe başkanımız kalmaz’ deyip tarihinin en büyük itirafında bulunmuştu. Sayın Davutoğlu ‘Hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim’ dedi. Siyaseten Sayın Davutoğlu’na karşı operasyonu bu sözleri başlattı. Binali Yıldırım’a ‘Topla imzaları, indireceğiz Davutoğlu’nu’ deyip Siyasi Ahlak Yasasına direnen, o Ahlak Yasası çıksa milletvekiline verilecek hediye belli, Cumhurbaşkanına verilecek hediye belli, hangi tutarın üzeri kayda tabi, hangisi devletin müzesine konur hepsi belli. Bunları yapmamış. Şimdi ‘Bu fakir müze açacakmış Kasımpaşa’da.’ Vallahi sen Kasımpaşa’da müze açmaya devam et. Biz o Kasımpaşa’ya aslanlar gibi hizmet etmeye devam ediyoruz. Beyoğlu Belediyesi ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile. Biz Kasımpaşa’da emekli evleri açıyoruz, biz Kasımpaşa’da emekli lokalleri açıyoruz, Kasımpaşa’daki okula su sebili koyuyoruz ki zenginin çocuğu kana kana su içerken, fakirin çocuğu Kasımpaşa’da okulun tuvaletindeki çeşmeye ağzını dayanamazsın diye. Ne konuşuyorsun sen Kasımpaşalı?” “ERDOĞAN ‘EMEKLİ’ KELİMESİNİ LÜGATİNDEN SİLMİŞ” “Sayın Erdoğan bir kelimeyi unuttu. Bir kelimeyi. Tarayın dedim geriye doğru. Yok. Hangi kelime? Emekli. Emekli kelimesini unuttu. Ağzına almıyor emekli kelimesini. Lügatinden silmiş. Onun için emekli yok, asgari ücretli yok. Ama biz bu ülkenin yoksullarını onların insafına bırakmayacağız. Tüm dertleri, sıkıntıları, çözümleri ayrı ayrı konuşacağız. Bugün bu salonda Türkiye’deki tüm emeklileri temsilen, kendileri grubumuz Meclis’i terk etmeme kararı aldığında harekete geçen, bu eylemliliği destekleyen, bugün de buraya koşan gelen emekliler var. Hepinizin karşısında Cumhuriyet Halk Partisi olarak saygıyla ve hürmetle eğiliyoruz. Emekliler grup salonunda ‘Emekliyiz haklıyız, kazanacağız’ diye sesleniyorlar, seslerini yükseltiyorlar. Ben iki emeklinin bir evladı olarak bu boğazından devlet memurunun aldığı maaş, emeklinin aldığı maaş, sonra da Sosyal Güvenlik Kurumu ile yaptığı sözleşmeyle devletin ödediği ilaç faturaları dışında boğazından bir kuruş geçmemiş, boğazından geçen her kuruş, evladının boğazından geçen her kuruşta bu devletin emeği olan, bu devleti var eden sizlerin emeği olan partinin Genel Başkanı olarak söylüyorum. Sizin onur mücadeleniz, hepimizin onurudur. Sizin için sonuna kadar mücadele edeceğiz.” “‘EMEKLİYE BÜYÜMEDEN PAY VERMİYORLAR” “Şimdi kısaca hatırlayalım. Söylüyoruz, kızıyorlar. Kızmaya devam edecekler. Adalet ve Kalkınma Partisi emeklinin düşmanıdır. Emeklinin düşmanıdır, zenginin dostudur. Geldiklerinde ilk lafları şu olmuştu: ‘Emekliye milli gelirden pay vermeyeceğiz. Zira emekli milli geliri artıran değil, azaltanlardır’ diye tanımlama yaptılar ve büyümeden pay vermemeyi sistematik olarak, kararlı olarak, planlayarak yaptılar. Onlar geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün beğenmediğimiz, itiraz ettiğimiz asgari ücret 28 bin lira. 1,5 asgari ücret 42 bin lira. Bu salondaki herkes biliyor ki; AK Parti gelmese, emekliye hiç ilişmese, hiç karışmasa, emeklinin düşmanı olmasa, ‘Emekli milli gelire katkı yapan değil, azaltan unsurlardır’ ayıbının sahibi olmasa, bugün beğenmediğimiz asgari ücretin 1,5 katını alarak en az 42 bin lira alıyor olacaktı. Bu ülke rahmetli Ecevit, rahmetli Mesut Yılmaz ve Sayın Devlet Bahçeli’nin beğenmedikleri, her fırsatta yerdikleri üçlü koalisyon döneminde son verdiği en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Bugün 42 bin lira bugünkü asgari ücrette olması gereken tutar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak her yönüyle bunları çalışıyoruz. Ben söylüyorum, kızıyor. Diyor ki; ‘Çıkmış Anadolu’yu geziyor, sarraf sararak dolaşıyor, altın hesabı yapıyor. Bırak o hesabı, şunun hesabını ver’ diyor. Niye bırakacağım o hesabı? Her hesap şaşar Anadolu’da, altın hesabı şaşmaz. Sen istediğin kadar anlat, istediğin kadar anlat. Git Anadolu’ya sor teyzeme, hesabı altın hesabı ile yapar. O beğenmedikleri üçlü koalisyonun, o koalisyonun dönemindeki ekonomik krizden gelip de çözülmekte olan ekonomik krizin üstüne gelip de iktidar olup da dönüp dönüp oraya kötüledikleri o koalisyonun son verdiği emekli maaşıyla, en düşük emekli maaşıyla 8 tane çeyrek altın alınabiliyordu. 8 çeyrek altın. Bugün verdikleri, teklif ettikleri emekli maaşı 2 çeyrek altın almıyor. 2 çeyrek altın almıyor. Yani emeklinin kaybı ayda 6 çeyrek altın. Şaka değil. Bugün bir emekli ya, bir emekli, gitse kuyumcudan bir çeyrek altın alsa eve varırken baksa cebinde yok. Aklı çıkar, yol boyunca gider arar ‘Nerede düşürdüm ben bunu?’ diye. Ama bugün bir emekli değil her emekli, 1 çeyrek altın değil 6 çeyrek altın, bir sefer değil her ay kaybediyor. Kusura bakmasın emekliler ve bunu bilsin bütün Türkiye. Bir şey nerede kaybedildiyse orada bulunur. Madem 6 çeyrek altını her ay için seçim sandığında kaybettik, ilk seçim sandığında gidip orada bulacağız.” “1,2 MİLYON KİŞİ DAHA EN DÜŞÜK AYLIK ALANLAR HANESİNE EKLENDİ” “Sefaletin nasıl büyüdüğüne bir örnek daha vereyim. Daha temmuz ayında, bu sene temmuz ayında, devletin resmi rakamıyla en düşük emekli maaşı alanların sayısı 3,7 milyondu. Şimdi 4,9 milyon. Yani altı ayda 1,2 milyon kişi daha en düşük emekli maaşı alanlar hanesine eklendi. 5 milyon kişiye çıktı en düşük emekli maaşını alanlar. Biz böyle bir sefalet üzerine hem asgari ücret, hem de emekli maaşları için çalıştık. Teklifimizi yaptık. Dedik ki ‘Asgari ücret 39 bin lira olmalıdır, emekli maaşı da bir asgari ücret olmalı. Asgari ücrette en düşük emekli maaşı da 39 bin lira olmalıdır.’ Çalıştık, kaynağı hazırladık. Teşvik paketini hazırladık. Dedik ki ‘Asgari ücrete zam verirken; küçük esnafı, belli sektörleri korumalıyız.’ 10 bin lira, 5 bin lira, 4 bin liralık SGK prim destekleri hazırladık. Götürdük, gösterdik. Dediler ki ‘Bunu yapamayız.’ Asgari ücret tarihte ilk kez açlık sınırının altında açıklandı. Açıklandığı gün açlık sınırı 30 bin liraydı, 28 bin lira açıklandı. Emekli maaşı da enflasyon farkıyla 18 bin 938 lira açıklandı. İnanamadık. ‘Böyle bir şey olmaz’ dedik. Grup başkanvekillerimizle değerlendirdik. ‘Dedim ‘Ne yapıyorlar?’ ‘Bir şey yapmıyorlar.’ ‘Ne görüşüyorlar?’ ‘Trafik kanunu görüşüyorlar.’ ‘Müdahale etmeyecek misiniz?’ Dediler ki ‘Biz buradayız ama AK Parti birazdan kapatır gider.’ Konuştuk, grubumuz hep birlikte oybirliği ile büyük bir azimle emekliler için mücadeleye, dikkatleri Meclis’e çekmeye ve emekliler için Meclis’te nöbet tutmaya karar verdi. Altı gündür gece gündüz oradalar. Altı gündür Türkiye’nin gündemine oturttular. AK Parti hazımsızlıkla etmedik hakaret bırakmıyor milletvekillerimize. Aslında onlar bu meselenin gündeme gelmesini, konuşulmasını, haber olmasını, yani sizlere yaptıkları zulmün daha çok görülmesine, duyulmasına dayanamıyorlar. Hazımsızlık yapıyorlar. Çatlasalar da patlasalar da emeklinin arkasında durmaya devam edeceğiz.” “SEFALET MAAŞINI ORTADAN KALDIRACAK ARİTMETİK ORTADADIR” “Burada önemli bir gelişme; emekliler açısından da Türkiye demokrasisi açısından da Meclis’in itibarı açısından da… Maalesef bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen ucube sistem, milletle devletin arasına bir saray koydu. Bu yüzden de millet kendi Meclisinden dahi soğudu. Buradan bir şey ummuyor. Ama bugün Sayın Bahçeli konuşmasında emeklilere verilen ücreti söylerken, ‘Sefalet ücreti’ dedi. Burada büyük bir fırsat var. Burası milletin meclisi. Ana muhalefet partisi 7/24 nöbette, hep birlikte buradayız. En iyi iyileştirme için mücadele edeceğiz. ‘Bin lira verelim’ diyorlar, harçlık verir gibi. ‘20 bin lira yapalım’ diyorlar, sonuna kadar itiraz edeceğiz. Ancak buradaki fırsat şudur arkadaşlar: Ana muhalefet eylemde, DEM Parti bizim kadar sert eleştiriyor bunu. Yeni Yol Grubu, Saadet Partisi, Gelecek Partisi hepsi bu sefalet maaşına itiraz ediyorlar, açıklamalar yapıyorlar. Bir de Milliyetçi Hareket Partisi buna ‘sefalet’ dedikten sonra, bir şey söylüyorum emekliler. Siz bugün herkes samimiyetle lafının arkasından durursa, bu Meclis’te artık azınlık değilsiniz, çoğunluksunuz, çoğunluksunuz. Buradan Sayın Bahçeli'ye saygılarımı sunuyorum. Tüm genel başkanlara saygılarımı sunuyorum. Eğer Adalet ve Kalkınma Partisi iyi bir teklif getirirse, grubumuz iki elini birden kaldırıp oy verir. Eğer getirmezlerse bu Meclis sarayın memuru değil ki. Bu Meclis’e her parti ayrı ayrı teklif verebilir, ortak teklif verebiliriz. Bütün milletvekilleri altına imza atabiliriz. Bu 20 bin liraya mademki ‘sefalet’ diyoruz, madem Sayın Bahçeli de bugün buna ‘Sefalet maaşı’ dedi, getirelim emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim, ‘Asla altında olamaz’ diyelim. Emekliyi de kurtaralım, Meclis’in itibarını da kurtaralım. İşte ‘İnsanca yaşamak istiyoruz’ diyen emeklinin bu Meclis’teki sesini duymak ve bu Meclis’te tarihi bir adım atma fırsatı vardır. Bunun için grup başkanvekillerimiz mevkidaşlarıyla görüşecekler tüm siyasi partilerden. Hem direnmeye, mücadeleye, hem de diyaloğa devam edeceğiz. Plan ve Bütçe Komisyonuna gelecek, Perşembe günü görüşülecek. Plan ve Bütçe Komisyonunda en iyi noktaya gelmesi için mücadele etmeliyiz. Plan ve Bütçe Komisyonunda da Meclis Genel Kurulunda da herkes sözünün arkasında durursa, bu sefalet maaşını ortadan kaldıracak aritmetik ortadadır. Diğer konularda ayrı düşünürüz, yine tartışırız. Herkes kendi ittifakında kimle birlikte olmak istiyorsa olur. Ama emeklinin meselesinde bir arada olursak Türkiye’de çok şey değişecek, çok şey değişecek.” “BİZ YAPSAK BİZE DE AYNISINI YAPIN” “Bu arada en düşük emekli maaşını, bir asgari ücret yapmak için lazım olan kaynak 650 milyar lira. Geçende bütçe geçti buradan. ‘Böyle bir paramız yok, kaynak yok’ diyorlar ya bütçede bir kalem 768 milyar lira var. Vazgeçilen kurumlar vergisi. Yani kazanmış, kar etmiş, vergi ödeyecek. O vergiyi ödemesin diye 768 milyar lira kaynağı buraya koydular. Ama emeklinin 650 milyar lirasına şimdi ‘Para yok, kaynak yok’ diyecekler. 2,7 trilyon lira faiz ödüyorlar. Lazım olan paranın dört katından fazla. Şimdi emekliye gelince ‘Yoktur’ diyecekler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, emekliye dayatılan bu zulme sonuna kadar karşı çıkacağız. Kaynak? Plan ve Bütçe Komisyonu oturacak ve çalışacak. Gerekirse bütçede kalemler arasında aktarma yetkisi var. Kurtarırsa oradan bulunacak. Kurtarmazsa ek bütçe yapılacak. Sabaha kadar çalışılacak ama emeklinin sorunu çözülecek. Eğer bu sorunun çözümüne katkı sağlanmazsa, buna direnilirse, buna grup kürsülerinden başka konuşulup, oylamaya gelince başka davranılırsa, o zaman bunu da emekliler takdir edecek. Şu kadarını söyleyeyim, bu Adalet ve Kalkınma Partisi için diyorum. Sizin karşınızda duran kim olursa aynısını yapın. Biz yapsak bize de yapın. Sizi görmeyeni, sizi duymayanı, sizin için çalışmayana bırakın oy vermeyi, sokakta selam bile vermeyin bunlara.” “MANSUR BAŞKAN, EMEKLİYE AYDA 2 BİN 677 LİRA DESTEK VERİYOR” “Ankara’dasınız, bu şehrin bir büyükşehir belediye başkanı var. Örneği oradan vereceğim. Tüm belediyelerimizde çok benzer uygulamalar var ama en iyilerinden bir tanesi Ankara. Ankara’da Mansur Başkan… Hani günlerdir sudan siyasetle uğraşıyorlar ya onunla, sudan siyaset. Denizli’de dedim ki ‘Bunlar çıkmışlar, yağmur yağmasın duası yapıyorlar.’ İnanan çıktı yahu. Arkadaşlar, şuna inanan çıktı: ‘Nereden biliyorsun?’ Yaptıklarından biliyoruz. Zil takıp oynayacaklar. Öyle bir şey ki bundan önce 2019’da Erdoğan kendisi, 2023’te bakanı, biri birinci etap, biri ikinci etap… ‘Efendim Gerede sistemini yaptık. Ankara’nın su sorununu 2050’ye kadar çözdük’ dediler. 2025’ye kadar. Ben onların yalancısıyım. Devlet Su İşleri’nin başında onlar var. Onlar yönetiyor. Ve ‘Ankara’nın su sorunu çözüldü.’ Ver suyu. Mansur Yavaş dağıtsın. Mansur Yavaş bu konuda her türlü tedbiri almış. Gerede sisteminden 2023’te 235 milyon metreküp su gelirken, 2024’te 119 milyon metreküp, 2025’te 72 milyon metreküp su gelebilmiş. Geçen sene mayıstan bu ekime kadar bir metreküp su gelmemiş. Şimdi ben dönüp ‘Ey Erdoğan, ne oldu Gerede sistemi? Beceriksiz Erdoğan’ desem, vallahi Allah’ın gücüne gider. Niye? Yağmur yağmıyorken, küresel bir kuraklık varken, Türkiye’de barajları yapma işi iktidarınken, 23 yıldır iktidarda olup da bu hale gelene yine de biz kuraklık üzerinden bir şey demeyip, ‘Hep birlikte çalışalım, su sorununu çözelim’ derken, o dönüp Mansur Yavaş’a ‘Beceriksiz, Ankara’yı susuz bıraktı’ deyip laf söyleyip, sudan siyaset yapıyor. Mansur Yavaş tedbirlerini aldı. Rakamları şeffaflıkla paylaştı. O sorunu da çözdü. Allah’ın izniyle her sorunu çözdüğümüz gibi su sorununu da belediyelerin yetkisinde belediyelerle, milletin verdiği yetkiyle de gelecek sene iktidarda çözeceğiz. Şimdi bu Mansur Yavaş’la bu emekliler arasında yaşanan meseleye bakın. Hani AK Parti ‘19 bin lirayı 20 bin lira yapacağım, bin lira vereceğim’ diyor ya. Koca Meclis’i çalıştıracaklar, çözüm bulacaklar, bin lira verecekler çocuğa harçlık verir gibi. Mansur Yavaş Ankara’da sosyal yardım alması gereken, yani yoksul emeklilere her ay 2 bin 677 lira maaşlarının üzerine belediyeden destek koyuyor. Her ay koyuyor bu parayı. Yılda 12 kez bir kilogramlık et desteği yapıyor. Kışın üç ay boyunca doğalgaz faturalarını ödüyor. Ramazan ve Kurban bayramlarında ilave 2 bin 500’er lira veriyor. Bunları yaparken de yüzlerce müfettişle tepesinde duruyorlar. Bugün de Mansur Bey dedi ki ‘Genel Başkanımız duyursun bunu…’ Haftaya Meclis’te çoğunluğumuz da var, geçirmeme ihtimalimiz de yok. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi karar alacak, 377 bin sosyal yardım alan kişi bundan sonra Ankara Büyükşehir sınırları içinde bedava ulaşımda olacak.” “DÜŞEN DOĞURGANLIĞIN SEBEBİ GARİBANLIK” “Bir yandan kısıtlı, silkelenen belediyelerin imkanlarıyla, birazdan başka örneklerden de bahsedeceğim, bizler bu mücadeleyi verirken ellerindeki güçle geçmişte yaptıklarını bozan, verdikleri sözden cayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Bugün emeklisini perişan eden iktidar şimdi kancayı yarının emeklilerine takmış. Biliyorsunuz Bireysel Emeklilik Sistemi getirmişti. ‘Teşvik edeceğiz’ demişti. ‘BES’i tabana yaymak için devlet katkısını yüzde 30’a çıkarıyoruz’ demişlerdi. Sessiz, sedasız devlet katkısını yüzde 20’ye düşürdüler. Millet bunlara inandı, BES’e girdi, ‘Yüzde 30 devlet katkısı’ dedi. Şimdi yüzde 20’ye düşürdüler. Bu şekilde yüzde 10’luk azaltmayla, kendilerince bir yerden kendi ihtiyaç duydukları işlere kaynak yaratmaya çalışıyorlar. Ama insanlar ‘Okursam iş bulurum. Çalışırsam aileme yetecek kadar kazanırım. Bundan sonra artık bir şekilde aileme bakarım’ diyecek noktadan çok uzağa gittiler. Sayın Erdoğan, ‘Vaktiyle üç çocuk yapın, beş çocuk yapın’ diyordu. Şu anda 1,5 altına gerilemiş durumda Türkiye’de doğurganlık hızı. Bu çok büyük bir tehdit ancak bir tane sebebi var. O da garibanlık. O da gelecek kaygısı. O da ‘Bu asgari ücretle nasıl çocuk yapayım? Hatta nasıl evleneyim? Evlendim, çocuğum oldu. Nasıl büyüteyim? Nasıl doyurayım?’ Bu kaygılar Türkiye’de doğurganlık hızını da en çok düşüren ve en acımasız doğum kontrol yöntemi.” “KARTTAN KAPATIYOR, BORÇ BÜYÜYOR SONRA ‘YA ÇIKARSA?’” “Yoksulluk, sefalet maalesef insanlarımızı kumara, sanal bahse itiyor. Öyle bir şey ki böyle oturup da ‘Ya o da oynamasın….’ Öyle bir şey değil ki. Kredi kartı var. Aldığı maaş bitiyor. Ya maaş hesabında kredili maaş hesabı... En kolay açılan hesap. Sormadan açıyorlar hemen. Maaşını çektiğin karta 5 bin lira, 10 bin lira kredili mevduat hesabı. Maaş bitince kendiliğinden düşüyor eksiye. Maaş yatar yatmaz kendiliğinden o kapanıyor. Bu kadar tahsilatı garanti bir hesaptan, kredi kartı borçlarına uygulandığı gibi Türkiye’nin en acımasız faizini kesiyorlar. Ayrıca yüzde 30 vergi kesiyorlar. Türkiye’de parası olan, faize koyan, aldığı faizden yüzde 17,5 vergi veriyor. Parası olmayan, borca batan, ödediği paradan yüzde 30 vergi veriyor. Şimdi maaş yetmiyor. Ama eve ekmek alınacak, çocuğa süt alınacak, bez alınacak. Elektrik parası ödenecek. Doğalgaz ödenecek. Kattan çektiriyor ya da kredili mevduattan alıyor. Bunun yıllık bileşik ki millet bilmez, vergisi, faizi, bilmem nesi, toplam yüzde 96’ya geliyor. Yıllık yüzde 96. En acımasız yani mert olan karşıdan vurur, hain biri arkadan vurur. Bu AK Parti’nin kara düzeni yere düşene yerde vuruyor. Halen bak BES’teki yüzde 30’u sessiz sedasız bir gecede yaptılar. Cumhurbaşkanı’na yetki verdiler, imzayı attılar, yüzde 20’ye düşürdüler. Yahu burada bu yüzde 30 ödenmeyen kredi kartına. Bir de biliyorsunuz, bilmeyen yoktur burada. Kredi kartını ödeyemedin mi ödeyemediğin günden işletmiyor faizi. Dönüyor, hesap kesim gününden işletiyor. Yani bir günlük değil, 11 - 13 günlük faiz alıyor. En acımasız faizi işletiyor. İşte bu yüzden insanlar oradan çektiriyor, bu karttan kapat, borç büyüyor. Kalıyor cepte son bir para. O parayla da ‘Acaba nasıl çıkacağım bu işin içinden?’ ‘Ya çıkarsa’ deyip dönüyorlar önce Milli Piyango’nun sitesine giriyorlar.” “SPOR TOTO’NUN HASILATI YÜZDE 6000 ARTMIŞ” “Bakın, bu Adalet ve Kalkınma Partisi yıllar önce şöyle bir şey dedi: ‘Milli Piyango’yu özelleştireceğiz.’ ‘Yapmayın’ dedik. ‘Altın yumurtlayan tavuk kesilmez’ dedik. ‘Yok, keseceğiz’ dediler. Sonra kesmemeye, 10 yıllığına birisine vermeye, on yıl sonra alıp bir başkasına vermeye karar verdiler. Temel tezleri şuydu: ‘Devlet kumar oynatmaz.’ Yahu ne kumarı? Bu millet, Anadolu’daki bu insanlar yılbaşında aldığı bir Milli Piyango biletini kumardan saymıyor ki. Niye saysın? Çeviriyor arkasına bakıyor. Nereye gidiyor para? Mehmetçik Vakfı’na. Nereye gidiyor? Kızılay’a, Yeşilay‘a, Çocuk Esirgeme Kurumu’na. Öyle değil mi? Sen bunun neyine kumar diyorsun? ‘Kumar.’ Devlet eliyle kumar olmaz. 13 + 1 oynuyor. Soruyor, ‘Babaanne söyle bakalım Manisa mı, Kasımpaşa mı?’ Babaannem diyor ki ‘Taraf tutmuyoruz.’ Soruyor 13 + 1’de, ‘Bir rakam söyle.’ Buna kumar dediler ve dediler ki ‘Devlet bunu yapmayacak. Özelleştireceğiz.’ Sonra 10 yılına özelleştirdiler, aldı birisi işletiyor. Bakın 2003’te Spor Toto’nun hasılatı 17 milyon dolarmış. 2023’te yüzde 66 bin 700 artarak, yani 6 bin 700 kat artarak, 11,3 milyar dolar olmuş. 117 milyon dolardan, 11,3 milyar dolara çıkmış. Dolar bazında söylüyorum. Bakın ‘Devlet kumar oynatmazcılar’ın verdikleri şey. Bu Milli Piyango’nun resmi sitesi. Milli Piyango’nun resmi sitesi. Spor bahisleri hariç 119 oyun var. Girdiğinde karşına bu çıkıyor. Diyor ki 10.11.2025 tarihinde Milli Piyango Online‘da bir oyuncumuza Olimpos Şimşekleri oyununda 925 bin lira isabet etmiştir’ diyor. Reklam. A’dan Z’ye kumar oynatıyor. 119 çeşit. Antik sandık da var, ballı kovan da. Arının kovanda hangi peteğe konacağını bilirsen para veriyor. Ballı kova. Akıllara ziyan. Buz fırtınası, ıvırı zıvırı, en fenası… Misket, çocukların misket oyunu. Diyor ki ‘Kendi misketinin rengini seç, oyunun başlamasını bekle’ diyor. Üç numara yeşil misket. Bak, çocukların kumda oynadığı kuyuya kumar oynatıyor. Bakın kumarhane kol çekme ne fena bir şey. Kol çekme var. Diyor ki ‘2 liraya büyük ödül, 50 bin lira.’ 2 liraya 50 bin liralık kol çekebiliyorsun burada. Havai fişek var. Havai fişeğini seç, 12 lira yatır. Senin havai fişek kaç para patlarsa o parayı sana verecek. Sıfır patlarsa tekrar; yeni tur, yeni bilet. 12 lira var, 24 lira var. Havai fişekten kumar oynattırıyor adamlar.” “KUMSALDA ÇOCUĞUNUN RIZKI İÇİN ARAMA YAPIYORLAR” “Ne oluyor biliyor musunuz? Bu siteye giriyorsunuz, oynuyorsunuz. Cookie diyorlar, çerezden seni yakalıyor. Dünyada ne kadar yasadışı kumar sitesi varsa başlıyor sana mesaj atmaya. Mesaj geliyor gariban adama. Cebinde son 200 lirası kalmış ya da 2 bin lirası var. Dünya kadar banka borcu var. ‘3 bin - 4 bin lira sana. Baştan fazladan veriyorum. Gel, oyna’ diyor. Bir tıklayıp içeri girdi mi bu tip işlerin bin katı numaralarla o cepteki o paralar da gidiyor. En sonunda kimi intihara sürükleniyor, kimi iflas ediyor, bütün sülaleyi batırıyor. Şimdi 2026 yılında 23 yıldır bu ülkeyi bu iktidar yönetiyorken, bu sefaleti yaratanlar da bu rezaleti yaratanlar da AK Parti’nin kara düzenidir. Nasıl değiştireceksin? Vallahi sandıkta değiştireceksin. Sandıkta değiştirmek dışında başka bir ihtimal kalmadı. Yeşilay’a göre Türkiye’de 40 milyon kişi en az bir kez bahis oynamış. 7 milyon kişi kumar bağımlısı haline gelmiş. Kumar bağımlısı sayısı uyuşturucu bağımlılığı sayısının kat be kat üstünde. Kumar borcundan dolayı canına kıyanlar… Öyle bir haldeyiz ki dedektör satışları patlamış. Bütün televizyonlarda haberdi. Millet altın arama dedektörü alıyor, hazine arıyor. Onu bırakın Antalya’nın sahillerinde turistin cebinden düşmüş Euroları dedektörle arayıp onları topluyorlar. Gösteriyor, ‘Ne yapayım abi’ diyor. ‘Şu Euro’ları buldum, gidip onu bozduracağım’ diyor. Bir - iki Euro metalleri topluyor. ‘Bazen’ diyor, ‘Kolye de düşmüş oluyor kumların arasına.’ Yazın düşmüş, kışın metal dedektörü ile kumsalda çoluğun çocuğunun rızkı için gidip arama yapıyorlar. Memlekette dün söyledim, tarihi geçmiş olan gıdaları marketlere koyup ‘fırsat reyonu’ diye satıyorlar. Tarihi geçmiş olanları. Bunların tamamından kurtulacağız. AK Parti’nin kara düzenini yıkmazsak namerdiz. Kumar bağımlılığı konusunda arkadaşlarımız hassas bir çalışma yaptılar. Buradan ifade ediyorum. Kumar bağımlılığı ile ilgili bir eylem planı hazırladık. Öncelikle toplumsal ve mali zararı tüm yönleriyle ortaya çıkaran bu belanın hızla röntgenini çeken, sonra gerek cezaların artırılması ve gerek toplumsal farkındalığın yaratılması, gerekse yasa dışı ise kurulan köprülerin ortadan kaldırılmasına ilişkin önemli bir eylem planı hazırladık. Buna önümüzdeki günlerde önce açıklayıp sonra diğer gruplarla paylaşıp, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde bu konuda bir araştırma komisyonu kurulması ve bu eylem planının tüm partiler tarafından yasal düzenlemelerle bu soruna bir çare aranması için bir teklifte bulunacağız.” “ESNAFI KORUMANIN 150 FARKLI YÖNTEMİ İÇİNDE BU YOK” “Buradan gençlerin çok itiraz ettikleri, büyük bir haksızlığı dile getirmek durumundayız ve bunun da mutlaka geri alınması lazım. AK Parti zaten bir yerde bir huzur varsa, birisi bir şeyden memnunsa gidip onunla uğraşmakta, ki biliyorsunuz vaktiyle güvercine bile huzur vermiyordu, elindeki şemsiyeyle kümesteki güvercinleri dürtüyordu. Oraya bir şey yapacak. Geçmişte 150 Euro’ydu, 30 Euro’ya düşürmüşlerdi. Yurt dışından verilen siparişlerde gümrük vergisi muafiyeti var; 30 Euro. Ne yapıyor? Bin 500 lira. Bin 500 liraya kadar alışverişi internetten yapınca gençler yazdığı kadar para ödüyorsun. O geliyordu. Tuttular, ona iliştiler. Onu yasakladılar. Mesela hobi ürünleri var. İnsanlar dışarı çıkamıyorlar, pahalı etkinliklere katılamıyorlar. Kendince hobisi var. O hobilerin ürünleri satılıyor. Türkiye’de yok. Sipariş veriyor. 210 lira, 140 lira, 70 lira… Onlar geliyordu. Onları yasaklamışlar. Türkiye’de üretilmeyen bazı şeyler… Türkiye’de eskiden var bir radyo. Artık Türkiye’de o marka radyo satılmıyor. İçindeki bir tane elektronik bir şey yok. Fotoğrafını koyuyorsun internete. Çin’de var. Veriyorsun siparişi, geliyor 90 liraya. 5 bin liralık radyo teyp, 90 liralık çiple kurtuluyor. Arge kendince çocuklar çok meraklı, işte kodlama yapıyorlar, robot yapıyorlar bilmem ne yapıyorlar. Onlara parçalar alıyorlar, bir şeyler yapıyorlar. Onlarla uğraştı adamlar ya. Gittiler dün Ömer Çelik çıkmış soruyorlar, bir laf kalabalığı ‘Yok şunu yaptık bunu yaptık.’ Bununla mı esnafı koruyorsun? Ben sana esnafı korumanın 150 farklı yöntemini anlatırım. İçinde internetten verilen bu siparişe bilmem ne yapmak yok. Öyle bir noktaya getirdiler ki işi bir de. Eskiden orada 250 lira kılıf, Türkiye’de 600 liraya satılıyor. O siparişi kapattılar, Türkiye’de kılıf 3 bin liraya çıktı fiyatı. Öyle acayip işlerle meşguller. Doğrusunu söyleyeyim, bunu niye yaptı peki? Niye yaptı? Ne faydası var? Sana, bana faydası yok. Trump’a faydası var. Trump’a söz verdi, ‘Çin malına vergi koyacağım. Amerikan malından vergi kaldıracağım.’ Amerika’ya gittiği gece yaptı. Ayrıca bu ürünlerin tamamına yakını Çin’den ve Çin şirketlerinden geldiği için, Trump’ın Çin izolasyon fikrinde bu işi kapatmak olduğu için sırf Trump’a yaranmak için, Trump’a yarenlik etmek için gençlere bu kötülüğü yaptılar. Bütün çocuklar isyanda. Vallahi ben gençlerin yalancısıyım. Sırf Trump’a yaranmak için bu işi yaptı ya, ‘Bizim dünya lideri’ diyor güya dünya lideri, ‘Temu’dan almışlar o dünya liderini’ diyor. Temu’dan alınan dünya lideri çocukların dünyayla bağlantısını kapatıyor sadece Trump’a yaranmak için.” “ÜÇ EVLADIN YÜZÜNÜ GÜLDÜRMENİN BEDELİ SEKİZ GÜN ÇALIŞMAK” “Şimdi Tayyip Bey’i dinleyen bir ailenin bir hazin hesabı var, onu göstereceğim. Bu kardeşim, günahsız bir kardeşim, çok temiz bir kardeşim, iyi bir kardeşim. Eşiyle birlikte Tayyip Bey’in üç çocuk önerisine uymuş ve üç evladı yapmış. Karne de gelmiş, çatmış. Söz vermiş, ‘Sinemaya gideceğiz’ diye. En uygunundan beş sinema bileti bin 750 lira. ‘Baba patlamış mısır da alacaksın değil mi?’ sorusuna ta ekimde ‘Alacağım demiş’ ya almış, onu üç tane almışlar. Niye? Hanım demiş ki, ‘Bize alma, ben sana evde patlatırım. Dünya para.’ Başka bir mantığı var mı? Niye beş değil de üç. O da 800 lira tutmuş. Sonra çocukların en çok karne hediyesi talepleri, dışarıda hamburger menü, görüyorlar. Eskiden babam bizi karne alınca Manisa’da Şölen Döner Evi vardı oraya götürüyordu, bütün sene o günü bekliyorduk biraderle. Beş tane menü 2 bin 500 lira. Oyuncakçıdan da o girişte en ucuz oyuncak kutuları bin 100 liraymış, 3 bin 300 lira. Bu kardeşim Tayyip Bey’e uydu, üç çocuğu yaptı. 8 bin 350 lira altı saatlik mutluluk için, bu kardeşim 8 gün mesai yapacak bu asgari ücretle. 6 saat üç evladın yüzünü güldürmenin karşılığı 8 gün sabahın köründen akşama kadar çalışmak, mesai yapmak. Memleketi bu hale getirenlere yazıklar olsun.” “EMEKLİ TORUNUNA TABLET ALMAK İÇİN TÜM MAAŞINI VERİYOR” “Şimdi bir hazırlık da emekliler için yaptım. Yaparken de kendim de mevzuya şaştım. Emekliden torunu bir şey ister ya. Ne diyor? Mesela şey diyebilir. ‘Dede sınıfı geçersem bana tablet alabilir misin?’ Emekli de bana soruyor ‘Alabilir miyim?’ Baktım, alamıyormuş, 20 bin lira olmuş tablet. Bir tane standart tablet 20 bin lira. Emekli aldığı bütün maaşı verip torununa bir tablet alsa, bu tabletin 3 bin 975 lirası vergiye gidiyor. 3 bin 333 lirası KDV, 642 lirası bandrol, TRT. Yanlış duymadınız. Tablet ve TRT’nin ne alakası var? Torun internete bağlanabilirmiş, oradan TRT’nin internet sitesine girip internet üzerinden TRT Nağme ya da TRT’nin radyo kanalını açabilirmiş. TRT’nin radyo kanalını izleme, dinleme ihtimaline karşı torunun, emekliden 640 lira alıyorlar tablet alırken. AK Parti’nin kara düzeni, bütün emeklilere saygıyla sunuyorum. İlk elde bitireceğiz bu rezilliği, ilk elde.” “ADALET OLMAZSA GEÇİM DE OLMAZ” “Değerli arkadaşlar, bir ülkede adalet olmazsa; geçim de olmaz, refah da olmaz.19 Mart darbesi bu milleti daha da yoksullaştırdı. 160 milyar dolarımızı yediler. Borsayı çökerttiler. Yatırımcıyı kaçırdılar. Sayın Erdoğan bizimle sandıkta yarışmaktan, hesaplaşmaktan korktu. Partisinin kadın kolları var, bizim kadın kollarıyla yarışsalar, ‘CHP kazanır. Siz çekilin.’ Gençlik kolları var, AK Gençlik diyorlardı. ‘Sizlere güvenmiyorum, kenara çekilin.’ ‘Ana kademe size hiç güvenim kalmadı, kenara çekilin. ‘Ben yargı kollarını kuracağım’ dedi. Yargı kollarını kurdu, başına da Bakan Yardımcısı olan, yani siyasette olan birisini İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak gönderdi. Bugün o darbenin 300’ncü günündeyiz. 300’ncü kara gün. Yarın Beşiktaş Meydanı’nda 300’ncü gün eylemimizde olacağız. 19 Mart darbesine itiraz eden, 23 Mart‘ta 15,5 milyon kişiyle gidip Cumhurbaşkanı adayının arkasında duran, o günden bugüne bu yaşananların hepsini gören ve vicdanı bunu kaldırmayan tüm İstanbullulara sesleniyorum: Yarın akşam Beşiktaş Meydanı’nda darbenin 300’ncü gününde, 300’ncü kara günde hep birlikte mücadeleye, hava kaç derece olursa olsun, ne yağarsa yağsın, pijamaları çıkarmaya, meydana akmaya davet ediyorum. İstanbullu ‘İstanbul’u Ekrem Başkan yönetsin’ dedi, bir yargı çetesi onu hapse attı. Adanalılar ‘Zeydan Karalar yönetsin’ diyor, Antalyalılar Muhittin Böcek’i istiyor, Mardinliler Ahmet Türk’e üçüncü kez görev veriyor. Ama bir yargı çetesi onları görevden alıyor. Bu ülkede egemenlik millet eliyle değil; maalesef birinin emriyle üç savcı, üç hakimin eliyle kullanılmaya kalkıyor. Ve hakimler savcıları rejimi, jüristokrasi gibi bir rejimle Türkiye yönetilmeye çalışılıyor. Bizim buna karşı mücadelemiz, elbette demokrasi mücadelesi.” “HİÇ OLMAZSA ‘KANDIRILDIM’ DE, ONU DA DEMİYOR” “10 ay boyunca yolsuzluk ve hırsızlık iftiraları attılar. Tutukluları aileleriyle tehdit ettiler. İftira, yalan beyanlara zorladılar. Birazcık iş ciddiye binince beyaz toros gösterip siyasete ayar vermeye kalktılar. İBB borsası kurdular. Avukatları biz yakaladık ailelere giden. ‘Şu kadar para verirsen savcı serbest bırakacak’ diyor. Verip de bırakılan var, örnek gösteriyor. Arada yazışma var, örnek gösteriyor. Savcının sesini aileye dinletip para istiyor. Yakalattırıyorsun. Bunu söylüyorum. Yurtdışına Yunanistan’a kaçmaya çalışıyor. Yunanistan’a kaçarken yakalanıyor. Hapse konmuyor, ev hapsine konmuyor. Hapse konsa savcıların ismini söyleyecek. Ev hapsinde durup oradan buradan laf saydırıyor. HSK’ya yedi kere şikayet ettik, yedi şikayet. Ses kaydı var, WhatsApp yazışması var, tanık beyanı var, tapusu var, özensiz harcamalar var, ikinci kez yurt dışından maaş almalar var. 80 yıllık maaşıyla alamayacağı yatı gezmeler, yurt dışında edinmeler var. Hepsini iddia ediyoruz. ‘Aman aman aman. Biz bu işlere bakmayız. Biz Erdoğan’ın atadığı başsavcıya karışamayız. O İstanbul Başsavcısı değil; majestelerinin Cumhuriyet Savcısı.’ Korkuyorlar, kenarda duruyorlar. Şimdi geçen hafta 30 milyonluk evi dokuz milyonluk evi alıp satmalarının belgesini de yolladım. Geçen hafta 95 milyonluk bir evin satın alma kontratının noter belgesini de yolladım. 17 tane paha biçilmez değerli taşınmaz vardı. Bu işler konuşulurken beşini elden çıkarttı. 12’sinin tapusu var. 12 tapu bir kişi üzerinde. 2 bin yıl çalışsa aldığı maaşla ödeyemeyeceği kadar mal mülk edilmiş. 12 tanesi üstünde, kimin? RTÜK’tekinin üstünde. RTÜK’te bir emekli polis var, hiç RTÜK’e gitmeden maaş alıyor. Ama üzerinde ne tapular ne tapular. Çayyolu’nda bir avukatlık bürosu var. Ne tapular, ne tapular. Bu kadar mızrak çuvala sığmazken, yapılacak bir şey var. Erdoğan diyecek ki, ‘yine’ diyecek, de. Millet sandıkta verir kararı. Nasıl Zekeriya Öz’ün altına zırhlı aracı veriyordun da ‘Ben bunun savcısıyım’ diyordun da sonra gidince ‘Rabbim ve milletim beni affetsin, kandırıldım’ dedin ya. ‘Kandırıldım’ de. Hiç olmazsa bu rezilliği daha fazla devletin, milletin sırtına yük etme. Onu da demiyor. ‘Sahip çıkma, arkasında durma’ diyemem, çünkü hani iddianame? İddianame çıkana kadar diyordu ki ‘İddianame çıksın, birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar. Eşlerinin gözüne bakamayacaklar.’ Vallahi Denizli’de 100 bin kişinin yüzüne de bakıyoruz, yarın İstanbul Beşiktaş’ı görürsün. Geçen hafta Ekrem Başkan’ın eşi milletin göz bebeğinin içine de bakıyor. Birbirlerinin de yüzüne bakıyorlar, gözüne bakıyorlar.” “O ZEHRİ DE BÜNYEDEN ARINDIRIYORUZ” “Ama bir yandan nerede o iftiralar? Hani ya? ‘Bin 200 cep telefonu’ dediniz bütün yaz televizyonlarda. ‘Ekrem İmamoğlu‘nun lüks araçları’ dediniz, başka bir milletvekilinin çıktı MHP’li. Parkenin altında İBB’nin bilmem neredeki yerinde dediniz ‘2 milyon Euro çıktı’ dediler, iki Euro yok. Dedektör alacak eline, aldı dedektörü bütün gezdi Ekrem Başkanların ailesinin köyünü gezdiler, yazlığını gezdiler. Korumasının gittiler yayladaki evine kadar aradılar, yok. Para dolu çantalardan jammer çıktı. ‘Bunlar bir yere girdi çıktı, paralarla giderken İmamoğlu‘nun görüntüsü var’ dediler. Görüntü meselesi yalan çıktı. Yalan olduğunu da itiraf ettiler. Tutuklarken yaptıkları gizli tanıkların hiçbir tanesi ortada yok. Kimi intihara kalktı, kimi istifa dilekçesi yazdı. Onun dediğini başka gizli tanığa söyletiyor. Oyuncu değiştirir gibi tanık değiştiriyor. Öyle bir yerde milletin yüzde 60’ı ‘Bu dava siyasidir’ diyor. Geriye kalan yüzde 15 kararsız. 20 - 25’i de bunlar yavaş yavaş zehirliyorlar, o zehri de bünyeden arındırıyoruz. Çünkü arkasında duramıyorlar. Şimdi çıkmışlar, halen daha bu adamı görevde tutuyorlar.” “DOSYAYA ‘A’DAN ‘Z’YE HAKİMİM” “Açık açık söylüyorum Sayın Erdoğan. Dosyaya ‘A’dan ‘Z’ye hakimim. Sen ve yanına alacağın üç - beş tane danışmanın. Çıkalım istediğin televizyon kanalına, istediğin moderatörün karşısına. Ben sorayım sizinkiler cevaplasın, siz sorun ben cevaplayacağım. Var mısınız? Var mısınız? ‘E ben bundan kaçarım.’ Sen bundan kaçarsan, sen buna geleceksin bu arada. Ben söyleyeyim. Nasıl gelecek biliyor musunuz? Binali Bey Ekrem Bey’in karşısına nasıl geldi. İlk başta bunlar çok havalıydı, ‘CHP ile televizyona çıkmayız, biz iktidarız.’ Ankete bir baktılar, Ekrem İmamoğlu farkı atmış. Koşa koşa geldiler, ‘Canlı yayına çıkalım mı?’ Kaçmadık çıktık. Göreceksiniz, gelecek seçimlerden önce, ama üç ay kala ama beş ay kala. Anketleri bu halde görünce Tayyip Bey koşacak peşimden. ‘Hadi çıkalım televizyona, çıkalım televizyona.’ Televizyon bırak televizyonu, çıkalım milletin karşısına. Koyalım sandığı bakalım.” “TUTUKSUZ YARGILAMA ERTELENEMEZ” “Yine de açıkça söylüyorum. Bir; tutuksuz yargılama bu vakitten sonra anamızın ak sütü gibi helaldi zaten, ertelenemez. Tutuksuz yargılama istiyoruz. Cesareti olanı televizyonda karşımıza, ya da sözünü tutmaya. Mahkemeyi A’dan Z’ye TRT’de bir kanaldan canlı yayınlamaya, isteyen her televizyonun yayınlaması için düzenleme yapmaya çağırıyoruz. Devlet Bey ‘olur’ dedi, Tayyip Bey’e sordular, ‘Devlet Bey uygun görürse münasiptir’ dedi. Ne engel var? Şu engel var: İddianamede olacağını sandıkları hiçbir şey yok. Hiçbir ispat bulamadılar. Şimdi iddianameden utançlarından canlı yayından kaçıyorlar. Açık açık söylüyorum, geçmişte biz bu filmi gördük. A ha Veli Ağbaba orada. Ergenekon - Balyoz askeri casusluk, Nurettin Demir‘le beraber. Biz gittik Balbay’a kefil olduk ilk günden. Biz gittik Haberal’a kefil olduk. Biz gittik Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ’a kefil olduk. Onlar ağırlaştırılmış müebbet ikişer tane, yani idam yerine gelen ceza. Urganı bulsalar asacaklardı Balbay’ı da Genelkurmay Başkanımızı da. Biz kimin arkasında durduysak, a ha böyle alınları açık. Başı dik böyle geziyor bizimkiler. Nerede Zekeriya Öz? Nerede Zekeriya Öz? Sıçan gibi kaçtı. O Balbay Silivri ile ilgili 11’nci kitabı. Dokuzu kendisi içerideyken, ikisi şimdi Silivri'dekilerle ilgili. ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.’ Kitabın özelliği ‘Millete emanet’ gibi Yavuz Oğhan’ın yazıp, ilk sözünü ben, son sözünü Ekrem İmamoğlu’nun yazdığı. Bu sürecin ilk sözünü ben söyledim, son sözü balkon konuşması yaparken Ekrem İmamoğlu söyleyecek inşallah. Bu iki kitap; ‘Millete emanet’ de Balbay’ın ‘Ya hep beraber, ya hiçbirimiz’ de millete emanettir. Bu kitaplardan bir kuruş parayı kendilerine almıyorlar. ADA var, Aile Dayanışma Ağı. Maaş alamayan arkadaşlarımızın ailelerine destek oluyor. Ayrıca yurttan çıkarılan öğrenciye yurt, bursu kesilen öğrenciye burs oluyor bu fonlar. Bunun için bu iki kitabı da sizlere emanet ediyorum.” “MİLLETE HİZMETE DEVAM EDİYORUZ” “Son olarak tüm zorluklara rağmen biz millete hizmet etmeye devam ediyoruz. Millet nüfusun yüzde 65’ini CHP’li belediye başkanlarına emanet etti. O günden bugüne soruşturma, baskı, tutuklamalar… Ama bir yandan inadına hizmet üretmeye devam. Bakın kent lokantası sayımız, Türkiye genelinde 155 oldu. Kreş sayımız; hedef bindi, 785 oldu. Öğrenci yurdu; hedef 100’dü, 77 oldu. Halk market, 155 oldu. 21 belediyemiz 257 okulda evlatlarımıza bedava su dağıtıyor ya da suyu temizleyerek sebillerden veriyor. Kesilecek denen sosyal yardımlar beş katına çıktı. Tüm vatandaşlarımıza ilan ediyorum. Dışarıdaki kıymanın kilosu neredeyse bin lira. Denizli Büyükşehir Halk Markette 600 lira. Dışarıda kaşar peyniri 500 lira, Manisa Büyükşehir Halk Mandıra’da 230 lira. AK Parti’nin kara düzeninde dört kap yemek 750 - 800 lira. Bizim kent lokantalarında 50 - 60 bilemedin 80 lira. Vatandaş belediyedeyken bunu yapan CHP’nin iktidarda olduğunda neler yapacağını düşünüyor ve şunu söylüyor: ‘Bu kadar baskıya, bu kadar haksızlığa, bu kadar zulme rağmen Cumhuriyet Halk Partisi bana belediyede bunu yapıyorsa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisine iktidar zamanı gelmiştir’ diyor millet. ‘İktidar zamanı gelmiştir.’ AK Partili, MHP’li tüm seçmenlere söylüyorum: Oy veren, verdiği oydan suçlu değil. İyi olsun diye vermişsindir. Bu asgari ücreti ne AK Partili bir işçi hak eder, ne bu en düşük emekli maaşını MHP’li bir emekli. Bundan sonraki süreçte biz emekliden yana, asgari ücretliden yana kim durursa yanımızda; onlarla kol kola bu millet için mücadeleye devam edeceğiz.” “EN GÜZEL GÜNLERİ BİRLİKTE YAŞAYACAĞIZ” “Ama eninde sonunda bu AK Parti’nin kara düzenini bitireceğiz. Alın terinin sömürüldüğü, emeklinin süründürüldüğü, memleketin bereketinin kaçırıldığı, tarımın bitirildiği, esnafın perişan edildiği, ülkenin Amerika’nın Büyükelçisi’nin ağzında ‘Beş dakikalık randevu dilenenler’ diye aşağılandığı, ‘Amerikan Başkanı’nın adamı’ diye buraya yollanan Büyükelçi’nin küstahlıkla bu ülkenin Cumhurbaşkanı’na meşruiyet dağıttığı bu kara düzen değişecek. Yetkiyi milletten alacağız. Bu milleti 100 yıl önce olduğu gibi bir kere daha ayağa kaldıracağız. Söz veriyoruz. Hepinize güveniyorum, hepinizi çok seviyorum. Emeklilerin teker teker ellerinden öpüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi emekliler için mücadeleye devam ediyor. Bu millet için mücadeleye devam ediyor. Biz kazanacağız, siz kazanacaksınız. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. İyi ki varsınız. Allah hepinize uzun ömür versin. En güzel günleri birlikte yaşayacağız.”

Özgür Özel: “Yoksulu Görmeyip Zengini Kayıran AK Parti’nin Kara Düzenini Yıkacağız” Haber

Özgür Özel: “Yoksulu Görmeyip Zengini Kayıran AK Parti’nin Kara Düzenini Yıkacağız”

Özel, şunları söyledi: “80’İNCİ EYLEM İÇİN BU MEYDANDAYIZ” “248 gün önce Türkiye’nin mevcut iktidarı bir sonraki iktidarına, mevcut Cumhurbaşkanı bir sonraki Cumhurbaşkanı’na darbeye kalkışınca kalktık Ankara’dan, İstanbul’a doğru yola çıktık. Elim yüzümde camdan dışarı bakarken dedim ki ‘Her darbenin bir hedefi olur. Bunun hedefinde Cumhurbaşkanı adayımızın adaylığına engel olmak, partimizin iktidarına engel olmak var.’ ‘Her darbenin bir de sembolik hedef aldığı mekanları olur. Giderler, Meclis’i çevirirler. Giderler, Çankaya Köşkü’nü çevirirler. Meydanları tutarlar. Bu darbenin hedefinde Saraçhane var’ dedik. Saraçhane’ye, Saraçhane’deki milletin bize emanet ettiği İstanbul Büyükşehir’in tarihi binasına doğru yola çıktık. Dedim ki ‘Bu darbeye direnmek isteyenler Saraçhane’ye gelsinler. Ben bunu söyleyince İstanbul Valiliği, İçişleri Bakanı’nın talimatıyla önce beş gün, sonra 10 gün İstanbul’da üç kişinin yan yana gelmesini yasakladı. Gösteri yasak, toplanmak yasak, miting yasak. Arkadaşlar haberi getirdiler, ‘Eyvah’ dediler, ‘Ne olacak şimdi?’ Dedim ki ‘Ne olacaksa bu akşam olacak. Ne olacaksa bu meydanda olacak.’ Tabii kolay değildi, bir yarımada orası. Kimse gelmesin diye otobüsleri yasakladılar, metroları kapattılar, köprüleri kaldırdılar, vapurları bağladılar. Ama o akşam oraya 110 bin kişi geldi Saraçhane’ye. O gün, bugün bu otobüsün üstündeyiz. Bugün 80’inci miting için, 80’inci eylem için bu meydandayız.” “BU MEYDANDA İTİRAZ EDENLER VAR” “Dediler ki ‘Yazın olmaz, dedik. Oldurdular. Kışın soğuk, dedik. meydanları Çankırı’da dahi doldurdular eksi dört derecede.’ ‘Ama Denizli’de inanılmaz bir yağmur var. Kimse gelmez, millet saçak altında durur. O meydan dolmaz, bugün bu miting patlar’ dediler. Dediler ki ‘Bir sahne var, önü çok büyük bir meydan.’ Dedim ki ‘Yağmur varsa sahne olmaz. Millet yaşta, Genel Başkan kuruda olmaz.’ ‘Otobüsü çekin’ dedim, ‘Ben oraya gideceğim, o meydanda dolacak. Rahmet yağacak, o meydan tıklım tıklım olacak.’ İşte Saraçhane ruhuyla, mücadele ruhuyla, eylem ruhuyla bu meydanı dolduranlara helal olsun, selam olsun. Canım Denizlime, güzel Denizlime, yiğit Denizlime selamlar olsun. Bugün bu meydanda itiraz edenler var. Her türlü haksızlığa, vicdansızlığa, eşitsizliğe itiraz edenler var. Cumhurbaşkanı adayımızın tutukluluğuna itiraz da bu meydanda, asgari ücretin ev geçindirememesinden mustarip emekçi de bu meydanda. Açlık sınırının üçte ikisine mahkum edilen emekli de bu meydanda, pamuk üreticisi beyaz altın üretirken şimdi borç batağında olan çiftçi de bu meydanda. Siftahsız esnaf da bu meydanda. İtiraz etmeye, mücadele etmeye, direnmeye, eylem yapmaya geldik Denizli'de. ‘Umudunu kesmiş gençler, valizleri zihninde toplamış ve ‘Fırsat olursa yurt dışına giderim, başka ülkede yaşarım’ diyen gençler 31 Mart akşamı bir seçim daha beklemeye karar vermişlerdi’ demiştim. Şimdi o gençler; belki yoksul, barınma sorunu olan, her türlü güçlükle baş eden ama umudu diri olan gençler burada. Genciyle yaşlısıyla, emeklisiyle emekçisiyle, köylüsüyle esnafıyla selam olsun sizlere. Selam olsun hepinize.” “ZAMANINDA SENİ BİRİNCİ YAPAN BU MEYDAN İNLİYOR” “Sayın Erdoğan Denizli’deyiz, ocak ayının ortasındayız. Dağlar karlı, Denizli yağmurlu. Bir meydana sığmamış durumdayız ve bu meydan, Denizli’nin bu meydanı zamanında sana çok oy veren, birinci parti yapan, Denizli Büyükşehir’i sana veren bu meydan ‘İstifa, istifa’ diye inliyorsa sen sebepsin bunu Erdoğan. Sen sebepsin buna, ben değil. Denizli’yle aramıza çok zaman girdi. 25 yıl Denizli’de belediyeyi kazanamadık. Ama suçu Denizli’ye, Denizli’nin güzel insanlarına atmadık. Kusuru kendimizde bildik. ‘Daha çok çalışmalıyız, daha daha çok çalışmalıyız. Doğru adaylar belirlemeliyiz ve bir şekilde Denizli’nin gönlüne girmeliyiz’ dedik. İşte böyle bir sürecin sonunda Cumhuriyet Halk Partisi olarak sizlere yine bir kalabalık, tıklım tıklım Denizli Meydanı’nda hemşeriniz, canım kardeşim, evladınız Bülent Nuri Çavuşoğlu’nu emanet ettik. Sizin evladınız sizden yüzde 50 oy alarak, iki kişiden birinin oyunu alarak göreve geldi. O gün bugündür mücadelesine devam ediyor. Beş olan ilçe belediye sayımızı 15’e yükselttiniz. Neredeyse Denizli’nin yüzde 95’inin yükünü Denizlili belediye başkanlarımıza verdiniz. Son seçimde seçtiğiniz birbirinden değerli milletvekillerimize, göreve getirdiğiniz 15 belediye başkanımıza ve hem bu meydana, hem Denizli’ye sonsuz katkılar sunan ilçe başkanlarımıza ve İl Başkanı kardeşim Ali Osman Horzum’a yürekten bir teşekkür alkışı Denizli’den.” “22 AYDIR BU ŞEHİR İÇİN ARI GİBİ ÇALIŞTI” “Tabii Genel Başkanlar için bir adaya destek istemek kolay. Ama sonra aday seçilince 2,5 yıl, iki yıla yakın hizmet edince onunla birlikte meydana, otobüsün üstüne çıkmak işte o başkana bağlı. Buraya gelirken şöyle bir baktım. 22 aydır bu şehir için arı gibi çalışan kardeşim Denizli’nin yollarına 38 değil, 38 bin ton asfalt övünülecek asfalttır; 338 bin ton sıcak asfalt dökmüş. 1,8 milyon metrekare beton parke yol kaplamış. Beş mahallede kent lokantası açmış. İki kent marketi hizmete almış. Biz ‘Önemli, kreş açın’ dedik, ‘CHP’li belediyeler kreş açacak’ dedik. Şu ana kadar tam altı kreş açmış. ‘Emekliler önemli’ dedik, emekli evi açmış ve çayı ücretsiz yapmış. Memnun mu emekliler Nuri Başkan’dan? Burası bir tarım kenti ve çiftçileri unutmamış. 50 bin zeytin fidanı dağıtmış. Bu sene 100 bin tane daha dağıtacak. Diğer taraftan 258 bin litre mazot dağıtmış. Bu yıl 500 bin daha dağıtacak. 20 bin metre tarımsal sulama borusu dağıtmış. Bu yıl 40 bin metre daha dağıtacak. Besicilere 20 bin çuval yem dağıtmış. Bu yıl 40 bin çuval daha dağıtacak.” “NURİ BAŞKAN’IN ÖYLE ÇALIŞMALARI VAR Kİ GÖZLERİM DOLDU” “Öyle hizmetler, öyle çalışmalar var ki ben bakarken, izlerken hem gurur duydum, hem gözlerim doldu. Hep söylüyoruz, ‘Cumhuriyet Halk Partisi, kimsesizlerin kimsesidir’ diye. Denizli’de okula gidiyor çocuklar. Babasının ve annesinin parası varsa okulda beslenme saati gelince çantayı açıyorlar. Ve o çantanın içinden durumu iyi olanın her şeyi çıkıyor. Meyvesi çıkıyor, ekmeği çıkıyor, sütü çıkıyor, peyniri çıkıyor. Ya parası olmayan? Parası olmayanın bazen o beslenme çantası bile yok. Ama Denizli’de beslenme çantası olmayan 5 bin öğrencinin Nuri amcaları var. Birinci ve ikinci sınıfların beslenme çantasına konulsun diye her ay aileye teslim ediliyor. Ayda kaç gün okul var? 22 gün. 22 tane yumurta, 22 kutu süt, 22 paket bal, 22 paket peynir, 22 paket reçel ve çocuklar için haftalık okula götürsün muzsa muz, elmaysa elma, portakalsa portakal. Ve kimsenin çocuğunun beslenme çantası boş kalmıyor. Hiçbir yoksul çocuğun gözü, arkadaşının çantasında kalmıyor. Helal olsun Nuri Başkana, helal olsun. Şimdi bu hafta ilk belediye meclis toplantısında bir oylama var. Oylamada yetki alacaklar. Bundan önce 5 bin öğrenci, birinci ve ikinci sınıflar, bu hafta Büyükşehir Belediye Meclisi’nde oylanacak üçüncü ve dördüncü sınıflar. Bundan sonra ilkokulda bütün beslenme çantaları dolacak. 15 bin öğrenci bu hizmetten yararlanacak.” “65 YAŞ ÜZERİNE HİZMET BEDAVA” “Biz bu mitinglerde çok istisna da olsa açılış yapıyoruz. Ve bu hafta büyükşehirimiz, Yunus Emre Sosyal Tesisi’ni, Egekent Hastanesi Çocuk Gelişim Merkezini, Batı Ege üst geçidinin temellerini atıyor. Ayrıca bugün beni karşıladığında söz aldı, Türkiye’de Allah razı olsun rahmetli kardeşim Ferdi Zeyrek adına ki en yakın arkadaşlarından biriydi Nuri Başkan. Türkiye’nin dört bir yanında tesisler yapılıyor, dedi ki ‘En büyüğü bana yakışır, temelini birlikte atacağız. Kurdelesini birlikte keseceğiz.’ Ferdi Zeyrek adına Denizli’nin merkezinde kültür ve sanat merkezi, büyük bir salon, spor kompleksi bir arada hayata geçirecek, kendisine yürekten teşekkür ediyorum. Geleceğim, o kurdeleyi birlikte keseceğiz Denizli’de. Ayrıca marifet iltifata tabii. Söyleyelim Türkiye duysun. Hani diyorlar ya, ‘Cumhuriyet Halk Partisi belediyeler ne yapıyor, ne yapacak?’ Geçen seçimlerden önce dediler ki ‘Denizli’de CHP’ye vermeyin, o gelirse sosyal yardımları keser, yoksullara verilenleri vermez, hizmetler aksar.’ Geldik ve başkan onların yaptığı gibi hiç maaşı olmayana değil, asgari ücretin üçte birinin altında kalana değil, bırak asgari ücreti, iki asgari ücretin altında geliri olan haneyi yoksul biliyor, yoksul sayıyor. Ve onun üstüne, o hanelere tüm destekleri veriyor. Bin 500 TL’den yılda üç ay, 4 bin 500 lira doğalgaz veriyor. Tüp kullanan aileye ihtiyacı kadar tüp veriyor. Bebek olunca ‘Hoş geldin bebek’ paketi herkese gidiyor ama yoksul aileye çocuk büyüyene kadar bebek bezi gidiyor. Eğer askeri varsa, askere yolluyor, ‘En büyük asker bizim asker’ diye askerdeki çocuğun yol parasını da veriyor yemin törenine gidecek anasını, babasını, kardeşini de yolluyor. Türkiye duysun, Denizli’de bir hamile anne, altıncı aya gelirse son üç ay, doğumdan sonra altı ay toplam dokuz ay boyunca belediyeyi aradığında, ‘Doktora gideceğim’ taksi kapıda. Anne taksi. ‘Anneme gideceğim’ taksi emrinde. ‘Hastaneye gideceğim’ emrinde. ‘Doğuma gittim, döndüm, kontrole gittim. Bebeğimle gezmeye gittim’ taksi emrinde. Anne taksi var Denizli’de. zengine değil, garibana var var garibana. 45 yaş üstü olup yüzme bilmeyen herkese yüzme kursundan ve sonra yazın denize gitmesinden tut da 65 yaş üstünde herkesin evinde bir tamir varsa, 65 yaş üstünde birisi su bozuldu, elektrik arızası ya da evde bir onarım. Günlerce tutar tasası. Ama arıyor Nuri Başkanı, arıyor büyükşehri, ne arıza varsa ne tamirat varsa 65 yaş üstüne bedava ve en hızlı şekilde gidip yapıyorlar.” “DENİZLİ’Yİ NASIL YÖNETİYORSAK TÜRKİYE’Yİ DE ÖYLE YÖNETECEĞİZ” “Buradan bütün Türkiye’ye sesleniyorum. ‘CHP nasıl yönetecek?’ Vallahi Denizli’yi nasıl yönetiyorsak; akılla, fikirle, çalışkanca, vicdanla, halden anlayarak Denizli’yi nasıl yönetiyorsak; Türkiye’yi öyle yöneteceğiz. Bir yandan tabii yaptıklarımızı söylerken bugün burada bir istisna yapacağım. İstisna şudur. Normalde mitinge gidince, eyleme gidince açılış yapmıyoruz. Ama öyle bir teklif geldi ki, dediler ki ‘Genel Başkanım, sen en çok kızdığın şey, Atatürk’ün ismiyle sorunu olanlar. Atatürk Havalimanı’nı bile allem ettiler, kallem ettiler kapattılar. Adını İstanbul koydular. Türkiye’de dünya kadar tesisi kapatıp, sonra adını başka koyarak açıyorlar. Oysa Denizli’de konuşmayı yapacağın meydanda, Ege’nin en büyük bilim merkezi açılacak. Atatürk’ün gösterdiği hedefe yürümek için, evren, galaksi, yıldızlar, uzay bilimi, havacılık konusunda çocukların ufkunu açacak, eğitecek, simülasyonlarla bunları gösterecek ve sevdirecek bir bilim merkezi var. Adını da Atatürk Bilim Merkezi koyduk’ dediler. İşte bu eseri de bugün açmaya geldik. Helal olsun Şeniz Başkanıma. Bu ülkede bu millete çok zulmettiler. Bu milletin aklını karıştırmaya çok çalıştılar. İftiralar attılar, Tekerlemeler yaptılar. Ama bu milletin gönlünden bir tek şeyi sökemediler. Sökemeyecekler. Bu millet Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hem askeridir, hem evladıdır, hem yurttaşıdır.” “SÖZ VERİLEN ŞEHİR HASTANESİ YERİNDE YELLER ESİYOR” “Tabii benim arkamda eskiden şöyleydi. Eskiden bir il başkanı, iki milletvekili, varsa üç - beş belediye başkanı diziyorduk arkaya. Şimdi arkada büyükşehir belediye başkanı var. Allah eksikliğini göstermesin. İl Başkanı var, milletvekillerim var. Burada aşağıda da aslan gibi 15 belediye başkanım var. Hizmet edenler arkamda ve önümde. Bir de Denizli’yi görmeyenler, duymayanlar, oy zamanı yüzünü dönüp, oyu alınca sırtını dönenler var. AK Parti’nin çözmesi gereken dünya kadar sorun çözülmüyor. Bakın şurası pandemi zamanında niyetlenildi. Pandeminin yarattığı ihtiyaçlar ve kaynaklar doğru yere gitti. Sonrasında yapım maliyetleri, silkelemeler, bilmem neler. Şu tesis bugün açılıyor. Bu tesis açılmadan önce dünya kadar laf ediyorlardı. Söylediler, ‘Açmadılar’ diye. Allah’a şükür açmaya geldik. Peki, devlet hastanesi depreme dayanıksız. 10 yıldır konuşuluyor, devlet hastanesinin çatıları çöküyor. Harekete geçen yok. Sonra bin yataklı hastaneyi kapatacaklar, yerine büyük bir şehir hastanesi yapacaklardı. Beş yıldır ortada yok. Şimdi çıkmışlar, 500 yataklı prefabrik acil durum hastanesi açıyorlar. Aç, acil durum hastanesi açarsan ‘Helal olsun’ derim. Ama bin yataklı devlet hastanesini kapatıyorsun. Yatak sayısını azaltıyorsun. Söz verdiğin şehir hastanesinin yerinde yeller esiyor. Hiç bunları görmüyorsun. Pamukkale’de üç ayda bitecek dedikleri tadilat, dokuzuncu aya girdi. Bitmedi. esnaf mağdur, yerli ve yabancı turistler mağdur. Burası Avrupa ile çalışan çok sayıda iş adamının olduğu, fabrikaların olduğu, mühendisin geldiği, yurtdışına gidildiği, orada fuarlara gidilen, burada fuarlara gelinen bir yerken; havaalanından Avrupa’ya uçuş yok. Onu bırakın ülkenin başkentine uçuş yok.” “ÇUVAL ÇUVAL YOLSUZLUĞU ANLATTIM, ‘YALAN’ DİYEMEDİLER” “Denizli Belediyemiz 750 milyon lira yatırım yaparak, Bozdağı Kayak Merkezi’nin çalışması gerekiyordu. Biliyorsunuz, belediye değişti ve görüntüler çıktı. Belediyenin kendi güvenlik kameralarından kayak merkezinde beş tane fişi kesmişler. Parayı kasaya koymuşlar, 25 tane fişi parasını çuvallarla doldurup senelerce yolsuzluk yapmışlar, senelerce. Çuval çuval yolsuzluğu anlattım Meclis kürsüsünde. ‘Yok’ diyemediler. ‘Yalan’ diyemediler. İspatı ortada, ama halen daha o konuda bir şey yapmadılar. Ama bu durumu açığa çıkardı diye hazımsızlık yaptılar. Kendileri yolsuzluk açık tuttukları Bozdağı Kayak Merkezi’nin protokolünü CHP gelince iptal ettiler. Ama hiç merak etmeyin. Yargıda kazanacağız. Denizli’nin hakkını söke söke alacağız.” “ÇİFTÇİNİN, KÖYLÜNÜN BİR KIYMETİ KALMAMIŞ” “Bir yandan Denizli çiftçilerin en mağdur olduğu kentlerden bir tanesi. Meclis’te Denizlili pamuk üreticilerinin sesini duymak için, Türkiye’ye duyurmak için elimizde pamuk kozası, gösterip söylemiştim. Bir de Denizli’de tekrar edeyim. Eskiden, ben de Manisa’da Hacıaliler Köyünde yazlarımı geçirdim. 12 yaşından beri traktör üstünde külfülatör çektim, pamuk ara çapası yaptım. Pamuk toplayan emekçilere testi testi onlara su taşıdım. O beyaz altının bereketini dayımlarla, anneannemle birlikte ben yaşadım. O günlerde bir kilo pamuk satan 2,5 litre mazot alıyordu. Var mı burada çiftçiler. Doğru mu? Bir kilo pamuk satıyordun. 2,5 litre mazot alıyordu. Bugünkü hesaba vurursan pamuğun kilosu 150 liraymış, mazot üzerinden. Bugün 2,5 kilo pamuk satıyorsun, bir litre mazot alıyorsun. Bugün pamuğun kilosu 18-20 lira. Sen 2,5 kilo pamuk satıp, 1 litre mazot alabiliyorsun. Nereden nereye gelmiş? Niye böyle? Çünkü çiftçinin, köylünün bir kıymeti kalmamış. Kanuna göre 772 milyar lira destekleme lazım. Ama sadece bu paranın 168 milyarını bütçeye koydular. Yani kanun, ‘Denizli’nin çiftçisine beş vereceksin destekleme’ diyor. Bunlar sadece bir veriyorlar. Bunu utanmadan, sıkılmadan şimdiden bütçeye yazarak yapıyorlar. 10 yıldır da böyle yapıyorlar. Ama iş gelince yandaşa destek vermeye, o zaman ellerini hiç korkak alıştırmıyorlar. Bakın sizin hakkınız 772 milyarın 168’ini bütçeye koymuş. Ama aynı para, hemen hemen aynı para kurumlar vergisi verecekken şirketler, orandan vazgeçilen kurumlar vergisi tutarı. Diyor ki ‘Bu sene 768 milyar lira kurumlar vergisinden vazgeçeceğim. Faiz lobilerine 2,7 trilyon lira vereceğim. Geçiş garantili otobanlara, köprülere 238 milyar lira vereceğim. Kur Korumalı Mevduata 2,5 trilyon lira verdim.’ Öyle bir noktaya geliyor ki çiftçiye gelince, beşin birini veriyorlar. Ama yandaşlara gelince ne istiyorlarsa fazlasıyla veriyorlar. Buradan açıkça söylüyorum. Bir kilo buğday satılıp, bir litre mazot alındığı günlerden, altı kilo buğday satılıp, bir litre mazot alındığı günlere geldik. Bir kilo pamuğun 2,5 litre mazot aldığı günlerden 2,5 kilo pamuğun bir litre mazot alamadığı günlere geldik.” “TÖRPÜDEN ÖTV ALANLAR, LÜKS SAATTEN ALMIYORLAR” “Şimdi dönüp bakıyorsunuz, dünyada vergi zenginden alınır, bunlar zengini bırakmışlar, vergiyi tavana değil tabana yaymışlar. Tırnak makasından, mutfak tüpünden, törpüden özel tüketim vergisi alanlar, elmastan, pırlantadan, lüks saatlerden almıyorlar. Yüzde 65 dolaylı vergi, yani zengin ve fakir ayırmayan, en zenginden de en yoksuldan da aynı vergiyi alan dolaylı vergi. Elektriğin vergisi, sütün vergisi, doğalgazın vergisi, çocuğa alınan hırkanın, ayağa alınan ayakkabının vergisi milyardere de aynı, asgari ücretliye de aynı. Bunun adı dolaylı vergi, yüzde 64. Bunun üstünde vergilerin yüzde 24’ü gelir vergilerinden kesilen, hepimizin maaşlarından kesilen gelir vergisi, yaptı mı yüzde 88. Yüzde 1, bir ıvır zıvır vergisi var. Sadece yüzde 11 kurumlar vergisi. Para kazanandan, kar edenden yüzde 11. Para kazanmayan, sürünen, geçinemeyenlerden yüzde 88. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Denizli’den hemşerilerimin arasından buradan Türkiye’ye haykırıyorum ki; zenginden değil yoksuldan alan, yoksulu görmeyip, zengini kayıran, verginin yüzde 88’ini yoksuldan, 11’ini zenginden alan AK Parti’nin kara düzenini vallahi de yıkacağım, billahi de yıkacağım. Allah’tan korkun yahu.” “TEKSTİLDE DENİZLİ’NİN CANI ÇIKTI, BÜYÜK AÇMAZ VAR” “Denizli’deyiz. Tekstilin başkentindeyiz. 10 bine yakın imalathane kapandı Türkiye'de. Denizli’nin canı çıktı. Üç yılda 360 bin emekçi tekstilde işsiz kaldı. Tekstil deyip geçme, yüzde 70’i kadın istihdamı. Yani diyoruz ya kadın istihdamı önemli diye. 10 çalışandan 7’sinin kadın olduğu sektörde, 360 bin kişi işsiz kaldı. Sorun ne? Sorun söyleyeyim, bir tek Türkiye’de var. Büyük bir açmaz. Asgari ücret alan için çok düşük, veren için çok yüksek. Nasıl olacak bu iş? Tekstil yapıyor adam. Mısır’daki asgari ücretle, Afrika’daki, Hindistan'daki asgari ücretle rekabet edecek. Ama Türkiye’de bu asgari ücreti verdiğinde, bu asgari ücretle çalışanlar sürünüyor. Bakın şimdi asgari ücreti 28 bin lira yaptılar. Tarihte ilk kez asgari ücret ilan edildiği anda, açlık sınırının altında kaldı. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak çıktık ve dedik ki; ‘Küçük esnafa, bilhassa tekstil üreticilerine, çalışan başına 10 bin 600 lira SGK prim desteği verelim.’ Basit yoldan anlatırsak, ‘Asgari ücret alan için 39 bin lira olsun, 39 bin ver. Ama 10 bin lirasını SGK’dan düşelim, veren için 29 bin lira olsun.’ Bu teklifi getirdik, kabul etmediler. Kabul etselerdi hem asgari ücretlinin bu yaşadığı sıkıntılar ortadan kalkacak, hem de tekstil üreticileri açısından çok büyük bir rahatlama gelecekti. Ben buradan Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem çalışanın dostu olduğunu, hem de patronun dostu olduğunu açıkça söylüyorum. Sol parti, sosyal demokrat parti demek sermaye düşmanı demek değildir. Bizim sistemimizde kalkınmacı bir ekonomi vardır. Üreticiye her türlü destek ve teşvik vardır. Bu işin sonunda daha çok üretmek, daha çok kazanmak, ama adil bir vergi sistemiyle kazandığının vergisini vermek vardır. Hep birlikte çalışmak, daha çok kazanmak ama hakça bölüşmek vardır. Yandaşına sahip çıkan, vatandaşını görmeyen, yoksulu ezdiren, zordaki üreticiyi de iflasa sürükleyen, sadece yandaşa sahip çıkan bu düzenin adı AK Parti’nin kara düzenidir. Size ant olsun ki AK Parti’nin kara düzeni yıkılacaktır. Denizli’ye söz veriyorum. Bu kardeşiniz partinin Genel Başkanı olurken en büyük desteği Manisa ile birlikte Denizli'den aldık, Ege’den aldık. Sonra tüm Türkiye tanıdı, tüm Türkiye’den aldık. Siz bana kefil oldunuz, ben Nuri’ye kefil oldum. Nuri çalışmaya niyet etti. Bu güzel günlere geldik. Buradan bir kez daha sizin huzurunuzda söylüyorum. Bir devri kapacağız, bir devri açacağız. Size söz veriyorum, artık yapılacak ilk seçimle bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Yağmur yağıyor. Bütün Türkiye olmaz denilenin olduğunu, ocağın ortasında, bu soğukta, bu yağmurda, bu mübarek rahmetin altında sizin kararlılığınızı görüyor. Helal olsun Denizli’ye.” “EMEKLİ ETTİN, 1,5 ASGARİ ÜCRET ALAN EMEKLİYE NELER ETTİN” “Buradan Türkiye’ye bir selam daha ve buradan bir sesi daha bütün Türkiye’ye duyurma zaruretimiz var. Meydandaki emeklileri göreyim. Kaldırın bir elinizi. Emekliler şemsiyesini aşağı yukarı indirsin. Manzaraya bak. Denizli’deki emekliler el sallasın, şemsiyesini aşağı yukarı sallasın göreyim emeklileri. İşte bu manzara Türkiye’de ne kadar çok emekli olduğunun ve dolayısıyla ne kadar çok mağdur olduğunun manzarasıdır. Bugün Türkiye’de açlık sınırı 30 bin liradır. Bugün Türkiye’de yoksulluk sınırı 98 bin liradır. Bugün Türkiye’de en düşük emekli maaşı 18 bin 975 lira olabilmiştir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu hatırlatmak zorundayız. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Yani Tayyip Bey size hiç ilişmese, size hiç karışmasa, 1,5 asgari ücreti değiştirmese bugün beğenmediğimiz 28 bin liralık asgari ücrete kıyasla en düşük emekli maaşı 42 bin lira olacaktı. Öyle ya, 28 bin liranın yarısı 14. Ekle üstüne, 42 bin lira. Oysa bugün sadece 19 bin lira. Bunu emeklilerin kabul etmesi mümkün değil. Emekliler 19 bin lirayı kabul ediyor mu? İşte bunun için dedik ki ‘Cumhuriyet Halk Partisi olarak kök maaşları artıracak bir kanun teklifi çıkaralım diyoruz. Biz emeklilere seyyanen zam verecek kanunu Meclis’ten çıkaralım diyoruz’ dedik. Perşembe günü Meclis’te bu konunun çalışılması için önergemizi verdik. Reddettiler. AK Parti ve MHP oylarıyla önergemiz reddedildi. Bunun üzerine karar verdik, şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi kapalıdır, ancak içinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilleri emekliler için nöbettedir. ‘AK Parti o Meclis’e gelene kadar, gerekli düzenlemeyi yapana kadar Meclis’i terk etmeyeceğiz’ dedik. Bunun üstüne cuma günü apar topar kameralar karşısına çıktılar. Biz de dedik ki ‘Haydi inşallah. Bir işi de birlikte yapalım.’ Ama tekliflerini getirdiler, 19 bin lirayı artırıyorlar, ne teklif ediyorlar? 20 bin lira. Teyzeme bak böyle diyor; ‘20 bin lira.’ 20 bin lirayı kabul ediyor musun teyzem? 20 bin lirayı kabul eden var mı? Ey AK Parti, bu emekli ellerini nasırladı, direğini çürüttü, gözlük camları büyüdü çalışarak. Bu emekli yıllarca çalışanlara baktı. Dedik ki ‘Artık sen çalışmayacaksın. Artık sana devlet bakacak.’ Emekli ettin, 1,5 asgari ücret alan emekliye neler, neler ettin. 42 bin lira alacak kişiye, 19 - 20 bin lira teklif ediyorsun. Buradan açıkça söylüyorum. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bugün asgari ücret önerimiz 39 bin liradır. En düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, bugünün parasıyla 39 bin lira olacaktır. Sonra eski yerine, 1,5 asgari ücrete çıkacak. Emeklisine saygı duymayanın, emeklisine hürmet etmeyenin bu memlekette görecek günü, sizin yüzünüze bakacak yüzü yoktur. Bundan sonra emekliler bırakın AK Parti’ye oy vermeyi, selam dahi vermeyecekler.” “EMEKLİYE YOK, DÖRT KATINI ÜST DÜZEY GÖREVLİ LOJMANINA VERDİLER” “Bakın size para bulamayanlar, size ‘Para yok’ deyip ‘19 bini 20 bin lira yapabiliriz’ diyenler parayı bulmuşlar. Bütçede üst düzey kamu görevlileri için lojman kiralama gideri 1,1 milyar lira. Üç yıl önce bu para 300 milyon liraymış. Şimdi dört katına çıkarmışlar. Emekliye gelince ‘Şartlar zor, zam yüzde 12.’ Ama lüks lojmanlara gelince yüzde 400. Yüzde 12 diye çıkıp alay edenlerin hep birlikte alnını karışlamaya var mıyız? AK Parti’nin alnını karışlayacak mısınız? Bakın buradan açıkça söylüyorum. Ekrem Başkan’ı sırf Cumhurbaşkanı adayı olacak diye tutuklayan ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidara gelmesini engel olmaya çalışan, İstanbul’da görevlendirilmiş AK Parti’nin yargı kolları başkanının oturduğu villa 48 milyon liraya tadilat geçirdi. Yani 1 milyon lira veriyorlar emekli öğretmene, 30 yıllık emeğinin ikramiyesi olarak. 48 emekli öğretmen ikramiyesi. Bugün Denizli’de çalışıp emekli olan birisi kıdem tazminatını en kabadayısı 500 bin lira alıyor. Doğru mu? 100 tekstil işçisinin 25 - 30 yıl çalışıp alabileceği kıdem tazminatını villasının tadilatına verenler var. Hasta mı var? Koronada sizi kurtarana kadar çalışan sağlık emekçilerine bir alkış yapıyoruz. Biliyorsunuz koronada Tayyip Bey, sağlık emekçileri için dedi ki ‘Allah sizden razı olsun, hakkınız ödenmez.’ Hakikaten sözünün eri adam. Haklarını ödemedi, ödemedi. Bu sağlık emekçilerini oraya götüren Barış dedik ya. O da kahraman Türk polisi. Polislerimize bir kocaman alkış. Öğretmeninden vergi dairesindeki memura, sınırda nöbet bekleyen uzman jandarmadan erlerimizden, astsubayımızdan, subayımıza, kahraman Mehmetçiğimize kocaman bir alkış.” “ÜLKENİN EVLATLARINI BİRBİRİNE DÜŞMAN GÖSTERENLER VAR” “Bu lüks lojmanları yapıyor ya bunlar, bu vicdansızlar. Bir de lojmansızlar var. AK Parti geldi, bütün mütevazi lojmanları kaldırdı. Polisi, infaz koruma memurunu, bunun yanında tüm devlet memurlarını lojmansız bıraktı. Şimdi lüks lojmanlara 1,1 milyar lira ayırdı. Lojmansızlığın en sıkıntı yarattıklarından biri infaz koruma memurları. Türkiye’de 500 bine yakın tutuklu, hükümlü var. Şehrin dışında koca koca cezaevleri var. Beş infaz koruma memurundan sadece birine lojman var. 50 bin lira, 48 bin lira maaş; 25 bin lira kira ve beş kişiden birine lojman. Buradan önümüzdeki dönem için söz veriyoruz. Daha önce de söyledim kendilerine. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında cezaevleri artık bu kadar kalabalık olmayacak. Ama infaz koruma memurlarının her birisinin lojmanı olacak, söz veriyoruz. Buradan söylemek istediğim şu: Bu ülkenin evlatlarını birbirine düşman gösterenler var. 19 Mart’ta üniversite öğrencilerinin karşısına başta söylediğim gibi sonradan Anayasa Mahkemesi’nin bizi, öğrencileri haklı gördüğü gibi öğrencilerin karşısına polisi diktiler. Bu ülkede polis de öğretmen de asker de infaz koruma memuru da öğrenci de emekli de emekçi de hangi yaştan olursa olsun tüm vatandaşlarımızın çıkarları ortaktır. Polis kurtulmadan öğrenci kurtulmaz. Köylü kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.” “KURAKLIK UMACAK ZİHNİYETE GELDİYSEN ACINACAK HALDESİN” “Şimdi Denizli meydanından evdeki pijamalıya sesleniyorum: Meydandaki şemsiyeliden utanın, pijamaları çıkarın. Nereye çağırılıyorsanız, oraya koşun. Sakın sıranın size gelmesini beklemeyin. Pijamalı kumandayı bırak, pijamayı çıkar. Mücadeleye koş meydana. Mücadeleye. Denizli’deki şemsiyelilerden, evdeki pijamalılara selam olsun. Sitem olsun. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber hiçbirimiz. Hepiniz çok muhteşemsiniz, çok tatlısınız, çok iyi insanlarsınız. Hepinizi kucaklıyorum. Allah hepinizden razı olsun. Buraya gelirken yağmur yağıyor, yağdıkça yağıyor. İnsan yağmasın diyemez. Biliyorsunuz yağmur duası diye bir şey var. AK Partililer yağmur yağmasın duasındalar. Tayyip Erdoğan başta. Başa geçmişler Hep beraber dizilmişler, tabi o yağmur duasına çıkılıyor ya filmde. Kemal Sunal diyor ya yağmur duası filminde. Bunlar çıkmışlar yağmur duasına gidiyorlar. Hiçbirinin elinde şemsiye yok, neden? Tayyip Bey dua ediyor. Yağmur yağmasın Ankara susuz kalsın. İstanbul susuz kalsın. Afyon, Uşak susuz kalsın. Yağmur yağmasın diye dua eden tek zihniyet AK Parti’nin kara düzenidir, yazıklar olsun. Mansur Bey’le o kadar uğraştılar, sabahlara kadar çalışıldı, ekipmanlar takıldı, baraj bitmiş. DSİ su getirecek getirmemiş. Kuraklıktan siyaset olmaz. Bütün dünyanın derdi Tayyip Bey kuraklıktan fayda, iktidar sürdürecek. Bir ülkeyi 23 yıl yöneteceksin. Son 50 yılın en kurak yazından medet umup ‘Buradan bunlar yıpranır, hem ben iktidar olurum’ diyeceksin. Tayyip Bey sana söylüyorum: Bundan sonra ne olursa olsun seni iktidardan indirmemiz için kimseden sana fayda yok. Kuraklık umacak zihniyete geldiysen, acınacak haldesin. Rahmet de yağacak, oylar da yağacak, bu iktidar gidecek. Halkın iktidarı gelecek. 100 yıl önce nasıl bu millet memlekete bereketi getirdiyse, nasıl bu memlekete 100 yıl önce hastalıkları bitirdiysek. Nasıl ülkeyi şaha kaldırdıysak, 103 yıl sonra görev yine hepimizdedir. Görev Türk milletindedir. Görev Türkiye İttifakı’ndadır. Görev aslan sosyal demokratlardadır. Görev milliyetçi demokratlardadır. Muhafazakar demokratlardadır. Liberal demokratlardadır. Kürt demokratlardadır. Alevisi, Sünnisi ile bu memlekete kardeşliği de bereketi de biz getireceğiz. O yüzden Allah bu memleketin yarınları için yağmur yağmasın duasına çıkanlardan bu milleti korusun.” “HAYATLARI YALAN, HAYATLARI İFTİRA” “Bu ülkede adalet olmazsa refah dolmaz. Başta söyledim, 19 Mart darbesi üzerinden tam 298 gün geçti. Yalanlar, iftiralar attılar. Öyle şeyler söylediler ki; şu evde açık olan bir TRT, açık olan bir yandaş kanal, hatta merkez medya kanalı varsa yaz boyunca şunu dinledik. ‘568 milyar yolsuzluk var’ dediler. 568 kuruşun kanıtını koyamadılar. ‘Bin 200 cep telefonu aldı İBB’ dediler. ‘Dağıttı’ dediler. İddianameye bile yazamadılar. ‘Gizli toplantılar yaptılar, paraları paylaştılar, videosu var’ dediler. Çıkmayınca ‘Bizi de kandırmışlar’ dediler. ‘İBB’nin parkelerinin altından 2 milyon Euro çıktı’ dediler. Çıkmayınca, iddianamede olmayınca ‘Yalan atma özgürlüğü var. İnsanlar bazen yalan atar’ dediler. Lüks arabaları çekip ‘İmamoğlu‘nun arabaları’ dediler, MHP’li milletvekilinin çıktı. Bavulları gösterip ‘İçinde para var’ dediler, jammerlar çıktı. Gaziosmanpaşa Belediyesini gösterip, kasa açıldı, dolarlar çıkıyor görüntüleri çıktı. Arama tutanağından mühür çıktı. ‘TRT‘ye sorduk’ dediler ki ‘Aramanın görüntüsünü bulamadık, Anadolu Ajansı’ndan stok video kullandık. Onda da dolar varmış’ dediler. Hayatları yalan ve iftira. Buradan Denizli’deki, AK Parti’nin ve MHP’nin günahsız seçmenine soruyorum. Böyle kul hakkı olur mu? Bütün bir yaz yalan atıp sonra ‘pardon’ olur mu? Hani diyorlardı ya ‘Bir ay sonra insan içine çıkamayacaklar.’ Aha da Tayyip Bey 80’nci eylemdeyim. Denizli’de, Merkezefendi’deyim. 100 bin hemşerimin arasındayım. Onların yüzüne bakıyorum. Gözüne bakıyorum. Buradan haykırıyorum ki; Ekrem İmamoğlu masumdur. Suçu Tayyip Erdoğan’ı yemektir. Çatlasan da patlasan da Ekrem İmamoğlu karşına çıkacak. Seni yenecek. Cumhurbaşkanı olacaktır. Cumhurbaşkanı İmamoğlu.” “ERDOĞAN DA YARGILANDI AMA KAPISINA BİR GÜN POLİS GİTMEDİ” “Tayyip Bey ben burada Denizli’deyim. Karşına da dikildim. Buradan sana soruyorum: Sen yıllar önce bu suçların hepsiyle yargılandın. Bir gün kapına polis geldi mi? Bir gün tutuklandın mı? Bir gün hapse kondun mu? Şimdi kendine güveniyorsan, eğer Ekrem Başkan’dan korkmuyorsan tutuksuz yargılamayı getir. TRT‘den canlı yayın getir. Senin savcılarını da millet duysun, verilen cevapları da millet duysun. Buradan çağrımdır. Hodri meydan. Tutuksuz yargılama, televizyondan canlı yayın. Hodri meydan. Tayyip Bey tutuksuz yargılama yapabilir mi? Televizyondan canlı yayın yapabilir mi? Niye? Çünkü korkuyor. Çünkü kendine güvenmiyor. Buradan üzülerek ifade edeyim. Denizli’de, mutlaka Denizli AK Gençlik diye AK Parti’nin gençlik kolları var. Ama Tayyip Bey’in onlardan ümidi yok. AK Parti’nin saygıdeğer kadın kolları var Denizli’de. Ama Tayyip Bey’in onlardan ümidi yok. İlçe, il yönetimleri var Denizli’de. Tayyip Bey’in onlardan umudu yok. Tayyip Bey’in hiçbirimizde olmayan yargı kolları var. Yargı kolları başkanı Akın Gürlek var. Tayyip Bey’in tek umudu rakiplerini ezdirmekte. Tayyip Bey bu millet sana evladını ezdirmez. Tayyip Erdoğan’a Denizli’den sesleniyorum. Ey Erdoğan, adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Tayyip Bey Denizli’de 100 binler sandık istiyor. Hala daha kaçacak mısın?” “TAYYİP BEY’İN KAVGASINA DEĞİL, İŞSİZLİĞİN BİTMESİNE BAKIN” “Buradan AK Parti’nin ve MHP’nin kadın kollarına ve gençlik kollarına, ana kademesine, eğer Tayyip Erdoğan’a şunu diyebilirseniz, bu bir demokrasi yürüyüşüdür. Tayyip Bey yıllarca bu sahada top oynadı. Oynadığı maçları 23 yıldır kazandı. Biz isyan etmedik, sahadan çekilmedik. Yanlış işlere girişmedik. 31 Mart‘ta Denizli Nuri Başkan’ı seçti. İstanbul Ekrem Başkan’ı seçti. Ankara Mansur Başkan’ı seçti. Adana Zeydan Başkan’ı seçti. Mersin Vahap Başkan’ı seçti. Türkiye’de yüzde 65’e CHP’li belediye başkanları seçildi. Şimdi Tayyip Bey o oynayıp da kazandığı maçın topunu aldı, eve kaçıyor. Nereye gidiyorsun? ‘Topu keseceğim. Daha oynamam, oynatmam’ diyor. Eğer AK Parti’nin gençleri Tayyip Bey’e giderse, ‘Reis, baba, dede nereye gidiyorsun? Ver topu’ derse. O topu sahaya getirirse bu önemli bir iştir. Belki bir kere kaybederler, iki kere kaybederler, sonra kazanırlar. Ama onurlarını, haysiyetlerini kaybedip de kazandığı zaman demokrat, kaybedince otokrat olma ayıbına ortak olmazlar. Buna davet ediyorum AK Partilileri. Açıkça söylüyorum; hem vallahi, hem billahi. Partinin Genel Başkanı olarak, Ege’nin bir evladı olarak, Selanikli anneannenin, Üsküp’lü dedenin torunu olarak, iki emekli öğretmenin evladı, Bahçıvan Abdullah Aga’nın torunu olarak yeminle söylüyorum Denizli’deki AK Partili’ye MHP’liye: CHP’liler, biz sizin düşmanınız değiliz. Sizin dostunuz. Çünkü siz bizim komşularımızsınız, akrabalarımızsınız. Damadımızsınız, gelinimizsiniz. Tarla komşumsun, kapı komşumsun. Biz size düşman değiliz. Ama bizi size düşman etmek isteyen, kutuplaştıran, ayrı düşürenler bunu kavga olsun da millet kavgaya baksın, emekli maaşı konuşmasın diye yapıyor. AK Partili 19 bin lira emekli maaşına layık mı? MHP’li kardeşim 28 bin lira asgari ücrete layık mı? Biz halkın partisiyiz. Biz asgari ücret artsın diye, emekli maaşı artsın diye, ürün kıymetlensin diye, çiftçi yine milletin efendisi olsun diye, esnafın yüzü gülsün diyen mücadele ediyoruz. Buradan ant içerim, yemin ederim ki Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında hiçbir yoksul kaybetmeyecek, hep beraber kazanacağız. AK Partilisi, MHP’lisi, CHP’lisi, İYİ Partilisi, hep birlikte kazanacağız. O yüzden Tayyip Bey’in kavgasına bakmayın. Emekli maaşı için mücadeleye bakın. Asgari ücret için mücadeleye bakın. Evladının geleceği için işsizliğin bitmesine bakın. Cumhuriyet Halk Partisi, AK Partililerin değil, AK Parti’nin kara düzeninin düşmanıdır.” “MARKETLERDE TARİHİ GEÇMİŞ GIDA, UTANÇ REYONLARINDA” “AK Parti’nin kara düzeni, AK Partilinin de MHP’linin de emeğini sömürüyor. AK Parti’nin kara düzeni, AK Partili gençleri de işsiz bırakıyor. AK Parti’nin kara düzeninde ilk kez artık marketlerde, tarihi geçmiş gıdalar ‘fırsat reyonu’ diye utanç reyonlarında satılıyor. Ürün, peynirin tarihi geçmiş, fırsat reyonuna koyuyor. Patates cipsi alamamış çocuğuna. Tarihi geçmiş yerden, bir ay tarihi geçmiş cipsi, fırsat reyonundan alıyor gariban. Bunun partisi olmaz. Böyle bir ahlaksızlığa sabır olmaz. Yalanlarla sürdürülen iktidardan umut olmaz. Efendim, ‘Gelirlerse ezanı da dindirecekler’ vallahi yalan. ‘Bayrağı indirecekler’ vallahi yalan. ‘Vatanı böldürecekler…’ Hadi lan oradan, hadi lan oradan. Bunları diye diye oy toplayıp sonra kendisine yüzde 300, emekliye yüzde 12. Kendisine yüzde 300, asgari ücretliye yüzde 20. Bu düzeni değiştirmeye var mısınız? Tarihin en uzun, en kalabalık, en mücadeleci seçim sath-ı mailindeyiz. Bugün seçimin 298’inci günü. Çok kaçsalar, bininci güne kadar kaçarlar. Gerekirse bin günlük seçim kampanyası neferi olmaya var mısınız? Ekrem Başkan yerine cumhurbaşkanı adaylığına var mısınız? Kapı kapı gezmeye, köy gezmeye, bulup konuşup ikna etmeye, oyları teker teker toplamaya var mısınız? Yollarda, sokaklarda, köylerde ve fabrikalarda birlikte yürüyecek miyiz? Hadi o zaman yürüyelim arkadaşlar.”

Özgür Özel: “Erdoğan, Trump’ın Venezuela darbesine tek kelime edemedi” Haber

Özgür Özel: “Erdoğan, Trump’ın Venezuela darbesine tek kelime edemedi”

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Çankırı’da gerçekleştirilen Millet İradesine Sahip Çıkıyor Mitingi’ne katıldı. Burada konuşan Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özel, “‘Yıldızlar çamlara değer de geçer. Gün buradan başını eğer de geçer. Suları dizleri döver de geçer. Bir Ilgaz, er Ilgaz, yar Ilgaz. Dağları var, göklerde yeşil bir direk. Gölü var, dağlara düşmüş kocaman yürek. Yolu var içinde, gitsem gerek. Bir Ilgaz, er Ilgaz, yar Ilgaz.’ Ilgaz’ın eteğinde memleketini seven, vatanını seven, bayrağını seven, kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü seven can Çankırı hoş geldiniz. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. ‘Bundan sonra mitingler olacak mı?’ dediler. Dedim ki ‘Olacak.’ ‘Yeni yılda nerede olacak?’ dediler. Dedim ki ‘Çankırı’da olacak.’ Dediler ki ‘3 Ocak‘ta eksi üç derecede, karın altında miting mi olur?’ Dedim ki ‘Olmaz. Miting yaparsan olmaz. Oraya kim gitse o meydan dolmaz. Ama biz mitinge değil, adalet için eyleme geliyoruz, eyleme.’” dedi. Özel, şunları söyledi: “ÜLKESİNİ, BAYRAĞINI VE ATASINI SEVENLERE SELAM OLSUN” “Şimdi Çankırı‘yı birilerinin kalesi görenlere söylüyorum. Siyasette kale devri bitmiştir. Artık Çankırı, ne onun - ne bunun, kimsenin kalesi değildir. Çankırı, olsa olsa milletin kalesidir. ‘Bu meydan dolmaz’ diyenlere şunu söylüyorum: Evet, doğru. Son seçimde Çankırı’da bin 100 oy aldık. Şimdi o günden bugüne siyaseti göremeyenleri, Türkiye’deki değişim umudunu göremeyenleri, o günden bugüne bizim derdiyle dertlendiğimiz emeklinin sesini duymayanları, ezilen asgari ücretliyi görmeyenleri, unutulan köylüyü, çiftçiyi, mahvedilen hayvancılıkla uğraşanları ve hepsinin derdinden çok derdi olan esnafın halini görmeyenleri, bu meydanı görmeye davet ediyorum. Bu meydan açlığa, yoksulluğa, güvencesizliğe, her türlü adaletsizliğe meydan okumanın, itiraz etmenin, isyan etmenin ve dayanışmanın meydanıdır. Hoş geldiniz her biriniz. Bugün Kurtuluş Savaşı’nda İnebolu’dan Ankara’ya uzanan istiklal yürüyüşünde istiklal yolunu koruyan Çankırı’dayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün şapka devrimi için Kastamonu’ya giderken geldiği, şapkasını kaldırıp selamladığı, dönüşte onu bütün Çankırı’nın şapkalarıyla selamladığı bu güzel memleketteyiz. Selam olsun Çankırı’ya. Selam olsun ülkesine, bayrağını ve atasını sevenlere. Değerli Çankırılılar, biraz önce dedim. Çankırı’da son seçim bin 100 tane oy aldık. Bugüne kadar biz buranın belediyesini hiç kazanamadık. Ama dönüp de Çankırı’ya küsmedik, sırtımızı dönmedik, onu küçük görmedik. Sadece şunu dedik: ‘Bir kusur varsa bizdedir. Bir hata varsa bizdedir. Eksiklik varsa bizdedir.’ Şimdi emeği gören, emekçinin sesini duyan, emeklinin derdiyle dertlenen, hem mahkemedeki adaletsizliğe, hem gelir ve vergideki adaletsizliğe karşı çıkan, bütün haksızlıklara isyan eden, Kartalkaya’daki yangını da cüzdandaki ve mutfaktaki yangını da yüreğinde hisseden Çankırı’nın güzel insanına selam olsun.” “SEÇİLENLERE SEÇENDEN ÖTÜRÜ SAYGI GÖSTERİYORUZ” “Burada hiç belediye kazanmadık. Son milletvekilimiz Nuri Çelik Yazıcıoğlu’ydu. Allah gani gani rahmet eylesin. 50 yıldır vekilimiz yok burada bizim. Elbette hemşerileriniz var. Geçtiğimiz dönemlerde Kadir Gökmen Öğüt vardı. O da meydanda burada. Hemşeriniz Kadir Abi’ye bir alkış alalım. Ama bu meydana bakınca ben hem İl Başkanımız Galip Başkan’a, bütün ilçe başkanlarına, yöneticilere, yani baba evinin bacasını tüttürenlere bu meydan için teşekkür ediyorum. Önümüzdeki seçimde Çankırı’dan milletvekilimizi istiyorum artık. Tabii önceki rahmetli vekilimizi anmışken, il başkanımızla örgütümüze teşekkür etmişken birlikte çalıştığımız ve iki yıl önce kaybettiğimiz Fikret Başkan’ı da rahmetle anıyorum. Ailesine ve Cumhuriyet Halk Partisi ailesine saygılarımı sunuyorum. Biz buraya aday gösteriyoruz, milletvekilimiz seçilmiyor. Belediye seçimine giriyoruz, kazanamıyoruz. Ama seçilenlere seçenden ötürü saygı gösteriyoruz. ‘Millet onu seçti, ben tanımıyorum’ demiyoruz. ‘Millet onu seçti; darbe yapayım, hapse atılsın, hakaret edeyim, iftira edeyim’ demiyoruz. Demokrasi kazandığın seçimden sonra belli olmaz. Demokrat mısın, değil misin? O seçimi kaybettiğinde belli olur. İşte yıllarca iktidarda olup, hiç kaybetmeyip, bununla övünenler 31 Mart seçimlerinde tarihlerinde ilk kez ikinci parti olunca, 31 Mart seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi 47 yıl sonra birinci parti olunca, Türkiye’nin yüzde 65’ini kazanınca hazımsızlığa başladılar ve saldırmaya başladılar. Seçtiğimiz Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu’nu, 16 belediye başkanımızı, çok sayıda arkadaşımızı iftiralarla aldılar, gözaltı yaptılar, tutukladılar, hapislere koydular. Buradan Çankırı’nın güzel insanlarının vicdanına seslenerek, ki beni demin genç Yarenler karşıladı. Yaren meclisinin vicdanına seslenerek söylüyorum. Tayyip Erdoğan’ı yenmek suç değildir. Seçim kazanmak suç değildir. İktidar olmak istemek suç değildir. Bu ülke padişahlık değildir. Bu ülkede birilerinin dediği değil, milletin dediği olur. Son seçimlere ikinci kez bu kentin belediye başkanı seçtiği İbrahim Hakkı Esenbey’i, AK Parti’den Grup Başkanvekili Sayın Akbaşoğlu’nu, MHP’den Milletvekili Pelin Yılık hanımefendiyi sizler seçtiniz. Göreve geldiler. Onlara görevlerinde başarılar diliyorum. Demokrasi, seçilenin yönetmesidir. Onları seçen Karabük’e de Çankırı’ya da bundan sonraki seçimde karar değiştirip bizi seçerlerse saygı duyarız. Seçmezlerse yine saygı duyuyoruz. Demokrasi, kendin kazandığında övündüğün, kaybettiğinde hiçe saydığın bir yönetim biçimi asla olamaz.” “ÇANKIRI’NIN SORUNLARINI ÇÖZEN DE YOK, SÖYLEYEN DE” “Elbette belediye başkanı seçildi, iki partiden birer milletvekili var. Ancak bu şartlarda Çankırı’nın önemli bir sorunu var. O da şu: Sorunlarını çözen de yok, söyleyen de yok. Bir taraf AK Parti, bir taraf MHP olunca sorunlar birikiyor. Ama söyleyen de olmuyor. Örneğin Çankırı’nın en büyük sorunu küçülmek, göç vermek. Bakın Adalet ve Kalkınma Partisi ilk geldiğinde 270 bin olan Çankırı nüfusu, şu anda 196 bine düştü. Yani Türkiye 60 milyondan 86 milyona giderken ve yüzde 30’dan çok büyürken; burada, Çankırı’da yüzde 27’lik bir küçülme var. AK Parti geldiğinde Çankırı’da olan beş kişiden biri artık yok. Çankırı’nın nüfusu yüzde 27 azalmış. Peki neden azalmış? Hiç düşünen var mı? Hiç düşünmeye gerek yok. Sen Çankırı’nın öncelikle Makine ve Kimya Enstitüsü’nü kapatırsan, fabrikalarını kapatırsan, ilçelere açılan yüksek okullarını kapatırsan, cezaevini kapatırsan, huzurevini kapatırsan Çankırı’yı göçe zorlarsın. Çankırı’yı güçlendirecek yatırımları yapmadan sadece kapatarak, Çankırı’ya yatırım getirecek imkanları yaratmayarak, bırak yatırımı kendisi gelmek için yol kullanılacak, bağlantı yollarını, çevre yollarını 15 yıldır yapmayarak burada Çankırı’yı bir başına, çaresiz bıraktılar. Çankırı’nın çiftçisi, AK Parti geldiği gün bir kilogram buğday sattığında 6 litre mazot alıyordu. Bunu bütün çiftçiler biliyor, bütün çiftçi büyüklerim biliyor. Oysa bugün bir litre mazot almak için bir kilogram buğday satmak gerekiyor. Yani bir kilograma 6 litreden, bir kilograma bir litreye gelinmiş durumda. Bunun için biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak söz veriyoruz. İktidarımızda Çankırı’nın çiftçisi Gazi’nin dediği gibi yeniden olacak milletin efendisi.” “ARADA RANT YOK, İYİ VE HALKI SEVEN YÖNETİM VAR” “AK Parti, 24 yıldır iktidarda. Türkiye’yi nereden nereye getirdi. Bakın yoksullukta Avrupa birincisi. İşsizlikte Avrupa birincisi. Gelir ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisi. Yüksek faizde Avrupa birincisi. Yoksullukta Avrupa birincisi. Yani beş alanda birden birinci. Beş altın madalyası yok. AK Parti’nin kara düzeninin beş tane utanç madalyası var boynunda. Bakın geçtiğimiz hafta Edirne’deydim, serhat şehrindeydim, sınır kentindeydim. Edirneliler her hafta Yunanistan’a geçip oradan alışveriş yapıyorlar. Türkiye’de etin kilosu bin lira, Yunanistan’da 500 lira. Yani bir arabaya ya da biri otobüse doluşup karşıya geçip alışverişi oradan yapıp geliyor. Bin liralık eti Yunanistan’da 500 liraya alıyor. Bizde asgari ücret 500 Euro ama Yunanistan’da bin 400 Euro. Bizim üç katımız asgari ücret alıp yarı fiyatımıza et yiyebiliyorlar. Ben dün kendi memleketinde, Manisa’daydım. Burada da resimlerini açmışsınız, Allah razı olsun. Ferdi Zeyrek kardeşimin, Gülşah Durbay kardeşimi, evlatlarımızı kaybettiğimiz memleketimdeydim. Ferdi Başkan’ın Manisa’ya kazandırdığı ilk iş, halk mandıra açmaktı. Halk mandıraya uğradım. Fiyatları kontrol ettim. Sonra çıktım, oradaki açılışta söyledim ve herkes onayladı. Şimdi Çankırı kulağını açıp da dinlesin. Hani diyoruz ya ‘Türkiye’de et bin lira, Yunanistan’da 500 lira.’ Şimdi bunu dinleyin: Bugün Çankırı’da kasapta 950 lira, bin lira olan et Manisa’da Ferdi Zeyrek’in açtığı halk mandırada 550 lira. Bugün piyasada, Çankırı’da 600 lira olan kaşar peyniri, Manisa’da şu anda herkese satılıyor 230 liraya. Siyah zeytin, emsal siyah zeytin dışarıda 280 lira, halk mandırada 140 lira. Dört kap sıcak yemek lokantada 250 lira, kent lokantasında sadece 50 lira. Arada ne var? Arada rant yok. Arada ne var? İyi yönetim var. Halkı seven yönetim var. Buradan açıkça ifade ediyorum. Çankırı eti bin liraya değil; önce 500 liraya, sonra 300 liraya yemek istiyorsa çare bu iktidarı değiştirmektedir. Halk mandıralarını kuran Cumhuriyet Halk Partisi’ni, halkın partisini iktidara getirmektir.” “İNANMAYAN O GÜNKÜ RAKAMLARA BAKSIN” “Bugün Çankırı’da emekliler, emekli maaşının kaç para olacağını bekliyorlar. En düşük emekli maaşı 20 bin liranın altında olacak. 19 bin 800 lira civarında. Bu bir sefalet ücretidir. Buradan Çankırı’nın AK Partili, MHP’li emeklilerine söylüyorum. AK Parti geldiğinde en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı 1,5 çeyrek altın alıyor. Emekli maaşını 22 bin lira yapsalar ancak 2 çeyrek altın alacak. AK Parti’den önce 8 çeyrek, AK Parti gelmiş; 2 çeyrek. Bu AK Parti’nin kara düzenidir, bu haksızlıktır. Bu, yıllarca çalışılan, alın teri dökülen, dirsek çürütülen, göz nuru harcanan ve devletin ‘Yeter, sen çalışma. Bugüne kadar sen bize baktın, şimdi çalışanlar sana bakacak’ dediği emekliye haksızlıktır, vefasızlıktır ve vicdansızlıktır. Buradan bütün emeklilere sesleniyorum. Bu iktidar sizi bitirmiştir. Bu iktidarı bitirme vakti şimdi size gelmiştir. Meydandaki emeklileri görebilir miyim, el kaldırsınlar. Neredeyse Türkiye’deki en yüksek oran. En düşük emekli maaşı alanlar 16 bin 700 lira alanlar bir el kaldırsın. Neredeyse meydanın yüzde 75’i emekli, emeklinin de yüzde 75’i en düşük emekli maaşını alıyor. Bu katlanılabilecek bir durum değil. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak; bu asgari ücrete de, bu en düşük emekli maaşına da sonuna kadar itiraz ediyoruz. Ve biz ne yapacağız onu söylüyorum. Biz iktidar olduğumuzda, bugünkü şartlarda en düşük emekli maaşı bir asgari ücret olacak. Önce bir asgari ücret. Kimse şaşırmasın, olmadık bir şey söylemiyorum. AK Parti’nin geldiği gün en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. İnanmayan dönsün, o günkü rakamlara baksın. Bugün en düşük emekli maaşı asgari ücretin yüzde 60’ına getirildi. Bu yüzden en düşük emekli maaşı bir asgari ücret olacak. Peki asgari ücret ne olacak? Hiç şüphe yok, bugünkü gibi açıklandığı gün, ki bu tarihte ilk kez oluyor, asgari ücret açlık sınırının altında açıklanmıştır. Açlık sınırı 30 bin liranın üzerindedir, 28 bin lira asgari ücret açıklanmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bugünkü şartlarda, bugün olsa asgari ücret 39 bin lira olacak. Söz veriyoruz.” “ADALETSİZ VERGİ DÜZENİNİ DEĞİŞTİRECEĞİZ” “Ayrıca adaletsiz vergi düzenini değiştireceğiz. Bunlar gibi vergiyi tabana değil, tavana yayacağız. Çok kazanandan çok, az kazanandan az alacağız. Bu meydan gibi hiç kazanamayanlardan hiç vergi almayacağız. Bakın bugün Türkiye, dünyanın en acımasız vergi sistemini uygulamaktadır. Bugün 100 liralık verginin 65 lirası en az dolaylı vergilerden, yani zengin - fakir ayırmayan, yani fabrikatörden de kapısındaki bekçiden de aynı vergiyi alan dolaylı vergilerle dönmektedir. Elektriğe, suya, telefona, yoğurda, pirince, zeytinyağına, çocuk bezine, multi milyarder de en gariban da aynı vergiyi ödemektedir. Bunun üstüne vergilerin geri kalan yüzde 23’ü gelir vergisinden, yani hepinizin - hepimizin daha eline almadan maaşlarından kesilen gelir vergisinden alınmaktadır. Geriye yüzde 11, yani çok kazanan üreticiden, çok kazanan ihracatçıdan, zenginden, holdingden, anonim şirketlerden aldıkları vergi yüzde 11’dir. Yoksuldan yüzde 89 vergi alan, zenginden yüzde 11 vergi alan AK Parti’nin kara düzeni gidecektir, gidecektir, gidecektir. Buradan Çankırı’dan sesleniyorum. Bir devri kapatmaya, yeni bir devri başlatmaya geliyoruz. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak. Vatan evlatlarının.” “YOKSULLUĞU YENMEYE GELİYORUZ” “Tayyip Bey, yılın ilk gününde eksi 4 derece sıcaklıkta, karın altında Çankırı’da müzenin önündeki meydandayım. Meydan tıklım tıklım. Biz buradayız. Sıcak salonların adamı Erdoğan sen neredesin? Sen neredesin? Biz buradayız, millet için buradayız, yoksul için buradayız, emekli için, çalışan için buradayız. Gençlerin gelecek umudu için buradayız. Sıcak salonlardan çık, çık karşımıza. Erken seçim istiyoruz. İktidar istiyoruz. Adalet istiyoruz. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak iktidara geldiğimizde herkesin insanca yaşayabileceği bir maaş almasını, eğer işi yoksa temel vatandaşlık maaşıyla eve giderken kimsenin eli boş gitmemesini, kasabın - manavın arka sokağından dolaşmasını, borcunu borçla kapatmamasını, kredi kartını öbüründen çekerek ceza gibi biriken borçlardan artık bunalmamasını, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşlarının onurlu birer temel vatandaşlık geliri almasını savunuyoruz. Çankırı, bu müjdeyi buradan Türkiye’ye haykırıyorum. Biz bu ülkede kardeşlik ve huzur olsun istiyoruz. Kavga değil, milletin sorunları çözülsün istiyoruz. Ama ne yazık ki AK Parti yönetimi bunu istemiyor. O gerginlik istiyor ki, yoksulluk konuşulmasın. O kavga istiyor ki, işsizlik konuşulmasın. O kutuplaşma istiyor ki, bu millet kucaklaşmasın, hep birlikte kurtuluşu aramasın. Bunun için 2026 yılının ilk mitinginde, Anadolu’nun bağrında ve bu Yarenler diyarında Yarenler Divanı’ndan bütün Türkiye’ye diyorum ki; Tayyip Erdoğan’ın kutuplaştırmasına inat kucaklaşma, düşmanlaştırmasına inat kardeşliğe, AK Parti’nin, MHP’nin seçmeni ile muhalefetin seçmeni omuz omuza vermeye, yoksulluğu yenmeye geliyoruz. Yoksulluğu yenmeye.” “BİZ ANTİ EMPERYALİSTLERİN PARTİSİYİZ” “Yüzde 17,5 enflasyon hedefi ile yola çıkıp yüzde 30 enflasyonla yılı bitirenlere soruyorum. Bu yıl ne oldu? Savaşa mı girdik, ekonomiyi allak bullak edecek afet mi oldu? Ne oldu da bu yıl yüzde 15 enflasyon deyip, yüzde 17 enflasyon deyip, yüzde 30’a çıktı? Hedefin iki katına çıktı. Farkı bu milletin cebinden çıktı. Size söyleyeyim ne olduğunu. Bu ülkede maalesef 19 Mart’ta bir sivil darbe oldu. Ülkeyi seçimle kazanamayacağını görenler, geleceğin iktidarına darbe yapmaya, geleceğin Cumhurbaşkanına darbe yapmaya, Ekrem İmamoğlu’na darbe yapmaya kalkıştılar. İşte bütün kriz de buradan çıktı. Karşımızda darbe kendisine yapılınca ‘Koşun, yardım edin’ deyip, sonra sıkışınca rakibine darbe yapanlar var. Değerli Çankırılılar, bugün dünyanın öbür ucunda bir ülkede Venezuela’da ülkenin liderine ve eşine Amerika Birleşik Devletleri tarafından bir operasyon yapıldı ve ülke dışına kaçırıldı. Buradan açıkça söylüyorum. Maduro seçimleri adil, güvenli yapmadığında, muhalefetin itirazlarına kulak kabartmadığında, Maduro yanlış yapıyordu. O günlerde Erdoğan ‘Kardeşim Maduro’ diyordu. ‘Dostum Maduro’ diyordu. Bugün Erdoğan’ın her lafı yiyip sustuğu, randevu almak için Boeingler verdiği, randevu almak için kıymetli toprak elementlerimizi feda ettiği, randevu almak için oğluna Amerikan malına vergi indirimi, Çin malına vergi bindirimi teklif ettiği Erdoğan, Trump’ın Venezuela’ya darbesine, Maduro’yu alıp da ülkesinden kaçırmasına tek kelime edememiştir. Buradan herkes görsün ki; Erdoğan Maduro yanlış yaparken de, yanlışa ‘yanlış’ diyememiştir. Bugün yanlış Venezuela’ya yapıldığında, bugün Amerika birleşmiş milletler sistemini alt üst ettiğinde, bugün Amerika 400 yıl önce Vestfalya Antlaşması’dan beri ülkeler birbirinin sınırlarına saygılı olacak, iç işlerine karışmayacak, ulusal egemenliklerini tanıyacak, uluslararası hukuk dışında hiçbir ülke diğerine karışmayacak diye 400 yıllık kaideyi Trump ayaklarının altına alırken, Erdoğan korkusundan bir kelime edememektedir. Bir danışmanı tweet atmış, tweetini sildirdiler. Buradan Erdoğan’a bir kez daha sesleniyorum: Sen Trump’tan korkan, meşruiyeti onun Oval Ofisi’nde arayan, doğruya ‘doğru’ demeyen, sıkışınca tükürdüğünü yalayan ve cesareti olmayan bir siyasetin insanısın. Biz; Altıncı Filo’yu denize dökenlerin, Kıbrıs işgalinde hepsine kafa tutanların, biz; geldiklerinde birileri kırmızı halı sererken düşman donanmasına bakıp ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyen anti emperyalistlerin partisiyiz. Buradan açıkça söylüyorum. Trump’a sığınanlara açıkça söylüyorum. Modern dünyanın bir parçası olmadan, haksızlıklara susarak, sadece göz yumarak Trump‘tan, Amerika’dan, İsrail’den korkarak iktidarda kalacaksan, olmaz olsun öyle iktidarınız. Eğer sizi orada oturtursak bize de yazıklar olsun. Bize de yazıklar olsun. Buradan Çankırı’dan, Anadolu’nun kalbinden dünyaya sesleniyorum: Trump’ın düzeni, dünya düzeni olamaz. Ya bu çılgınlığa direnilecek ya da bu Trump teker teker bütün dünyanın tepesine binecek. Burada, Anadolu’da Trump’ın tepesine bineceği bir Cumhuriyet yoktur. Çünkü bu Cumhuriyet kanla, mücadeleyle kurulmuştur. Ne Trump’tan ne Amerika’dan korkumuz yoktur. Korkanlara yazıklar olsun.” “GÜYA KALENDİ ÇANKIRI, ‘İSTİFA’ DİYE İNLİYOR MEYDAN” “Değerli Çankırılılar eksi dört derecede, bu kalabalıkta sözü çok uzatmadan son olarak şunu söyleyeceğim: Çankırılıların vicdanına sesleniyorum. AK Parti’yi eleştirenlerin hapse atılması doğru mu? AK Parti’ye karşı seçim kazanmak suç mu? Bakın bir iddianame çıktı ve tel tel dökülüyor, bomboş. Bütün bir yaz boyunca attıkları, TRT’den, A Haber’den, TGRT’den attırdıkları bütün yalanlar boş çıktı, fos çıktı. Yazın öyle dünya kadar yalan yazılırken, biz diyorduk ki ‘Getirin iddianameyi. Yargılanmak için değil, yargılamak için o iddianameyi bekliyoruz.’ Şimdi iddianame çıktı, arkasında duran yok. Tayyip Bey yaz boyu arkadaşlarımıza ‘Hırsız’ dedi, ‘Yolsuz’ dedi, ‘İddianame çıksın, insan içine çıkamayacaklar’ dedi. 3 Ocak günü Çankırı’da eksi dört derecede insan içindeyim Tayyip Bey. Bakın ‘Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar’ dedi. Son seçimde bin oy aldığımız memlekette on binlerle yüz yüzeyim. ‘Ailelerinin bile gözüne bakamayacaklar’ dedi, Tayyip Bey senin gözüne bakarak söylüyorum ki savcına güveniyorsan çık karşıma, TRT’den canlı yayınla. Hodri meydan. Nasıl olacak Tayyip Bey? Güya kalendi Çankırı. Kalende ‘İstifa’ diye inliyor memleket. Nerede adalet? Nerede cesaret? Haydi Tayyip Bey çık karşıma, getir sandığı. Görsün millet.” “CENAZE EVİNE SALDIRANI BU MİLLET GÖRÜYOR” “Dünyanın her yeri yangın yeri iken biz bu ülkede yan yana, hep beraber ve güçlü olmalıyız. İçeride kavgayı bitirmeli, insanlarımızı yoksulluktan kurtarmalıyız. Bunun yolu kutuplaşma yerine kucaklaşmaktır. Bakın yılbaşında bütün partilerin liderlerini aradım. Geçen yıl Tayyip Bey’i de aramıştım. Kazandığım seçimden sonra her bayram aramıştım. Ama bu sene 18 lideri aradım, bir tek onu aramadım. Çünkü biz yıllarca ‘İyilik’ dedikçe, ‘Kardeşlik’ dedikçe, ‘Bu ülkenin birliği’ dedikçe; biz evladımız Gülşahımızı defnederken kabir başındayken elinde mikrofon bize saldırıyordu. İyilikten anlamayan, yastan anlamayan… Devlet Bey 90 gün hasta yattı, 90 gün ağzımızı açıp laf etmedik. Hastaya ilişmeyiz, yas evine ilişmeyiz. Mateme saygı duyarız. Ama bu memleketin evladı olup da cenaze evine saldıranı, yas evine saldıranı, iyi günde - kötü günde birlikte olmayanı bu millet görüyor. Ama bir yandan o istiyor diye geçen sene Cumhuriyet Halk Partisi seçimlerden birinci parti çıkınca ‘Gelin bu ülkede normalini yapalım, şehit cenazesinde el uzatmamak ne? Bizim Manisa’da AK Parti’nin mahalle başkanı ile CHP’nin mahalle başkanı cenazesini de birlikte kaldırıyor, düğününü de birlikte yapıyor’ demiştik. Bu millet tarafından takdir gördü ama Tayyip Bey tarafından tepki gördü. ‘Oylarımız düşüyor’ diye kavgaya sarıldı. Şimdi 2026 yılının ilk mitinginde açıkça söylüyorum. 2026 yılı, yeni bir siyasetin miladı olacak. Bunun için üzerimize ne düşüyorsa yapacağız. Başta muhalefet partileri. Her birisiyle el ele, omuz omuza, dayanışma içinde bu ceberrut, halden anlamayan, sadece kendini düşünen iktidarı değiştirmek için tüm muhalefetle kol kola, omuz omuza olacağız. Yetmez, Tayyip Bey istemiyor diye AK Partiliye düşman olacak değiliz. AK Parti’nin, MHP’nin seçmenleri ile de kucaklaşacağız. Tayyip Bey’e rağmen MHP ile de AK Parti’nin seçmenleri ile de en iyi diyalogları kuracağız. Onlara yoksulluktan birlikte kurtulmanın, işsizlikten birlikte kurtulmanın yollarını, çarelerini anlatacağız. Tayyip Bey istiyor diye, o hep iktidarda kalsın diye bu millet kavga edemez. Diyorlar ki ‘Ne olacak?’ Şu olacak: Tayyip Bey’e rağmen bu millet kucaklaşacak, bu millet iktidara yürüyecek. Biz kavga etmeye değil; bu ülkeyi iyileştirmeye, onarmaya, güçlendirmeye geliyoruz.” “2026, KİMSENİN KAYBETTİĞİ BİR YIL OLMAYACAK” “Bu memlekette onlar kavgayı büyüttükçe ekmek küçüldü. Biz birbirimize düşersek hepimizin sofrasından ekmek eksiliyor. Biz eksikleri tamam etmeye geliyoruz. Bu ülkede kavgadan iktidar çıkarmak isteyenlere, kavgayla iktidar sürdürmek isteyenlere inat biz barıştan refah, refahtan huzur, huzurdan hep birlikte kalkınma çıkaracağız. 2026 yılı, kimsenin kaybetmediği bir yıl olacak. Biz seçimi kazandığımızda kimse kendini kaybetmiş hissetmeyecek. Her görüşten bütün vatandaşlarımızı kucaklayacağız. Buradan bir kez daha açıkça söylüyorum ki kutuplaşma Tayyip Erdoğan’ın talebidir, bizim değil. Kavga onun hesabına gelir, bizim değil. Elbette onun zulmüne boyun eğecek değiliz. Ona boyun eğmek yerine, başımı vermeyi göze alırım. Ona baş eğecek değiliz. Baş eğmek yerine baş veririz. Ama o istiyor diye milletle aramıza mesafe koyamayız. Bunun için Tayyip Bey’e karşı bir adım geri atmadan, ki atarsak bu milleti 100 yıl geriye götürecek. Tayyip Bey’e karşı bir kelime eksik konuşmadan, ki konuşursak bu milleti susturacak. Tayyip Bey’e karşı bir santim eğilmeden, ki eğilirsek bu millete diz çöktürecek. Ama o istiyor diye de kavga etmeden. Geçmişte ona oy vermiş, şimdi yokluk, yoksulluk çeken, işsiz kalmış, sıkıntıya düşmüş milyonlarla ona rağmen kucaklaşacağız. Bu yolda ben en çok size güveniyorum. Benimle birlikte bu yolculuğa var mısınız? Kapı kapı gezmeye, partinin programını anlatmaya, seçim vaatlerini anlatmaya var mısınız? Ekrem Başkan içeride. Onun yerine Cumhurbaşkanı adaylığına var mısınız? Birlikte miyiz? Birlikte yürüyecek miyiz? Haydi o zaman Çankırı, haydi o zaman Anadolu, haydi güzel memleketim. Hep beraber yürüyelim. Yürüyelim arkadaşlar.”

2025’in dönüm noktaları Osmangazi’de konuşuldu Haber

2025’in dönüm noktaları Osmangazi’de konuşuldu

Osmangazi Belediyesi’nin düzenlediği ‘Medya Buluşmaları’ programında deneyimli gazeteciler Tayfun Çavuşoğlu ile Necati Kartal, geride bırakılmaya hazırlanan 2025’in yerel ve ulusal gündemlerine ilişkin dikkat çeken noktalara parmak bastı. Toplumsal farkındalığı artırma amacıyla pek çok projeye imza atan Osmangazi Belediyesi, Gençlik ve Girişimcilik Merkezi’nde Medya Buluşmaları çerçevesinde 2025’te yerel ve ulusal gündemlerin öne çıkan detayları ile dönüm noktalarını baz alan önemli bir söyleşi gerçekleştirdi. Sevda Kurul’un moderatörlüğünü üstlendiği söyleşide Bursa medyasının deneyimli iki usta kalemi Tayfun Çavuşoğlu ve Necati Kartal, çarpıcı ayrıntıları değerlendirdi. “Bursa’nın En Önemli Olayı Arap Şükrü Sokağı’nda Yapılan Yeni Düzenleme” Bursa gündeminin ana başlıklarına değinen Tayfun Çavuşoğlu, 2025’in kent özelinde en önemli detayının Bursaspor’un şampiyonluğu olduğunu dile getirdi. Yerel yönetimler açısından bakıldığında en dikkat çeken noktanın Arap Şükrü Sokağı’ndaki değişim olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, “Arap Şükrü Sokağı, tarihi niteliklere sahip bir bölge olmakla beraber, sonradan yapılan sundurma benzeri camekanlı yapılarla bir metrelik dar geçit haline dönüşmüştü. Osmangazi Belediyesi’nin burada yapmış olduğu çalışmayı çok değerli buluyorum. Turistik açıdan bölge tarihi niteliğine kavuşurken, güvenlik açısından da gereği yapılmış oldu. Bir diğer önemli hadise de Hanlar Bölgesi’nde yapılan çalışmaların son şeklini almış olması. Eski Bursa ile yeni Bursa kucaklaşmış oldu. Son olarak yapılan otoparklar ve çevre düzenlemeleriyle beraber orada çalışmaların tamamlanması çok önemli.” diye konuştu. Ayrıca basının en karanlık dönemlerinden birini yaşadığını da belirten Çavuşoğlu, basının cendere içinde görev yapmaya çalıştığını kaydetti. “Üretmeyen Bir Türkiye’ye Doğru Gidiyoruz” Ekonomik açıdan Türkiye’yi 2026 yılında zorlu bir dönemin beklediğine işaret eden Kartal ise şunları söyledi: “Türkiye’de iktidarın sürekli oy kaybettiğini, muhalefetin güçlendiğini görüyoruz ama yakın zamanda bir seçim göremiyoruz. Ekonomik olarak da Mehmet Şimşek’in uygulamış olduğu talebi kısacağız ve bu şekilde enflasyonu düşüreceğiz üzerine kurulu ekonomi politikası neredeyse iflas etmiş vaziyette. Çünkü talebi durduracağız derken 30 milyon insanı yoksullaştırdılar. Türkiye’de belki de ilk kez açlık sınırının altında asgari ücret görüyoruz. Dün Ankara Sanayi Odası Başkanı çok önemli bir açıklama yaptı ‘90’lı yıllardan beri ilk kez Türkiye’de sanayinin, gayri safi milli hasıla içerisindeki payı 38 iken, yüzde 19.8’lere düştü’ diye. Yani üretmeyen bir Türkiye’ye doğru gidiyoruz, yarı yarıya azalmış. Dolayısıyla ben ekonomik olarak iyi görmüyorum.” Konuşmaların ardından Osmangazi Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Süleyman Çavlı, günün anısına gazeteciler Tayfun Çavuşoğlu ile Necati Kartal’a teşekkür hediyesi takdiminde bulundu.

CHP Bursa'dan 'asgari' tepki! Yere batsın böyle düzen! Haber

CHP Bursa'dan 'asgari' tepki! Yere batsın böyle düzen!

CHP Bursa İl Başkanlığı, Kent Meydanı'nda düzenlediği basın açıklamasıyla asgari ücretle ilgili hükümete tepki gösterdi. İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, düşük ücretlerin halkı açlığa mahkûm ettiğini söyleyerek, hükümeti eleştirdi. Adalet ve eşitlik çağrısı yapan Başkan Yeşiltaş, "Yere batsın böyle düzen" dedi. Adiviye ELBAŞ - gazeteabc / BURSA (İGFA) - CHP Bursa İl Başkanlığı tarafından Kent Meydanı'nda ‘Asgari Ücret Tepkisi’ konulu basın açıklaması düzenlendi. CHP Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, 24 Aralık’ta sadece asgari ücretin açıklanışını değil, iktidarın, bu ülkenin insanı için artık zerre kadar insafının kalmadığını izlediklerini belirterek, "İşçinin masada olmadığı göstermelik bir pazarlıkla, milyonlarca işçiyi, milyonlarca emekçiyi ve milyonlarca aileyi açlığa mahkum ettiler. Kimsenin güvenmediği TÜİK bile, yüzde 31 enflasyon gösterirken, bu oranın altında zam yapıp, hiç utanmadan, hiç sıkılmadan “emekçiyi enflasyona ezdirmedik” dediler. Açlık sınırının 30 bin lirayı geçtiği bir ülkede, Bu halka, 28 Bin lira parayı, Bu onurlu halka, açlığı reva gördüler. Yere batsın böyle düzen" diye konuştu. “Bu hükümet asgari ücretin bir yoksullukla mücadele aracı olduğunu hatırlasın" diyen Başkan Yeşiltaş, şunları kaydetti: "Normal bir düzende, halkın emeğini kimse sömürmesin diye hükümet piyasayamüdahale eder, asgari bir ücret belirler ve halkının yanında olur! Asgari ücretin anlamı budur. Ama bu ülkede halkın emeği, zengin daha zenginleşsin diye bizzat hükümet eliyle sömürülüyor. Bu ülkede, Kriz varsa yükü işçi çekiyor, büyüme varsa payı zengin alıyor. Vergiyi yoksul ödüyor, yoksulun vergisi zengine gidiyor. Bir avuç sermaye sahibi ve saray etrafında öbeklenen bir avuç azınlık, şatafat içinde yaşasın diye, milyonlarca insan açlığa mahkum ediliyor. Bu hükümetin halkla olan bağı tamamen kopmuştur. Halka bağı kalsa bütçe görüşmelerinde sırasında “Asgari ücretli sayısı abartılıyor” demezlerdi Gerçek şudur: Bu ülkede çalışanların yarısı asgari ücretle çalışıyor. Diğerleri de onun biraz üzerinde maaş alıyor. Asgari ücretin iki katından daha yüksek bir maaşla çalışanların oranı sadece yüzde 12. Bu ülkedeki maaşların tamamı neredeyse asgari ücrete göre hesaplanıyor" Bir yıl boyunca geçerli olacak bu ücretin maalesef durdurulamayan enflasyon karşısında hızla eriyeceğini ifade eden Başkan Yeşiltaş, "Halkımız her ay daha büyük bir karanlığa sürüklenecek. İnanın bu ülkenin insanları, bu ülkenin emekçi halkı bu karanlığı haketmiyor. Bir kez daha açıkça görülmüştür ki, ülkedeki adalet krizi her geçen gün daha da büyümektedir. Eksik olan adalettir. Sorun bu adaletiz düzenin sahipleridir. Bugün ülkenin her yanından adalet çığlıkları yükseliyor. Sadece mahkeme salonlarında değil. Evde, fabrikada, tarlada, okulda. Bütün ülke, adil bir yaşamın özlemini çekiyor, adil bir düzen istiyor. Kardeşlerim, bu düzeni yaratanlar değişmeden, tek bir emekçi, tek bir yurttaş nefes alamayacak. Yemin olsun bu düzeni de, Bu düzenin işbirlikçilerini de , ilk seçimde gönderip, Büyük usta Nazım’ın düşlediği “Gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan” bir ülkeyi, Ekmek, gül ve hürriyet günlerini hep birlikte kuracağız. Yemin olsun başaracağız. Mutlaka kazanacağız. Aydınlık yarınlarımıza selam olsun. Sağ olun! Var olun.” diye konuştu.

TÜED Uludağ'dan 'asgari' isyan: Emekli ekmek-soğana muhtaç! Haber

TÜED Uludağ'dan 'asgari' isyan: Emekli ekmek-soğana muhtaç!

Bursa'da TÜED Uludağ Şubesi Başkanı Kenan Pars, en düşük emekli maaşının 28 bin 75 TL’ye yükseltilen asgari ücrete eşitlenmesini isteyerek, “Milyonlarca emekli bugün ekmek-soğana muhtaç durumda” dedi. Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Uludağ Şubesi Başkanı Kenan Pars, en düşük emekli aylıklarının yetersizliğine dikkat çekerek, taban emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılması çağrısında bulundu. Pars, TÜRK-İŞ verilerine göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırının 29 bin 828 TL, yoksulluk sınırının ise 97 bin 159 TL’ye ulaştığını anımsatarak, asgari ücretin 28 bin 75 TL olarak belirlenmesine tepki gösterdi. Asgari ücretin asgari geçim için gereken ücret olduğunu vurgulayan Pars, "Emekliler de bu ülkede yaşamıyor mu? Halihazırda 16 bin 881 TL olan en düşük emekli maaşı, asgari ücretin çok altında. Aradaki fark 10 bin TL’yi aşmış durumda. Maaşlar, daha cebe girmeden eriyor” dedi. “EMEKLİLER GÜNDEMİN DIŞINDA BIRAKILIYOR” Yıl sonuna doğru kamuoyunun yalnızca asgari ücret tartışmalarına odaklandığını belirten Kenan Pars, milyonlarca emekli, dul ve yetimin ise yeterince gündeme gelmediğini ifade ederek, açlık ve yoksulluk sınırlarının yıl bitmeden daha da artacağını, emeklilerin büyük bölümünün açlık sınırının altında gelirle yaşam mücadelesi verdiğini ifade etti. Emeklilerin yaşadığı ekonomik sıkıntıların artık sürdürülemez hale geldiğini kaydeden Pars, “Bugün emekliler torunlarına bir şey alamıyor, bakkalın, marketin önünden geçemiyor. Emeklilerin yüzde 90’ından fazlası açlık sınırının altında maaş alıyor. Et ve balık bir yana, ekmek-soğana muhtaç bırakılmış durumdayız” diye konuştu. En düşük emekli maaşının asgari ücretin altında kalmasının insani açıdan kabul edilemez olduğunu ifade eden TÜED Uludağ Şube Başkanı Kenan Pars, “Biz sadaka istemiyoruz. İnsanca yaşam için adil bir gelir politikası istiyoruz. En azından taban emekli aylığı asgari ücret seviyesine sabitlenmeli. Seyyanen zam ve intibak taleplerimizi de yineliyoruz” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı’na ve milletvekillerine de seslenen Pars, "Emeklinin yüzü, hiç olmazsa yeni yılda gülsün. 2026, gerçek manada emekli yılı olsun. Yeni yılda milyonlarca emeklinin umutları yeniden yeşertilsin" dedi.

Edirne mitinginde seslenen Özgür Özel: “Darbeciler günü gelince kaçmak isterlerse Meriç’i sıkı tutun” Haber

Edirne mitinginde seslenen Özgür Özel: “Darbeciler günü gelince kaçmak isterlerse Meriç’i sıkı tutun”

CHP, "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" adını verdiği mitinglerinden 76'ncısını Edirne Saraçlar Caddesi'nde gerçekleştirdi. Özel, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında Edirne'de bir yıl içinde 2 bin FETÖ üyesinin yakalandığını hatırlattı. Özel, "Meriç'i sıkı koruyun. Darbeciler, zamanı geldiğinde Edirne'den kaçmak isterlerse Meriç'e ve Dedeağaç'a size emanet serhat şehri. Sınırı iyi koruyun" dedi. CHP lideri, Zekeriya Öz örneği vererek "Zekeriya Öz'ün kaçtığı gibi kaçmaya kalkarsa birisi, emanetimdir Edirne'nin sınırı Edirne'nin evlatlarına" diye konuştu. Özel, Selimiye Camii restorasyonunu eleştirerek sözlerine başladı. Restorasyon sürecinde yapılan başvuruların ardından işin durdurulduğunu, ardından tekrar başlatıldığını belirtti ve "Sen Koca Sinan'ın eserini koruyamıyorsun, bir de muhafazakar siyasetçiyim diyerek milletin duygularıyla oynuyorsun" dedi. CHP’nin Edirne mitingi | Özgür Özel: “Günü gelince kaçmak isterlerse Meriç’i sıkı tutun”Edirne’nin ekonomik durumu CHP lideri, Edirne’nin ekonomik verilerini vurguladı, kentin Türkiye sanayisinden aldığı payın binde 3, ihracattan aldığı payın ise binde 2 olduğunu söyledi. Özel, 100 milyon doların üzerinde ihracat yapan tek bir firma olmadığını ve ilk bin ihracatçı firma içinde Edirne’den bir firmanın yer almadığını açıkladı. Özel, Edirne’den devletin yıllık 26 milyar lira vergi topladığını ancak 10 milyar lira değerinde hizmet sunduğunu belirtti. Halkalı-Kapıkule hızlı tren projesinin 2024’te bitmesi beklenirken 2028’e ertelendiğini, Keşan-Enez yolunun 2,5 yılda 1,5 kilometre ilerlediğini ifade etti. Özel, AKP iktidarı döneminde satın alma gücündeki düşüşe dikkat çekti, emekli maaşlarının AKP öncesinde 8 çeyrek altın değerindeyken 1,5 çeyrek altın seviyesine indiğini, asgari ücretin ise 7 çeyrek altından 2 çeyrek altına gerilediğini dile getirdi. Edirne ciğeri üzerinden somut bir karşılaştırma yapan Özel, geçen yıl porsiyonun 240 lira olduğunu, bu yıl ise 400 liraya çıktığını belirtti. Özel, “Geçen yıl asgari ücretle 92 porsiyon ciğer alınırken bu yıl 55 porsiyon alınıyor. Bir yılda 37 porsiyon kayıp var” dedi. CHP’nin Edirne mitingi | Özgür Özel: “Günü gelince kaçmak isterlerse Meriç’i sıkı tutun”Yunanistan ve Bulgaristan karşılaştırması CHP Genel Başkanı, Bulgaristan’dan Türkiye’ye alışverişe gelindiğini ifade etti. Özel, Yunanistan’da dana kıymanın 350 lira, Türkiye’de 900 lira olduğunu söyledi. Bulgar Levası ile Türk Lirası arasındaki kur farkına dikkat çeken Özel, AKP iktidarının başında bir lira ile iki leva alınırken şimdi bir leva karşılığında 25 lira verildiğini belirtti. Özel, “Bulgaristan ülkesini, ekonomisini Türkiye’den 40 kat daha iyi yönetmiş” dedi. Seçim vaatleri Özel, iktidara gelirlerse en düşük emekli maaşının bir asgari ücret seviyesine çekileceğini, bugünkü parayla bunun 39 bin lira olacağını söyledi. Ayrıca çiftçilerin mazotu ÖTV ve KDV ödemeden alacağını, böylelikle fiyatın 55 liradan 33 liraya düşeceğini belirtti. Özel, çiftçilerin banka borçlarının faizlerinin silineceğini ve ana paranın üç ya da beş yıla bölüneceğini vaat etti. Vergi sisteminde değişiklik yapmayı planladıklarını vurgulayan Özel, dolaylı vergilerin oranının azaltılacağını, “çok kazanandan çok, az kazanandan az” vergi alacaklarını belirtti. Özel, “Adayımı yanımda, sandığın önünde istiyorum” kampanyasının 25,1 milyon imzaya ulaştığını duyurdu. Özel, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Cesaretin varsa çık karşımıza” diyerek meydan okudu. Mitinge CHP milletvekilleri ve parti yöneticilerinin yanı sıra Memleket Partisi’nden ayrılarak CHP’ye katılan Muharrem İnce, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu da katıldı.

CHP lideri Özgür Özel Edirne'den iktidara yüklendi: Salonların partisi değil, meydanların partisiyiz Haber

CHP lideri Özgür Özel Edirne'den iktidara yüklendi: Salonların partisi değil, meydanların partisiyiz

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Edirne’de düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde iktidarı sert sözlerle eleştirdi. Özel, “Bu kara düzeni sandıkta bitireceğiz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” dedi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Edirne’de gerçekleştirilen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde on binlere seslendi. Saraçlar Caddesi’ni dolduran kalabalığa hitap eden Özel, mitingin CHP’nin 76’ncı demokrasi buluşması olduğunu vurgulayarak, “Cumhuriyet’ten, sandıktan ve seçme-seçilme hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz” dedi. Edirne’nin tarihsel önemine dikkat çeken Özel, “Fatih’in, Mimar Sinan’ın, Selimiye’nin şehrindeyiz. Haksızlığa boyun eğmeyeceğiz. Beni seven, Ekrem Başkan’ı seven arkamızdan gelsin” ifadelerini kullandı. CHP’nin meydanlarda halkla siyaset yaptığını söyleyen Özel, “AK Parti artık salonların partisidir. CHP ise sokağın, milletin partisidir” diye konuştu. Konuşmasında Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın’ın çalışmalarını da anlatan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 20 ayda yapılan altyapı yatırımları, sosyal projeler ve borçların kapatılmasını örnek göstererek, “Bu kadar engellemeye rağmen Edirne’de sosyal belediyeciliğin en güzel örneği sergileniyor” dedi. Ekonomiye dair eleştirilerinde çiftçi, emekli ve asgari ücretlinin yaşadığı zorluklara dikkat çeken Özel, “Eskiden 1 kilo buğday 1 litre mazot alıyordu, bugün 6 kilo buğday satmadan 1 litre mazot alınamıyor. Emekli 8 çeyrek altından 1,5 çeyrek altına düştü. Bu düzen sürdürülemez” ifadelerini kullandı. Genel Başkanımız Özgür Özel: “Edirneliler, Meriç’i sıkı tutun. Bu darbeciler de günü gelince Edirne’den kaçmak isterlerse, Zekeriya Öz’ün kaçtığı gibi kaçmaya kalkarsa birisi, emanetimdir Edirne’nin sınırı Edirne’nin evlatlarına…” pic.twitter.com/kcXKsCpXGg — CHP ???????? (@herkesicinCHP) December 20, 2025 CHP iktidarında en düşük emekli maaşının asgari ücret seviyesine çıkarılacağını, mazotta ÖTV ve KDV’nin kaldırılacağını, vergi sisteminin adil hale getirileceğini belirten Özel, “Vergiyi tabana değil, tavana yayacağız” diyen Özel, “Çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınacak” sözleriyle meydandan alkış aldı. Mitingde, tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun mektubu CHP Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı tarafından okundu. İmamoğlu mektubunda, “Millet iradesinden üstün güç yoktur. Bu ülkeye adaleti ve demokrasiyi hep birlikte getireceğiz” mesajı verdi. Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın ise konuşmasında, “Edirne hazır, Edirne ayakta. Bu şehir millet iradesine sahip çıkmaya devam edecek” dedi. Miting, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganlarıyla sona erdi.

TÜRK-İŞ 'Çalışma Hukuku Buluşmaları' sempozyumunu düzenledi Haber

TÜRK-İŞ 'Çalışma Hukuku Buluşmaları' sempozyumunu düzenledi

TÜRK-İŞ Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen sempozyumda, çalışma hayatının güncel sorunları ve çözüm önerileri masaya yatırıldı. Genel Başkan Ergün Atalay, asgari ücret tespit sürecine ilişkin eleştirilerini kamuoyuyla paylaştı. TÜRK-İŞ’in düzenlediği “Çalışma Hukuku Buluşmaları – 2025/II” sempozyumu, çalışma hayatındaki güncel sorunları ve çözüm yollarını değerlendirmek üzere yoğun katılımla gerçekleşti. Sempozyuma TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay, Genel Başkan Yardımcıları Ramazan Ağar ve Eyüp Alemdar, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Beşir Fatih Doğan, ILO Türkiye Ofisi Direktörü Yasser Ahmed Hassan, TÜHİS Genel Sekreteri Dr. Mehmet Baş, bağlı sendikaların yöneticileri, uzmanlar ve öğrenciler katıldı. Açılış konuşmalarını Prof. Dr. Beşir Fatih Doğan, Yasser Ahmed Hassan ve TÜRK-İŞ Genel Başkanı Ergün Atalay yaptı. Genel Başkan Atalay, konuşmasında asgari ücret, taşeron işçilik, vergi adaletsizliği, örgütlenme sorunları, EYT, staj mağdurları, 696 sayılı KHK ile kadroya geçenlerin tayin hakkı ve emeklilerin ekonomik sıkıntıları gibi çalışma hayatının güncel meselelerine dikkat çekti. https://twitter.com/turkiskonf/status/2001608000478322993 Atalay ayrıca, TÜRK-İŞ’in Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantısına katılmama kararını kamuoyuyla paylaştı. Atalay, “Komisyonun yapısının adil olmadığını düşünüyoruz. Komisyon 5 hükümet, 5 işveren ve 5 işçi temsilcisinden oluşuyor ve kararlar oy çokluğuyla alınıyor. Yıllardır itiraz ettiğimiz zam oranları dikkate alınmadan uygulanıyor. Katılmayacağız ve bu konuyu kamuoyunun tartışmasına açtık. Hükümetten, sadece temsil sayısını değil, asgari ücret belirlenirken kullanılan kriterlerin de adil bir şekilde düzenlenmesini talep ediyoruz” ifadelerini kullandı. Sempozyum, çalışma hayatına ilişkin tartışmaların ve çözüm önerilerinin paylaşılmasıyla sona erdi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.